Erzurum Yöresel Örf Ve Adetleri

Nevreste

Everest
Yönetici
Editor
Doğa Severler Kulübü
16 Ağustos 2010
223.697
431.136
39
ERZURUM AŞIKLIK GELENEĞİ

Aşk bilindiği gibi insanlarda güçlü sevgi ve bağlılık duygusudur. Gerek bu yönüyle, gerekse sevgiliye bağlanma duygularını saz çalarak şiir söyleyen, çoğu diyar diyar dolaşan halk ozanlarına "âşık" denilmiştir. "Aşıkların başlıca özelliği, eskilerin "irticalen" dedikleri yolla, düşünüp vakit geçirmeden şiir söylemeleridir. 'Âşık' kelimesinin, genel anlamı yanında. Özel anlamı da vardır. Son yıllarda bu özel anlam yerine 'halk ozanı' sözü kullanılmaktadır. Önceleri'saz şairi', 'halk şairi deyimleri yaygındır."
"Âşıkların deyişlerinde genellikle koşma, güzelleme, destan, ağıt ve tekellüm adı altında karşılıklı söylenen şiirler yer alır, 'Tecnis" adını alan cinaslı koşmalar İse Özellikle Doğulu âşıkların malıdır. Tecnislerde ayaklar cinaslıdır. Cinasların ayaklarda çift olması halinde deyiş 'cıgal tecnisi adını alır"

Halk geleneğinde âşıklık gücünün rüyada Pir'in sunduğu "aşk badesini" içmekle kazanıldığı İnancı yaygındır. Böyle olağanüstü bir olayla aşıklık niteliği kazanmış olanlar "badeli aşık" veya "halk âşığı" olarak İsimlendirilirler.
Aşık. Türk halk edebiyatında, aşağı yukarı XVI. asrın başlarından İtibaren, beliren bir sanatçı tipidir. Bir yönüyle eski destan geleneğini sürdürmek, başka bir yönüyle "sevda şiiri" söylemekle görevlendirilmiştir.
XVI-XV. asırlar arasında din-tarikat konulan İle halk şiiri arasında çok yakın bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli vb. ele alacak olursak bu dönem şairlerinin şiirlerinin yalnız din ve tarikat konularıyla sınırlı kalmadıklarını görürüz. Ayrıca halk şiirinin nazım ölçüleri, dil, konu ve üslûp özelliklerine bağlı kaldığı da bir gerçektir. XVI. asırdan sonra, din ve tarikat dışı şiir akımı güç kazanmağa Hayali, Öksüz Âşık, Köroğlu, Pir Sultan Abdal bu dönemin usta sairleridir. Pir Sultan Abdal'ın tekke şiiri İle de ilgisi vardır.
Kayıkçı Kul Mustafa, Karacaoğlan. Aşık Ömer, Kuloğlu, Demircioğlu bu dönemin önemli halk şairleri arasında yer alırlar. Bu zamanlarda ilginç bir durum ortaya çıkar. Divan şairleri halk şiirine yönelirken, halk şairlerinin de divan şiirlerine ilgi duyduklarını görüyoruz. Bunlardan divan şairi olan Nedim İstanbul ağzıyla türkü yazarken, Erzurumlu Emrah ve Gevheri gibi halk şairleri divan şiirine özenmişlerdir. Bu asırda Levnî, Bursalı Halil ve Abdi gibi usta şairler de yetişmiştir.
"Doğu Anadolu'nun Türk kültür hayatında önemli bir yeri vardır. Kış mevsiminin uzun sürmesi, köy yollarının aylarca kapalı kalması, bu kültürün meydana gelmesinin başlıca amilidir. Bu şartlar, kültürümüzün bir kavramının gelişmesini sağlamış, geçmişimizi geleceğe bağlayan köprünün temel taşlarından birisini ortaya koymuştur." Kış gecelerinin en vazgeçilmez eğlencesi olan hikaye dinlemeyi, sazıyla takviye eden aşıklarımız, birçok kanallı ve eğlence programlı televizyona rağmen Doğu Anadolu Bölgesi'nde varlıklarını sürdürebilmektedirler.
Erzurum'da Kilisekapı semtindeki Âşıklar Kahvehanesinde, aşıklık geleneğini sürdürme gayreti devam etmektedir. Bu kahvehanede atışmalarına tanık olduğumuz âşıklar arasında; Yaşar Rayhanî, Mustafa Ruhani. Fuat Çerkezoglu, Nuri Meramı. Nuri Çırağı, Hüseyin Sümmanioglu, Giyas Yavuzer, Erol Şahiner. Erol Ergani, Ali Rahmaniyi vb. sayabiliriz.
1703 yılında Erzurum'un Pasinler ilçesinde doğmuş olan ibrahim Hakkı Hazretleri de dünyaca ünlü tasavvuf bilginlerindendir. En önemli eseri 1756 tarihinde yazdığı Marifetnâme'dir. Kederli gönüllere teselli sunmaya çalıştığı "Mevlâ gürelim neyler" nakaratlı şiirini aynen sunuyoruz;
Hak serleri hayreyler Zannetmeki gayreyler Arif anı seyreyler
Mevlâ, görelim neyler Neylerse güzel eyler

