İzmir Yöresel Örf Ve Adetleri

Nevreste

Nirvana
Yönetici
Editor
Doğa Severler Kulübü
16 Ağustos 2010
198.055
345.222
Kız istenirken 3 defa isteme tekrarlanır ve kız tarafı 3. de kısmet der. Yani istenirken peşpeşe 3 defa Allah'ın emri deniyor.
Akraba evliliği kesinlikle yapılmaz.
En az yedi kuşak yabancıdan kız alınır veya verilir.
Kan davası mutlu ve acılı günlerde unutulur. Ama kin devam eder.
Dostluklar derindir. Cenaze evi 15 gün boyunca yemeksiz bırakılmaz.
Gelinler aile büyüklerini yatırmadan ve ellerini öpmeden uyumaz.


İzmir denince Sütlü balık yemeden dönmek olmaz. Kordon'daki Deniz Restaurant'a konuk olup Hayrettin Usta'nın ikramı olan Sütlü balık yiyoruz. Lagos balığı ile hazırlanmış. Fesleğen soslu balık kavurması da bir harika. Yağda hafif kızartılmış lagos filetolar tereyağı, domates, yeşilbiber, krema ve fesleğen ile damağımızda derin izler bırakıyor. İzmir'de balık ve deniz ürünleri üzerine müthiş bir mönü çıkıyor karşınıza. Tuzda lagos, Subye yumurtası güveci, Balık köftesi, Sardalya buğulaması, Asma yaprağında barbunya, Midye kızartması, Midye dolması, Dilbalığı fileto şiş, Kâğıtta sardalya, Kefal balığıyla hazırlanan Kakavya, papalina balığından yapılan Papalina tavası... Nedim Atilla'dan geleneksel İzmir yemeklerini aktarım isterseniz: Akıtma, Bulamaç çorbası, Dalgan döndermesi, Fava, Fırında kabak, Gerdan kebabı, Ispanak kıtır ve sufle, İzmir böreği, Koruklu dana yahni, Sardalya sarma, Yoğurtlu taze börülce...

İzmir mutfağında Boşnaklar, Arnavutlar, Levanten ve Yahudilerin de önemli bir etkisi olmuş. Selanikliler İzmir'de özellikle paça-çorba kültürünü yaygınlaştırmışlar. Sebze yemeklerinin bir kısmı da ortak. Örneğin; kemer patlıcan, ayşekadın fasulye ve enginar yemekleri..

Yöresel Yemekler
İzmir denince akla sağlıklı, insanı fazla yormayan, hafif yemeklerden oluşan bir mutfak gelir. Özellikle zeytinyağı İzmir mutfağı’nın baş tacıdır. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezidir zeytinyağı aynı zamanda. Zeytinyağının yanında çeşit çeşit yabani otları ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan bağları unutmamak gerek… Ve tabii balık…

İzmir mutfağı, Ayvalık gibi Ege mutfağının tipik özelliklerini taşır. İzmir denince akla ilk gelen Kumru sandviç, buzlu badem ve Kordonboyu’dur. İzmir mutfağına özelliğini veren yabani ot yemekleri, Ege’nin ot cenneti Tire yöresinde yoğunlaşır. Ot kavurması, Sarmaşık ve Kuşkonmaz Kavurması diğer ot yemeklerinin yanında göze çarpanlardan. Bir de ısırgan otundan yapılan Okma var. İzmir ve yöresinin yemekleri de çeşit açısından son derece zengindir. Başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz.



Tarhana Çorbası: Yaz mevsiminin sonuna doğru un, yoğurt, bol domates, kırmızı biber, İzmir’e özgü yabani otlar önce kazanlarda pişirilir, daha sonra ekşimeye bırakılır, kurutulur, el ile ovularak, un haline getirilen tarhanalar, iyice kurutulup, kışa saklanır.Soğuk kış günlerinde et suyu ile pişirilip, kızarmış ekmekle sıcak sıcak servis yapılır.Tarhana çok lezzetli, besin değeri yüksek yöresel bir çorbadır.
Keşkek: Özellikle düğün ve bayram yemeği olarak bilinir. Taş dibeklerde döğülerek kabuğu çıkarılmış yumuşak buğdayın, koyun etiyle büyük kazanlarda ve bol odun ateşinde iyice pişirilmesiyle oluşan keşkek, düğünlerde misafirlere ikram edilir.Kalaylı bakır sahanlarda ikram edilen keşkeğin üstüne salçalı ve kırmızı biberli tereyağı dökmekte adettir.

Zerde: Keşkek gibi özel günlerin yemeğidir. Tatlı olarak sofraya en son getirilir. Nişasta, pirinç ve şekerden yapılıp, üzerine tarçın ilave edilir.

