Anne Karnında Bebeğin Öldüğü Nasıl Anlaşılır? Ölü Doğum Sonrası Gebelik

Gebe olan kadınların en büyük korkularından bir tanesi henüz anne karnındayken bebeklerini kaybetmektir. Bebeğin kaybedilmesi halinde bu durumla hem duygusal hem de fiziksel açıdan başa çıkmak zor olabilmektedir. Daha önce düşük ve ölü doğum hakkında bir şeyler duymuş ve bunların başımıza gelmemesini umut etmişsinizdir. Ancak gerçekte her gebelikte bebeğin, doğması gereken zamana kadar yaşaması mümkün olmamaktadır. Bu konuyu düşünmek dahi oldukça zor olsa da düşük ya da ölü doğuma dair belirtileri bilmeniz faydalı olacaktır.

Anne Karnında Bebeğin Ölmesinin Sebepleri

bebek_anne_karninda_olurse_ne_olur.jpg

Bebeğin anne karnında ölmesi düşük ya da ölü doğumdan kaynaklanabilmektedir. Ölü doğum, gebeliğin 20. haftasında ve sonrasında herhangi bir yaşam belirtisi göstermeden doğmasıdır. Bebek, gebeliğin 20. haftasından önce ölürse bu durum düşük olarak bilinmektedir.

Bebeğin, anne rahminde ölmesine yönelik olarak çok sayıda neden bulunmaktadır. Bu nedenler arasında plasentanın işlevi, genetik faktörler, annenin sağlığı, yaş ve hayat tarzı ve enfeksiyon gibi etkenler yer almaktadır.


Plasenta ile ilgili yaşanan sorunların, bebeğin rahimde ölmesinin en yaygın olarak görülen nedeni olduğu düşünülmektedir. Bu durum, plasenta yetmezliği olarak isimlendirilmektedir. Rahimde hayatını yitiren bebeklerin yarısının plasenta yetmezliği nedeniyle kaybedildiği tahmin edilmektedir.

Plasentanın neden düzgün bir şekilde çalışmadığı tamamen anlaşılmış olan bir durum değildir. Ancak bu durumda anneyi bebeğe bağlayan kan damarlarının sıkıştığı bilinmektedir. Sonuç olarak bebeğe giden besin ve oksijende azalma olur ve bebekte gelişim sorunları meydana gelir.

Bebeğin gelişim sorunlarının olması, fetal ya da rahim içi gelişim kısıtlılığı olarak isimlendirilir. Ölü doğan bebeklerin çoğu, ya prematüredir ya da gebeliğin o döneminde olması gerektiklerinden daha küçüklerdir.

Gebelik rahatsızlıklarından biri olan preeklampsi de plasenta yoluyla bebeğe ulaşan kan akışını azaltabilmektedir.

Bazen genetik ya da kromozom kusurları da bebeğin ölü doğmasına neden olabilmektedir. Bu durumda bebeğin beyni, kalbi ya da diğer hayati organları gerektiği gibi gelişmemiş demektir.

Gebeliğin son dönemlerinde ya da doğumda yaşanan kanamalar da bebeğin ölmesine neden olabilmektedir. Bu ise plasentanın rahimden ayrılmaya başlaması (plasental abrupsiyon) durumunda görülebilmektedir.

Annede görülen diyabet gibi sağlık sorunları ya da daha nadir olarak grip, grup B streptokok, listeriozis ya da toksoplazma gibi enfeksiyonlar da bebeğin anne karnında kaybedilmesine neden olabilmektedir.

Kadının yaşı ilerledikçe, bebeğin ölü doğması riski de artmaktadır. Yaşı ileri olan annelerde risk özellikle 41. hafta civarında en yüksek seviyelerde olmaktadır. Bu nedenle bazı durumlarda 39. ya da 40. haftada, gebelik tamamlanmadan doğum başlatılabilmektedir.

Çok nadir olarak gebeliğin çok sonlarında da bebek ölü doğabilmektedir. Bunun nedeni, plasentanın tükenmesinden kaynaklanabilmektedir. Doğumun gerçekleşmesi gereken tarih birkaç hafta geçtikten sonra plasenta, önceden olduğu gibi düzgün bir şekilde çalışmayabilmektedir. Bu nedenle genelde 41. haftaya gelindiğinde doğum doğal olarak başlamadıysa doğumun başlatılması düşünülür.

Obezite, çok miktarda alkol tüketme ve sigara içme gibi faktörler de ölü doğum riskini arttırabilmektedir. Sigara, bebeğe plasenta yolu ile giden oksijen miktarını azaltarak gelişimi kısıtlayabilmektedir. Ayrıca gebeliğin son zamanlarında sırt üstü yatılması da riski yükseltebilmektedir.

Bebek anne karnında ölürse ne olur?


Bebeğin, anne karnındayken ölmesi durumunda ne yazık ki annenin yine de doğum yapması gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi, annenin sağlığı ve iyileşme süreci için gereklidir.

Bebeğin anne karnında ölmesi sarsıcı bir durumdur. Ancak doktorunuz ve ekibi, bundan sonra ne yapmanız gerektiği konusunda sizi yönlendirecek ve süreci açıklayacaklardır. Çoğu durumda doğumun yapay olarak başlatılması gerekir. Doğumunuz başlatılmadan önce doktorunuz, hazır olmanız için size süre tanıyacaktır.

Bazı ebeveynler doğumun hemen gerçekleşmesini isterken bazıları ise beklemeyi tercih edebilir. Kara vermekte zorluk yaşamanız normaldir. Ancak bu durumda sağlık durumunuzun da değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, enfeksiyonunuz varsa sağlığınız etkilenebileceği için doğumun bir an önce başlatılması gerekebilir.

