• Korona Virusünden korunmanın 5 yolu
    1- Ellerinizi sabunla sık sık yıkayın!
    2- Dirseğinizin iç tarafına öksürün!
    3- Yüzünüze dokunmayın!
    4- Diğer insanlardan en az 1 metre uzak durun!
    5.a- Hasta hissediyorsanız evde kalın! 184 arayın!
    5.b- Zorunlu bir durum olmadıkça evden çıkmayın!

Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan

azul

Muchas Gracias a DİOS..!
Kayıtlı Üye
2 Nisan 2010
3.243
12
Kanuni ve Hürrem Sultan'ın hayatından örnekler

Soru: Osmanlı'nın en büyük hükümdarı Kanuni, Hürrem'le nasıl evlenmiş? Cariyelikten gelen Hürrem'in sarayda Osmanlı sultanını yönettiği iddiası doğru bulunmuş mu?

Cevap: Bu konuda, çoğu niyet okuyuculuğuna dayanan farklı görüşler ortaya atılmıştır. Ben de kendi görüşümü takdim edip hükmü sizin takdirinize arz etmiş olayım.

Tarihî tespit ve yorumlardan anlaşıldığına göre, ailesi savaşta öldürüldüğü için Kırım Hanı tarafından teslim alınarak Osmanlı sultanına sunulan 16-18 yaşlarındaki genç Hürrem, Osmanlı sarayındaki cariyeler arasında iyi bir eğitim almış, bu eğitimle kendisini çok iyi yetiştirdikten sonra makul ve mantıklı davranışlarıyla saray mensuplarının takdir ve sevgisini kazanmıştır.

Kanuni'nin, bu kabiliyet ve başarısından dolayı kendisine karşı duyduğu derin ilgi sebebiyle evlenme teklifine ilk başta çok da arzulu görünmemiş, azat edilip cariyelikten çıktıktan sonra nikâhlanmayı kabul edebileceği şartını ileri sürmüştür...

Kanuni, bu şartı zorlanmadan kabul edip tarihte benzerine rastlanmayan biçimde Hürrem'i azat ederek nikâhlamış; 40 yıl süren bu evlilikten de dört oğlan bir de kız çocuğu dünyaya getiren Hürrem'in 58 yaşında vefatına kadar Kanuni, yeni bir kadınla ilgilenmeye ihtiyaç duymamış, Hürrem'i kendi inanç ve kültürüyle bir padişah hanımı olarak yetiştirmeye de özel bir gayret göstermiştir.

Nitekim bu özel ilgiyle kendini yetiştiren Hürrem, cihan padişahının zevcesi olma vasfını tam iktisap etmiş, aldığı İslamî eğitim, benimsediği doğru inanç ve tavrıyla da bir padişah zevcesi olma özelliğine sahip olmuştur.

Ne var ki Hürrem Sultan, girdiği saray hayatında karşılaştığı çeşitli siyasi olaylar sebebiyle çok rahat bir ömür de sürmemiştir. Bir müddet sonra en büyük oğlu Şehzade Mehmed'in 23 yaşında Manisa'da vali iken çiçek hastalığından aniden ölmesi, her anne gibi Hürrem'i de iyice sarsmış, ayrıca taht adayı geride kalan kardeşlerin kavgalarının da içinde bulunup halledemeyişi sebebiyle iyice sıkılmış, kendisini hayır hasenat yaparak teselli etmeye yönelmiştir. Bu sebeple bir ömre sığıştırılamayacak kadar çok cami, hastane, imaret gibi hayır kurumları inşa ettirip hatıra olarak o günkü halkın hizmetine sunmuştur.

Aksaray-Topkapı arasında bulunan Haseki Hastanesi'ni de inşa ettirmiş, yanında da kubbeli cami, imaret, medrese gibi kalıcı hayır eserlerini tamamlamaya muvaffak olmuş. Bugün bile halen insanlara hizmet veren Haseki Hastanesi, Hürrem Sultan'ın yöneldiği derin maneviyatına şahitlik etmektedir.