Sen hakkı tevekkül kıl Tefviz el ve rahat bul Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma Sen nefsine yan çıkma.
Mevlâ görelim neylerNeylerse güzel eyler

Naçar kalacak yerde Nagûh açar ol perde Derman eder ol derde
Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler
1799 yılında Erzurum'un Tanbura köyünde doğan Erzurumlu Emrah, Anadolu'nun her yerinde sevilen bir gurbet şairidir. 1856 yılında Tokat'ın Niksar ilçesinde ölen Emrah, sonradan mezar taşına yazılmış olan bir dörtlüğünde gurbet duygularını şöyle dile getiriyor: Gönül gurbet ele varma Ya dönülür, ya dönülmez Her güzele meys verme Ya sevilir, ya sevilmez.
Erzurumlu Emrah, Türk sanat müziği dalında bestesi yapılmış olan bir koşmasında da şöyle diyor
Tutum yar elinden tutam Çıkam dağlara dağlara, Okun bir yaralı bülbül tütem bağlara bağlara.
Birin bilir, binin bilmez Bu dünya kimseye kalmaz Yar ismini desem olmaz Düşer dillere dillere,
Emrah eder bu gûnûmdûr Arşa çıkan tütünümdür Yara gidecek günümdür Düşeni yollara yollara
Erzurum'un Narman ilçesinin Samikale köyünde doğan (1860) Âşık Sümmanî de bir gurbet sairidir. Sevgili hasretiyle yollara düşerken buna bir de sıla hasreti eklenir. Ona göre gurbet "ayrılık" demektir. Sılada bıraktığı ana-baba, kardeş, bacı yoldaş, oğul özlemini fırsat buldukça dile getirir. Gördüğü dağlar sıladaki dağları, yaşlı kadınlar annesini hatırlatır Su karşıki yüce dağlar Acep bizim dağlar mola Kara benim anam Oğul der de ağlar mo'la Sümmanî aynı zamanda güzelliğe vurgun bir şairdir. Kendisine yüz vermeyen güzellere sitem etmekten de geri kalmaz:
El ele vermiş gelen güzeller Bir Tanrı selâmın vermez misiniz?
Kimi sevap için Kabe'ye varır Kabe kapınızda bilmez misiniz?
Karadır kaşınız yaydan nic olur Bugün dünya yani ahiret nic olur?
Bir gönül yapması yüzbûı hac olur Siz gönül yapmasın bilmez misiniz?
Sümmanîyem ey dür, yâre niderim Basın ahali diyar diyar giderim
Yarın mahşer günü dava ederim Siz mahşer yerine gelmez misiniz?