Doğumda bebek neden ölür?


Bebeğin doğumda beklenmedik bir şekilde ölmesi nadir olarak görülür. Ölü doğumların büyük bir kısmı bebek henüz anne karnındayken kaybedildiğinde gerçekleşir.

Ancak bazen doğum sırasında da bebek kaybedilebilmektedir. Örneğin, bebek çok büyükse omuzları doğum kanalında sıkışabilir (omuz distosisi). Bu durum, bebeğe giden oksijeni ciddi derecede azaltabilmektedir. Bebeklerin çoğu bu durum sonucu iyileşebilse de omuz distosisi, çok nadir olarak bebeğin kaybedilmesi ile sonuçlanabilmektedir.

Bebeğin kaybedilmesine neden olan ve nadir olarak görülen bir diğer neden ise göbek kordonu olmaktadır. Kordon, bebekten önce rahim ağzına ulaşırsa ya da bebeğin boynuna dolaşırsa oksijen kaybına neden olarak ölü doğuma neden olabilmektedir.

Anne karnında bebeğin öldüğü nasıl anlaşılır?


Bebeğin anne karnında ölmesi durumunda başlarda hiçbir belirti görülmeyebilir. Görülen belirtiler arasında ise kramp, ağrı ya da vajinal kanama gibi şeyler yer almaktadır. Bir diğer belirti ise bebeğin hareket etmesinin durmasıdır.

Gebeliğin 26 ila 28. haftalarına ulaştığınız zaman bebeğinizin günde kaç kez tekmelediğini saymaya başlayabilirsiniz. Tüm bebekler birbirinden farklıdır, bu nedenle bebeğinizin normalde günde kaç kez hareket ettiğini belirlemeniz faydalı olacaktır.

Bunun için yan olarak uzanın ve tekmeleri, taklaları ve hatta çırpınmaları sayın. Bebeğinizin, 10 kez hareket etmesi için gereken süreyi not alın. Bunu her gün aynı saatte tekrarlayın.

İki saat dolmasına rağmen bebeğiniz 10 defa hareket etmediyse ya da birden daha az hareket etmeye başladıysa doktorunuzu arayın.

Ölü Doğum Sonrası Süt Gelmesi

Ölü doğum gerçekleştikten sonra göğüsleriniz süt üretmeye başlayabilir ve bu durum, kendinizi rahatsız ve stresli hissetmenize neden olabilir. Süt üretimini engellemek için kullanılabilecek bazı ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar bazı yan etkilere neden olsalar da duygusal açıdan kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilirler. Ancak bu ilaçların kullanımı, preeklampsinizin olması durumunda mümkün değildir.

Ölü Doğum Sonrası Gebelik

Gebelik kaybı yaşandıktan sonra doğum komplikasyonları konusunda dikkatli olmak gerekir. Kadınların büyük bir kısmı bebeklerini kaybettikten sonra tekrar gebe kalmak istemektedir. Ancak üst üste kısa aralıklarla gebe kalmak, hem anne hem de bebek açısından zararlı olabilmektedir. Bu durumda erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve preeklampsi riskleri artmaktadır. Bu nedenle tekrar gebe kalmayı denemeden önce kadının kendisine zaman tanıması hem fiziksel hem de zihinsel açıdan önemlidir. Ayrıca gebelikte besinlerin yeteri kadar alınması önemli olduğu için sonrasında tekrar gebe kalınmak isteniyorsa prenatal vitaminlere devam etmek önemlidir.

Düşük ve ölü doğum arasındaki fark nedir?


Bebeğin, anne karnında 20. haftadan sonra kaybedilmesi ölü doğum iken 20. haftadan önce kaybedilmesi ise düşük olmaktadır.

Gebeliklerin neredeyse yüzde 50’si düşükle sonuçlanmaktadır. Ancak kadınların çoğu henüz gebe kaldıklarının farkına varmadan düşük yaşamaktadır. Gebeliğin bilindiği durumlarda ise gebeliklerin yaklaşık yüzde 15 ila yüzde 25’i düşük ile sonuçlanmaktadır. Düşüklerin yüzde 80’inden fazlası ise gebeliğin ilk üç ayında meydana gelmektedir.

Düşükte yaşanan belirtiler arasında şunlar yer almaktadır:

  • Hafif başlayan ve sonra ağırlaşan kanama
  • Şiddetli kramplar
  • Karın ağrısı
  • Kötüleşen ya da şiddetli olan sırt ağrısı
  • Yukarıdaki belirtilere ek olarak yüksek ateş
  • Kilo kaybı
  • Beyaz-pembe renkte mukus
  • Kasılmalar
  • Vajinadan kan pıhtısına benzer doku gelmesi
  • Gebelik belirtilerinin azalması

Yukarıdaki belirtileri yaşamanız durumunda bir an önce doktorunuza haber vermelisiniz. Doktorunuz, ne yapmanız gerektiği konusunda sizi yönlendirecektir.

Düşüklerin çoğu doğmamış olan bebeğin genetik sorunları olması sonucu gerçekleşir. Bu sorunlar genelde anne ile bağlantılı olmamaktadır.

Düşük riskini arttıran diğer sorunlar arasında şunlar yer alabilmektedir:
  • Enfeksiyon
  • Annenin sağlık sorunu (diyabet ya da tiroit rahatsızlıkları)
  • Hormonal sorunlar
  • Bağışıklık sistemi yanıtları
  • Annede fiziksel sorunların olması
  • Rahim anormallikleri
  • Sigara
  • Alkol
  • Yasa dışı madde kullanımı
  • Radyasyona ya da toksik maddelere maruz kalma