Sura: Özellikle Kurban Bayramından sonra yapılan bir yemektir. Kurban etinin kaburga kemiklerinin bulunduğu bölüm kesilerek, büyük et parçası çıkarılır.Kaburga kemikleriyle et kısmının arası tuz ve baharatla oğulduktan sonra, iç pilavla doldurulur. Doldurulan kısmın etrafı pişerken pirinçler dağılıp dökülmesin diye yorgan iğnesiyle dikilir. Kuzu tenceresi denilen büyük bakır tencerede pişirilir. Daha sonra bir tepsiye alınarak, üzeri salçalı tereyağ ile yağlandıktan sonra, fırına sürülür. Pembeleşinceye kadar kızartılır.Sıcak olarak servis yapılır.

İzmir Köftesi: Et iyice döğüldükten sonra soğan suyu, tuz , karabiber ve diğer baharatlar, ekmek içi ve yumurta ile yoğrulur.Köfte şekil verilerek, yağda kızartılır. Üzerine domates konularak pişirilir. Sıcak servis yapılır.

Papaz Yahnisi: Dana eti doğranarak toprak bir tencereye konur. İçine soğan, sekiz-on tane bütün sarmısak, tuz, biber, kimyon ve sirke ilave edilir. Hiç su konulmadan tencerenin kapağı buhar çıkmayacak şekilde sıkıca kapatılarak, pişirilir.

Mücmeri: Kıyma ve soğan yoğrulur.Haşlanmış pirinç ile karıştırılıp, ovulur. Macun haline gelince yumurta, maydonoz ve tuz ilave edilir. Üstü örtülüp bir süre dinlendirildikten sonra, yağda kızartılır.
Pirinçli Domates Dolması: Domates rendelenir, tereyağında biraz pişirilir. Birkaç domatese bir çorba kaşığı tereyağ yeterlidir. Et suyunu koyup, kaynattıktan sonra, içine biraz tuz atıp, pirinç salınır. Fındık büyüklüğündeki köfteler, tepsiye serpilen una bulanır, daha sonra kaynayan pirinç suyunun içine salınır ve pişirilir.
Kol Böreği: Alt üst böreği hamuru ile olur. İstenildiği kadar beze tutulur. Açılır ikiye katlanır, peynirli veya kıymalı iç konur. İzmir’de genellikle ıspanaklı yapılır. Ispanak kavrulursa ağır olur. Temiz yıkanıp, doğranan ıspanaklara ince doğranan bir soğan, tuz, karabiber karıştırılıp, böreğin içine katılır, rulo şeklinde sarılır. Sonra tepsiye sıralanıp, kesilir. Üzerine bol zeytinyağı sürülüp, fırına verilir. Pişince üzerine tepsi kapatılır.
Gerdan Tatlısı: Kurban Bayramlarında özellikle kurban etinden yapılan baharatlı bir et tatlısıdır. Kurbanın boyun kısmı önce çok az bir tuzla haşlanır. Sonra pişmiş et lifleri didiklenerek, kemiklerden ayrılır. Üzerine et suyu, şeker, tarçın, karanfil gibi baharatlar atılarak, ağdalı bir hal alıncaya kadar pişirilir. Pişmeden biraz önce içine kayısı ve kara erik kurusu ile kavrulmuş badem veya çam fıstığı ilave edilir, yemek üzerine sıcak olarak yenir.
Radikal Salatası: Yabani bir ot olan radika, İzmir ve çevresinde şifalı bir yiyecek olarak kabul edilmektedir. Pek çok çeşitleri olan bu ot cinsinin, temizce yıkanmış, bol su ile haşlanmış, üzerine bol limon ve zeytinyağı ilave edilmiş salatası servis yapılır.

Zeytinyağlı Taze Fasulye: İnce doğranmış bir adet kuru soğan yarım su bardağı kadar zeytinyağında biraz öldürülür, üzerine ayıklanmış doğranmış taze fasulyeler ilave edilir, biraz kavrulur, üzerine bolca rendelenmiş domates, tuz, biraz şeker ilave edilir. Daha sonra yeteri kadar sıcak su ilave edilip, kısık ateşte pişirilir. Tencerede soğutulup, servis yapılır.

Telkadayıf: Türkiye’nin hemen her yöresinde çok lezzetli yapılan besin değeri çok yüksek olan telkadayıf İzmir’de de çok sevilen tatlıların başında gelir. Eritilmiş margarin ve tereyağı karışımı telkadayıflara iyice yedirilir. Yağlanmış tepsiye serilir, üzerine bolca dövülmüş ceviz dökülür, tekrar yağlanmış kadayıf serpilip, bastırılır. Orta hararetli fırında pembe renkli pişirilir.Biraz ılıyınca üzerine soğuk şurup dökülür.Arzu edilirse, üzerine bir parça kaymak koyup, servis yapılır.