DADAŞ KELİMESİNİN ANLAMI
Dadaş kelimesi değişik anlam ve şekillerde yorumlanmıştır. Kimine göre; mert, cesur, özü sözü doğru zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, yiğit biridir. Kimilerine göre; erkek kardeş, ağabeyi, cesur, yiğit, tüm erdemleri kendisinde toplamış mükemmel bir insandır. "Aynı zamanda 'numune-yi misal' bir Erzurumludur. Bazılarına göre de. bar tutan, at binen, cirit atan. kabadayı, tığ gibi bir delikanlıdır."
Erzurum, dadaş ve bar bir biriyle yoğrulmuş tek sözcük gibidir. Bu sözcüklerden biri kullanıldığında hemen diğerleri hatıra gelir. Erzurumlu, sert granite dantel dantel, duygu duygu incelik veren zevk, heyecan, inanç ve benzeri faktörlerin tezgâhında biçimlenerek farkında olmadan 'dadaş' olmuştur. Dadaşlık, öyle rastgele kazanılmış bir sanat veya meslek değil, bazı müstesna şahsiyetlerde görülen; "efendilik" gibi fıtrî (doğmatik) bir ruh asaletidir. Bu düşünceden baktığımızda tarihî bir misyona sahip olan dadaş, "Zaman zaman serhat boylarının bekçisi, âcizin. yoksulun, kimsesizin hamisi, eli ve sofrası açık mert bir köylü, bir esnaf, camilerimizin imanlı, toksözlü. nur yüzlü vaizi, siyasî hayatın medeni cesaretini nefsinde toplamış cesur bir hatip, yiğit bir kumandan, vazifesini namus bilen bir memur, bir öğretmen kendisini ailesine ve çocuklarına vakvetmiş Erzurumlu bir ana veya babadır." Dadaş, aile içinde ve dışında herkesin saygınlığını kazanmış, her konuda kendine güven duyulan, sofrası eşe - dosta yoksula düşküne açık, İyi bir aile reisidir.

YÖRESEL YEMEKLER:

Herle Aşı: Bir miktar un tereyağında iyice kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 15–20 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba bilhassa kış aylarında yapılır. Hastalara herle çorbası içirilerek terletilir ve şifaya kavuşmaları sağlanır.
Su Böreği : Anadolu'nun muhtelif yerlerinde pişirilen bu böreği Erzurum'da yufkası ince ve kalınlığı az olarak yapılır. İçerisine Civil Peynir ve Maydanoz konulur. İnce ve özenli bir şekilde açılmış yufkalar önce kaynar suda haşlanır daha sonra soğuk su ile yıkanarak tepsiye serilir ve her yufkanın arasına erimiş tereyağı serpilir.
Tatar Böreği: Hamur iyice yoğrulduktan sonra yufka açılır. Yufkalar börek yufkası gibi değil biraz kalındır. Açılan yufkalar parçalara bölünür. Bu parçalar üçgen şeklinde küçük küçük parçalara ayrılır. Kaynayan suya atılır, haşlanır. Suyu süzüldükten sonra tepsiye alınır, üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağı dökülür. Bunun üzerine zevke göre, ya kavrulmuş kıyma veya küçük küçük doğranmış ve tereyağında pembeleşinceye kadar kavrulmuş soğan dökülür. sıcak olarak yenir.
Hıngel: Yurdumuzun her yöresinde mantı olarak bilinmekte ve yenilmektedir. Erzurum'da Hıngel (mantı) sulu ve susuz olarak iki şekilde pişirilmektedir.
A-Susuz Hıngel: Hamur iyice hasıllanır. Yufka şeklinde açılır, kesilir içine evvelce hazırlanmış kıyma konur. Yarım daire veya bohça şeklinde kapatılır. Kaynamakta olan suyun içine atılır ve haşlanır. Piştikten sonra suyu süzülür. Geniş bir tepsiye alınır. Üzerine sarımsaklı bol yoğurt ve kızdırılmış tereyağı dökülerek yenir.
B-Sulu Hıngel: Hazırlanışı aynen susuz hıngel gibidir. Haşlama suyu dökülmez, bol salça ve bir miktar tereyağı konur. Suyu ile birlikte tepsiye dökülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt, kızdırılmış tereyağı ve salça dökülerek servis yapılır.
Ekşili Dolma : Üzüm yapraklarına karışımlı et sarılan bu dolmanın etine biraz Ekşi Pestil katılarak doldurulur. Ekşili Dolma, diğer dolmalara nazaran uzun ve büyükçe olduğundan İri Dolma diye de anılır.
Kesme Çorbası : Evde hazırlanan hamurdan hazırlanan yufkalar erişte biçiminde kesilir. Fındık büyüklüğünde hazırlanan köfte, mercimek, soğarıç ve tarkın karışımı ile pişirilir.
Ayran Aşı : Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya Erzurum'da Ayran aşı denilir. Yoğurt çırpılır ve su eklenerek ayran haline getirilir. Daha sonra denler haşlanır. Hazırlanan ayrana biraz un katılır. Ayran biraz haşlanan denelerle karıştırılarak orta ateşte olmak üzere ocağa konulur. Bu karışıma hazırlanan ufak köfteler eklenir ve karışım kaynamaya çıkıncaya kadar yavaş yavaş karıştırılır. Karışım Kaynamaya çıktıktan sonra bir müddet daha kaynatılır. Daha sonra tereyağı aşotu ve diğer istenen baharatların karışımından olşan anık karışıma katılır bundan sonra ayran aşımız hazır hele gelir
Çiriş :İlkbaharda dağlarda yetişen yabani bir bitkidir. Yörede sebze yerine kullanılır. Genellikle ıspanakla yapılan yemekler gibi hazırlanır. Parça et veya kavurma etle pişirilebilir.
Çeç Pancarı : yörede Pancarın yeşil saplarına çeç adı verilir. buda sebze olarak kullanılır. Çiriş Gibi parça etle pişirilebilir.
Çortuti Pancarı : Bu yemek için gerek turşuya vurulmuş şalgam gerekse taze şalgam kullanılabilir. Şalgamlar erişte biçiminde ince ince kıyıldıktan sonra yağda kavrulur ve kavrulmuş kıyma ile pişirilir. Yalnız bu yemek salçasız hazırlanmalıdır.
Şalgam Dolması : Şalgam, yaprak halinde dilimlenir ve arasına etten hazırlanmış dolmalık karışım konarak pişirilir.
Çaşır : Çaşır, çiriş gibi dağlarda yetişen buruk bur tadı olan yabani bir bitkidir. Çaşır yenildiği gibi, patates haşlamasıyla karıştırılıp tereyağında kavrularak da yenir. Bunun dışında çaşır haşlanır, haşlanan çaşır un ve yumurtaya batırılarak yağda kızartılır, buna çaşır kızartması denir. Erzurumlu yılda en az bir defa çaşır yer. Şifalı olduğuna inanılır.
Borani: Patatesin her türlü yemeği yapılır. Boranide bunlardan biridir. Patates haşlanır, kabukları soyulur ve bir tepsiye doğranır. Üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış tereyağı dökülür, sıcak olarak yenir.
Yumurta Pilavı : Yumurta pilavının hamuru hazırlanırken içine yumurta katılır. hamur yoğrulduktan sonra erişte gibi kesilir, makarna gibi haşlanır ve üzerine tereyağı dökülerek yenilir.
Kadayıf Dolması : Kadayıfın içerisine dövülmüş ceviz içi konularak dolma gibi sarılır.Sonra yumurtaya batırılarak yağda kızartılır. Kızartılan kadayıf dolması önceden hazırlanmış şerbete atılır daha sonra şerbetten çıkarılarak yenir.



NİŞAN

Nişan yapılması için kız evinden gün istenir. Kız evi gün vermeden önce isteklerini oğlan tarafına bildirir. Ayrıca kızın yakın akrabaları ve bunların yakınlık derecesi hakkında bilgi verilir. Bu bilgiler ışığında oğlan tarafı gelinleri için getirdikleri et ve giyim eşyaları yanındaakraba ve yakınlarına da önem sırasına hediye almak zorundadır. Hediyeler alınırken yaş veya cinsiyet durumu da dikkate alınır. Yaşlılar için elbiselik iç çamaşır gençler için gölekkravat ayakkabı saat vb. hediyeler uygun görülür.

