Pablo Neruda Şiirleri

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
Pablo NERUDA

Asıl adı "Neftali Ricardo Reyes Basoalto", (12 Temmuz 1904, Parral - 23 Eylül 1973, Santiago, Şili).

20. yüzyıl şiirinin en önemli adlarından Şili'li şair ve diplomat. 1953'te Lenin Barış ödülü'nü, 1971'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır.
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
Başka kitaplarla hapsedilmek için yazmıyorum
ya da zambağın somutlaşmış çırakları için değil
gelip geçecekler için, gereksindikleri
ay, su, düzenin değişmez temelleri
ekmek, şarap, ve okullar, gitarlar ve el aletleri için.
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
TÜRKÇE'DE PABLO NERUDA

ŞİİR
Sorular Kitabı, Pablo Neruda, Çeviri: Acem Özler-Jörg Spötter-Şahap Eraslan, Broy Yayınları, İstanbul, 1987
Sevdiğime Seslenir Gibi (Viente Poemas de Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Sibel Özbudun-Kemal Özer,
Yordam Yayınları, İstanbul, 1992
Seçme Şiirler, Pablo Neruda, Çeviri: Enver Gökçe, Yön Yayıncılık, İstanbul, 1992
20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı (Viente poemas de amor y una cancion desespereda), Şiir Anıtları 3,
Pablo Neruda, Çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınlar , İstanbul, 1996
Makasçı Uyansın, Pablo Neruda, Çeviri: Nice Damar, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 1996
Şiirler, Pablo Neruda, Çeviri: Hilmi Yavuz, Cem Yayınevi, İstanbul, 1997
Aşk Soneleri Ateşten Kılıç (Cien Sonetos Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Metin Cengiz, Papirüs Yayınları,
İstanbul, 1997
Yüz Aşk Şiiri (Cien Sonetos de Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Erdoğan Alkan, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998
Kara Ada Şiirleri, Şiir Anıtları 7, Pablo Neruda, Çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınlar, İstanbul, 1998
Kuşlar Sanatı (Arte de Pajaros), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1998
100 Aşk Sonesi, Pablo Neruda, Çeviri: Adnan Özer, Gendaş Kültür, İstanbul, 1998
Kuruntular Kitabı (Estravagario), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, İmge Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1999
Kaptanın Dizeleri ve Yürekteki İspanya (Los Versos del Capitan), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, Kaynak
Yayınları, İstanbul, 2000
Neruda Dünya Şiir Mitosları, Çeviri: Adnan Özer, Gendaş Kültür, İstanbul, 2002
Yüreğim Rüzgârlarla Özgür, Pablo Neruda, Çeviri: Cevat Çapan, Adam Yayınları, İstanbul, 2002
Yürekte İspanya, Pablo Neruda, Çeviri: Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2003

DÜZYAZI

Şiir Boşuna Yazılmış Olmayacak, Pablo Neruda, Çeviri: Nesrin Arman, Broy Yayınları, İstanbul, 1984
Yaşadığımı İtiraf Ediyorum (Confieso Que He Vivido), Pablo Neruda, Çeviri: Ahmet Arpad, Milliyet Yayınları,
İstanbul, 1998
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
AĞIT

Nehirler gibi,

Ağlamak istiyorum,

Garip bir başıma ben;

Kaygılar almalı beni,

Dalıp gitmeliyim,

Eski maden gecelerin gibi.

Neden,

Pırıl pırıl anahtarlar,

Neden harami elinde?

Kalksana Oello ana,

Aç sırrını,

Bu bitmez gecenin

Yorgunluğuna;

Akıl ver damarlarına,

Senin olsun,

Yupanqui’ler güneşi

Uyku hali konuşurum

Seninle,

Toprak toprağa.

Sıradağların;

Döl yatağı;

Sen ey Perulu ana,

Nasıl oldu nasıl oldu da

Saplandı,

Bu hançerler çığı,

Senin gebe kumluğuna?

Ellerin içindeyim,

Kıpırdamam,

Duyuyorum:

Madenler yayılıyorlar,

Yeraltı boğazlarına.

Köklerinden olmuşum,

Ben, senin;

Bilmem neden,

Toprak vermez bilgeliğini

Bana.