Kaymaklı Dondurma: Yazları çok sıcak olan İzmir’de güneş körfezde batarken, dondurma yemek bir alışkanlıktır. İzmir’ in kaymaklı dondurması nefis lezzetiyle hem serinlik hem de sıcak nedeniyle gün boyunca vücudun harcadığı enerjiyi geri verir. Süt, şeker, ve salep bir tencerede pişirilip, kavrularak, soğutulur. Buzdolabının buzluğunda ve ara sıra karıştırarak, iyice donması sağlanır, fıstıklarla süslenerek, servis yapılır.

Ekmek Dolması: Ekmek dolması Ege Bölgesinin özellikle Ödemiş ve Tirenin meşhur yemeğidir. Fırınlarda özellikle ekmek dolması yapmak için ekmekler satılır. Bu ekmekler yuvarlak olur. Ve alınan gün yapılmaz genellikle. Ekmek bayatlatılır, bir kaç gün sonra yapılır. Önce ekmeğin üzerinden kapak şeklinde kesiyoruz. Ekmek biraz bayatlamış olursa içini daha rahat boşaltabiliriz. İç kısmını elimizle oyarak tamamen boşaltıyoruz. Diğer tarafta bir tencerede yağı eritiyoruz ve çok ince kıyılmış soğanları, tuz ilavesiyle sararıncaya kadar kavuruyoruz. Sonra üzerine kıymayı ilave edip, suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Bu arada salçayı, pul ve karabiberi de içine ilave edip, en son çok ince kıyılmış maydanozunu da katıp, ocağın altını kapatıyoruz. Daha önceden çıkardığınız ekmek içlerini de bu kıymalı harca karıştırıp, içini boşalttığımız ekmeğin içine iyice dolduruyoruz. Ekmeğin kapağını da üzerine kapatıp, eritilmiş tereyağıyla ekmeğin her tarafını yağlıyoruz. Büyükçe geniş bir tencerenin içine 7-8 su bardağı su koyup, tencerenin üzerine de bir süzgeci (tencerenin içine düşmeyip, tam üstünde kalacak büyüklükte olacak) yerleştirip, ekmeği üzerine oturtuyoruz. Buharlama yöntemiyle tahminen 30 ila 45 dakika arasında suyu çekene kadar pişiriyoruz. Tencereye uygun süzgeç yoksa tencereye konulan su miktarını azaltıp tencerenin dibine 2 çatal koyup üstüne ekmeği oturturuz. Kıyma yerine kuşbaşı et kullanılabilir. Hatta evde haşlanmış nohutunuz varsa o da ilave edilir.

Yöresel Giysi


Kadın Giysileri
1. Başa Giyilenler: Terlik, tepelik, takke, oyalı yazma, çeki, oyalı grep, gümüş tepelik, dantel tül örtü, yazma, yuşmak (kaynana gemi-sakadırak), kefiye (kusgun), alduvak,
2. Sırta Giyilenler: Bürümcük gömlek, iç gömlek, göynek, şalvar (ayaklık), üçetek, göğüslük, deyre, dizlik öngerge (kertmeli önlük), bel bağı, libade, fermane (kesik yelek), örme kuşak,
3. Ayağa Giyilenler: Çorap, pantufla (terlik), sırmalı terlik, çizme,
4. Takılar: Alınlık, çenelik, beşibiryerde, sakındırak, mangırlar,
5. Süsler: Boncuk süsler,
6. Saç Şekilleri: Belik (kırk ve oniki belikli),
7. Aksesuvar: Gümüş kemer, krep.


İZMİR'İN GELENEKSEL OYUNLARI
İzmir ve çevresi geleneksel oyunlar yönünden çok zengindir. Kentleşme sonucu il merkezin de canlılığını yitiren oyunlar, çevre ilçelerle ve köylerde günümüzde de sürdürülmektedir. Düğün, nişan, törenlerin de yapılan halk oyunları, seyirlik oyunlar köklü gelenek-lerin yavaş yavaş yitirilen yaşama biçimini yansıtır. Çocuk oyunları il merkezlerinde ve ilçeler de hala yaygınlığını korumaktadır. İzmir ve çevresi halk oyunları yönünden zeybek bölgesine girer. Orta Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgelerinde görülen zeybek İzmir'de nişan ve düğün törenlerinde tek yada topluca oynanır. Araştırmalar günümüzde Ege'de oturanların önceleri Ankara, Eskişehir, Konya yörelerinde yaşadığını ortaya koymaktadır. Azınlıkların bu bölgelerden ayrılmasıyla Ege'ye göç etmeleri ile oyunları buraya getirmişlerdir, ve yaygınlaştırmışlardır. Ödemiş, Tire ve Bergama zeybeklerinde de bu biçimsel ayrılığı görmekteyiz.