Ayrıca o günlerde devlet yönetiminde önemli yer tutan Edirne'ye de bol miktarda su getirtip şehrin muhtelif çeşmelerinden akıtmış, Uzunköprü'de inşa ettirdiği kervansaray, cami ve imareti de hizmete sunmuştur. Kudüs'te ise yoksulların açlık çektiği yolunda rapor gelmesi üzerine halen binası ayakta duran bir imarethane inşa ettirerek muhtaçların her gün ekmek alıp çorba içmelerini sağlayan aşevini imdada yetiştirmiştir.

Hürrem Sultan'ın bir ömre sığmayacak kadar çok olan bu gibi hayır kurumlarını şahsına ait imkânlarını harcayarak yaptırdığından dolayı o günkü halk kendisine 'Hayırsever Hürrem' adını verme ihtiyacı duymuştur. Sevgili eşi Kanuni de bu hayırsever Hürrem'inin adına vefatından sonra başka hayırlar da yaptırıp vakıflar kurmakla kalmamış, Süleymaniye Camii avlusunda kendisi için hazırladığı türbenin hemen yanı başına ayrıca bir de Hürrem'i için muhteşem bir türbe yaptırmış, böylece hayatı boyunca birlikte olduğu Hürrem'inin ölünce de yakınında olmasını istediği anlaşılmıştır.

Bütün bunlar gösteriyor ki; Kanuni, 40 yıllık evlilik hayatı boyunca sadık bir eşi, vefalı, samimi bir yardımcısı olarak gördüğü Hürrem'inin kendisini yanlışa yönlendirdiği yolunda bir şüphe ve pişmanlığı söz konusu olmamış, tam aksine her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir hanımın bulunduğu düşüncesiyle, kendi başarısına destek gördüğü Hürrem'i ölünce de yakınında yaptırdığı Hürrem Sultan Türbesi'yle de ona olan itimat ve sevgisini tüm dünyaya ilan etmiştir.



Ahmed Şahin
En Büyük TÜRKİYE
 

azul

Muchas Gracias a DİOS..!
Kayıtlı Üye
2 Nisan 2010
3.243
12
Hürrem aleyhindeki rivayetlerin kaynağı...

Kanuni'nin, Hürrem Sultan'dan önceki hanımı Mâhidevran'dan olan oğlu Şehzâde Mustafa'sı vardı.

Sempatik ve mertliğiyle halkın sevgisini kazanmış bu şehzadenin padişahın ölümünden sonra yerine geçeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak genç şehzadenin etrafını saran taraftar, kitleler onu erkenden tahrik edip kışkırtmaya başladılar. Şehzade Mustafa da sağda solda, "Ben padişah olsam şöyle yaparım, böyle ederim" diye tedbirsizce konuşmaya başladı. Bu sıralarda gittikçe yaygınlaşan yalanlarla dolu isyan söylentileri Kanuni'yi, oğlunun gizli bir isyan hazırlığı içinde olduğuna inandıracak boyutlara ulaştı... Geçmişteki kardeş kavgasının bir daha tekrar etmesinden endişe eden Padişah, vicdanı sızlayarak isyan hazırlığı içinde olduğuna inandırıldığı öz oğlu Mustafa'nın idamına karar verdi.

İşte bu idam olayını, tahta kendi çocuklarının çıkmasını isteyen Hürrem Sultan'ın teşvik ettiği söylentisi yayıldı. Hatta Hürrem Sultan, bu idamın biricik müsebbibi olmakla da suçlanarak, niyet okuyucuları tarafından, doğruluğu tartışılabilecek birçok rivayetler ortaya atıldı. Halbuki Kanuni gibi hayatında büyük işler başarmış, iradesi kuvvetli bir büyük hükümdarın, Hürrem'in sözüyle kendi ciğerparesini öldürmeye kalkışacağını akıl ve vicdan pek kabul etmemektedir. Çünkü Mustafa, padişahın kendi kanından ve canından olan öz oğludur.