Geceden gayrı,

Gördüğüm yok;

Yıldızlı topraklar,

Altında.

Bu uyduruk,

Bu cinli hayal da ne?

Sürünür gider,

Ta kızıl bir çizgiye?

Yasın gözleri,

Bitki, kapkara.

Nasıl vardın,

Bu acı rüzgara;

Nasıl oldu, nasıl oldu da,

Öfke taşları arasından,

Kopak;

Kaldırmadı kil tacını,

O gözler kamaştıran?

Yanayım kara bahtıma,

Çadırlar altında, bırak!

Kararmış ölü bir kök gibi,

Ko batıp gideyim!

Bu bitmez zalim gecede,

Yerin dibine ineceğim, ben;

Bir altın ağza kadar.

Gecenin taşına uzanmalıyım.

Burada ölmeliyim, derdimle.



Pablo NERUDA









 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
ALMERİA

Döğülmüş, zehir zift bir tabak,

Al papaz bu senin.

Bir tabak:

Demir kırıntıları,

Küller ve gözyaşlarıyla;

Bir tabak:

Devrik duvarlar,

Hıçkırıklar taşan;

Al papaz bu senin,

Almeria’nın kanından.

Bir tabak:

Püskürme ateş,

Korkular, yıkıntılar,

Deli sularla;

Bir tabak:

Kırık ışıklardan,

Ezik başlardan;

Bir tabak, bir kara tabak,

Al bankacı bu senin,

Almeria’nın kanından.

Her sabah,

Her karamsar sabahında.

Ömrünüzün;

Masanızda göreceksiniz,

Onu:

Dumanı üstünde ve korlu.

Bir yana itivereceksiniz,

Nazik ellerinizle:

Yüzünü görmemek için,

Bir daha sindirmemek için.

Ekmek ve üzümler arasında,

Bir yana koyacaksınız onu;

Ve bu,

Ses seda vermez tabak:

Her sabah, her sabah,

Yerinde olacak.

Al albay, al albay karısı,

Bu size:

Bir mahfel şenliğinde,

Her bayramda;

Ve seher şarabının,

Alacakaranlığında:

Antlar içilir,

Nişanlar takılırken;

Ve sizler,

Onu göresiniz diye sizler,

Buz kesilmiş, tirtir halinizle,

Bu dünyada.

Evet bir tabak:

Şuranın buranın zenginleri,

Topunuza.

Size, sizlere

Bakanlar, büyükelçiler,

Canavar sofra dostları;

Sizlere, konforlu çayların,

Yüce mevkilerin kadınları;

Bir tabak:

Kemirilmiş, pis ve kirli,

Zavallı bir kandan;

Durur, önünüzde durur,

Her kuşluk, her hafta, ölüp ölesiye

Almeria’nın kanından.




Pablo NERUDA
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
BAYRAKLAR NASIL DOĞAR

Bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur.
Halk işlemiştir onları
Tüm sevgisiyle
Onun parçalarını dikmiştir
Bütün yoksulluğuyla
Ve yıldızı çivilemiştir
Canı gönülden
Gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için
Bir mavi kesmiştir
Ve damla damla
Kırmızı doğmuştur
ABRAHAM JESUS BRITO
(POETE POPULAIRE)

(Seçme)

Jesus Brito’dur adı, Jesus Parron, halktır adı
Gözleri ırmak olmuştur
Elleri ise köklerdir.

Pablo NERUDA
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
BÜYÜK SEVİNÇ
(XX)
Peşinde seğirttiğim gölge, henüz benim değil

*

Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
Ne de zambak peşinde koşan;
Acemi çaylaklar için!
Ayı ve suyu dileyen
Basit kişiler için yazdım:
Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
Alet ve gitara isteyen
Basit halklar için
Halk için yazdım,
Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
İşte o zaman,
Başını kaldıracak basit emekçi
Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
Alnını kaldıracak kürek işçisi
Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
Balıkçı;
Ve elleri tutuşacak
Ve biraz yıkanınca
Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
Bakakalacaklar şiirlerime
“Belki bir arkadaştı” diyecekler

*

Başka taç istemem,
Bu bana yeter!