SEYİRLİK VE ORTAOYUNLARI

İzmir'in ilçe ve köylerinde düğün,nişan toplantılarında oynanan seyirlik oyunlar, halkın başlıca eğlenceleridir.Seyirlik ve ortaoyunları günümüzün kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve başka yörelerden yapılan göçlerle özgünlüklerini yitirmişlerdir.Yinede canlılığını koruduğu yerler vardır.Örneğin; Seferihisar ve çevresinde oynanan seyirlik ve ortaoyunları olan Osmanım, Yutturmam Oyunu, Sarımsak satmam ortaoyunu, Soğan köklemece gibi.


SAMAH :

İzmir yöresinde yaşayan Tahtacılar arasında yaygındır.Toplu eğlencelerde samah için büyük bir odada toplanılır.Kimi köylerde kadın, erkek yan yana kimi köylerde ise ayrı ayrı oturulur.”Mürşit “ (Topluluğun dini lideri), Mürebbi bacısını (Kadın topluluğunun başı) çağırır.Bacı gelerek mürşide dolu (İçki) sunar.Sonra bacı, kendisi ile Semah (Samah) edecek erkeği niyaz eder (Boynuna sarılır gibi yapar, selam verir).Sonra birlikte semah darına dururlar.(Ortaya çıkarlar); omuz omuza ve yüz yüze birbirlerini selamladıktan sonra, sazcı sazını alarak nefes (Dinsel deyiş) söyler.Çiftler semah yapar.Semah bitince, bacı önce samah yaptığı erkeğe dolu verir; sonra mürşitten başlayarak herkese dolu dağıtır.Daha sonra öbür çiftler kalkarak samahı sürdürür.Samahlar en çok dokuz zamanlı olur.Oyuncuları zarif devinimlerle birbirlerine h,ç değmeden oynarlar. Samahlar, ağır ve hareketli olarak ikiye ayrılır.İlk bölüme ağırlama denir.Bu bölümde erkek, kollarını sağa sola hareket ettirir.Kadın kollarını omuzdan daha yukarıya kaldırmamak üzere aynı hareketi yanlara doğru yapar.Çiftin hareketleri büyük bir uyum içindedir. Ağırlamayı hareketli bölüm izler.Buna yeldirme denir.Burada çiftler yeniden niyazlaşır.Yüzler birbirine dönük ve daha yaklaşmış olarak birkaç metrelik alan içinde gider ve dönerler.Oyun bitince çiftler yeniden niyazlaşıp otururlar.


KIRKLAR SAMAHI :

En az dört, en çok oniki kişiyle oynanır.Oyuncular niyazlaşır, erkekler bir yana, kadınlar öbür yana karşılıklı dizilir.Saz çalmaya başlayınca, herkes olduğu yerde ayaklarını öne arkaya atarak oynamaya başlar.Sazende üç nefeste bu oyunu ağırlar, dönek havasını çalmaya başlayınca oyuncularda sağ ayakla ilerler, sağ kollarını öne uzatır.Üç nefes sonra ; “Allah, Allah,Allah” denir.Oyundaki kadınlar, erkeklerin arasında diz çöker.Şemsi denilen bir erkek, sol baştaki kadından başlamak üzere, tüm oyunculara dolu sunar.Daha sonra sol baştaki kadın topluluğun tümüne dolu dağıtır.En son “Şemsi'ye” verir.Birlikte içer ve niyazlaşırlar.Kadın yere de niyaz eder ve yerine oturur.