Ancak imparatorluğun taht kavgasıyla bölünüp parçalanması ihtimali söz konusu olunca, şefkatli padişah baba gider, ülkesinin birlik beraberliğini korumaya kararlı bir Hünkar çıkar, imparatorluğunun çökertilmesine sebep olacak bir iç savaşı önlemek için (doğru olmasa da) kendi yavrusuna kıymayı dahi göze almış olur. Hürrem Sultan, bu olaya belki de çok üzülmemiştir; ama bundan onu tek başına sorumlu tutmak da pek makul görünmemektedir. Çünkü Kanuni, Hürrem'in oğlu Şehzade Bayezid'i de kardeş kavgasını önlemek için feda etmekte tereddüt etmemiştir. Şayet Hürrem, Kanuni'ye istediğini yaptıran biri olabilseydi, oğlu Bayezid'i feda etmesine engel olurdu.

Hünkar'la Hürrem'in ruh dünyasını büyük çapta ahirete yönelten önemli bir olay, çok sevdikleri Şehzade Mehmed'in ani ölümü ile gerçekleşmiştir. Henüz kardeş kavgası gibi şaibeli bir davranışın içinde görülmediği bir devrede çok sevdikleri Şehzade Mehmed'in genç yaşta ölümüne çok üzülen Kanuni ve Hürrem Sultan, büyük bir uhrevi duyguya yönelme gereği duymuşlardır ki, "Şehzadeler güzidesi Sultan Mehmed"im diyerek, vefatına tarih düşen Kanuni, onun adına Sinan'a yaptırdığı muhteşem Şehzadebaşı Camii'yle teselli olmaya çalışmıştır. İlk olarak böyle bir evlat acısıyla sarsılmış olan Hürrem Sultan da, hep hayır kurumları inşa ettirmeye yönelerek teselli olmaya çalışmıştır.

Nihayet son kışını, çok sevdiği Hünkarı Kanuni ile Edirne'de geçiren Hürrem Sultan, rahatsızlığı artınca İstanbul'a dönerek içinde bir de hastanenin bulunduğu Eski Saray'a yerleşmiştir. 1558 yılında 58 yaşında iken oğlu Selim'in 8 sene sonraki tahta çıkışını göremeden hayata gözlerini yumduğunda, cenazesini vezirler omuzlarında taşımış, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi'nin kıldırdığı namazdan sonra dualarla cami avlusunda yapılacak türbesi yanına defnedilmiş, genç yaşta ölümü bütün İstanbul halkını üzüntüye boğmuştur.

Cihan padişahı Sultan Süleyman, Hürrem'inin ölümünden sonra ona olan sevgi ve saygısını açıkça göstermek istemiş, Süleymaniye Camii avlusunda kendine ayırdığı yerin hemen yanında bir de Hürrem için yaptırdığı türbede günün 24 saatinde 130 hafıza gece gündüz nöbetleşe uzun zaman Kur'an okutarak Hürrem'in Kur'an'a karşı duyduğu derin saygı ve sevgisinin gereğini yerine getirmiştir...

Hürrem'in Rüstem Paşa ile evlendirdiği kızı Mihrimah Sultan ise dindar annesinden aldığı terbiye ile Edirnekapı'daki meşhur Mihrimah Sultan Camii'ni yaptırmakla yetinmeyip bir de Üsküdar'daki 'İskele Camii' denen muhteşem külliyeyi Sinan'a inşa ettirmiştir. Tahtakale'deki Rüstempaşa Camii de bu tarihi eserler dizisinden değerli bir hatıra olarak halen hizmette bulunmaktadır.

