1. Merhaba, sitemize ÜCRETSİZ üye olarak yorumlar ile katkıda bulunabilir veya aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz. Ücretsiz üye olmak için tıklayın...
  2. Notu Gizle

Kadin Eşcinselliği

Konusu 'Cinsellik +18' forumundadır ve yaren_76 tarafından 22 Mart 2007 başlatılmıştır.

    22 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  1. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    28
    Ödül Puanları:
    348
    1) Tüm Hayvanların En Gay'leri!

    Bu Görsel Silinmiş veya Bulunamadı!

    Biz insanlar, seks hakkında türlü garip fikirleri olan varlıklar olarak kendimizi görmekteyiz.

    Bu düşünce; eşcinsellik, mastürbasyon, oral seks ve farklı anlamlardaki birleşme gibi kavramların yaygın olduğu hayvanlar dünyasını aydınlatan hayvan davranışı biliminin ışığında artık yıkılmaktadır.

    Bugüne değin eşcinsel davranış gösteren 500'ün üzerinde tür saptanmıştır.

    Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, eşcinselliğin "doğuştan" olduğu hipotezini doğrulamaktadır.

    Maymunlar, aralarındaki mücadeleleri çözmek için seksi kullanırlar; cinsellikle ilgili tabuları yoktur, yaş veya partner sayısını dert etmezler, yasak olan yalnızca anne ve oğul arasındaki birleşmedir.

    Görünüşe göre bonoboların (pigme şempaze de olarak bilinen bir Afrika maymunu) neredeyse tamamı biseksüeldir.



    Çılgınca çiftleşirler ve sık sık aldıkları zevki ifade etmek için çığlık atarlar, özellikle dişilerin %66'sı eşcinsel ilişkide bulunurlar (yukarıdaki fotoğrafta iki bonobo arasında gerçek lezbiyen ilişki görülmektedir).

    Japon makak sürülerinde, dişiler birbirlerine güçlü bağlarla bağlanmışlardır ve çiftleşme döneminde geçici lezbiyen çiftler oluştururlar.

    Birbirleri arasında çiftleşmeyi canlandırırlar ve aldıkları zevki göstermek için kıkırdarlar.

    Erkek makaklar da eşcinselce davranırlar, ancak bunu çiftler arasında yapmazlar, tek gecelik ilişkileri yeğlerler. (Erkek işte! :p )

    İnanılması güç de olsa, Amerikan bizonları arasında eşcinsel seks, heteroseksüel çiftleşmeden çok daha sıktır.

    Dişiler yalnızca kızışma dönemlerinde, yılda bir kez ilişkiye girerler, ancak boğalar, eşcinsel seksi bu süreçte gün içinde pek çok kez tekrarlarlar ve genç erkekler arasındaki çiftleşmelerin %55'ten fazlası erkek erkeğedir.

    Yunuslarda da eşcinsellik görülür.

    Şişeburunlu erkek yunuslar, önemli bir eşcinsel dönemi tecrübe eden en bilinen ve en yaygın türdür.

    Erkekler aralarında oral seks yaparlar: bir yunus burnuyla diğerinin penisini ovuşturur, ayrıca birbirlerinin vücutlarını sertleşmiş penislerine sürterler.

    Eşcinsel ilişki aynı zamanda zürafalar arasında da yaygındır ve üzerlerine çıkmadan önce çiftler bir saat boyunca şefkatle boyunlarını okşarlar.

    Erkek zürafaların %5'inin herhangi bir anda eşcinsel ilişkide bulunduğu gözlenmiştir.

    Kob antilopları, çiftleşme mevsiminde lezbiyen seksi saatte 2 kez (maşallah!) :) tecrübe ederler ve çiftleşme sırasındaki faaliyetlerinin %8'i eşcinseldir. Bir dişi, diğer dişinin arkasına yaklaşır önayağını kaldırarak çiftleşmeden önce ayakları arasındaki dişiye dokunur.

    Avustrulya siyah kuğuları arasındaki eşcinsel çiftler, tüm çiftlerin %25'ini oluşturur ve çiftler arasındaki eşcinsellik yıllar boyunca sürer. Bu sürede, erkekler yumurtlamaları için bir dişiyi sahiplenebilir ama müstakbel babalar, kuluçkaya yatan dişiyi kovalarlar. Bazen homoseksüel çiftler heteroseksüel çiftlerin yumurtalarını çalarlar ve onları yuvalarından uzaklaştırırlar.

    Morslar arasında eşcinselliğin gözlendiği bir dönem vardır. Erkekler 4 yaşına geldiklerinde cinsel olgunluğa erişirler ve o zamana dek, eşcinselliği aralarında tecrübe ederler. Daha yaşlı erkekler biseksüeldir, çiftleşme döneminde dişilerin üzerine çıkarlar ve yılın kalanında eşcinselliği tecrübe ederler. Vücutlarını birbirlerine sürterler, sarılırlar ve birlikte uyurlar.

    Gri balinalarda eşcinselliği tecrübe eden orjiler (toplu seks) erkekler arasında yaygındır: 5'e yakın partner kayma hareketleri yapar, çevrelerinde dolaşır, su sıçratır ve penislerini birbirlerine sürterler.

    Ancak bilim adamlarını asıl şaşkına çeviren Güney Amerika dağlarındaki olağanüstü renkli bir kuş olan Gine kaya horozudur. Erkeklerin neredeyse % 40'ı eşcinseldir ve çok az bir erkek grup dişilerle çiftleşir.
     
  2. 22 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  3. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    28
    Ödül Puanları:
    348
    2) Eşcinsellik Doğuştan


    Cinsel yönelimi belirleyen genlere dair çeşitli kanıtlar bulunmaktadır.

    Şimdiye kadar bulunmuş ve eşcinselliği belirleyen genlere göre, bilim insanları eşcinselliğin evrimsel sebepleri üzerine çeşitli hipotezler öne sürmekteler. "1990'larda bazı laboratuarlarda eşcinselliği belirleyen başlıca genlere dair kısa bir ilgi dalgası yükseldi," diyor bilim insanı William Rice.

    "İnsanları incelerken, seksüel fenotipler (fiziksel özellikler) ve özellikle eşcinsellik hakkında araştırma yapmakta son derece çekingen kalınıyor bana göre. Eğer insanlardaki eşcinselliği araştırmak üzre genetik bir kurum oluşturulursa, o zaman pek çok kişi bu merak uyandırıcı fenotipi daha nesnel değerlendirebilecektir."

    Elde edilen bulgular erkek eşcinselliğinin babadan çok anneden miras alındığına işaret etmektedir. Bu gen, varolmaktadır çünkü karşı cinsin üretkenlik şansı buna bağlı olarak artar.

    Son bilgiler eşcinsel erkeklerin kadın akrabalarının ortalamadan daha fazla üretebilme kapasitesine sahip olduklarını göstermektedir. Önceki araştırmalar ise bir erkeğin eşcinsel olma şansının, o kişi onlarla büyümemiş olsa bile, sahip olduğu erkek kardeşlerinin sayısına göre arttığını gösteriyor. Her erkek fetüsü annenin bağışıklığını artıran bir antigen üretmekte ve bu antigen beynin erkekleşmesinde rol oynuyor.

    Araştırmalar aynı zamanda homoseksüelliğin polimorfik (çokbiçimli) bir gen tarafından belirlendiğini gösteriyor. Bu gen, tek bir biçimden çok daha fazlasına sahip, bu nedenle eşcinselliğin kalıtımı son derece karmaşık bir durum. Bilim insanları eşcinselliği belirleyen polimorfik genlerden sorumlu etkenleri göstermek için pek çok sabit model geliştirdiler. "Biliyoruz ki meyve sineklerinde homoseksüelliğe (gay ya da lezbiyen) basit bir gen değişimi sebep olmaktadır, pek çok üretici ve nörolojik gen sinekler ve insanlarda paylaşılmaktadır, görünüşe göre insanlarda da eşcinselliği belirleyen başlıca genler vardır," diyor Rice.

