• Merhaba, Kadınlar Kulübü'ne ÜCRETSİZ üye olarak yorumlar ile katkıda bulunabilir veya aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.

Günlük... Aylık... Yıllık...

İyi ki iki gün iyiydim ruh ve bedenen. Bugün hasta uyandım. Aslında ibareleri görünüyordu dün ama bir anda böyle düşeceğimi düşünemedim. Ani hava değişimi grip yaptı herhalde. Tüm günü yatakta sürekli internette geçirdim. Böyle zamanlarda daha çok vaktim olsa da okumak, kayda değer şeyler yapmak için maalesef ki odaklanamıyorum ve o zaman da ya buralarda ya Pinterest'te geçiriyorum vaktimi. Biraz kitap okudum ancak o kadar. Çok hareket de etmedim ve bunaldım şimdi. Organ stresi diye bir şey var. Hareketsizlik ruhen de boğuyor insanı.

Hasta olunca diyete de bugünlük boş verdim. Canım öyle çikolata istedi ki. Mehter marşı gibi bir ileri iki geri. Ama ilerliyorsak bir şekilde öyle ya da böyle, sorun yok değil mi?

Biraz da örgü ördüm. Çantam bitmek üzere. Kendimce videolara baka baka fena iş çıkarmıyorum. Aferin bana. MaşaAllah. Takdir de etmeli insan kendini. Başkalarının takdirini beklersen daha çoook beklersin kızım. Kimsenin gerçek manada kimseyi gördüğü de yok, ilgilendiği de. Sadece bazıları bunun farkında değil ve o illüzyon içinde bu algı eşiğinden düşene kadar oyalanacak, o kadar. El elin eşeğini türkü çağırarak ararmış ne de olsa. Bu da olayın diğer yönü... Mustafa Ulusoy'un kitabının ismi gibi artık ilişkiler: "Aynalar Koridorunda Aşk" Aynalara bakıp aşk yaşıyor millet. Diğerleri ancak figüran bu öz sevici tiyatro sahnesinde: Narsistler Geçidi.

Her çağın marazları kendine göre. Bu çağın da böyle.
 
Ekrana bakmaktan gözlerim acısa da can sıkıntısından nette dolaşmaya devam ediyorum. Sabah (ya da öğlen mi desem) uyandığımda ilk etapta iyi hissettim kendimi ama sonra tekrar düştüm. Ufak tefek mutfak işlerini halletsem de genel olarak hep yataktaydım yine. En azından kitabımı bitirdim. Bu iyi.

Halis Aydemir'in "Yaldızlı Fısıltılar" kitabı. Günümüzde etkili on beş izm üzerinden( Ateizm, Hümanizm, Fatalizm, Feminizm, Darwinizm vb.) şeytanın kitleleri nasıl etkisi altına aldığını anlatan bir eser. Önce kavramın açılımı ve sonrasında İslamdaki gerçek karşılıkları, hakikatin anlatımı. Bu ideolojilerle ilgili çok fazla bilgisi olmayanlar için derli toplu bir içerik. Ama çok da derinliğine inilmemiş. Yine de keyifle okudum. Benim için yeniden bir hatırlama ve bazı ayetlere farklı bakış açılarından bakma imkanı oldu. Okuduğum kitabı ajandama eklerken fark ettim ki geçmiş iki ayda sadece iki kitap okumuşum. Eskiden ayda en az 4-5 kitap okurken bu sene bir önceki senenin yarısını bile tutturamayabilirim. Fakat bunu sorun etmiyorum. Önemli olanın nicelik değil nitelik olduğunu biliyorum. Hatta geçen seneyle kıyasladığımda bu sene okuduklarımı kavrama ve hayata geçirme konusunda şükür daha iyi gibiyim. Önemli olan da bu değil mi? Ama bunu bize unutturuyorlar. Sadece ölçülebilir, sayılabilir olanın var olduğu, kıymetli olduğu söylenip duruluyor bize sürekli. Ruhun, şuurun, latif olanın unutturulduğu bir yerde kesif olanın dayanılmaz ağırlığından başka ne kalır ki geriye? Bizi asıl hasta eden, hareketsiz hale getiren de bu galiba...
 