İşte bütün bu olaylar kimin kimi yönettiğini ifade etmektedir. Hepsinin de ruhları şâd olsun. Benzeri hizmetler yapmayı Rabb'imiz benzerlerine de nasip etsin. Mahrumiyetleri, kıskançlıklarına sebep olmasın.

Bizim geçmişimize ait zanni konulardaki prensibimiz bellidir:

- Ecdadınıza hüsnüzanla bakın, yanılırsanız vebali yoktur! Suizanla bakmayın, yanılırsanız vebali çoktur!..


Ahmed Şahin

Son cümle çok hoşuma gitti açıkcası,çok doğru bir ifade.......
 
Son düzenleme:

azul

Muchas Gracias a DİOS..!
Kayıtlı Üye
2 Nisan 2010
3.243
12
Kanuni'nin cephede vefatı, oğlu Selim'in göreve çağrılışı, Selimiye'nin inşası

Soru: Kanuni Sultan Süleyman'ın, oğlu Selim için tahta çıkarılması vasiyetinde bulunduğu doğru mu? Doğruysa böyle bir vasiyet geçerli sayılır mı?


Cevap:
46 yıllık hükümdar Kanuni Sultan Süleyman, Macaristan'daki Zigetvar kalesinin fethinden bir gün önce 71 yaşında kale alınmak üzere iken vefat etmiş, böylece ülkesine son bir zafer daha hediye ederek cephede hayata gözlerini yummuştur. Ancak bu sırada oğlu Selim'in tahta çıkarılması yolunda bir vasiyeti söz konusu olmamıştır.

Nitekim savaş meydanındaki vefattan sonra dirayetli devlet adamı Sokullu Mehmed Paşa, büyük bir basiretle Padişah'ın vefatını kimseye duyurmamış, Kütahya sancak beyliğinde bulunan tahtın tek adayı Şehzade Selim'i durumdan haberdar etmek üzere gönderdiği posta, 23 günde Kütahya'ya ulaşmış, 43 yaşındaki Şehzade ise Kütahya'dan mahmuzladığı atıyla üç günde Üsküdar'daki hemşiresi Mihrimah Sultan'ın köşküne gelerek İstanbul'daki Şeyhülislam ve diğer devlet ricalini durumdan haberdar etmiş, bunun üzerine Şehzade Selim'in padişahlığının başladığını Ebussuud efendi ile devlet ricali ilan etmişlerdir. (1566)

İki günlük bu dinlenmeden sonra genç padişah, yanına aldığı bir süvari alayı ile süratli bir yolculuk daha yaparak 20 günde Belgrad'a ulaştığı sırada Hünkâr'ın cenazesi de tahnit edilmiş olarak Zigetvar'dan Belgrad'a getirilmişti. Tecrübeli devlet adamı Sokullu, tahtın tek adayı Şehzade Selim'in geldiğini anlayınca Cihan Padişahı'nın vefatını saklamaya artık gerek görmemiş, ha.fızlar hep bir ağızdan yüksek sesle Kur'an okumaya başlayınca durumu anlayan tüm asker, paşalar, halk, koca hünkar için gözyaşı dökmeye başlamışlardır..

Bu karşılaşma sırasında 43 yaşındaki genç padişah Selim, huzuruna vardığı tecrübeli devlet adamı Sokullu Meh.med Paşa'nın elini öpme tevazuu göstermiş, ancak So.kullu daha çabuk davranıp kayınpederi de olan Selim'in eteklerine kapanarak asıl eli öpülecek olanın tahtın tek sahibi Şehzade Sultan olduğunu ifade etmek istemiş, böylece askere de itaat mecburiyeti mesajını da vermeyi başarmıştır.

Genç Padişah Selim Han, bu anlayış içindeki Sokullu'yu görevinden hiç ayırmayarak 8 senelik padişahlığı sırasında ona hep vefa duygusuyla bakarak, gölge padişah gibi görevinde ibka etmiştir.