    "Ancak, erkek eşcinsellikte doğum sırası etkisi (ikizlerde kimin büyük olduğunu belirleyen durum) ve ikiz eşcinsellerdeki uyumsuzluğa dair sağlam kanıtlarımız var. Bu da açıkça çevresel bir etki de olduğunu gösteriyor."

    İki ana genetik fenomen eşcinselliğin kalıtımını açıklayabilir: aşırıbaskınlık (overdominance: tam Türkçe'si bu olmayabilir) ve cinsel düşmanlık (sexual antagonism). Aşırıbaskınlık heteroseksüelliğe bağlı iki genin birleşiminden homoseksüelliği meydana getirir. Cinsel düşmanlık karakteri tek cinste avantajlıdır ama karşı cinste eşcinselliğe neden olabilir. Bu genler, insanlığın gen havuzunda varolmaktadır çünkü diğer cinse zarar vermektense, tek cinsle olmanın yararları daha ağır basmaktadır.

    Belirli gen tipleri (örneğin otosomal ya da cins-bağlantılı, çekinik ya da baskın) aşırıbaskınlık ve cinsel düşmanlığı çeşitli koşullar altında belirlerler. "Bana kalırsa şu anda bu modellerden hangisinin daha olası olduğuna karar vermek için çok erken. Fakat, cinsel düşmanlığın meyve sineklerindeki bolluğuna bakacak olursak, cinsel düşmanlığın varyasyonu eşcinselliğe giden polimorfizmi açıklamaya en güçlü aday," diyor Rice.
     
  4. 22 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  5. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    28
    Ödül Puanları:
    348
    3) Eşcinsellikle İlgili Terimler


    EŞCİNSEL: Kendi cinsinden olanlara duygusal, erotik ve cinsel yönelim içinde bulunan kadın veya erkek. Eşcinsel terimi, hem kadın eşcinseller hem de erkek eşcinseller için kullanılmakla birlikte günlük hayatta daha çok, erkek eşcinselleri anlatır.


    EŞCİNSELLİK: "Homosexuality" teriminin birebir çevirisidir. Zamanında bir tıp terimi olarak tanımlanmıştır. Kadın veya erkek, kişinin erotik, cinsel, duygusal açıdan kendi cinsine yönelik olma durumudur. Toplum genelinde ve bazı ruh sağlığı profesyonellerindeki kanının aksine eşcinsellik ile transeksüalizm veya transvestik davranış birbirinin uzantısı, örneğin transeksüalizm eşcinselliğin daha aşırı bir şekli değildir.

    Bunlar ayrı düzlemlere ait olgulardır.

    GAY: Bu terim, eşcinsel kurtuluş hareketiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Başlangıçta hem kadın hem erkek eşcinselleri kapsayan bir kelime olmakla beraber, günümüzde sadece erkek eşcinseller kendileri için kullanmaktadırlar. Bu süreçte, "homoseksüellik"ten politik bir kopuş olarak tanımlanmıştır. "Homoseksüel" kelimesi, tıp tarafından tanımlanmış olduğu halde, "gay" kelimesi, aynı cinsten insanların birbirlerine karşı duygusal, erotik, cinsel yönelimleriyle yarattıkları hayat tarzını tanımlamak için, eşcinsel bireyler tarafından ortaya konmuştur. Bu kelimenin, Türkçe'ye, İngilizce'den olduğu gibi alınması 80'lere rastlar.

    LEZBİYEN: Eşcinsel kadın şair Sappho'nun yaşadığı Lesbos (Midilli) adasının isminden türetilmiş bir terim olup, duygusal, cinsel, erotik yönelimleri kendi cinsinden bireylere karşı olan kadınları tanımlamak için kullanılmaktadır.

    BİSEKSÜEL: Duygusal, erotik ve cinsel yönelimlerini kendi cinsine ve aynı zamanda diğer cinse yönelten kadın ya da erkek.

    HOMOFOBİ: Bu terim, eşcinsellere yönelik önyargı ve nefreti anlatır. Bir tür kaygı ve korku ifadesidir. Önyargılara dayalı bir çeşit ırkçılık, düşmanlık ve gay ve lezbiyenlerinlerin varlığını yadsıma, talep ve ilgilerinin meşruluğunu tanımama; kurumsal homofobi, kendini, eşcinsellik karşıtı kanunlarda, yasama organlarının, mahkemelerin dinlerin ve toplum içindeki kimi grupların yaklaşımlarında gösterir. Gay ve lezbiyenlerin yok sayılması çeşitli kurumlarca da desteklenir. Örneğin medyada aile, aşk vb. kavramların yalnızca heteroseksüellikle ilişkilendirilerek ele alınması. Cinselliğin çok katı cinsiyet rollerine ve üremeye dayalı olarak tanımlanmasının homofobinin oluşmasında etkili olduğu söylenebilir.

    HETEROSEKSİZM: Bir tür ırkçılıktır. Kadınlara yönelik ayrımcılık olan seksizmin (cinsiyetçilik), heteroseksüel olmayanlara yönelik halidir. Heteroseksizm, heteroseksüelliği bir zorunluluk olarak görme ve biricik varoluş biçimi olarak dayatma halidir.

    HETEROSEKSİST: Heteroseksizmi savunan kişidir. Heteroseksüellik dışında hiçbir varoluşu kabul etmez ve heteroseksüel olmayanlara şiddete varan fizik ya da psikolojik terör uygular.

    HETEROSEKSÜELLİK: Bireylerin, cinsel, duygusal ve erotik olarak karşı cinsten kişilere yönelmiş olma halidir. Kendiliğinden ve zorunlu olarak, toplumda egemen varoluştur. Bu kendiliğinden ve zorunluluk hali, heteroseksüel bireylerin kendilerini "heteroseksüel" olarak tanımlamalarına bile gerek duyulmamaktadır. Bu durumdaki bireyler, kendini "eşcinsel" ya da "heteroseksüel olmayan" diye tanımlayan bireylerin ortaya çıkmasını kavrayamamakta, "homofobik" ve "heteroseksist" olabilmektedir. Doğal olarak bu durum, bütün heteroseksüellerin heteroseksist olduğu anlamına gelmemektedir.

    TRANSEKSÜELLİK: Karşı cinse ait olma, karşı cinse benzeme isteği, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hissetme.

    TRANSEKSÜEL: Hem erkek hem de kadın için geçerli. Yani kişi biyolojik açıdan erkek olduğu halde kadın olmayı isteyebilir, kadın olduğu halde erkek olmayı isteyebilir. Ancak transeksüel, daha çok ruhsal eğilimler için belirleyici bir kelime. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesi. Bu yüzden transeksüelleri dış görünüşlerinden belirlemek söz konusu değil. Çünkü kendilerini karşı cinsten hissettiklerini dış görünüşlerine her zaman yansıtmazlar.

    TRAVESTİ: Daha çok dış görünüşle ve davranışlarıyla karşı cinse ait olma isteğini hissettirir. Halk arasında travesti dendiğinde daha çok kadın kılığındaki erkekler akla gelse de travesti kelimesi aslında hem erkek hem de kadın için geçerli. Travestiler, karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, ait olmak istediği cinsin davranışını sergilemekten zevk alan kimseler. Yani bir travestiyi dış görünüşü ve davranışlarından tanımak mümkün. Halk arasında ameliyatla kadın olmamış, yalnızca dış görünümü ve davranışlarıyla kadın kimliğine bürünenleri; transeksüel de giyim ve davranışlardan öte ameliyatla kadın olanları belirlemek için kullanılan yerleşmiş kelimeler olmasına rağmen aslında ameliyat olmuş ya da olmamış kadın veya erkek için böyle bir ayrıma gidilecek bir kelime yok.

