Psikopatolojik Vakaları Anlatan Film Önerileri (Meraklısına)

Zinmem

Geçici Olarak Hesap Pasiftir !
ÜZGÜN
Kayıtlı Üye
29 Temmuz 2018
1.993
4.206
Bir kaç film eklemek istiyorum. Yazılmamıştır umarım tekrar olmaz :)

Funny games
Piano teacher
Ma soeur
Martyrs

Hayli gerilimli psikolojik filmler :)
 

Astoria

still alive who you love 💕
Doğa Severler Kulübü
Kayıtlı Üye
15 Kasım 2016
14.724
44.998
Bir kaç film eklemek istiyorum. Yazılmamıştır umarım tekrar olmaz :)

Funny games
Piano teacher
Ma soeur
Martyrs

Hayli gerilimli psikolojik filmler :)
Yazılmamıştı :) Çok teşekkürler, ben de izleme listeme kaydediyorum hemen. Dilerim benim gibi yararlanan başkaları da olur.
 

Night Club

Are you disko?
Pro Üye
Doğa Severler Kulübü
3 Mart 2016
12.818
52.081
Estağfurullah, ne cahili. Bazı konular hakkında benden daha bilgilisin hatta. İkimizin de birbirimizden öğreneceği birçok şey var. :) Koyduğun sahneyi biliyorum, Avrupa Yakası'nı baştan sona hatmettim zaten bu "tatil" dönemimde ehehe.

Münchausen evhamlılıktan çok çok başka ya. Annenin korumacı davranmasının sebebi orada evladını korumak olmuyor, kendini korumak oluyor. Gypsy Rose ve annesinden örnek vereyim, belgeselden yani. Gypsy Rose büyüdükçe artık yardımsız yürüyebildiğini, şeker yiyebildiğini keşfediyor ve annesinden gizli olarak bunları yapıyor. Annesi başka insanlarla konuşmasını yasaklıyor, annesinden gizli Facebook hesabı açıp oradan başka erkeklerle konuşuyor falan. Annesi bu durumları fark ettiğinde Gypsy Rose'a ağır cezalar veriyor. Evhamından yapıyor olsa ceza vermez, en fazla panikler ve kaçınmasını rica eder. Ceza vermek aslında bu durumun ortaya çıkmasından korkmaktan kaynaklı.

Psikologlarla ilgili söylediklerine katılıyorum. Sigorta işine bağlansa daha iyi olur aslında Avrupa ve Amerika'daki gibi. Bununla ilgili bir düzenleme de yok, belli eğitimler de yok. Felsefe mezunu olup aile danışmanlığı sertifikası alan adam da terapi yapmaya kalkıyor, İstanbul E-5 Otoban Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde parayı bastırıp yüksek lisans yapmasının yeterli olduğunu düşünen adam da terapi yapmaya kalkıyor. Biri 50 liradan yapıyor biri 350 liradan. Sınırları belirlenmiş değil, mesela en az 300 saat Sağlık Bakanlığı onaylı süpervizyon almak mecburi olsa ne güzel olur.
Est. sen bu işin okulunu okuyorsun, ben kendi gizemimi çözmeye çalışıyorum kendimce, o kadar. :)
Evet farklı, mükemmel manipülasyon yetenekleri var ve arkaplanda her türlü iknaya kapalılar, olayın kontrollerinden çıkmaya başladığını hissettiklerinde korku ve öfke ile her yol mübah oluveriyor, çocuğunun büyüdüğünü görmesi bile bir eğlence değil stres kaynağı onun için çünkü 18den sonra reşit filan.
Annemde de bunu test ettiğimi hatırlıyorum; yani "Bu bir hapisse, gardiyanım nasıl? Ben nasıl?" diye. Değildi yani.

Bu kızın da erkek arkadaşı ile annesini öldürdüğünü biliyorum ve o erkek arkadaşın da bu mükemmel manipülasyondan zincirleme nasibini aldığını tahmin edebiliyorum; gardiyanından öğrendi o çocuk onu ve kaçış için kullandı; bunu kullanabilmek için önce kendi yalanına kendisi inandı... Falan filan... Çok acayip bu ruhlar deryası; anla anla, çöz çöz, yorumla yorumla bitmez, çok güzel mesleğin var çok da yakıştığını düşünüyorum belirtmeden geçemedim. İnşallah kıymetinizi bilirler de piyasadan şarlatanları adam akıllı ayıklamanın yolunu ciddiyetle ele alırlar.