Tahtın tek vârisi şefkatli Selim, bir vefa örneği daha göstermiştir. O da merhum hünkar babasının ilk hanımı, gözden düşmüş olan Mahidevran'ın Bursa'da oğlu Mustafa'nın mezarı yanında yoksul halde yaşamasına son vermek olmuştur. Bunun için hemen emrini vermiştir:

- Hünkâr babamın birinci hanımı Mahidevran annemize, kimseye muhtaç olmayacak miktarda emekli aylığı bağlansın. Ayrıca başucunda beklediği Mustafa'sının mezarı üzerine de büyük bir türbe yapılsın.

Kısa zamanda Mahidevran anneye emekli maaşı bağlanır, merhum Şehzade Mustafa'ya da annesini memnun edecek güzellikte bir türbe yapılır, nihayet sevgili annesi de vefatında o türbeye yavrusunun yanına defnedilir.

Kıbrıs'ı fethetmek gibi değerli cihad hizmetlerinden sonra sıra gelir hayalinde hep canlı tuttuğu Edirne Selimiye Camii'nin inşasına. Düşüncesini çok sevdiği baba yadigarı koca Sinan'a anlatır:

- Hünkar babam der, genç yaşta ölen Şehzade Mehmed ağabeyim için Şehzade Camii'ni yaptırdı. Arkasından kendi adına da Süleymaniye Camii'ni inşa ettirdi. Şimdi sıra benim camime geldi..

Baba yadigârı Koca Sinan, genç padişah Selim Sultan'ın bu arzusuna ümitli cevap verir:

- Şehzadebaşı çıraklık devremin, Süleymaniye ise kalfalık devremin eseridir. Senin camin Selimiye ise inşallah ustalık devremin eseri olacaktır. Hatta Ayasofya'yı dahi geçebilecektir inşallah..

Nitekim geçmiştir de. Selimiye'de kubbe yüksekliği 43 metre, genişlik ise 31 metreyi aşmıştır.

Bu muhteşem eserden dolayı İkinci Selim Han, sekiz buçuk senelik padişahlığından fazla, 6 senede yapılan Selimiye gibi eşsiz bir mabedin sahibi olmasıyla meşhur olmuştur ve halen dünyaya iftiharla ilan ettiğimiz örnek eserlerimizin en başında Edirne Selimiye Camii gelmektedir.

Osmanlı sultanları büyüğüyle de küçüğüyle de ölmez eserler bırakarak gitmişlerdir bu dünyadan. Hizmet eden ecdadımızın hepsine de hürmet ve minnet borçluyuz. Ruhları şad olsun cümlesinin de..




Ahmed Şahin
 

buseninannesii

Buse'mm ♡
Kayıtlı Üye
25 Ekim 2014
80
45
Aşklarına imrendigim iki insan. Edebiyat derslerinde gazel dendiğinde hep Muhibbi derdim. Tüm gazelleri de ezbere bilirim o kadar güzel ki o gazeller.
Kitap tavsiyesi olarak ise Moskof Cariye Hürrem 1 numara kesinlikle o kadar güzel ki sanki Alexandra ile dağlara çıkıyor Ruslana ile utanıyor Hürrem ile savaşıyorsun..
 

Elif

Onur Üyesi
Pro Üye
12 Temmuz 2006
32.952
24.648
Hürrem Sultan'ı popüler dizilerde canlandıranların ağzından dinledik, hangisi gerçek hangisi hikaye kestiremedik. İşte Osmanlı Tarihi'ne damgasını vurmuş gerçek Hürrem ile ilgili bilmedikleriniz...
Cihan padişahı Kanuni....

Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü padişahlarından Kanuni, sadece siyasi başarısıyla değil tarihe damgasını vuran Hürrem aşkıyla da anılır. Sarayın kurallarını değiştiren sultan olarak anılan Hürrem'e olan tutkusu, bugün dizilerde değiştirelerek mi anlatılıyor? Gerçekte Hürrem kim?