    TRANSFOBİ: Bu terim, travesti ve transeksüellere yönelik önyargı ve nefreti anlatır. Biyolojik cinsiyetinden dolayı kendisinden beklenen seksüel ve toplumsal rollere uymayarak cinsiyet değiştirenlere karşı bir tür kaygı ve korku ifadesidir.

    EŞCİNSEL BİLİNÇ: Eşcinsel olmanın eleştirel gücü yalnız bir cinsel pratiği ötekine tercih etmek olamaz. Eşcinsel olmak, toplumda cinsel hazzı düzenleyen reçeteler karşısında olduğu kadar karşıcinsel toplumun siyasal ve toplumsal yapısı karşısında da eleştirel bir tavır takınmak demektir.

    STONEWALL: 29 Haziran 1969 gecesine gönderme yapar. O gece New York'taki küçük bir gay bar'ın (Stonewall Inn) uzun süredir polis tacizine maruz kalan müşterileri bir baskın sırasında saldırıya karşılık verdiler. Başkaldırıları iki gece sürdü ve dünyadaki eşcinsel imajının bir parçası haline geldi. Stonewall, topluma karşı birleşik gay hareketinin simgesi haline gelmiştir ve çoğu Gay Pride (Eşcinsellik Gururu) kutlamasında anılmaktadır.

    GÖKKUŞAĞI BAYRAĞI (THE RAINBOW FLAG): Gay topluluğu içindeki çeşitliliği simgeler. Aynı zamanda, Rainbow Coalition gibi bir çok ilerici siyasal hareket tarafından Amerikan toplumunun tüm kesimlerinin birleşmesini ifade etmek için kullanılmıştır.

    THE LAMBDA (Yunanca L Harfi): New York Gay Aktivist Birliği tarafından 1970 yılında gay özgürleşmesinin simgesi olarak tasarlandı. 1974 yılında Edinburg (İskoçya)daki Gay Hakları Kurultayında, gay özgürleşmesinin uluslararası simgesi olarak benimsendi. Kimi kaynaklara göre bu simge işbirliğini (synergie) ifade ettiği için seçildi. Sinerji, bütünün kendisini oluşturan bağımsız parçalardan büyük olduğu anlayışıdır. Başka bir kaynak, bu simgenin Liberation (özgürleşme) sözcüğünün ilk harfi olduğu için seçildiğini belirtir.
     
  6. 23 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  7. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    28
    Ödül Puanları:
    348
    Yüzyıllardır hayatın tam ortasında varlığını koruyan ancak yeni yeni tartışılmaya ve kabullenilmeye başlanan bir olgu olan eşcinsellik konusunda CİNSEL Tıp Enstitüsü bir anket çalışması yaptı. İşte çok tartışılacak ve gündem yaratacak olan anket çalışmasından çarpıcı başlıklar:

    EŞCİNSELİK NEDİR?
    Dünya kadar eski olan eşcinselliğin kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabileceğini söyleyen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Eşcinsellere verilen adlardan en çok kullanılanlardan biri de yabancı bir dilden aktarılmış olan homoseksüel kelimesidir. Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlüğü’nde homoseksüelin karşılığı ise; cinsel isteklerini kendi cinsinden kimselerle yatıştırmak huyunda olan kimsedir. Cinsel terslik olarak ta adlandırılan eşcinsellik; erkek veya kadın olarak bir insanın libido yönelimi ve doyumu itibariyle yine kendi cinsine sevgi ve cinsel ilişki arzusu ile dönmesidir” dedi.

    EŞCİNSELLİK RUHSAL BİR BOZUKLUK MUDUR?
    “Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk mudur?” sorusunun genel hekimlik uygulamasında önemli bir sorun olduğunun altını çizen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Çünkü ruhsal bozukluk veya anormal davranış, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey normal, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken ise; kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Bu açıdan baktığımızda da eşcinsellik bir ruhsal bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur” dedi.

    EŞCİNSELLİKTE NE NEDİR?
    Eşcinsellik kavramının birçok farklı eğilimi veya tanımı içinde barındırabileceğine dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Türkiye’de eşcinsel denince çoğu kişinin aklına ağır makyajlı şarkıcılar, travestiler, kırıtarak yürüyen ve kadınsı giyinip konuşan dar blucinli genç erkekler geliyor. Tabi bu durum bir kavram karmaşasını da beraberinde getiriyor: Travesti ve eşcinselin farkı nedir? vb. Eşcinsel; kendi cinsine ilgi duyan kişidir. Biseksüel; her iki cinse de ilgi duyan kişidir. Heteroseksüel; karşı cinse ilgi duyan kişidir. Lezbiyen; eşcinsel kadındır. Gay ise eşcinsel erkektir. Travesti; kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olan ve karşı cinsin giysilerini giymekten hoşlanan kişidir. Transseksüel ise; kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olmayıp karşı cinse geçmek isteyen ya da geçmiş kişidir. Homofobi ise eşcinsellere yönelik kaygı, korkuya da nefret olarak tanımlanabilir” dedi.

    EŞCİNSELLİK YAYGIN MI?
    ABD’de yapılan araştırmalara göre, erkeklerin %20’nin, kadınların ise %18’nin eşcinsel eğilim göstermekte olduğunu ifade eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Ülkemizde enstitü olarak 3250 kişi üzerinde yaptığımız araştırmaya göre bu oran %12 gibi gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir” dedi.

    DAHA ÇOK ERGENLİKTE FARK EDİLİYOR
    Kişilerin, eşcinsel olduklarını genellikle ergenlik döneminde fark ettiklerinin altını çizen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Bir kısım eşcinsel eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan Heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir. Bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Çünkü eşcinseller toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre ret ederler ve kendilerini Heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar. Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça, kendilerine güvenleri arttığında, hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeye ve eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar” dedi.

    EŞCİNSELLERE KARŞI DEĞİLİZ
    Enstitü olarak eşcinsellere karşı olmadıklarını ve kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla daha kolay başa çıkabilmeleri için haklarını savunmaları gerektiğine inandıklarını ifade eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Ancak eşcinselliğin doğal bir eğilim ve normal bir durum olduğunun ilan edilmesine, yaygınlaştırılması veya özendirilmesi çabalarına, topluma bir model veya üçüncü bir cinsiyet olarak sunulmasına karşıyız. Bu bağlamda medyaya ve hekimlerimize göreler düşmektedir. Çünkü tıp dünyası da bu konuda ikiye bölünmüş durumdadır. Ne yazık ki eşcinsel yönelimi değiştirmeye yönelik herhangi bir tedavi girişimini etik bulmayan ve başarılı olma şansı olmadığını iddia eden bazı hekim arkadaşlarımız; eşcinselliği normal bir durum olarak lanse etmekte ve bilmeyerek eşcinselliğin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadırlar” dedi.

    TOPLUM EŞCİNSELLİK KONUSUNDA İKİYÜZLÜ
    Toplumun sahnede eşcinselleri alkışladığını ama sokakta gördüğünde ise dışlayarak aşağıladığını ifade eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Türk toplumu eşcinsellik konusunda ikiyüzlü davranmaktadır. Ayrıca bazı TV dizilerinde ve filmlerde sigara içilen veya şiddet içeren sahnelerin sansürlenmesi uygulamasını destekleyen toplum, medya ve bazı hekimler; nedense eşcinsel çağrışımlarda bulunan kişilerin ön plana çıkarılması veya özendirilmesi konusunda aynı hassasiyeti göstermemektedirler. Çünkü toplumun eşcinselliğe ikiyüzlü davranması gibi medya ve bazı hekimlerimizde bu konuda ikiyüzlü davranmaktadır. Özellikle son yıllarda, eşcinselliğin medya tarafından hem hedef olarak gösterilmesi, hem de her bireyin kendine entegre edebileceği bir üst kimlik olarak sunulması ve erkek egemen bir toplum olan ülkemizde, erkek eşcinsellerin doğrudan bir dışlanmaya veya aşağılanmaya maruz kalırken, kadın eşcinsellerin cinsel bir obje olarak görülmeleri de ikiyüzlülüktür” dedi.