İnstadan psikologluğa soyunan Çavvğla'ları tvye kadar çıkaran memleketimde, artık "Hayırlısı be gülüm" diyorum. :))
 
Son düzenleme:

Emma3

💚
Anneler Kulübü
Kayıtlı Üye
20 Eylül 2013
1.586
2.476
Screenshot_2019-08-17-21-30-48.png


Solaris filminin psikolojik yönü varmış, izlemedim bilmiyorum ama izlemek isteyen çıkabilir.

Screenshot_2019-08-17-21-29-36.png
 

benpapatya

Popüler Üye
Kayıtlı Üye
19 Haziran 2014
746
755
Rica ederim ne demek. :) Kan dondurucu gerçekten. Detayları gördükçe şoklardan şok beğeniyorsunuz. Kız ayrı bir vaka, annesi apayrı bir vaka zaten. Hoş böyle bir annenin yanında sağlıklı bir çocuk yetişemez keza.
Astoria merhaba. Epey bir zaman oldu buraya yazmayalı. Ama boş durmuyorum; sizin önerilerinizden izlemeye devam ediyorum:))
Mommy Dead and Dearest'ı izledim. Bir kaç gün süresince bu filmin etkisini yaşadım. Bu olayla ilgili haberleri okudum. Özellikle Gipsy Rose'un aldığı hapis cezasıyla ilgili toplumda epey bir karşıt düşünceler oluşmuş. Ben ise, en azından bu ceza konusunda ne düşüneceğimi şaşırdım. (Siz filmle ilgili çok boyutlu ve güzel, isabetli yorumlar yaptığınız için, bana da kala kala ceza meselesini düşünmek kaldı:))) Gipsy, Face'teki çocukla tanıştıktan sonra kişiliğinin bambaşka bir yönü ortaya çıktı. O zamana dek, saf, anneye boyun eğmiş, güçsüz, edilgen ve çok masum, saf bir kız izlemiştim. Sanki yıllarca annesine karşı kendisini pek güzel gizlemiş gibiydi. Ama tanıştığı çocuk, Gipsy'de derinlerde saklanmış yanının ortaya çıkmasına yol açtı. Sonrasında ise Gipsy'i, gayet zeki, akılcı, sinsi, kurnaz, çok öfke biriktirmiş, manipülasyonda usta bir karakter şeklinde izledik. Aslında bu özellikleri de olan Gipsy'nin 20 yıl boyunca annesine sessiz kalması, komşulara, doktorlara oynanan oyunda annesine eşlik etmesi, bana ilginç göründü. Zaten komşuları olan anne-kız da, bu nedenle Gipsy'i hiç de mağdur göremediler ve affetmediler.

Okuduklarıma göre, cinayeti işleyen sevgilisi müebbet gibi bir ceza almış. Aslında en masum olan, ceza ehliyeti olamayacak tek kişi, bence o.

Neyse...çok zor bir konu, çok zor bir sendrom. Sanırım tedavi edilemez bir şey bu.
 

benpapatya

Popüler Üye
Kayıtlı Üye
19 Haziran 2014
746
755
Önermek istediğim başka bir film ise bu "dönüşüm terapileri" şarlatanlığı ile ilgili. Cinsel yönelimi heteroseksüelliğin dışında olan (gay, lezbiyen vs.) çocukları alarak Tanrı'nın onları sevmediğine, hissettiklerinin "Şeytan'ın isteği" olduğuna inandırarak bu çocukları heteroseksüel yapmaya çalışan "eşcinsellik dönüşüm terapileri"ni konu alan, bu dönüşüm terapilerine ailesi tarafından gönderilmiş Garrard Conley'in anılarından uyarlanmış gerçek bir hikaye. Bu konuda önyargınız varsa kırabileceğinizi düşündüğüm bir film de ayrıca.

51. Boy Erased



IMDB Puanı: 7.0

Yılı: 2018

Tür: Biyografi, Dram

Süre: 1 sa 55 dk

Yönetmen: Joel Edgerton

Oyuncular: Lucas Hedges, Nicole Kidman, Russell Crowe

Konusu: Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı ailesi gibi dindar olarak yetiştirilen Jared’in 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.
Bu da bir başka güzel film öneriniz. İzledim. Beğendim. Ama eşcinsel dönüşüm terapisi denen şey, pek komik bir şeymiş. Ciddiye alınır hiç bir yanını göremedim. İnternette G. Conley'i ve filmi araştırdım. İlginç şeyler çıktı. Filmin sonunda geçen yazıda gördüm; dönüşüm terapisi veren terapist (gerçi belgesi filan yok ya, işte lider diyeyim), gerçek hayatında bir gay'miş ( terapilerde o da ters yönlü bir dönüşüme uğramış:)) ve kendi cinsiyetinden birisiyle evlenmiş. Çok sinsice sürdürmüş terapistliği.
 