Darmadağınık bir gün. Tam anlamıyla iyileşeyim diye beklediğim için sanki elim kolum bağlı, öylece sallayıp duruyorum her şeyi. Ama Allahtan vicdanımızı rahatlatacak "ertesi gün yapacağım, kesin" diye bir acil durum butonumuz var. Hemen basıyoruz ve şu an için içimizi dışımızı rahatlatıyoruz. Ama gerçekten yarın sabahtan toparlayacağım, bak gerçekten. İnşaAllah...

O gün her şeyi sallamam demek internette boş boş gezmem demek. Ufak tefek işler yaptım tabii ama onlar çok da sayılmaz. Gün nasıl başlarsa öyle gidiyor. O yüzden yarın iyi başlayacak. İnşaAllah...

Dün son zamanlarda çok az okuduğumu fark edince bari Kasım Ayı için hedef belirleyeyim dedim. Üç kitap. Aslında annemin ameliyatı işin içine girmese daha da fazla olabilirdi ama gerçekçi hedefler belirlemek lazım. Uçmaya kaçmaya gerek yok. En az üç yeter. İnşaAllah...

Ebu Hayyan Tevhidi'nin Akıl, Ahlak, Eylem ve Ruh Üzerine Akşam Sohbetleri kitabıyla başladım. Diğer kitapları belirlemedim, zira ne okuyacağımı daha önceden bilirsem genelde hevesim kaçıyor ve kitaplarımı da yine genelde o anki ihtiyaçlarıma ve ruh halime göre belirliyorum. Bu yüzden kitap kulüpleri falan bana göre değil. Ama şu bir problem ki son zamanlarda çapraz okumalar yapayım derken işin iyice cılkını çıkardım. Çok fazla yarım kalan kitabım var. Bir müddet sadece bir kitap üzerinden gitsem daha iyi olacak gibi. Ya yarım kalanlar... Okuruz canım bir ara onları da. İnşaAllah...

Hem ne demişti Süleyman Demirel: "Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz."
MaşaAllah...
 
MaşaAllah. Dün bastığım erteleme butonuna bugün fazlasıyla sadık kaldım. Uyandıktan sonra elime pek telefon almadım -ki esasen beni en çok oyalayan ve iradesizliğe sürükleyen de bu aralar bu- (kimi değil ki). Diyetime görece uyarak kahvaltımı yaptım, biraz düzen ve temizlikle uğraştım, kitap okudum ve Solaris filmine başladım. Dün çantamı bitirdiğim için bugün başka bir örgüyle devam ediyorum yoluma. "Bir işi bitirince öbür işe koyulmak" neden İnşirah suresinde geçer? Tesadüf yok elbette. Zihin öyle bir değirmen ki siz ona öğütecek adam gibi bir şey vermezseniz o gerekirse kendini öğütür; ama illaki öğütecek bir şey bulur. Boşluk düşmek demek. Kuyuya düşmemek lazım. Ortada kuyu var, iş ipine sarıl, yandan geç.

Örgü örerken de Youtube'da çeşitli insan hikayeleri dinliyorum bir taraftan. Herkesin kendine özgü bir hikayesi var bu hayatta...

Bu aralar övülen şu Prens dizisi neymiş, bir bakayım belki izlerim dedim. Daha ilk sahne çıplaklık, cinsellik, sapıklık... Şeytanın en sevdiği zehirli oklar... Aman kalsın!

Zikirlerimi de yaptım. İnşaAllah devamı gelir.

Yine uykum geliyor ve uyumak istemiyorum. Belki de uykumu düzeltsem çoğu şey düzelecek ama nefret ediyorum erken uyumaktan. Geceyi seviyorum ben. Zihnim hep bir şeyler yapmak istiyor açgözlü, sürekli tıkınıp duran bir obur gibi. Mütemadiyen bir şeyler okuyacak, düşünecek, anlamlandırmaya çalışacak. Sanki hayat ve içindeki her şey bir gün tamamlanabilirmiş gibi. Oysa cümleler hep yüklemsiz. Nokta koymak pek de mümkün değil. Ucu hep açık olay örgüsünün. Ölüm bile tamamlanmışlık duygusu vermiyor çoğu zaman. Son istasyon dediğimiz şey sadece bir ara durak. Yarım, kırık yaşayıp gidiyoruz işte yuvarlanarak...
 