    GERÇEK, YALANCI VE GİZLİ EŞCİNSELLİK NEDİR?
    Eşcinselliğin açık ve gizli olarak ikiye ayrılabileceğini ifadede eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Açık eşcinselliği, gizli eşcinsellikten ayırt etmek gerekir. Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir. Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur. İki tipi vardır, bunlar; 1-Gerçek Eşcinsellik - Egosintonik Eşcinsellik: Eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çekmeyen, bunaltı duymayan ve kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum yapmış kişilerdir. 2-Yalancı Eşcinsellik - Egodistonik Eşcinsellik: Eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çeken, bunaltı duyan, benliğe yabancı eşcinselliği olan kişilerdir. Gizli Eşcinsellik - Latent Eşcinsellik ise; dinamik bir kavramdır ve kişi, benliği tehdit eden ve benlik tarafından kabul edilemez olan eşcinsel dürtü ve eğilimlerinin bilincinde değildir. Bu dürtülerin hem bilinçdışı güçlü bir etkinlik taşımaları, hem de benliğe yabancı olmalarından dolayı; kişi bir yanda, bilinçdışı yasak ve kabul edilemeyen dürtü ve eğilimler; öbür yanda benliğin bunları bilinçten uzak tutma ve bu dürtülerle savaşma gereksinimi arasında kalır. Bu çatışma içinde kalan benlik kendisini aşırı erkeklik çabaları, maçoluk, aşırı eşcinsellik düşmanlığı gibi değişik savunma düzenekleri ile savunmaya çalışır. Burada amaç; bilinçdışı olarak, başkalarının kendisini eşcinselmiş gibi görecekleri korkusunu yenmek ve aşırı erkeksi davranışlarla eşcinsel olmadığını kanıtlamaktır” dedi.

    EŞCİNSELLİĞİN NEDENLERİ NEDİR?
    Eşcinselliğin çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durum olduğuna dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Eşcinselliğin nedenlerini anlamamız çok önemlidir. Çünkü önemli olan yaygınlaşmasının önlenmesidir. Eşcinselliğin nedenleri şunlardır: Genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olunması, erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi, örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma eğilimleri, yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınları vb.” dedi.

    EŞCİNSELLİK İLE İLGİLİ MİTLER
    Eşcinsellikle ilgili bazı yanlış inanışların yani mitlerin sık olmasının, bu konu hakkında bilgisizliğin de bir göstergesi olduğunu ifade eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Geleneksel ve manevi değerleri kuvvetli olan ülkemizde; eşcinsellikle ilgili en sık görülen mitler şunlardır: Erkek eşcinseller kadınlığa özenir ve kadınsı hareketleri ile kolayca tanınırlar. Eşcinseller, erkeklerin peşinde koşar. Sadece pasif rolde cinsel ilişki kurarlar ve aktif rolde olanlar heteroseksüeldir. Eşcinsel ilişkide anal seks kuraldır. Evlendirilirse eşcinsel değişir, düzelir vb”

    AKTİF, PASİF DİYE BİRŞEY YOKTUR
    Türkiye’nin eşcinseller açısından bakıldığında reddedici ülkeler gurubuna yakın gibi göründüğüne dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Ülkemizde cinsiyet rolleri kesin sınırlarla ayrılmıştır. Kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermek eşcinsellikle eş tutulur. Hatta aktif rolde eşcinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve pasif roldekiler eşcinsel olarak nitelenir. Ancak eşcinsellikte aktiflik veya pasiflik diye bir kavram yoktur. Kendi cinsiyle ilişkiye giren herkes, aktif olsun, pasif olsun eşcinsel eğilim göstermektedir” dedi.

    EŞCİNSELLİK DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
    Eşcinselliğin Heteroseksüelliğe yani karşı cinse ilgi duyulması durumuna dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik ve varoluşsal yaklaşım, bilişsel ve davranışçı teknikleri içeren cinsel terapilerin mevcut olduğunun altını çizen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Cinsel terapistler; başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve cinsel terapinin hedefini netleştirmelidir. Çünkü cinsel terapi ile benliğe yabancı eşcinsellik değiştirilebilir. Esas olan eşcinsel kişinin değişime olan inancı ve istediğidir. Eşcinselliği Heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye yada eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yönelik olan ve hipnoz altında psikodrama çalışmalarıyla desteklenen cinsel terapide başarı oranı çok yüksek olmasa da zaman zaman yüz güldürücüdür. Diğer bir yaklaşım biçimi de özgüven arttırıcı çalışmalarla birlikte, heteroseksüel yeni bir ilişkiyi keşfetmelerine yardımcı olmak ve bu süre boyunca izlemektir. Başvuranla ilk olarak fantezi çalışmaları yapılır ve cinsel ilişki kuran heteroseksüel bir çifti hayal etme gibi geçiş fantezileri kullanılır. Bu arada fanteziler sırasında ortaya çıkan iğrenme, kaçınma gibi davranışlar ve duygular, tartışılır ve gerekirse sistematik duyarsızlaştırma çalışmaları uygulanabilir. Diğer bir alternatif yaklaşımda, orgazmik yeniden koşullanma adını verdiğimiz; eşcinsel fantezilerle uyarıldıktan sonra orgazma yakın bir basamakta heteroseksüel bir fanteziye geçilmesi ve orgazmın sağlanmaya çalışılmasıdır. Bu teknikte heteroseksüel fantezi giderek daha erken canlandırılmaya başlanır. Fantezi safhasından sonra da karşı cinsten biriyle yemeğe gitme, yakınlaşma ve fiziksel temas kurmayla ilgili çalışmalara geçilir” dedi.

    GERÇEK EŞCİNSELLERİN TEDAVİSİ ÇOK ZOR
    Gerçek yani egosintonik eşcinsellerin tedavisinin çok zor ve hatta imkansız olduğunun altını çizen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum yapmış ama bu konuda halen sıkıntı duyan gerçek eşcinsellerin cinsel terapisinde; daha rahat konuşmaları konusunda cesaretlendirilmeye çalışılmalı, yaşadıkları, duygu ve düşünceler normalize edilmeli ve eşcinselliğin topluma ters düşmekle birlikte saygın bir seçenek olarak yaşanabileceği vurgulanmalıdır. Ayrıca eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları, aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar, eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler ve toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar gibi konularda mutlaka çalışılması gerekir. Çünkü birçok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlaki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle kendini bulma süreci çok daha zor ve uzun olmaktadır” dedi.

    ÜLKEMİZDE YETERLİ SAYIDA CİNSEL TERAPİST YOK
    Cinselliğinden ve kendinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine; uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda kullanabilen insanların oluşmasına katkıda bulunulmasının önemine değinen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Bu bağlamda toplumun her kesimine, devlet kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya ve başta tıp dünyasına büyük görevler düşmektedir. Eşcinsellik konusunda yeterli eğitim almış ve vaka tecrübesi olan, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan cinsel terapistlere her geçen gün daha fazla ihtiyaç vardır. Çünkü maalesef ülkemizde yeterli sayıda cinsel terapist yoktur. Son olarak aile desteğinin olmaması, cinsel terapistin kendisindeki ya da başvurandaki homofobinin farkında olmaması, yardımcı organizasyonların eksikliği ve eşsiz başvurular ülkemizde eşcinsellerle çalışırken karşılaşılan güçlüklerden bazılarıdır” dedi.