Ukrayna'dan İstanbul'a uzanan bir yolda büyüyen peri kızının ta kendisi Hürrem...

Hürrem Sultan'ı kısaca tanıyalım, memleketi Rutenya, Ukrayna’nın Polonya hâkimiyetindeki batı kısmında yer alıyordu. Bu sebeple Rossolan diye meşhur olmuştu. Rossolan, “Rutenyalı Bâkire” demektir. Hakkında hayali romanlar yazanlar bile bunu gerçek adı zannederler. Ukraynalı veya Leh asıllı olduğu söylenir. Esas adı Aleksandra Lisowska idi. Babası bir köy papazı ve 12 yaşlarında Kırım süvarilerince esir alınıp İstanbul’a saraya gönderildi. Burada birkaç sene terbiye edildi. Güler yüzü sebebiyle Hürrem adı verildi. Hürrem, Farsça sevimli mânâsına geliyor.




Kanuni'nin büyük aşkı, Osmanlı'nın ilk resmi nikahını kıydıran kadın....

Sarayda bir cariye iken Kanuni'nin ona aşık olmasını sağlayan şey, bugün dizilerde yansıtılan güzelliği değil zekası ve güler yüzüdür. Aralarında büyük bir aşk doğduğunda, Kanuni'nin siyasi başarısının da bu aşktan beslendiğini söylüyorlardı. Birbirlerine aşk sözcükleri dolu mektuplar yazıyorlardı. Kanuni'nin aşkı öyle büyüktü ki Hürrem'e şiirler yazar, bunları da başka bir isimle yayınlardı...

Hürrem Sultan sarayda cariye maaşı alıyordu ve paraya ihtiyacı olmadığı için bu parayı Mekke'ye bağışlamak istediğini söyledi. Ancak o dönemde kölelerin Mekke veya Medine gibi dini yerlere bağış yapması uygun görülmüyordu. O yüzden Hürrem, önce Kanuni'den onu azat etmesini istedi. Bir gün Kanuni Hürrem Sultan’ı odasına çağırttı ama Hürrem bu teklifi reddetti. Kanuni’ye, “Artık ben sizin malınız değilim. Beni kölelikten azat ettiniz. Sizinle beraber olmam zinaya girer” der ve bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman Hürrem Sultan’ı nikahına almak zorunda kalır. Hürrem bu sayede Osmanlı'nın ilk resmi nikahını kıydırır.



Kanuni'ye sevmesini öğretti, aşkını satırlara dökerken hislerinin gücü bulutlara değiyordu...

Hürrem Sultan, Topkapı Sarayı'ndaki sergide günışığına çıkan mektubunda son derece duygusal ifadeler kullanıyor:

"İki gözüm sultanım hazretleri, canım paresi sultanım hazretlerinin mübarek hak-ı pay-i şeriflerine (ayağının tozuna) bu çirkin yüzümü sürmekten sonra benim can-ı azizim, devletim, saadetim sultanım çok şükür Hakk Teala'ya ki mübarek mektub-u şerifiniz gelip gözleri nur, gönülleri sürur sahibi kıldı."

İyi bir söz ustası olduğu anlaşılan Hürrem Sultan, mektubunda padişaha hislerini uygun bir lisan ile aktarırken samimi ifadeler kullanmaktan da çekinmiyor.




Sadece Hürrem değil, Kanuni de Hürrem'e aşk dolu mektuplar yazıyordu...

"Hazret-i Sultanım. Yüzümü yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun'dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip ayrılığından öyle bir halim var ki Hak kafir olan kullarına dahi vermesin."




Neden Hürrem kötü kadınmış gibi anlatıldı? Aslında yüreği tertemiz, hayırsever biriydi...