Evet. Birkaç gün iyi, birkaç gün kötü. Ayşegül'ün zikkaklı yolları. Şaşırdık mı? Tabii ki Hayıııırr.

Neyse kendime çok da yüklenmeyeyim. Kökleşmiş onca sıkıntının, sorunun arasında ben ancak bu kadarını yapabiliyorum. Daha iyisini yapabilmek için de çırpınıyorum. İnsan kendine acımasız da olmamalı, mağdurum ben mağdurum diyerek fazla da acındırmamalı. Kendine acımak bazen, bir süre için iyi gelebilir insana ama uzun süreli olursa, alışkanlığa dönüşürse eyvah. Kaç sene önceydi; bir Yunan filmi seyretmiştim. "Zavallı (Pity)" Oldukça iç gıcıklayıcı bir yapımdı. Kendisine sürekli acıyan ve başkalarından da mütemadiyen bunu bekleyen garip bir adamın öyküsü. İlginç psikolojik çıkarımlar yapılabilir kendine acımanın doğasına dair. Hala hatırladıkça gülerim. İşte insan olarak ben de ne kendime öyle takıntılı bir şekilde acımalıyım; ama ne de çok insafsız olmalıyım. Her durumda olduğu gibi vasat en hayırlısı. Bir de yapabilsek...

Okumaya ilk başladığım erken yaşlarımda daha çok klasik, hikaye ve roman tarzı okurdum. Zaman içinde bu, fikir kitaplarına evrildi. Daha çok da felsefe, psikoloji ve son zamanlarda sosyoloji. Ama bunun beni boğmaya başladığını da fark ediyorum bazen. Araya çerezlik kitaplar, belki yine felsefi alt yapısı olan ve dünyadan çok da fazla uçurmayan romanlar koymak gerek. Bu yüzden yeni bir kitaba başladım: "Aradığın Şey Kütüphanede Saklı." İsmi de ne tatlı. Daha başlardayım ama hoşuma gitti. Kafamı dağıtıyor. Umarım bunu okurken diğer kitaplarımı yine yarım bırakmam. Ama ittirmekle de olmuyor işte. Bakacağız. Toparlarız be...

Diyetimi yine birkaç gündür bozdum. Tam değilse de biraz. Dengelemeye çalışıyorum. Kız kardeşim diyetteyken yer yer sonra da "Ama abla kendi içimde dengeliyorum ben, merak etme" derdi. Çok mu güldüm ona? Dalga da geçmiş olabilir miyim. Galiba... Diyorlar ya : Yapılacaklar: Kınadıkların!!!

Yerçekimi gibi bazı kanunları var hayatın. Sıyrıl sıyrılabilirsen.
 
Az önce bitirdim birkaç gün önce başladığım kitabı: "Aradığın Şey Kütüphanede Saklı." Oldukça akıcı, merak uyandırıcı ve anlamlı bir ana fikir içeren bir kitap. Honeydome kurabiyeleri gibi tatlı bir his bıraktı damağımda, pardon dimağımda :) Keşke dedim gerçek hayatta da en çıkmaza girdiğimiz anlarda bir ekle, maskotla, özel bir sembolle bize yolumuzu gösteren, zihnimizin berraklaşmasına vesile olabilecek bir kütüphaneci olsa. Ama belki de vardır. Evet aslında kesinlikle var. İnsan algılayabilirse şayet bazen bir kitap, bir rüya, belki rastgele açılıp izlenmiş bir filmdeki sıradan gibi görünen bir replik, ya da yolda öylece yanından geçen birinin telefonda karşı tarafa fısıldadığı bir söz pekala ufuk açabilir bize.

"Görenedir görene
Köre nedir köre ne?"

Hedef belirleyince bu hafta iki kitabı birden bitirdim. Nişan almazsan vuramazsın.

Şimdi de Feridüddin Attar'ın Mantıku't-Tayr kitabına başladım. Kaç senedir okumak istediğim bir kitaptı ama kısmet olmadı. Bazı kitapların zamanı olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. Siz hazır olmadan öğretmen girmiyor sınıfa...