    NASIL BİR CİNSEL TERAPİSTE BAŞVURULMALIDIR?
    Eşcinsellerin de cinsellikle ilgili yakınmalarının olabileceğini söyleyen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Eşcinsellerin cinsellikle ilgili yakınmalarını, eşcinsel olmakla ilgili kaygılar ve karşı cinsle ilişki kurabilme isteği gibi, cinsel işlev bozuklukları ve yönelim bozukluğu biçiminde iki ana başlık altında toplayabiliriz. Ayrıca eşcinsellerin cinsel sorunları ile ilgilenen cinsel terapistlerin bazı konuları dikkate alması gerekir. Yani cinsel terapist onaylayıcı ve destekleyici olmalıdır, kendi duygularının farkında olmalıdır, homofobisini tartmalıdır ve uğraşamayacaksa başvuranı uygun bir cinsel terapiste sevk etmelidir. Ayrıca eşcinselin de homofobisi araştırılmalıdır. Kendini bulma yani coming-out cinsel terapist tarafından bilinmeli ve özgüven ve kimlik krizi açısından diğer eşcinsellerin desteği sağlanmalıdır. Başvuran AIDS hakkında bilgilendirilmelidir” dedi.

    AİLELER HEMEN TELAŞLANIYOR
    Cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan ailelerin hemen telaşa kapıldığını söyleyen CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Aileler eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak görüyor. Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı oluyor. İyi eğitimli bir aile soruna -yardım edin düzelsin- diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede -düzeltin ya da biz düzeltelim- diye baskıcı yaklaşabiliyor. Biz bu aileleri; kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunun o kişinin cinsel yönelimiyle ilgili olduğunu ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni olduğunu, bu nedenle insana saygı çerçevesinde yaklaşılmasını, birlikte yaşadığımız bu dünyayı yalnızca birbirimizi anlayarak güzelleştirebileceğimizi söyleyerek yatıştırmaya çalışıyoruz” dedi.

    ÇOCUĞU EŞCİNSEL OLAN AİLELERE UYARILAR
    Eşcinselliğin dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavramın tümüyle yok sayıldığına dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere şu önerilerde bulundu: “Kendini suçlu hisseden çocuğunuza dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söyleyin ve asla evlendirmeye ya da Heteroseksüel bir ilişkiye zorlamayın. Çünkü bu onları geri dönülmez bir yola sokabilir. Öncelikle eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmesi, tıbbi ve ruhsal destek için profesyonel bir yardım arayışına girişin. Bu sizin ve çocuğunuzun durumu net anlamasına yardımcı olacaktır. Dünyanın sonu gelmiş, çocuğunuz korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmayın, suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmayın ve bunu çocuklarınıza yansıtmayın. Eğer böyle davranırsanız onun yanlış yönlere sapmasına yardımcı olursunuz. Cinsel yönelimi ne olursa olsun, çocuklarınıza sevgi gösterin, koşulsuz sevin ve destek olun ve çocuğunuzun toplumla ilişki kurmasına çalışılın, toplumdan kopmasına izin vermeyin” dedi.

    EŞCİNSELLİK BOŞANMA SEBEBİDİR
    Türkiye'de mevcut tüm kanunlarda eşcinsellik yönünden bir düzenleme bulunmadığına dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Eşcinsellik boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir. Çünkü kanunlarımıza göre; eşcinsel olan eş, sırf bu gerekçeyle evlilik içerisinde kusurlu sayılmıştır” dedi.

    EŞCİNSELLİK VE AİDS
    Eşcinsellerin partner anlamında eşlerine daha sadık olduklarını ifade eden CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Eşcinsellerin toplumun değer yargılarına uygun bir şekilde ve kapalı kapılar ardında özgürce cinsel tercihlerini ortaya koymalarında bir sakınca yoktur. Mesele sınırların aşılması sorunudur. Mesele topluma ve gençlerimize kötü örnek olacak şekilde eşcinsel yaşantının gözler önünde sergilenmesidir. Böylece toplumsal önyargılar oluşmakta ve eşcinseller tek gecelik ilişkilere zorlanmaktadır. Bu durum, eşcinsellerin AIDS'in Heteroseksüel nüfusa geçmesinden sorumlu kişiler olarak sıklıkla günah keçisi ilan edilmelerine ve bizim enstitü olarak üzerinde önemli durduğumuz bir konu olan AIDS görülme oranında artışlara yol açmaktadır” dedi.

    EŞCİNSELLER ŞİDDETE MARUZ KALIYOR
    Anket sonuçlarına göre eşcinsellerin cinsel yönelimlerinden dolayı dışlanma, damgalanma, utanma, şiddet görme, cinsel tacize uğrama gibi sorunları yaşadıklarına dikkat çeken CİNSEL Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr.A.Cem KEÇE; “Alkol, madde bağımlılığı, intihar girişimi ve depresyon gibi sorunlar eşcinsel bireylerde sık görülebilir” dedi.

    EŞCİNSELLİK ANKETİNİN SONUÇLARI
    Toplam Kişi
    3250

    Yaşınız Nedir?
    %25 16 - 20
    %45 21 - 31
    %15 32 – 42
    %15 43 ve Sonrası

    Cinsiyetiniz Nedir?
    %48 Erkek
    %40 Kadın
    %12 Diğer (Eşcinsel, Biseksüel, Lezbiyen, Gay, Travesti, Transeksüel)

    Cinsel Yöneliminizi Nasıl Tanımlıyorsunuz?(Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %60 Eşcinsel/Gay
    %10 Eşcinsel/Lezbiyen
    %20 Biseksüel
    %05 Travesti
    %05 Transeksüel

    Eğitim Durumunuz Nedir?
    %05 İlk ve Orta
    %30 Lise
    %40 Üniversite
    %25 Yüksek Lisans / Doktora

    Sizce Eşcinsellik Bir Sapkınlık mıdır?
    %65 Evet
    %20 Hayır
    %15 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Sizce Eşcinsellik Ruhsal Bir Bozukluk mudur?
    %70 Evet
    %15 Hayır
    %15 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Sizce Eşcinsellik Bilinçli Bir Seçim midir?
    ( ) Evet
    ( ) Hayır
    ( ) İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Eşcinselliğin Tercih Değil Doğal Bir Eğilim Olduğu Fikrine Katılıyor musunuz?
    %15 Evet Katılıyorum
    %70 Hayır Katılmıyorum
    %15 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Sizce Eşcinsellik Görme veya Örnek Alma İle Oluşabilir mi?
    %75 Evet
    %15 Hayır
    %10 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Sizce Eşcinsellik Tedavi Edilebilir mi? Değiştirilebilir mi?
    %55 Evet
    %30 Hayır
    %15 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Eşcinselliğe Karşı mısınız?
    %75 Evet
    %15 Hayır
    %10 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Hiç Eşcinsel Bir Deneyim (veya Deneyimler) Yaşadınız mı?
    %15 Evet
    %85 Hayır

    Hiç Aynı Cinse Erotik İlgi Duydunuz mu?
    %25 Evet
    %75 Hayır

    Hiç Eşcinsel Fantezi Kurdunuz mu?
    %25 Evet
    %75 Hayır

    Eşcinsellerin Tek Seçeneklerinin Fuhuş Olduğu Fikrine Katılıyor musunuz?
    %65 Evet Katılıyorum
    %20 Hayır Katılmıyorum
    %15 İlgilenmiyorum / Fikrim Yok