*

Çıkınca fabrika ve madenlerden,
Şiirim toprağa karışsın istiyorum
Zulüm gören insanın zaferine, havaya.
Ve genç bir delikanlı,
Ağır ağır ve madenlerle ördüğüm yaşamı
Açınlasın diyorum
Köşe bucak saçılan bir kutu gibi.
Doldursun ruhunu içine
Ellesin fırtınalara.
Benim de şen olsun yüreğim
Boralı yüceliklerde.



Pablo NERUDA
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
FEDERİCO GARCİA LORCA'YA
YANIK ŞİİR


Issız bir evde,
Korkudan ağlayabilseydim;
Gözlerimi çıkarabilsem de,
Yiyebilseydim;
Senin sesin için yapardım
Bunları,
Yaşlı portakal ağacı sesin;
Senin şiirin için yapardım
Bunları,
Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
Baksana,
Maviye boyuyorlar hastaneleri,
Senin için;
Kıyıdaki kenar mahalleleri
Ve okullar,
Senin için büyüyorlar;
Tüy salıyorlar,
Yaralı melekler;
Pullar örtünüyor,
Düğün balıkları;
Deniz kestaneleri,
Göğe uçuyorlar;
Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
Senin için;
Ve,
Yutuyorlar,
Yırtılmış kurdeleleri;
Öz canlarına kıyıyorlar,
Öpüşe öpüşe;
Ve ak sadeler giyiniyorlar.
Bir şeftali ağacı
Giyinip de,
Kuş gibi seğirtirken sen;
Kasırga gibi fırıl fırıl,
Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
Türküler çağırdığında;
Allak bullak ederken,
Atardamarlarını,
Dişlerini, gırtlağını,
Parmaklarını;
Vay ne şirindin,
Kahrolurdum ben
Kahrolurdum ben
Kızıl göller için:
Güz ortasında bir şahbaz at
Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
Beraber yaşadığın.
Kahrolurdum ben,
Mezarlıklar için:
Gece, sesi kısılmış
Çanlar arasından,
Suyla, mezarlarla küllenmiş
Nehirler gibi geçen;
Nehirler:
Hasta asker koğuşları sanki,
Tıklım tıklım dolu;
Ve matem yağlı ölüme,
Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
Nehir nehir gelen ölüme doğru;
Birdenbire taşıveren nehirler.
Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
Boğulmuş çarmıhların geçişini
Seyrederken sen;
Kahrolurdum seni görmek için:
Bak,
Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
Perperişan;
Garip kalmış köşelerde başın,
Durmaz ha, durmaz gözlerin
Ağlar yaşın yaşın.
Gece ve çıldırasıya yalnız,
Külleri ısıra ısıra;
Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
Siyah bir huniyle yığabilseydim,
Trenlerin, gemilerin üstüne;
Filizlendiğin ağaç için,
Yapardım bunları,
Topladığın,
Yaldızlı su yuvaları için;
Sarmaşık için,
Yapardım bunları;
Gecenin sırrını sana ileterek,
Kemiklerini saran
Sarmaşık için.
Islak soğan kokusu gelen
Şehirlerden,
Seni bekliyorlar;
Boğuk bir sesle,
Şarkı söyleyerek
Geçesin diye.
Yeşil kırlangıçlar,
Saçlarının arasına yapıyorlar,
Yuvalarını;
Dilsiz sperma sandalları,
Peşin sıra geliyorlar;
Sümüklü böcekler, haftalar,
Yelkenleri düşürülmüş serenler,
Kirazlar da,
Dönüveriyorlar ossaat:
Gözükünce solgun başın,
On beş gözlü başın,
Al kan içindeki ağzın.
Şehrin otellerini,
İsle doldurabilseydim;
Hıçkıra hıçkıra,
Yok edebilseydim
Çalar saatları;
Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
Evine nasıl gelecek,
Göreyim diye
Yapardım bunları;
Yığın yığın insanların,
Melil mahzun tantanalarıyla
Ülkelerin,
İşlemez sabanların,
Gelincik çiçeklerinin;
Mezar kazıcıların, süvarilerin,
Kanlı haritaların, gezegenlerin,
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye;
Yapardım bunları.
Küllerle örtülü dalgıçların,
Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
Meryem Ana tasvirlerini
Sürüte sürüte gelen maskelerin;
Damarların, köklerin, hastanelerin,
Karıncaların, su gözelerinin,
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye;
Yapardım bunları.
İçine kapanmış atlının
Örümcekler arasında öldüğü
Bir yatakla,
Gecenin;
Kinden, dikenlerden bir gülün,
Sarıya çalan bir geminin,
Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye:
Yapardım bunları.
Ben, Oliverio, Norah,
Vicente Aleixandre, Delia,
Maruca, Malva, Marina,
Maria Luisa, Larco, La Rubia,
Rafael Ugarte, Cotapos,
Rafael Alberti, Carlos,
Manolo Altolaguirre, Bebé,
Molinari, Rosales, Concha Méndez,
Ve daha da unuttuklarım;
Evine nasıl gelecektik,
Göreyim diye
Yapardım bunları.
Gel de taçlar takayım,
Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
Gel, kelebek kıravatlı civan;
Sen ey,
Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
Pırıl pırıl insan;
Madem, geç vakitlere dek,
Kalınamıyor daha kayalıklarda;
Bari aramızda konuşalım,
Gel,
Şöylece bir, olduğumuz gibi;
Çiğ için olmadıktan sonra,
Şiirlerde n'olacak yani?
Bir ağu hançerin,
İçimize işlediği bu gece için
Olmadıktan sonra;
Şiirlerde n'olacak yani?
Bu tan kızıllığı için,
Olmadıktan sonra;
İnsanın vurulmuş yüreğinin,
Ölüme hazırlandığı,
Şu viran köşe için olmadıktan sonra
Şiirlerde n'olacak yani?
En çok gece, geceleyin:
Kıyamet gibi yıldızlardır,
Dolmuşlar hepten ırmağa;
Bir kurdele gibiler,
Fakir fukara dolu evlerin
Pencerelerindeki..