Nişan günü iki tarafın yakınları kız evinde toplanırlar.Nişanın şekli ailelerin soyal yapısı ve dünya görüşlerine göre farklılıklar gösterebilir. Bazı aileler evde eğlenmeyi tercih ederken bazıları düğün salonu tutup burada eğlenme yolunu seçerler. Nişanda düğün salonunu tutulması ve pasta hazırlanması kız tarafına aittir. Çerez (kuruyemiş) ve meşrubat masraflarını erkek tarafı karşılar. Nişanda Mevlid okutan veya ialhi söyleten ailelere de rastlanılmaktadır.


DÜĞÜN
Erzurum'da düğünler genellikle sonbaharlarda yapılır. Zamanı gelince nişanlı delikanlının yakınları düğün sözü almaya giderler. Bu gidişte düğün sahibi tarafından alınacak eşyanın tespiti yapılır.Gün kesildikten sonra alınan eşya ve gıda maddeleri düğünün arifesinde güveyinin yakınları kız evine götürülüp teslim edilir.

GÜVEYİLİK
Evlenme geleneği içerisinde uygulanan pek çok törenin yanında; güvey için yapılan törenler de vardır. Bunlar;Güvey Tıraşı; düğün gecesinden önce güvey tıraş edilir. Tıraş eden berberin parasın sağdıç karşılar. Güvey Hamamı; düğünden önceki perşembe günü güvey ve arkadaşlarının topluca hamama gitmeleridir. Güvey Yemeği; Erkek evi tarafından düğün akşamı akraba ve komşulara verilen ziyafettir.
Kısır Gecesi; Kız evinde kına gecesi yapıldığı sırada oğlan evinde "kısır gecesi" yapılır. Bu gece damadın etrafında toplanan gençler arasında (bazen de sağdıcın evinde) düzenlenir.
Güvey Çalmak(Kaçırmak); düğün sırasında güveyinin evliler tarafından kaçırılıp saklı saklı tutulmasıdır. Sağdıçtan ziyafet sözü alınınca güveyi serbest bırakılır.
Güveyi İçeri Verme- Gerdek; akşam olup belli saat gelince gelin kendi odasına götürülür. Buraya "gerdek odası" denir.


Erzurum Yöresi Düğün Gelenekleri



ÇEYİZ

Evlenme olayının hemen her aşaması; hediyeyle bağışla ödemeyle ve ziyaretle ilgili birtakım adetleri gerekli kılmaktadır. Bu adetlerden birisi de kız evinin oğlan tarafından takı takanlar için hazırladığı "çeyiz" dir. Çeyiz bir bohça içinde gönderilen çorap gömlek iç çamaşır elbiselik kumaş ayakkabı peşkir baş örtüsü seccade gibi vb. hediyelerden oluşur.

YOKLAMA VE GÖZ AYDINI
Düğünden sonra akraba ve komşular gelinin evine kete pasta türünden yoklama gönderirler. Yoklama işi birkaç hafta sürebilir.
Yoklama işi bittikten sonra "göz aydını" görmesine gidilir. Bu ziyaret yalnız kadınlar tarafından yapılır. Evin büyüğüne "gözün aydın" derken yeni evlilere de mutluluk denilir.
Bu ziyarete gelenlere çay kahve pasta veya duruma göre yemek ziyafeti verilir. Ziyafet sırasında özellikle gelin hizmet eder. Oğlan evi göz aydın mevlidi okutur. Eş-dost hısım akraba çağrılır..Göz aydınına gelenler arasında yeni gelin bulunuyorsa kırk basması olmaması için her iki gelin sırt sorta yaklaştırılarak aralarında iğne değiştirilir.