    Çocuğunuzun Eşcinsel Olmasını Nasıl Karşılarsınız?
    %75 Asla Kabul Etmem
    %15 Anlayışla Karşılarım
    %10 Diğer

    Çocuğunuzun Eşcinsel Olmasını İster misiniz? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %98 Asla Eşcinsel Olmasını İstemem
    %02 Eşcinsel Olmasını İsterim

    Eşcinsel Eğilimlerinizi İlk Defa Hangi Dönemde Fark Ettiniz? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %25 Ergenlik Öncesi Dönem
    %45 Ergenlik Dönemi
    %20 Genç Erişkinlik Dönemi
    %10 Erişkinlik Dönemi

    Eşcinsel Kimliğiniz Nedeniyle Hiç Fiziksel Şiddete Maruz Kaldınız mı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %75 Evet
    %25 Hayır

    Fiziksel Şiddet İçermeyen Ancak Ayrımcı Bir Uygulama Olduğunu Düşündüğünüz Bir Muamele İle Karşılaştınız mı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %90 Evet
    %10 Hayır

    Çocukluğunuzda Şiddete Maruz Kaldınız mı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %75 Evet
    %25 Hayır

    Çocukluğunuzda Cinsel Taciz veya Tecavüze Maruz Kaldınız mı? (Sadece Eşcinsel Olanlar Yanıtlayacak)
    %65 Evet
    %35 Hayır

    Çocukluğunuzda Aile Ortamınız Nasıldı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak) (Birden Fazla Seçeneği İşaretleyebilirsiniz)
    %45 Otoriter Baba
    %35 Katı Ahlaki ve Dini Değer Yargıları
    %50 Ciddi Aile Sorunları
    %45 Aile İçi Şiddet, Cinsel Taciz veya Tecavüz

    Eşcinsel Deneyimler Yaşamadan Önce Cinsel Sorunlarınız Var mıydı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %75 Evet
    %25 Hayır

    Eşcinsel Deneyimler Yaşamadan Önce Var Olan Cinsel Sorunlarınız Nelerdir? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak) (Birden Fazla Seçeneği İşaretleyebilirsiniz)
    %45 Erken Boşalma
    %05 Geç Boşalma
    %35 İktidarsızlık
    %15 Cinsel İsteksizlik
    %35 Orgazm Olamama
    %20 Vajinismus
    %45 Disparoni / Ağrılı Cinsel İlişki
    %55 Kötü veya Başarısız Cinsel Deneyimler

    Eşcinsel Deneyimler Yaşamadan Önce Eşinizle veya Partnerinizle Ciddi Sorunlarınız Var mıydı? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %75 Evet
    %25 Hayır

    Eşcinsel Deneyimler Sonrasında Neler Yaşadınız? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak) (Birden Fazla Seçeneği İşaretleyebilirsiniz)
    %85 Suçluluk
    %75 Yalnızlık
    %65 Depresyon
    %60 Anksiyete / İç Sıkıntısı
    %80 Kendinden Utanma
    %75 İçe Kapanma
    %82 Acı
    %75 Topluma Uyumsuzluk
    %60 Arkadaş Guruplarına Girmede Zorlanma

    Eşcinsel Deneyimlerinizi Aileniz Nasıl Öğrendi? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak) (Birden Fazla Seçeneği İşaretleyebilirsiniz)
    %35 Kendim Açıkladım
    %40 Ailem Başkasından Öğrendi
    %20 Ailem Kendiliğinden Fark Etti
    %05 Diğer

    Eşcinsel Deneyimlerinizi İlk Kiminle Paylaştınız? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak) (Birden Fazla Seçeneği İşaretleyebilirsiniz)
    %55 Anne
    %05 Baba
    %60 Yakın Arkadaş
    %20 Diğer

    Eşcinsel Olduğunuz Halde Karşı Cinsle Evli misiniz? (Sadece Heteroseksüel Olmayanlar Yanıtlayacak)
    %70 Evet
    %30 Hayır

    Günü Birlik ve Fiziğe Dayalı Bir İlişki İstediğinizde Kimi Tercih Ediyorsunuz? (Sadece Biseksüeller Yanıtlayacak)
    %45 Hemcinsimi
    %30 Karşı Cinsi
    %25 Her İkisini de

    Duygusal ve Biraz Daha Uzun Bir İlişki İstediğinizde Kimi Tercih Ediyorsunuz? (Sadece Biseksüeller Yanıtlayacak)
    %25 Hemcinsimi
    %50 Karşı Cinsi
    %25 Her İkisini de

     
  8. 25 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  9. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    29.046
    Beğenildi:
    16.083
    Ödül Puanları:
    488
    Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere giderek artan sayıda ülkede eşcinsel bireylerin aile kurmalarına izin verilmektedir. Hatta donör inseminasyonu (donör inseminasyonu, sperm bankasından alınan spermlerle suni döllenme yoluyla gebelik oluşturulması işlemidir, Türkiye'de uygulanmamaktadır) yoluyla iki kadından oluşan bir aile, çocuk sahibi bile olmaktadır.

    Bilim de homoseksüellik konusunda ilerlemeler kaydetmektedir ve tıp mensuplarının eğitiminde eşcinsellik giderek daha fazla konu başlığı altında ele alınmaktadır. Bugüne kadar eşcinsellik kavramı tıp kitaplarında yüzeyel olarak işlenmiş ve psikiyatri dışında kalan branşlarda eşcinsel bireylerin AIDS hastalığının yayılmasında önemli bir etken olduklarının vurgulanması dışında pek fazla ele alınmamıştır. Halbuki günümüzde artık başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerde yayınlanan tıp kitaplarında eşcinsel kadınların ve erkeklerin sağlık durumları geniş bir şekilde anlatılmakta ve konuyla ilgili araştırmalar yapılmaktadır.

    Kadın eşcinselliği kavramı

    Kadın eşcinselliği en basit anlatımla kadının kendi cinsinden olan bireylere sosyal ve cinsel ilgi duymasıdır. "eşcinsellik" ise kadındaki homoseksüelliğe (eşcinselliğe) halk arasında verilen bir isimdir. Homoseksüel aynı cinse ilgi duyan, heteroseksüel karşı cinse ilgi duyan, biseksüel ise her iki cinse ilgi duyan anlamında kullanılır.

    Burada aynı cinse ilgi duymakla bu ilgiyi cinsel eyleme dönüştürmenin ayrımını yapmak gerekir. Kendini eşcinsel olarak gören kadınların önemli bir kısmı bunu sosyal baskılar nedeniyle eyleme dönüştürmezler ve bir kısmı eşcinsel eğilimlerinin farkında oldukları halde ömürboyu bunu iç dünyalarında yaşadıkları ilgiden öteye götürmezler.

    Eşcinsel bir kadın böylece homoseksüel cinsellik dışında, yanlızca heteroseksüel bir cinsellik yaşayabileceği gibi, biseksüel bir cinsel davranış da sergileyebilir. Yani eşcinsellik kadının cinsel eylemleri tarafından değil cinsel ilgi odağı tarafından belirlenir.

    Görülme sıklığı nedir?

    Türkiye'ye ait veriler elimizde olmamasına karşın, Avrupa, Japonya, Amerika, Avustralya ve uzakdoğu istatistikleri kadınların %0.2'si ile %6.9'unun kendilerini "eşcinsel" olarak tarif ettiklerini göstermektedir. Bu rakamlara eşcinsel kimliğini gizleyenler eklendiğinde oranların ne olacağı ise bilinmemektedir.

    Konuyla ilgili yapılan bir çalışmada Amerikalı erkeklerin %20'sinin, kadınların ise %18'inin ergenlik dönemlerinde aynı cinsten birine karşı ilgi duyduğu ve/veya aynı cinsten biriyle cinsel beraberlik yaşadıkları saptanmıştır. Bu kişiler arasında erkeklerin %6.2'si, kadınların ise %3.6'sı son beş yılda eşcinsel en az bir deneyim daha yaşamışlardır.