benpapatya

Popüler Üye
Kayıtlı Üye
19 Haziran 2014
746
755
Dizi olarak In Treatment var. Bir psikoterapistin hastalarıyla olan seanslarını içeriyor her bir bölüm. Onu önerebilirim. Filmlerde genelde terapi sahneleri çok kısa tutuluyor ama güzel sahneleri olan birkaç tane önerebilirim.

Jimmy P. (2013)
A Dangerous Method (2011): Çok iyi sahneler yok ama Freud ve Jung ilişkisini anlayabilmek açısından fena değil.
Mad to be Normal (2017)
In treatment!! Bayıldım, çok sevdim. 3 sezonu da izleyiverdim. Her bölüm ayrı bir hikaye, her biri ayrı bir tartışma konusu. Keşke her bir hastanın seansları itibariyle size yazsaydım da fikirlerinizi alsaydım. Ama arka arkaya ve saatlerce bölümleri izlemeye dalınca böyle bir fırsat yaratamadım.

İz bırakan en çok şu oldu bende; Paul bir terapi veren ve terapi alan kişi olarak ne kadar farklı özelliklere sahip. Hastalarıyla seanslarında bilgi, eğitim birikimini, terapi kurallarını samimi bir şekilde kullanıyor/uyguluyor (Gerçi Laura'da terapi kurallarını çiğnedi) kendi terapilerine sıra gelince, öfkelerini, kararsızlıklarını, bir türlü istediği adımları atamayışı, hatta kendine karşı yabancılığı, başarısız eş-evlat ilişkilerini , babasıyla son ana kadar ilişkisizliği seçmiş ve çocukluk travmasını giderememiş olmasını görüveriyoruz. Gina ve Adele ile o tartışmaları neydi öyle, değil mi?

Ama bir de şunu hissettim; Paul, hastalarına gerçekten samimiyetle yardımcı olmaya çalışan, çok empatik birisiydi. Profesyonel kalabildi mi? Bence pek kalamadı. Bu, en çok Sunil vakasında ortaya çıktı. Sunil ile özdeşleştirdi kendisini. Onun terapisinde, terapist olmayan Paul'ü yansıttı. İyi bir terapist olmak, gerçekten çok zor olmalı. Yani terapiye, sadece profesyonel birikim ve değerlendirmelerini getirip, kendi kişisel yanlarını dışarda tutabilmek, çok zor olmalı.

In Treatment'ın tadı damağımda kalınca buna benzer başka diziler araştırdım ve Gipsy karşıma çıktı. Onu da bir solukta bitirdim. Jean, kişisel sorunları, zaafları için psikologluğu kullanan bir kadın. Çok tehlikeli olabilen, zeki ve kurnaz, manipülatörlükte usta bir karakter. Aidiyet duygusu yok, ne eşine, ne çocuğuna, ne annesine. Merhameti ve sevebilme potansiyeli zayıf, bencil birisi. Sizce, Jean'in tanısı ne olabilir?

Gipsy, bende psikolog ve psikiyatristliğin, bazı profesyonellerde çok tehlikeli bir enstrümana dönüşebileceğini düşündürdü.
 

benpapatya

Popüler Üye
Kayıtlı Üye
19 Haziran 2014
746
755
Burayı biraz boşlamışım. Biraz Woody Allen filmlerinden önerilerde bulunmak istiyorum. :)

43. Wonder Wheel (Dönme Dolap)



IMDB Puanı: 6.2

Yılı: 2017

Tür: Dram

Süre: 1 sa 41 dk

Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Kate Winslet, Justin Timberlake, Juno Temple

Konusu: Film, 1950’lerde Coney Adası’ndaki bir lunaparkın kalabalığı içinde hayatları kesişen dört karakterin hikayesini anlatıyor. Daimi duygusal dalgalanmalar yaşayan, bir dönemin aktrisi, şimdilerin garsonu nevrotik Ginny, onun atlı karınca operatörü, kaba saba kocası Humpty, babası Humpty ile uzun yıllar konuşmamış olsa da şimdi onun evinde gangsterlerden saklanan 26 yaşındaki güzeller güzeli Carolina ve oyun yazarı olmanın hayaliyle yaşayan, yakışıklı ve genç cankurtaran Mickey Rubin. Wonder Wheel, 1950’lerin tablo gibi güzellikleri ile dolu Coney Adası’nı fon alan bir ihtiras, şiddet ve ihanet hikayesi.

