sonu mutsuzluk oldu...oysa aşkı öğreten de oydu...

hepsibu

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
14 Şubat 2012
9
0
20li yaşların ortalarına doğru eskiye dair yaşanmış olumsuz tecrübelerden arınmak, ailevi sıkıntılardan uzak kalmak, kendi hayatını kurmak adına evlilik kararı almıştı… Yeterince tanımaya gerek duymadan, aradığı özellikleri dikkate almadan, sadece huzur istiyorum verebilir misin sorusunu sorarak hızlı adımlarla evliliğe yürüdü… Evlilik yolunda ailesinden aldığı tam destek doğru bir yolda olduğuna inandırmıştı onu… Evlilik hazırlıkları sürerken onlarca istenmeyen durum yaşamasına rağmen kararından vazgeçmedi… Evleneceği kişinin ailesi oldukça sabit fikirli ve uyumsuzdu… Alınan her türlü karara karşı çıkıyorlar ve oğullarının maddi desteğinden bu evlilik yüzünden mahrum kalacaklarına inanıyorlardı… O süreçte yaşanması istenmeyecek ne varsa yaşıyorlardı. Maddi sıkıntılar daha ilk günden kendini belli etmeye başlamış, plansız bir döneme girmişlerdi… çünkü önlerinde henüz askerlik dönemi duruyordu…üstesinden gelebileceklerini düşünüp yollarına devam ettiler…ve beklenen gün geldi….düğün başladı..her şeyi unutmak istediler yaşanan tüm olumsuzlukları…ama bilemiyorlardı ki düğün günleri en hatırlamak istemeyecekleri günleri olacaktı….damadın annesi tüm çirkefliğini ortaya koyacak maddi destek sağlayacağını düşündükleri düğün takılarını toplayıp onlara hiçbir şey bırakmayacak üstelik bunu yaparken de oldukça kaba ve de çirkin bir tavır sergileyecekti…düğün berbat geçmiş gözyaşları saklanamayacak hallere gelmişti duvak altında…bir an vazgeçti, gelin çiçeğini elinden bırakırken masaya..babasıyla konuştu götür beni dedi…yapamayacağım dedi…ama aile onuru ve terbiyesi gereği yine ikna oldu…bozuk bir moral ve hayal kırıklıkları ile düğün sona ermiş herkes yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark etmişti…ama sonraki gün sonraki hafta ve sonraki aylarda da sıkıntılar devam etti…eşinin ailesinin yaşadığı şehre, her gidişinde sıkıntılar baş göstermiş araya kocaman bir nefret girmişti..üstelik hırsızlıkla suçlandıklarını iddia etmeye başlayan aileyle arasına asla aşılamayacak mesafeler ve de nefret girmişti…çaresizlik ya da umutsuzlukla baş edemeyen bir halde bu durumları bile kabul ederek yola devam etme kararından vazgeçmedi hiç..şansına küsmek deyimi gerçek oluyor etrafında masal gibi düğünler yaşayan arkadaşlarını deli gibi kıskanıyor ve hayatının en güzel günü olacağına inandığı o günü asla hatırlamak istemiyordu…ve askerlik süreci gelmişti nihayet…uzun dönem ve de çok uzak bir şehre gidiyordu eşi…iş hayatında birtakım olumsuzluklar da üst üste gelmiş kendi ailesi de çok uzak bir şehre yerleşme kararı almıştı…yapayalnız ve parasız uzun bir yıl onu bekliyordu..ve kararını verdi…eşi askere gittiğinde o da kendi ailesiyle beraber ailesinin yeni yerleşecekleri şehre gidecek orda çalışmaya devam edecekti.ve de yaptı….