    Kadın eşcinselliğin nedenleri

    Bazı eşcinsel kadınlar henüz çocukluk dönemlerinden itibaren eşcinsel eğilimlerinin farkına varırlarken, büyük kısmı bu eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası farkederler.

    Homoseksüelliğin hem genetik ile, hem de daha farklı etkenlerle yakından ilgilili olduğunu gösteren bulgular vardır. Tek yumurta ikizlerinden (bu tür ikizlikte iki bireyin genetik yapıları tamamen aynıdır) birinde homoseksüel eğilimler olduğunda, bu durumun diğerinde de ortaya çıkma olasılığının %50'den fazla bulunması genetik ile eşcinsellik arasındaki yakın ilgiyi gösteren önemli bir bulgudur.

    Bunun yanında çift yumurta ikizlerinde (bu tür ikizlikte genetik yapılar farklıdır) de her iki bireyde birden eşcinsel eğilimler ortaya çıkma olasılığının yaklaşık %20 gibi yüksek bir oran olması, olayın aynı rahimiçi ortama maruz kalmış olmanın etkileri sonucu da ortaya çıkabileceğini düşündürmektedir. Gerçekten de rahimiçi dönemde gelişmekte olan bebekte üretilen bazı hormonlar bebeğin beynine direkt etkiler göstererek henüz bu dönemde cinsel kimliğe ruhsal adaptasyon sürecini başlatmaktadır.

    Erişkinlikte ise homoseksüel ve heteroseksüeller arasında hormon seviyelerinde bir farklılık saptanmamaktadır. Yani eşcinsel eğilim henüz doğmadan önce belirlenmiş gibi gözükmektedir.

    Araştırmalar, önceden düşünüldüğünün aksine eşcinsel kadınların özgeçmişinde erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmak, tecavüze uğramış olmak gibi bir kötüye kullanım olayın olmadığını göstermektedir. Ayrıca çocuklukta erkeklerle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları da eşcinseller için pek geçerli değildir. Yani sorun yetiştirilmeyle ya da erkeklerle ilgili değildir. eşcinsellerin erkeklerden nefret ettiği de doğru değildir, eşcinsel kadına erkekler cinsel açıdan çekici gelmemektedir.

    Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı geçmişte düzenli heteroseksüel ilişkilerde bulunmuş ve bunların da önemli kısmı çocuk doğurmuş kadınlardır. Bu kişilerde eşcinselliğin daha ileri yaşlarda ortaya çıkmış olmasının nedeni muhtemelen sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazanmaları ve kendilerine güvenleri arttıkça hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeleridir.

    Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı yaşamlarında belli bir aşamaya kadar ve muhtemelen büyük bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirmemektedirler.

    Eşcinsellik bir ruhsal bozuklukmudur?

    "Ruhsal bozukluk" ve anormal davranış, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Basit olarak tarif etmek gerekirse, yaşadığı toplumdaki bireylerin çoğunluğunun benimsediği davranış kalıplarını uygulayan birey "normal", aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılır. Bu durumda eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak "ruhsal bozukluk " olup olmadığını belirleyen en önemli etken kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Toplumda yaşayan diğer bireylerin özgürlüklerine saldırıda bulunmamak, mesleki, ailevi ve sosyal yaşamını sürdürebilmek koşuluyla, kendini mutlu hisseden kişi eğilimi ne yönde olursa olsun kendini ruhsal açıdan sağlıklı görebilir.

    Eşcinsellik bir cinsel eğilim "bozukluğudur" çünkü toplumun normaline aykırı düşmektedir. Eşcinsel birey ruhsal açıdan kendini nasıl hissediyorsa öyledir. Bu durumdan rahatsız oluyorsa tedavi için başvurur. Ya da eşcinsel eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan ikincil sorunların (suçluluk duyguları, toplumdan dışlanma nedeniyle ortaya çıkan yanlızlık, depresyon gibi) tedavisi için başvurur.
     
  10. 2 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  11. callisto_jade

    callisto_jade Aktif Üye Üye

    Katılım:
    1 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    89
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    HOMOFOBİ
    Eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı korku ya da ayrım ve hoşnutsuzluk içeren yaklaşım anlamına gelir. Eşcinsellik, dini, ahlaki ve politik nedenlerle toplumlarda genellikle negatif karşılanmış ve bu tavır bazen homofobi olarak da adlandırılmıştır.

    Kelime ilk olarak "erkeklerden korku" anlamında kullanılmaya başlandı ise de 1969'dan itibaren sık olarak bugünkü anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

    Kurumsal homofobi, kendini eşcinsellik karşıtı kanunlarda, yasama organlarının, mahkemelerin, dinlerin ve toplum içindeki kimi grupların yaklaşımlarında gösterir.

    Eşcinselliğin yaygınlaşıp insanoğlunun soyunun tükeneceğini ya da bozulacağını düşünen insanların içinde bulunduğu durumdur ayrıca.Biyolojik açıdan baktığımızda,eşcinsellik bir yönelim yani sonradan kazanılan bir tercih olmadığı için türün devamlılığının tehlikeye düşmesi hayali bir varsayımdır(normal şartlar altında üremeye devam eden yüzdelik kısım daima olacaktır-heteroseksüel kısım).Hayvanlarda da eşcinsellik ve biseksüellik görülmekte fakat türün devamlılığı sağlanmaktadır(içgüdüsel olarak).İnsanlar da ise durum farklıdır,İnsan nüfusunun kritik seviyeden daha alta inmesi(diğer durumlar:savaş,afetler vb...) durumunda bilim devreye girmektedir(girecektir) ve sorun giderilmektedir(giderilecektir). Ayrıca yumurtanın diğer bir yumurtayı sperm sanıp döllenmesi ve yeni bir birey oluşturması başarılmış bir projedir.Sonraki dönemlerde spermlerin ve yumurtaların kendi aralarında değişik tekniklerle döllenmesi sağlandığında eşcinsel çiftler de çocuk sahibi olabileceklerdir ve bilim sayesinde üreme endişesi de ortadan kalkacaktır.

    Bir diğer homofobik tabu ise eşcinsel çiftlerin evlat edindikleri çocukların da yaşamlarının kalanını eşcinsel olarak sürdürecekleri düşüncesidir.Bunun yanlış bir inanış olduğu bilimsel açıdan ortaya konmuştur.
     
  12. 7 Haziran 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  13. callisto_jade

    callisto_jade Aktif Üye Üye

    Katılım:
    1 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    89
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    PEMBE ÜÇGEN
    Pembe Üçgen (Almanca Rosa Winkel), eşcinsel kültürün en sık rastlanan ve en popüler simgelerinden biridir. Kökeni 2. Dünya Savaşı'na uzanan Pembe Üçgen, Naziler tarafından cinsel tercihleri nedeniyle toplama kamplarına konulmuş erkek eşcinsellere (gay) verilmiştir. Yine cinsel tercihleri nedeniyle tutuklanmış eşcinsel kadınlar (lezbiyenler) ise Siyah Üçgen takmak zorunda bırakılmıştır. Eşcinseller, Nazi rejiminin baskı ve soykırımına maruz kalan gruplardan biridir.

    Pembe Üçgen, Gökkuşağı Bayrağı ile birlikte eşcinsel yürüyüşlerinin ve eşcinsel haklarının başlıca sembollerinden biri olarak kullanılmaktadır.
    wikipedia.org'dan alıntıdır
     
  14. 7 Haziran 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  15. callisto_jade

    callisto_jade Aktif Üye Üye

    Katılım:
    1 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    89
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    SİYAH ÜÇGEN
    Siyah Üçgen günümüzde lezbiyenler tarafından kullanılan bir "gurur" ve "dayanışma" sembolüdür. Ters duran siyah bir üçgendir.