O dönemde Avrupa, Hürrem'i figür haline getirdi ve Osmanlı'ya zarar vermek için hikayeler uydurdu. Bambaşka bir Hürrem'i anlatıyorlardı dilden dile. Hürrem anlatıldığı gibi ne hırslı ne de devlet yönetimine zarar vermiş bir kadının. Aksine hayırsever, iyi eğitimli veTürkçesi mükemmel bir şairdi.



Canlandırıldığı dizilerdeki gibi zenginlik ve refah içerisinde değil fakir bir kul olarak öldü...

Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’dan bir kız, dört erkek çocuğu doğurdu. En büyük oğlu Mehmet Şehzade tahta çıkamadan öldü (Şehzadenin ölümü şüpheli olarak bilinmektedir). İkinci oğlu Selim tahta çıktı. Diğer çocukları da Beyazıt ve Cihangir Şehzadelerdi.

Kanuni'nin Mahi Devran Sultan'dan olan, çok sevilen oğlu Mustafa’yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla öldürtür. Hürrem Sultan’ın Kanuni’yi bu kararda etkilediği inancı yaygın fakat işin aslını kimse bilmez.

Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa’da geçirdi. Hürrem Sultan 18 Nisan 1558 tarihinde eşi Kanuni Sultan Süleyman’dan 8 yıl önce 52 yaşındayken öldü.




Diziler, filmlerde yeteneğinden yeterince bahsedilmedi. Gerçek bir modacıydı, Osmanlı sultanları arasında parıldıyordu...

Bir kreatör, modacıydı. Portrelerine baktığımızda çok özel bir giyim tarzı görüyoruz. Hürrem kendi çağında Kanuni’ye çok yakışır bir kraliçeydi. Yabancı krallar ve kraliçelerle ile görüşür, onlara hediyeler gönderir, misafir eder, onlara elleriyle gömlekler dikerdi.



Onu doğru anlatmadıkları için tarihe 'kötü kadın' figürü olarak geçti, oysa gerçek tarih yüreği tertemiz, becerikli bir kadının hikayesiyle örülü...
mynet.com
 

Bir iki Dort

Üye
Kayıtlı Üye
4 Ağustos 2018
408
289
Hurrem sultanin dizide gosterildigi kadar otorite olduguna inanmiyorum.
Ama su gercek ki sultan suleymanin saltanat ve gucunu paylasmak istiyordu,sultan suleymanla muhtesem ,ornegi az rastlanir bir ask yasamisti.
Cok akilli ve zeki bir kadin oldugu zaten suphesiz..Kanuni onun zekasina,nesesine asik olmustur . zaten adini bu sebeple "Hurrem" koyar.
Bu gun sadece diziye bakarak, Hurremi yargilayan insanimiza Hurrem sultaniin yaptirdigi eserleri sorsak tek bir tanesini bilemez.
O guclu bir kadindi.
Belki kendince oyunlari vardi.
Ama kesinlikle sultani dizide gosterildigi gibi yonettigi dogru degildir
Kanuninin her hatasini Hurreme baglayamayiz.
Sltan Suleyman donemi "muhtesem"bir donem degildir.Bazi tarihciler Sehzade Mustafanin olumu"nu duraklama doneminin baslangici sayarlar.Kanuni doneminde ilk butce acigi yasanmistir ve rusvet,yolsuzluk artmistir .
Hurrem herseyden sorumlu degildir.Belki İbrahim Pasanin ve Sehzade Mustafanin olumune memnun olmustur ama hepsinin kendince hatalari da bu sona sebebiyet vermistir.
Haremi kimse gormemisken anlatilan herseye nasil inanabiliriz.
Bir padisah bir kadin tarafindan bu kadar kolay yonetilebiliyorsa,esinin etkisinde karar alacak kadar zayifsa ,Rodosu nasil fetheder,nasil bu kadar basarili zaferler elde edebilir?
Ama Hurrem Sultan da siradan bir sultam degildi.
 
Yukarı Alt