Eşi askere gittikten sonra bir takım değişiklikler de başladı…kıskançlık krizleri anlamsız baskılar ve çözülemeyen aşılamayan sıkıntılar…yoğun çalışma şartları bir yana yeni evli ama eşinden ve evinden ayrı olma psikolojisi bir yana her şey onu dipsiz bir kuyuya doğru sürüklüyordu…çok yoruluyordu ve kendine bile vakit ayıramıyordu..ama eşi bunu anlamıyor kendisiyle yeterince ilgilenmediği gerekçesiyle sık sık huzursuzluk yaratıyordu…üstelik internet üzerinden başka bir kızla yazışmalarını ele geçirmiş ve bunun sıkıntısı da omuzlarına yüklenmişti..başta inkar etmiş ama sonradan itiraf etmişti..ciddi olmayan vakit geçirmek için muhabbet olsun diye girişilmiş saçma sapan bir şey olduğunu da eklemişti ama yine de can yakıyordu…uzaklık ve maddi sıkıntılar üst üste gelince aralarında bir şeyler değişiyor evlilik gibi bir hayata alışamadan ayrı kalmaları bu sıkıntıları artırıyordu…eşinin askerlik hayatı oldukça rahattı ve kişisel sıkıntı yaşamıyordu ama kendisinin iş temposu ve aile yanına dönme psikolojisi oldukça yıpratıcı olmaya başlamıştı…üstelik( ailesi ona göre mükemmel olsalar da )çocukluk dönemleri oldukça sıkıntılı geçmişti..evdeki aralıksız kavga gürültü onu zaten yeterince bunaltmış ve hep içinde bir özlem olmuştu uzaklara gitmek için…yaşanmamış bir çocukluk hep ona eşlik ediyordu..hep olgun olmak anne ve babasını kavga ederken ayırmak birbirlerine zarar vermesinler diye çırpınmak zorunda kalıyordu…kardeşini de kucağına alıp gecelerce ağladığını da hatırlıyordu…şimdiler de kavga gürültü azalmış olsa da bir dizi sağlık problemi baş göstermişti…ölümcül hastalıklar ve hayati ameliyatlardan geçilmiş anne ve babasının ölümlerden dönüşlerine şahit olmuştu…hep dik hep güçlü hep olgun bir çocuk olmak zorunda kalmış ve çok erken büyümüştü…işte eşi askerdeyken tekrar o evde ailesiyle kalmak ona tüm bunları hatırlatmış zaten zayıf olan yaşam gücünü iyice azaltmıştı…üstelik eşinin ailesi de ne arıyor ne de soruyordu…köşeye sıkışıp kalan bir ruh haliyle hayalet gibi işten eve evden işe gidiyor kendini unutmak için sanki daha çok işine sarılıyordu…garip olan, eşini özlemek konusunda durağan bir döneme girmişti…sanki özlemiyordu…anlamlandıramasa da durum buydu ve bunun için de elinden bir şey gelmiyordu…evlilik kararı yanlıştı…hızlı alınan bir karardı…ama her şey için çok geçti….çünkü eşi asla ve asla ayrılma konusunu kabul etmeyecek bir karakterde idi..üstelik sevildiğinin de farkındaydı…kısır bir döngüde yapabildiği tek şey kendine zarar vermekti…ailesiyle konuştu..ayrılık fikrini…ama reddedildi…bastırıldı üstelik eleştirilen de kendisi oldu..çünkü ona rahat batıyordu!!!!!!
Son iki yılda yaşadıklarını ve de yaşayamadıklarını düşündüğünde gözyaşlarına boğuluyor çaresizliğin acısını tüm benliğinde hissediyor üstelik kimselere derdini anlatamıyordu…ailedeki sağlık sorunları tekrar artmaya başlamış ve üst üste ameliyatlar başlamıştı…birer birer çözülse ve de güzel sonuçlar elde edilse de hastane süreçleri çok yıpratıcı olmaya başlamıştı…giderek dibe çöküyordu..zayıflamış ve yorgun düşmüştü…hayatı bambaşka bir şekle girmiş ve hiç hesapta olmayan şeyler yaşanmıştı…
İşlerin yavaş yavaş yoluna giriyor gibi gözükmeye başladığı günler eşinin de askerlik döneminin sonuna geldiği günlerdi..çok az kalmıştı askerliğin sona ermesine…4-5 ay sonra eşi dönecekti..ama neredeyse 2 yıllık evli olacaklardı…beraber geçiremedikleri 2 yıl….karmaşa ve hüsran…
Ve…bir gün internette dolaşırken bir sohbet sitesine takıldı…günlerce sohbet ettiği biri vardı artık..kendini tanıtmamış üstelik yalan yanlış bilgiler vermişti…çok şişman çok kısa çok çirkin biri olduğunu belirtmiş ve sadece hayata dair sorunları ve sıkıntıları anlatıyordu…iyi geliyordu evet! yanlış mıydı değil miydi bilmiyordu ama nefes alabildiği ender saatleri onunla yaşıyordu..birbirlerini görmeden duymadan kendilerini anlatmadan sadece yazışıyorlardı..dertleşiyorlardı …herhangi biri değillerdi birbirleri için..denk gelmişlerdi sanki..sanki özellikle karşılaşmışlardı..birbirlerine çok iyi geliyorlardı ve anlam kazanmışlardı…ama yetmedi tabi ki..bu kadar yüksek bir çekim ve özleme dönüşen bağ sadece yazışmaya sığmadı..telefon görüşmeleri başladı…vicdani sıkıntılar yüreğini delerken tarifsiz bir huzur ve heyecan da elini kolunu bağlıyordu…telefon görüşmeleri sabahlara dek sürüyor uykusuzluk ikisine de vız geliyordu..doyumsuzdu..eşsizdi…sarsıntıydı…..