    Siyah Üçgen, Pembe Üçgen gibi ilk defa Nazi Almanyası döneminde (her mahkumun kendi "türünü" belirlemek için üniformasının üstünde bir sembol taşımaya zorlandığı Toplama Kamplarında) ortaya çıkan bir semboldür. Nazi Almanyası döneminde bu sembolü takmaya zorlanan mahkumlar "asosyal" olarak nitelendirilen ve sosyal davranışlara aykırı eylemlerde bulundukları iddia edilenlerdir. Siyah Üçgen takan mahkumların çoğunluğunu evsizler ve zeka geriliği olan kişiler oluşturmaktadır. Bir kısım alkolikler, işsizler ve fahişelere de bu sembol layık görülmüştür.

    Nazi Toplama Kamplarındaki çingeneler de (asosyal oldukları düşünüldüğünden) siyah üçgen takmaya zorlanmışlardır. Ancak bazı toplama kamlarında Çingenelere "Kahverengi Üçgen" verilmiştir.

    Nazi kayıtlarında Siyah Üçgen'in lezbiyenlere zorla taktırılan bir sembol olduğuna ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamakla birlikte Nazi idealine göre kadınlığın "üç K" kuralına (Kirche, Küche, Kinder - kilise, mutfak, çocuk) dayanması gerektiği göz önüne alındığında siyah üçgeni "hak eden" kadınların lezbiyenler, fahişeler, çocuk sahibi olmayı reddeden ve diğer toplum dışı davranış sergileyen kadınlar olduğu söylenebilir.

    Toplama Kamplarındaki Fransız mahkumlardan Fania Fénélon'un "Playing for Time" isimini taşıyan ve anılarını yazdığı kitabının da Nazi döneminde Siyah Üçgen'in lezbiyenlerce de takıldığına ilişkin inancı kuvvetlendirdiği düşünülmektedir. Fénélon'un sözkonusu hatıraları lezbiyen temalara yer vermekte ve "Siyah Üçgenliler Baloları"na değinmektedir.

    Tarihsel kökeni ne olursa olsun Siyah Üçgen zaman içinde lezbiyenlerce baskı ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi simgeleyen bir sembol olarak benimsenmiştir. Günümüzde erkek eşçinsellerce kullanılan Pembe Üçgen'in kadın eşcinsellerce kullanılan karşılığı olarak da kabul görmektedir.
    wikipedia.org'dan alıntıdır
     
  16. 27 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  17. yesilim

    yesilim Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    9.032
    Beğenildi:
    17
    Ödül Puanları:
    148
    Kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç sonunda erkek eşcinseller kendilerini gey kadınlar kendilerini lezbiyen olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiyede yaşayan eşcinseller arasındada benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı. Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır. Ancak bugün bile bu konu, halkta, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde tartışılmaktadır. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmamaktadır. Ancak eşcinsel kimliğinden kurtulmaya çalışan, homofobik ya da baskı altında olan grupta ruhsal sorunlar heteroseksüellere (karşı cinse ilgi duyanlara göre daha yüksek gibi görünmektedir.
    Eşcinsellik değiştirilebilir mi?

    Heteroseksüelliğe (karşı cinsellik) dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik yaklaşım ve davranışçı terapiler mevcut olup başarıları oldukça şüphelidir. Bu terapiler eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yöneliktir; gerçekten iyi motive bir gurupta bile sağlanacak çözüm çok yüksek oranda geçici olacak, kişinin fantezileri değiştirilemeyecektir. (Isay).

    Bancrofta göre eşcinselliği heteroseksüelliğe dönüştürmeye çalışmak, toplumun bu konudaki olumsuz tutumuna katkıda bulunmaktır; kişi aslında bu dönüşümü gerçekten istememekte, başedemediği çeşitli baskılar nedeniyle istemektedir. Yazar ayrıca dönüşüm amacıyla yapılacak terapinin doğal olamayacağını savunmaktadır. Terapist toplum baskısı ve başvuran için en iyisini yapma konusunda bir ikilem içinde olabilir ancak en azından homoseksüelliği kabullenmenin bir alternatif olarak başvurana sunması gerekmektedir (Bankroft1989). Terapist, başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve terapinin hedefini netleştirmelidir. Örneğin bazıları terapiste yalnızca güvence ya da izin almak için gelmiş olabilir.

    Eşcinselle terapi:

    Eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye devam etmek isterse çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilmektedir.

    1-Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.

    2-Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.

    3-Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.

    4-Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.

    Ergenlerde dikkat edilmesi gereken noktalar (Davies 1996):

    1) Başvuranın gizliliğine saygı gösterilmeli

    2) İzin verilmesi durumunda aile görüşmesi yapılmalı, ailenin ergeni ya da kendini suçlaması önlenmeli. Ergeni izole etmenin doğuracağı kötü sonuçları bilimsel bir biçimde anlatmalı.

    3) Eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmeli.

    4) Sorunun kişinin eşcinselliği değil homofobi olduğu vurgulanmalı.

    5) Ergenle öz-güven arttırıcı çalışmalar yapılmalı

    6) Ergen ve aile için ayrı ayrı hizmet veren eşcinsel kuruluşların ve yayınların listeleri verilmelidir.

    7) Aids ve diğer riskler konusunda eğitim verilmeli
    Eşcinsellik ve Türkiye

    Eşcinsellik dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir (Carrier 1980). Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar (Davies). Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.

    Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok reddedici ülkeler gurubuna yakın gibi görünmektedir. Bu tür toplumlarda cinsiyet rolleri “gender roles” kesin sınırlarla ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş tutulur. Hatta maço kültürlerde “aktif rolde” (insertor) cinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve “pasif roldekiler” (insertee) eşcinsel olarak nitelenir(carrier). Bir çok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlaki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle "kendini bulma" süreci çok daha zor ve uzun olmakta ve homofobik özelliklerin yerleşimi kaçınılmaz olmaktadır. Daha önce sözü geçen, batılı ülkelerdeki eşcinsel destek kuruluşlarından yoksun olan bu gurup daha sıkıntılı ve depresif, yer altında kalmış bir alt kültürü yaşamaya mahkum kalmaktadır.


    Eşcinsellikle ilgili bazı yanlış inanışlar (Mitler)

    Erkek eşcinseller kadınlığa özenir ve kadınsı hareketleri ile kolayca tanınırlar.

    Eşcinseller, erkeklerin (heteroseksüellerin) peşinde koşar.

    Sadece pasif rolde cinsel ilişki kurarlar.

    Sadece aktif rolde olanlar heteroseksüeldir.

    Eşcinsel ilişkide anal seks kuraldır.

    Evlendirilirse eşcinsel değişir, düzelir.

    Sonuç: Eşcinsellik çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Artık patolojik kabul edilmeyen bu cinsel yönelim biçimini yaşayan insanlar çoğunlukla kültürel ve sosyal baskılardan kaynaklanan zorluklar yaşamakta, bu gurubun bir kısmı sorunları için psikolojik danışma ya da sağaltıma gerek duymaktadırlar. Yönelimden, çevreden kaynaklanan baskıların yanı sıra eşcinsel cinsel işlev bozuklukları da bu gurubun yoğun olarak yaşadığı güçlükleri oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgili yeterli eğitim almış, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt-kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan anababalar, eğiticiler, yöneticiler ve terapistler, cinselliğinden ve kendinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine, uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda kullanabilen insanların oluşmasına katkıda bulunacaklardır.
    kaynak:KK70:r.M. Levent Soylu