Bir ölen var,
Onların evlerinde;
Bürolarda, hastanelerde belki,
Belki asansör ve madenlerde,
İşlerinden oldular.
Onulur şey değil yaraları,
Yaratıklar,
Acı çekiyorlar.
Her yanda dert yanış,
Her yanda,
Vay şuymuş vay bu;
Pencereler,
Göz yaşıyla dolu,
Aşınmış eşikler,
Göz yaşından;
Yüklükler ıslak,
Bir dalga gibi
Halıları dişlemeye gelen
Göz yaşından,
Oysa ki yıldızlardır akar
Uçsuz bucaksız bir nehirde.
Federico,
Dünyayı görüyorsun.
Yolları görüyorsun,
Sirkeyi görüyorsun;
Birkaç ayrılıştan,
Taşlardan, raylardan gayrı,
Kimseciklerin kalmadığı,
Köşeden:
Duman ha deyince,
Zalim tekerleklerine;
Hoşça kalları görüyorsun,
İstasyonlardaki..

Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
Çeşit çeşit insan var:
Kanlı bıçaklı kör var,
Öfkelisi, ümitsizi var,
Yoksul var, tırnak ağaçları var;
Şunun bunun sırtından,
Geçinmek sevdasıyla;
Harami var.

Hayat böyle, Federico,
Ey babayiğit,
Ey kara sevdalı adam.
Sana,
Dostluğumun sunabileceği şey
İşte bunlar..
Sen de epeyce şey biliyorsun
Şimdiden.
Yavaş yavaş, daha da,
Öğreneceklerin var.



Pablo NERUDA

Çeviren : Enver GÖKÇE
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
JİMENEZ DE QUESEDA

Geliyorlar,geliyorlar

Gemileri gör varıyorlar kalbim.

Magdalene üstünde gemilerdir,

Gonzalo Jimenez’in gemileri;

Varıyorlar,varıyorlar,gemilerdir...

Kapa,kemiren kıyılarını,

Koma onları ha,nehir!

Al onları,dalgaların altına,

Sil süpür,onlardaki tamahı!

Ateş hortumunu at,

At kanlı omurgalılarını,

Nehir!

Sal,

Göz yiyen yılan balıklarını,

Sal onlara!

Kaba timsahı çıkar,yollarına:

Batak rengi dişleriyle onu,

İlkel kalkanıyla;

Kumlu sularının üstüne kur,

Köprü yap,onu!

Jagar(*) ateşi boşalt,nehir ana:

Tohumlarından olma ağaçlarının,

Doruğundan!