Haftam fena ilerlemiyor yapmak istediklerim açısından. Bir de uykumu düzene koyabilsem. O da olacak inşaAllah.
 
Bir yanımı toparlarken bir yanım dağınık. Çingene bohçası gibi. 😁 Bu benzetme aklıma geldi ama yok o kadar da kötü değil. Kendime de haksızlık yapmayayım. Sadece eskiden, çok eskiden her şey daha derli topluydu. Şimdi çıfıt çarşısı gibi. Bunun en önemli nedeni şu geri zekalı telefonlar. Aslında bu mecra dışında kullandığım hiçbir sosyal medya platformu yok. Ama bu bile beni dağıtıyor. Hissediyorum. Tamamen bırakmak lazım telefonu, interneti. Biraz da can sıkıntısından, yalnızlıktan. Sevdiklerimle beraberken hiç aklıma gelmiyorlar. Oysa yalnızken hadi bir hobi bul, kitap oku, bir şeylerle ilgilen. Bir yere kadar. Yine elim farklı uyaranların olduğu buraya kayıyor.

Buna bir çözüm bulmak gerek.Ya hep ya hiç...
 
Merhaba. Yine ben. Örgü örüyordum ve bir anda yazma isteği kapladı benliğimi. Gaza getiriyor, işe yarıyor mu burası emin değilim pek ama en azından kafamı boşaltmama zemin hazırlıyor gibi ve bu kadarı da yeterli sanırım.

Bugün yine biraz geç uyandım ama sonrasında işe giriştim. Güzelce odamın tozunu aldım, sildim süpürdüm. Kitaplarımı da elden geçirip silsem mi diye düşündüm ama o kadar kitapla göz göze gelince vazgeçtim. Üstten toz alıp bıraktım mecburen. Çok olmadı tek tek tozlarını alalı ama kısa sürede tekrar tozlanıyorlar. Ne yapalım "Kitabı seven, tozuna katlanır."

Dün tuhafiyeye gidip renkli amigurumi ipleri, kağıt ip falan aldım. Geçen yeğenime bir çilek ördüm ve çok tatlı oldu. Daha yolun başındayım tabii ve kendimi azar azar zorlayarak geliştirmek istiyorum. Çok zor olursa pes edersin, çok kolay olursa da gelişemezsin çünkü. Hele de bir şeyleri hep tek başına öğreniyorsan...

Kağıt iplerden de büyükçe bir sepet örmek istiyorum. Bakalım becerebilecek miyim? Denemeden bilemeyiz.

Mantıku't-Tayr ve Bilinçaltının Gücü kitaplarını okumaya devam ediyorum. İlki çok iyi gidiyor. İyi ki okumaya başlamışım. Derin bir kitap. Ama ikincisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Her kitapta olduğu gibi doğru bilgiler var elbette. Lakin yazarın çokça da saçmaladığı yerler var. Bilinçaltını birçok yerde Tanrı gibi görüyor. Ve bunu ispatlamak adına satır aralarında saçma, mantıksız inançlara da bel bağlıyor. Gaza gelip, olumlu düşünmek için işe yarayabilir ama bu kitabı çok ciddiye almak demek aptallaşmak demek bence. Yine de okumaya devam ediyorum. Yarım kitap bırakmak istemediğimden ve yüzde yüz saçmalık olarak görmediğimden yazılanları. Ama evet, yüzde altmış saçmalık.

Kişisel gelişim kitaplarının da çoğu böyle değil mi zaten? Arada gaza gelmek için ideal. Ötesi boş. Hepsi kötü demiyorum ama piyasadakilerin çoğu çöp. Kaliteli olanı da bolca çöp karıştırdıktan sonra bulabiliyorsun. Hayatın ironisi...

Ha bir de;

"Kendi kayığını kendin çekmezsen, bir yerlere gidemiyorsun." Katharine Hepburn ne güzel demiş. Ve bugün şunu anladım ki; sen kendine değer vermedikçe kimsenin de umurunda değilsin. Kendine sahip çık ve değer ver. Kendin için!
 
Son düzenleme:
Back
X