(Woody Allen filmlerinde genel olarak nevrotik kadın karakterleri kullanmayı sever ve daha psikanalitik bir bakış açısı vardır. Bu filmi sevenler de olmuş, sevmeyenler de. Bir Midnight In Paris değil muhakkak ama ben sevdiğimi söyleyebilirim. Kate Winslet'in muhteşem bir şekilde canlandırdığı Ginny, nevrotik biraz da histriyonik bir karakter ve genel olarak sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanan birisi. Burada daha önce önerisinde bulunduğum Sunset Bulvarı filmindeki Norma Desmond karakterine aşırı benziyor. Bununla beraber Ginny'nin oğlunda da piromani -bilerek ve isteyerek yangın çıkarma- ile bir arada davranım bozukluğu görüyoruz. Karakterlerin sahip olduğu psikopatolojik bozukluklar ve altında yatan travmaları rahatça gözlemleyeceğiniz bir film. Spoiler vermek istemedim ama izleyenler olursa kendimce bir analiz yazısı yazabilirim.)

44. Blue Jasmine (Mavi Yasemin)



IMDB Puanı: 7.3

Yılı: 2013

Tür: Dram

Süre: 1 sa 38 dk

Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Cate Blanchett, Alec Baldwin, Peter Sarsgaard

Konusu: New York'lu çekici ve göz alıcı bir ev hanımı olan Jasmine Francis, milyarder kocası Hal ile birlikte son derece gösterişli bir yaşam sürmektedir. Yatırımcı olarak çalışan Hal, son işlerinden birinde battığında, parasını bu denli cömertçe harcaması nedeniyle büyük bir mali krizin içine sürüklenir ve iflas etmenin eşiğine gelir. Jasmine evden ayrılır ve bir süreliğine San Francisco'nun taşrasında yaşayan üvey kız kardeşinin yanına gider. Tek çıkış yolu burada hayatını tekrar düzene sokup, zenginlik ve lüks içerisinde yaşamaktır. Bu süreçte modacı olarak kısa yoldan zengin olmayı ya da varlıklı birileriyle tanışmayı dener ancak içerisinde bulunduğu depresyona alkol ve antidepresan bağımlılığı da eklenince kendisini büyük bir karmaşanın tam ortasında bulur.

(Cate Blanchett'e En İyi Kadın Oyuncu Oscar ödülünü kazandıran bu film, Woody Allen'ın en sevdiğim ikinci filmi. Birincisi Paris'te Gece Yarısı tabi ki ehehe. İsim neden Blue Jasmine derseniz, Blue yani Mavi psikolojide depresyonu, melankoliyi temsil eder. Jasmine zaten ana karakterimizin ismi malumunuz. Ana karakterimiz Jasmine, narsisistik biraz da histerik bir karakter. "Kocişimsiz Ben Bir Hiçim Sendromu"na yakalanmış bir kadını Cate Blanchett'in muhteşem performansı ile izleyebilirsiniz. Spoiler vermemek için o kadar kendimi kasıyorum ki, ehehe)
Dönme Dolap'ı da izledim. Güzeldi. Çocuğun yangın çıkarmasının bir bozukluk olarak tanımlandığını bilmiyordum. Böyle yangın çıkartan, bir şeyleri geri dönülemez şekilde harap eden bir insan, aslında nasıl bir mesaj vermektedir sizce? Yani neden bunu, bu yok etmeyi yapar? Özellikle bir çocuktan ziyade, bir yetişkin neden böyle bir şey yapar? Öyle kişiler var ki, yangın yoluyla olmasa da, başka yollarla (sözleriyle, tavırlarıyla, tercihleriyle veya fiziksel şekilde uygulayarak) bir şeyleri kül haline getirebiliyorlar. İşin garibi de benim bildiğim bu insanlar, bir şeyi kül haline getirmekteyken kendileri de çok acı çekiyorlar, hatta nerdeyse kendilerini de kül yığınına dönüştürüyorlar. Yeniden doğmanın veya yeniyi oluşturmanın tek yolunun, mevcudu kül etmekten geçtiğini düşünmelerinden midir acaba? Gerçi, bu örneklediğim durum, filmdeki çocuğun yangın çıkarmasından farklı bir durum.
 
Yukarı Alt