Kan sinekleri yağdır,kan,

Kör et gözlerini,kara dumanla!

Tık onları,yarı kürene:

Yatağındaki karanlık köklere

Bağla,onları!

Ye bitir,yengeçlerinle:

Ciğer ve dudaklarını,

Tüm kurut kanlarını,

Kurut!

Talan ediyorlar,

Dişliyorlar,öldürüyorlar,

Daha şimdiden;

Daldıkları korudur.

Sırlı, kırmızı ormanın örtüsünü

Savun Kolombiya,n’olur!

Bıçağı dayadılar şimdiden:

Ufacık tapınağına,Iraka’nın.

Aha,tuttular zipa’yı(**)

Ve bağladılar:

“De sökül,

Eski tanrının mücevherlerini!”.

Mücevherler ki:

Pırıldar ve çiçeklenirdi,

Kolombiya seherinin çiğiyle.

İşkenceye koşarlar prensi,

Şimdi de,

Öldürdüler.

Başı,bakar bana:

Kimsenin örtemediği gözleriyle,

Bakar,yar gözleriyle:

Yeşil ve çıplak yurdumun.

Muhteşem başı,yakarlar

Şimdi de.

Ardından gider atlar:

Kılıçların ve işkencelerin,

Şimdi de.

Üç beş köz kalmış ortada,

Ve küller arasında şimdi:

Gözleri prensin,

Kapanmayan gözleri.


(*)Jagar: Güney Amerika kaplanı
(**)Zipa: Yerli başbuğ ve papaz

Pablo NERUDA
 

Che

Guru
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
2.708
Emoji Skoru
23
KIZIL ÇİZGİ

Daha sonra, kral
Yorgun ellerini kaldırdı
Ve haydutların
Yüzleri üstünden
Dokundu duvarlara
Kırmızı çizgi
Çektiler buraya
Altın ve gümüşle
Doldurmak gerekiyordu
Üç odayı
Kanlarının çizgisine dek
Doldurmak gerekiyordu
Altının çarkı geceler boyu döndü,
Ve şehitler çarkı hiç durmamacasına.
Toprağı pençelediler
Köpük ve sevgi mücevherlerini ipliğe
Geçirdiler
Nişanlının bileziklerini kopardılar
Tanrılarını bıraktılar
Çiftçi eski antika paralarını teslim etti
Balıkçı altın damlasını
Demir parmaklıklarda bir yankı titredi
Ve yüceliklerde cevap verirken mesaj ve ses
Altının çarkı dönmeye devam ediyordu
O zaman kaplanlar toplandılar
Kan ve gözyaşını paylaştırdılar
Atahualpa biraz kederliydi
Ve And’ların sarp yönünde bekliyordu
Kapılar açılmadılar
Akbabalar her şeyi bölüştüler
Mücevherlerin en son kertesine dek
Dinsel firuzeleri
Ve kana bulanmış
Ve gümüş dokunmuş elbiseler
Ve haydutların tırnakları
Her şeyi ölçüyordu
Ve keşişin gülüşleri arasında
Haydutlar arasında
Kral onu kederle dinliyordu.

Yüreği bir vazo gibiydi
Kininin acı özü gibi
Bir sancıyla dopdolu
Cephelerini düşündü
Cuzco’nun yücesinde
Kendi çağında
Prenseslerini
Egemenliğinde bir ürperme oldu
İçindeki olgunluğu hissetti ama
Umutsuz barışı bir hüzündü
Huascar’ı düşündü.
Yabancılar, burdan mı geçecekler
Her şey bir bilmece, her şey bıçaktı
Her şey sessizlikti
Yalnız kızıl çizgi canlı, çırpınıyordu:
Ölen dilsiz krallığın
Sarı bağırlarını yutan
O zaman Valvarde ölümle girdi
“Senin adın Juan bundan böyle” dedi
Tam hazırlandığı sırada
Odun yığını
Ağırbaşlılıkla cevap verdi: “Juan
Öyleyse benim ölüm adım olacak Juan”,
Artık, ölümün ne anlama geldiğini hesaba katmayarak

Boynuna ip geçirdiler: bir çelik kanca

Peru’nun ruhuna girdi.




Pablo NERUDA
 
Yukarı Alt