KIZ KAÇIRMA
Ailelerin evliliğe kesin karşı çıkması durumunda "kız kaçırma" olayı gündeme gelir. Bu durum ekonomik sebeplerle en çok kız tarafının engellemesi ile ortaya çıkar. Delikanlı kızla anlaşarak kaçırır. "Böylece düğünsüz derneksiz olarak evlilik bir oldu bittiye getirilir. Bu oldu bitti karşısında devreye giren yakınlar ve dostlar yardımcı olarak yeni yuvanın kurulması için bir çıkış yolu bulurlar.

KUMA GETİRME
"Cumhuriyet'ten önce karısı kısır olan erkek yeniden evlenirdi. Cumhuriyetle birlikte şehir merkezinde giderek kaybolan bu adet bazı köylerde hala yaşamaktadır. Bu gibi evlenmelerde ilk kadın sonradan gelen kadının yanında bir mana ifade etmez. Hele ikinci kadın erkek çocuk doğuracak olursa birincinin değeri büsbütün düşer." Yörede çocuğu olamayan bazı kadınlar bu akıbete düşmemek için "kuma" veya "çocuk anası" adı verilen kadını bizzat kendileri bulurlar. Bu şekilde gelen kuma öncekine "kyınvalide" gözüyle bakar önceki de kendisini "büyük anne" kabul ederek davranışlarını ona göre ayarlar ve ailedeki yerini sağlamlaştırılmış olur.

OTURAK ALMA
Erkeğin kızı zorla veya gönüllü kaçırması dışında kızın bohçasını alarak oğlan evine gidip oturması durumu vardır kibuna bazı yörelerde "oturakalma" denilmektedir. Erzurum'da da bu tip evlenme biçimine rastlanılmakla birlikte"oturakalma" deyimi kullanılmaktadır.

GÖRÜCÜ USULÜ
Kız seçme girişimi doğrudan doğruya evlenecek genç tarafından başlatıldığı gibi gencin annesi babası veya diğer yakınları tarafından da başlatılabilir. Erzurum'da çoğu zaman gençler seçim işini yakınlarına bırakırlar.
Evlenme işine "görücü" denilen erkek ailesi tarafından seçilen kadınlar grubunun kız evini ziyareti ile başlanır. Görücü ekibinin içinde erkeğin annesi kız kardeşi birkaç akraba hanımı ve güvenilir komşu hanımlar bulunur. Erkeğin ısrarla üzerinde durduğu bir aday yoksa ve kız beğenme yetkisini bu gruba vermişse görücüler tek bir kız evini ziyaretle yetinmezler Ev ev mahalle mahalle köy köy dolaştıkları olur.

BEŞİK KERTMESİ
Erzurum'da rastlanan evlenme biçimlerinden birisi de "beşik kertme"dir. Dede Korkut kitabı'nda rastlanan beşik kertme yoluyla çocukların nişanlanmasının çok eski bir gelenek olduğu anlaşılmaktadır. Çocuklar henüz beşikte iken nişanlarının yapılması birçok il ilçe ve köyümüze görülmektedir. Böylece çocuklar daha evlenecek yaşı gelmeden kendi haberleri olmadan nişanlanmış olurlar. Bunun belirtisi olarak da beşiklerine birer kertik (işaret) yapılır. "Beşik Kertme" adı buradan gelmektedir.

DEZMAL KAÇIRMA
Kız yerine kıza ait bir eşyanın kaçırılmasının kızı kaçırmakla eş tutulduğu bir evlenme biçimidir. Erzurum'un güney ilçelerinde (Karayazı Hınıs Tekmen Çat) rastlanılmaktadır. bu adete göre kız çeşmede yolda ya da evdeyken delikanlı kızın dezmalını (baş örtüsünü) zorla çözüp kaçırır. Baş örtüsü kaçırılan kız gerçekten kaçırılmış sayılır. Bu durumda aileler birbirleriyle anlaşmak zorunda kalır. Kimi zaman bu sebepten aileler arasında kan döküldüğü olur.

ALINTIDIR..