GENEL İZMİR KOSTÜMÜ

Batı Anadolu'da İzmir çevresinde süslenmeye büyük önem verilir.Anadolu'nun hiçbir bölgesinde bu denli önem verilmemiştir.Özellikle çekici yanlarını belirtmenin gizini çok iyi bilerek, onu vurgulayacak biçimi uyguluyorlar ki, bu İzmir'li kadınların yüzyıllar boyu ortak özellikleridir. O zamanlarda Anadolu'nun zengin, ünlü kumaşlarını giyerlerdi.Krep işli ipekler, mücevher, klasik incilerle bezenmiş fesleri ile görünürlerdi.Kocanın tüm zenginliği kadının göğsü ve başındaydı.Elmas ve pırlantalar sosyal sınıfların yerini belirliyordu.Mücevherlerin en önemlisi “Persani” denilen, (çiçek biçimde elmas iğnedir).Yada “Gargantina” denilen iri incilerden yapılmış mücevher takılardı.Birde “Kaymataz” denilen ince altın zincirlerden örülmüş bir şerit tasma vardır.Bileziklerde bol ve çokça takılır.İzmir'li Yunanlı kadınlar ağır mücevherler kullanılırlardı.Takılar; bilezik, küpe, madalyon, yüzük, altın boyun zincirleri ki bu zincirler bazen dize kadar inerdi.Evlenme günlerinde bütün bu takıları yüklenip, yüzlerine de altın yaldız sürerlerdi.Kıyıdan içlere gidildikçe (İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir) gelenekler birbirlerinden ayrılmaz hal alır.Zeybek oyun ve türküleri de bunu kanıtlar.


Genç kız ve oğlanın evlilik öncesi yaşantısı:

Türk milleti, İslam Dini’nin temel prensiplerine ters düşmeyen kendi örf, adet ve gelenek-lerini de yaşamayı sürdürerek, İslam ile kaynaşmıştır. Bütün Anadolu’da olduğu gibi, Kale Köyünde de kadın-erkek birlikte çalışır, birlikte düğüne ve derneğe katılır, birlikte çalar, bir-likte oynarlar, kaç-göç nedir bilmezler. Bu sosyal hoşgörü ortamı içerisinde, kız ve oğlan 14-15 yaşlarına yaşına kadar, birlikte ve kardeşçe büyürler. Birlikte hayvan otlatırlar, oduna gi-derler, hatta kızlı erkekli ve yenilenin sırtına yenenin binmesi şartıyla çelik-çomak bile oynar-lar. Bu durum, hem anne-babalar hem de çevredeki insanlar tarafından engellenmez, normal karşılanır. Ancak, yaşları büyüdükçe kızlar tek başlarına tarlaya, hayvan otlatmaya, oduna, v.b. dış işlere gönderilmez-er. Zaten, o yaşlara gelen genç kızlar, çeyizlerini hazırlamaktan başlarını bile kaşıyamazlar. O yaşlardan sonra, kızlar erkeklerle uzun süre aynı yerde bulunamazlar. Hatta, kızların, erkeklerin ve büyüklerinin yanında gülmeleri, yüksek sesle konuşmaları bile hoş karşılanmaz.

Kız İsteme:

Oğlan tarafı, gelin adayı olarak gördüğü ve oğlanın da beğendiği kızı istemeden önce, her iki aile tarafından bilinen ve sevilen bir kadını elçi olarak Kız evine gönderir. Elçi kadın da “Cam Ali’nin İsmail’in oğlu Adnan’a kızınız Ayşe’yi istemeye gelecekler, ne dersiniz?”, diyerek, kız tarafının ağzını arar. Eğer, kız tarafı da istekli görünürse, “Nasipse olur, buyursunlar gelsinler, Allah’ın emri desinler!”, derse, Oğlan evine durumu bildirir ve bir süre sonra, Oğ-lan evinden üç kadın Perşembe akşamı kız istemeye gider. Akşam çay ve kahveler içilip, soh-bet edilip, hal-hatır sorulduktan sonra asıl konuya gelinir. Kız istemeye gelen kadınlardan ağzı iyi laf yapan ve daha yaşlıca olan söze başlar.
-“Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kızınız Ayşe’yi oğlumuz Adnan’a mehel (uygun)
Gördük, istemeye geldik. Siz de uygun görürseniz, bu yavruların yuvasını kuralım, ocağını tüttürelim. Ne dersiniz?”
Kız babası, cevabını şöyle verir:
-“Düşünelim, taşınalım, büyüklerimize de danışalım, ondan sonra size cevabımızı bildiririz. Hayırlıysa olur inşallah!”
Bir hafta içerisinde, kızın babası ve annesi kızın dedelerine, ninelerine, dayılarına, amca-larına ve diğer aile büyüklerine konuyu açarlar. Toplanan aile meclisinden son karar çıkar. Şayet cevap olumlu ise (ki genellikle olumlu cevap verilir); Oğlan evinden bu defa üç yaşlı ve tecrübeli erkek ile oğlanın babası ve annesi kızı istemeye ve söz almaya Kız evine giderler. Yukarıda, kadınların kız isterken söyledikleri bu defa da tekrarlanır, kız babasında istenir. Kızın babası da cevabın olumlu olduğunu şu sözlerle açıklar:
-Madem ki kızımı oğlunuza mehel gördünüz, ben de kızımı oğlunuza mehel gördüm ve kızımı Allah’ın emri Peygamber’in kavli ile size veriyorum!”