Derken görüşme kararı aldılar..artık dayanılmaz bir güç altında eziliyorlardı ama söylenmesi gereken gerçekler vardı…ve söylendi…..
Yaşanan kabus bir gece sabahında her ikisi de gerçeklere çarpmış ve dünyaları altüst olmuştu…yıkıktılar ve de bitkin….birbirlerine bu kadar uygun ve uyumlu iken,birbirlerini tamamlamışken,ruh ikizi olduklarını fark etmişken…sanki yıllardır birbirlerini arıyorlarmış gibi hissederken…
İki gün süren sessizliği mail kutusuna düşen bir mail bozdu…İstanbul’a çağırıyordu..gözlerime bakarak anlat bana kendini diyordu..durmadı gitti istanbula…duramazdı…gitti….ilk buluşma ilk karşılaşma ilk gün….ya cennete ya cehenneme …..ama bir yere gidilmek zorundaydı..
Ve karşılaştılar…10 yıldır birbirini tanıyormuşçasına kucakladılar birbirlerini…yeni bir hayat başlıyordu..mutluluğu kalplere sığmayacak kadar derin ve büyük ..önemi yoktu engellerin…aşamayacakları hiçbir şey yoktu….
Aylar geçti ve kağıt üstünde de olsa devam eden bir evliliğin gölgesinde kaçak göçek bir aşk yoruyordu kalpleri…önce ailesine anlattı boşanmak istediğini..sonra eşine…ama kimse kabul etmedi..bir kez daha reddedildi..dünyasını başına yıktılar araya ne helal edilecek hak bıraktılar ne evlatlık ne saygı…kesin ve net bir tavırla herkes karşı çıktı..olamazdı böyle bir şey kabul edilemezdi..anne baba hatrı için devam edilmesi istendi..üzme bizi dediler..dayanamayız buna…Direndi çabaladı rest çekti ama başaramadı…eşi askerden döndü…ev tuttular tekrar aynı eve yerleştiler..arada ne sevgi kalmıştı ne saygı…kırıcıydılar duyarsızdılar…oluşturamadıkları mutluluğun suçunu birbirlerine atıyorlardı..Ve madem evlilik bitmedi adına aşk dediği dünyasını üstüne kurduğu can bildiği sevdasını sonlandırması gerekiyordu..ilk denemede olmadı ikinci denemede olmadı üçüncü deneme de bir oldu bir olmadı…ve bir gece telefonda ağlayarak bitirmek istedi ama acısından doğru dürüst konuşamadı..ama eşi kapıdan yarım yamalak da olsa dinlemiş ve ihanete uğradığını sezinlemişti sanki..kıyametler koptu kavgalar edildi söylenmedik şey kalmadı..ama benimsin ve ben bu ilişkiyi kurtaracağım diye yalvardı eşi…gözyaşı döktü diz çöktü..peki dedi peki…aklını ruhunu kalbini geride bırakarak eşine sarıldı umutsuzca..canı yanıyordu ve kötü şansına lanetler yağdırıyordu…vicdanen yıkık olmanın acısıyla eşine döndü…Ve görevleri gereği İstanbul’a yerleştiler…ikisi de yeni bir hayat kurma gayretiyle çabalıyordu eşi mutluydu artık..huzurluydu..peki o?hayatı ellerinin arasından kayıp gitmiş ve imkansız olmuştu aşkın adı artık…hiç aramadı..hiç haber alamadı bir daha…aşktı …yaşadığı da hissettiği de özlediği de…aynı şehirdeydiler aynı semtte üstelik ama yıllarca bir kez olsun karşılaşmadılar..aramadılar birbirlerini..kıvrandılar öldüler belki özlemlerinden ama arayamadılar…bitmişti…bitirilmişti…Ve son bir kez vedalaşmak için birbirlerini hayata göndermeden önce son kez görmek için son bir buluşma ayarladılar…buluştular…konuştular..vedalaştılar..hoşçakal dediler…son bir sarıldılar bırakma dedi