Sizofren aşk

xsxulem

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Temmuz 2006
Mesajlar
695
Emoji Skoru
14
Yaş
46
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk
edebilirsiniz. Kör kütük başlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın,
acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi,
yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınızda,
bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak,
coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
Sinirsiz ve nihayetsiz; "ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK"tur. Lakin gün gelir
anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını... Tutkulu sevdaların gizli
hançerleri baslar parıldamaya... Şurasından, burasından eleştirmeye
koyulursunuz: "Söyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi
olsa..."
Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yasıyor" demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü
kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle
miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça,
bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini
bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete
sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "YA SEV BÖYLE YA DA
TERKET" diye gürler...
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya, bir kabusa
dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar,
yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı,
siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..."
dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin
böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk
edersiniz...
"Madem öyle..." nin çağı baslar ondan sonra... Madem ki siz böylesine
tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o
halde "günah sizden gitmiştir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip
gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı baslar böylece... Daha özgür
olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan
uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kusa
yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler
sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar
diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana
ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından
süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka
kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü
söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı
içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular
kulağına fısıldasın diye... Dönüp "SENİ HALA SEVİYORUM" diye bağırmak geçer
içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça
yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne
onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak
sonunda" kuskusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür
gidersiniz…
 
Yukarı Alt