Nişan:

Söz alındıktan sonra, bir hafta içerisinde yüzük takma ya da küçük nişan veya lokum yeme de denilen merasim yapılır. Oğlan evi, çeşitli lokum ve çerezden oluşan hediyeleri ve yüzüğü alarak, bir grup akraba ve dost ile birlikte Kız evine gider. Oğlanın babası, gelinlik kıza, kızın babası da damat adayına yüzüklerini taktıktan sonra, birlikte çerezler yenilir, kahveler içilir, sohbet edilir. Böylece oğlan ile kız arasındaki evliliğin ikinci adımı olan nişanlılık dönemi başlamış olur.
Yüzükler takılıp söz alındıktan sonra, esas nişan olan büyük nişan için her iki tarafın hazırlanmasına yetecek zaman bırakmak için, 3-6 ay arasında bir nişan töreni günü tespit
Edilir. Nişan, genellikle kadın ve kızlara yönelik eğlencelerden meydana gelmesine rağmen, erkekler de davul ve zurna eşliğinde çalıp oynama, eğlenme imkânı bulurlar. Son yıllarda ise; İçkili ve çalgılı, kadın-erkek birlikte eğlenilen nişan törenleri de yapılmaya başlanmıştır.
Kız evindeki nişan töreninde; yörenin meşhur dümbelek ve defçileri, kadınları ve genç kızları oynatır ve eğlendirirler. Oğlanın akrabaları da birer hediyelik bohça hazırlayarak, nişan Törenine katılırlar. Bohçalarda; yazma, değirme (namaz örtüsü), iç çamaşırı, çorap, mendil, elbiselik kumaş, v.b.bulunur.
Eskiden, kadınların eğlendiği yere erkekler alınmazdı. Bu yüzden bazı delikanlıların kadın kılığına girerek, sevdikleri kızların oynamalarını görmek için, nişan yerine gittikleri de söylenir. Yakalananların ise, kadınların hışmına uğradıkları da söylenir. Nişanda, bütün kızlar ve kadınlar sırayla oyun meydanına çıkarlar, oynarlar. Analar ve kaynanalar; gelinleri ve kız-larıyla yeni gelin adaylarını birlikte oyuna kaldırırlar, sırayla oynarlar, çalgıcı kadınlara bahşiş vererek istedikleri oyun havalarını çaldırırlar. Oynama sırası gelinlik kıza gelince, dört kadın bir bohçanın dört ucundan tutarak havaya kaldırırlar ve kızın oyunu bitince meydana getirerek gelinlik kızın başının üstünde tutarlar; sırayla kaynana, görümce, yenge gibi yakın akrabalar, bu bohçaya getirdikleri hediyeleri açarak birer birer atarlar. Çeyiz atma bittikten sonra, misafirlere nişan şerbeti dağıtılır. Şerbeti içen davetliler, şerbet tepsisine, gönüllerinden ne koparsa para atarlar. Bu paralar, kendisine çeyiz alsın diye gelinlik kıza verilir.
Nişan bitince, davetliler dağılır ve kız ile oğlan için, bir sene ile altı ay arasında devam edecek nişanlılık dönemi başlamış olur. Ardından her iki taraf da düğün için hazırlıklara koyulurlar. Şayet nişanlılık dönemi içerisinde dinî bayramlar olursa; oğlan tarafı kız tarafına kur-banlık, elbiselik kumaş, çorap, terlik, oya yumağı iç çamaşırdan oluşan bir hediye bohçası götürürler. Kız tarafı da oğlana gömlek, çorap, mendil, iç çamaşırı gibi hediyeler gönderir.