bırakma son bir ümitle..ama bilmediği bir şey vardı karşı tarafın…söyleyemediği şey aslında imkansızlığı perçinliyordu…hamileydi…..evlilik sürecekse adam gibi sürmeliydi…kararlı ve planlı bir hamilelikti..eğer olmasaydı böyle bir şey geri dönmekten korkuyordu..onu durdurabilecek tek şey bu olurdu…yoksa koşa koşa gidecekti her defasında…gitmemek için dönememek için araya aşılması imkansız olan bir engel sokmak içindi…öyle de oldu…ve 5 yıl geçti…hiç unutamadı …bir gününü bile onsuz geçiremedi..zihni kalbi hala ona aitti…giderek çürüyordu sanki.ölüyordu..kızına sarılarak hayatta kalmaya çalışsa da giderek gömülüyordu derin sancılara..eşine son derece ilgili alakalı davranmaya çalışıyor mutluluk rolleri oynuyordu..eşine karşı ezik hissettiği için kendini..rüyalarında onu görmek bile tarifsiz ödül oluyordu aslında…
Kıvranıyor kanıyor ağlıyor ama kimselere çaktırmıyordu...mutlu görünüyordu..ama değildi ki…kendinden vazgeçti..kızı için yaşıyordu sadece…kızı için…eşiyse geçen yıllarda garantilediği evliliği için çaba göstermeyi bırakmıştı..evet hala aşık gibiydi ama monotonluk hakimdi her şeye..sıkıcıydı…anlamsızdı..maddi sorunlarla boğuşuyorlardı hala…çekilen krediler bütçeyi aşan harcamalar araba taksitleri derken 8 yıllık bir evlilik olmuştu…düşe kalka ite ite getirilen bir evlilik..istanbuldan ayrıldılar…kızları okula başladı…hayat şekillenmişti çoktan..keşkelerle acılarla pişmanlıklarla örülü acı veren bir hayata sahipti ama hep bastırıyordu bu duygularını..evde yalnız kaldığı anlar dışında hiç rol yapmayı bırakmadı..yalnızken?ilk günkü gözyaşları hala devam ediyordu…kendi kendine sanki onunla konuşuyormuş gibi konuşuyordu sürekli…aklından çıkaramıyordu ne yapsa olmuyordu..ve bir gün yine sancılı günlerin biriydi,onu aramak istedi..sadece merhaba demek bir kez olsun sesini duymak için..aradı…konuşamadı titremelerden…ikisi de şaşkındı..havadan sudan iki yabancı gibi konuştular…özlem ne acımasız bir duyguydu böyle…mutluluk ne dayanaksız…ve konuşmanın sonuna doğru öğrenilen bir gerçekle acı dirildi.ayağa kalktı ve boğazını sıktı sanki..hayatında 2 yıldır biri olduğunu ve de çok mutlu olduğunu söylüyordu…mutluluklar dilediler birbirlerine…
Evine döndü…her zamanki gibi…hayat ona şans tanımadı…mutluluk ona hiç uğramadı….ayakta kalmaya çalıştıkça çamura battı…şimdi harika bir işi güzel bir geliri ve dünyalar tatlısı kızıyla eşiyle kendi dünyasında kendisini yıllar önce gömdüğü yerde bırakarak yaşamaya devam ediyor..her şey var o yok….hayat var yaşamak yok….yaşıyor gibi yapmak var….aşk mı?gömdüğü yerde yaşamaya devam ediyor…..
 

Ercin

adi Ülkü olsun...
Kayıtlı Üye
7 Şubat 2012
1.193
688
böyle esir gibi yasamaktansa ölmeyi tercih ederim, insani insan kilan ozgurlugdur !!!!!!!!!!!!
 

resusitasyon

Guru
Pro Üye
Doğa Severler Kulübü
29 Kasım 2009
7.070
36
aşkın böylesine esir almasına bizi,kendimiz izin veriyoruz bir yerde...biraz da tabi şartlar,yanlış kararlar..zor şeyler yaşamışsınız,inşallah zamanla geçer tabi siz istedikçe...