DÜĞÜN:
Düğün günün kararlaştırmak üzere, oğlan babası yanına üç akrabasını da alarak Kız evine gider. Düğün, genellik Salı günü ikindi vakti başladığı için buna Salı Kesme denir. Kız evi, Gelin kız için istediği altın, ev eşyası ve diğer istediklerinin yerine getirilmesi şartıyla, Oğlan evinin düşündüğü düğün tarihini genellikle kabul eder.
Çeyiz olarak alınan mobilya, beyaz eşya, yatak, yorgan, v.b. eşyalar, ilk önce oğlan evine Götürülür. Gelin kızın annesine, babasına, kardeşlerine ve çok yakın akrabalarına alınan elbi-selik kumaşlar, v.b. hediyeler alınarak, önceden Kız evine gönderilir. Kız evi de benzeri hediyeleri oğlanın annesi, babası, kardeşleri ve yakın akrabaları için alır gönderir.
Oku Dağıtma/Davetiye Verme :
Düğüne 1-2 hafta kala uzaktaki akrabalara davetiyeler gönderilir. Yakındaki köylüler de şeker verilerek düğüne davet edilir. Buna, oku dağıtma denir.
Pazar günü; eskiden kumaş, yeşil ve kırmızı yazma ile meydana getirilen bayrak ama günümüzde ay yıldızlı Türk Bayrağı Oğlan evinin önünde yüksek bir yere veya çatısına
dikilir.
Salı günü, ikindiye doğru davul-zurna eşliğinde, düğünde pişirilecek keşkeklik buğdayı
dövmek üzere, köyün dibek taşının bulunduğu yere oynaya oynaya gidilir. Buğday iyice dövülür, kepeği savrulur ve gelindiği gibi Oğlan evine güle-oynaya geri götürülür. Dövülmüş buğdayın bir kısmı da Kız evine gönderilir. Aynı günün gecesinde, köydeki davetliler Oğlan ve Kız evlerine giderek eğlenirler. Çünkü, daha sonra, dışarıdan gelecek misafirlere hizmet edecekleri için, eğlenmeye vakit bulamayabilirler.
Çarşamba günü, asıl davetliler gelmeye başlarlar. Düğün evleri biraz daha kalabalıklaş-maya ve şenlenmeye başlar. Düğün, Kız evinde kına olarak devam etmektedir.

Kına Gecesi:
Kadınlarımız, düğüne ve eğlenceye karşı meraklı ve isteklidirler. Yöremizde çok yaygın bir söz vardır, “Kadınlara, gökte düğün var deseniz, merdiven kurup çıkmaya kalkışırlar.” diye. Gerçekte, kadın ve kızlarımız düğünleri ve özellikle de kına gecelerini dört gözle bekler-ler. Düğün için giysi, takı, v.b. konusunda aylar öncesinden hummalı bir hazırlığa girişirler. Kına gecesi, genellikle Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece olmasına rağmen, bir hafta önceden kadın ve kızlarımız, özellikle kış aylarında Kız evinde toplanarak kendi aralarında çalıp oynamaya başlarlar. Yani, bir çeşit kına ve düğün provası yaparlar. Kına gecesi, düğünlerin en kalabalık ve eğlencenin doruğa çıktığı gecelerdendir.
Kına gecesi; gelin süslenir, kına elbisesi giydirilir ve eğlencenin yapılacağı alana/salona
hâkim bir yere bir sandalyeye oturtulur. Gecenin ilerleyen saatlerinde, gelin kızın annesi, kız kardeşleri, kaynanası ve görümceleriyle oynatılmasına geçilir, sırayla birlikte oynarlar. Daha sonra kına yakma törenine geçilir. Kına ortaya getirilip karılmaya başlayınca, aşağıda vereceğim maniler, bu işi bilen bir kadın tarafından, kız anasına hitaben okumaya başlar.

Gelinin başına bak, Karanfilin katmeri,
Mevlâmın işine bak. Al koynuna kat beni.
Bu gelini çok sevdim, Benden güzel bulursan,
Gözünün yaşına bak. Karyoladan at beni.

Karanfilim üç çatal, Sarı kavun dilimi,
Yârim dışarıda yatar. Uçurdum bülbülümü.
Yatma yârim dışarıda, Çıksam dağlar başına,
Karyolanda kim yatar? Arasam sevgilimi.

Yeşil taksi geliyor, Kara tavuk tepeli,
Dağı taşı deliyor. Kulakları küpeli.
Aç kapıyı damat bey, Aldanmayın oğlanlar,
Gelin hanım geliyor. Şimdi kızlar şüpheli.

İğdeli’nin kavağı, Karanfil deste gider,
Çifte çeker bayrağı. Kokusu dosta gider.
Bizim köyün kızları, Seni gören oğlanlar,
Pişmiş sütün kaymağı. Evine hasta gider.

Peşkir aldım dürüden, Çemberimi bağlarım,
Gurbet seni çürüten. Şimdi gençlik çağlarım.
Kurbanlık koyun gibi, Kınalı ellerimle,
Ayırdılar sürüden. Sevincimden ağlarım.

Kınanın karılması biterken, gelinin akrabalarından bir kadın da manici kadına, yine aşağıdakilere benzer manilerle cevap verir.

Tabaka tabaka kırılır, Asmayı dal edersin,
Kız oğlana sarıldı. Basmayı şal edersin.
Kız varmam dedikçe, Sen o tatlı dilinle,
Oğlan boynuna sarıldı. Zehiri bal edersin.

Bahçelerde bal kabak, Gelinin başı allı,
Açılır tabak tabak. Hem şekerli hem ballı.
Oğlan kızı görünce, Şimdi tıraş oluyor,
Seyirdir başı kabak. Bir parlak delikanlı.

Bozdağların kompiri, Keles’ten aldım narı,
Hepsi ayvadan iri. Yaprakları sapsarı.
Çok söyleme manici, Bekletmeyin gelini,
Kafan yerim dipdiri. Yakılsın kınaları.

Manilerle atışmalar yapılırken, kına da karılmış, yakılacak kıvama getirilmiştir. Geline kına yakılmaya başlarken, güzel sesli kızlar da aşağıda nakaratı verilen kına havasını, hep birlikte söylerler. Bu civarda, oğlana kına yakılması âdeti yoktur.

KINA TÜRKÜSÜ

Ben balı pekmez sanırdım,
Çanaktan almaz sanırdım,
Anadan babadan ayrılan kızı,
El yüzüne bakmaz sanırdım.

A gelin, a Kardeş kınan kutlu olsun,
Güveyin yanında sözün tatlı olsun,
Gelinim gelinim, kınan kutlu olsun,
Hem orda hem burada, dilin tatlı olsun.

Çam budağı eğilip gelir,
Kız oğlana dönüp gelir,
Al duvağı sürükledikçe,
Güvey atla koşup gelir,

A gelin, a Kardeş kınan kutlu olsun,
Güveyin yanında sözün tatlı olsun[16].
Gelinim gelinim, kınan kutlu olsun,
Hem orda hem burada, dilin tatlı olsun.

Düğün Töreni ve Eğlencesi (Oğlan Evi):
Oğlan evindeki düğünde eskiden, genellikle iki takım davulcu ile zurnacı bulunur.
Çarşamba günü ikindiden sonra, davul ve zurna eşliğinde, oğlan evinin aldığı mobilya, yatak, yorgan, v.b. ev eşyaları, çeyizler, oğlan evinden alınarak, Kız evine eskiden develere yüklenerek götürülürdü. Günümüzde ise; çeyizler traktör veya kamyona yüklenerek Kız evine götürülür. Buna, Çeyiz Bırakma denir. Kız evi çeyiz getirenlere çeşitli hediye ve ikramlarda bulunur.
Davetliler düğün evine, doğrudan gelmezler. Gelmeden önce, ya bir iki el silah atılarak ya da bir çocuğu düğün evine göndererek, bulundukları yeri, düğünü yöneten bayraktar’a (Bayrakçı) bildirirler. Düğün evindeki işlerin düzenli olarak yürütülmesinden ve davetlilerin ağırlanmasından sorumlu olan bayraktar; ya bir çift davul ve zurnayı yanına alarak kendisi gider, ya da yardımcılarından birisini gönderiri. Konakçı denilen davetliler, davul ve zurnayla karşılanır, elleri sıkılır, ve hoş geldiniz denildikten sonra, düğün evine gidilir. Konakçılar, çalgıcılara bahşiş olarak para vererek istedikleri oyun havalarını çaldırırlar, oyun havaları eşliğinde düğün evine gidilir.
Bayraktar, konakçılara yerlerine gösterir. Bu şekilde, gece boyunca düğüne gelen konak-çılar düğün evine toplanırlar. Davetliler önce sigara ile kahve, ardından da yemek ikram edilir. Bayraktar, yemekten sonra davetlilerin masalarına tek tek uğrar, onları oyuna davet eder. Bazen de davetlilerden oynamak istemeyenler, çalgıcılardan “fasıl” veya “taksim” denilen, havaları çalmasını isteyebilirler. Oyun oynayanlara ve çalgıcılara para basmak adettir.
Düğün sırasında, Kız evinden bir heyet Oğlan evine, Oğlan evinden de bir heyet Kız evine giderek, “Düğününüz mübarek olsun!” demeye giderler ve ikram edilenleri yiyip içtikten sonra, kendi düğün evlerine geri dönerler.
Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece; düğüne dışarıdan gelen davetliler birer ikişer, kendilerini misafir edecek köylü ev sahiplerinin peşine düşüp giderlerken, bayraktar sabah kaçta gelin almaya gidileceğini de davetlilere tembihler, geç kalmamalarını söyler.
Gelin Alma: Perşembe günü sabahleyin, davetliler Kız veya Oğlan evinde toplanmaya saat 10.00 civarında başlarlar. Eskiden atlılar ve yayalar Gelin Alma Alayı düzenlenirdi, günümüzde ise arabalardan Gelin Alma Konvoyu düzenlenmektedir. Genellikle öğle saatinde Kız evinde olunacak şekilde, Alayın/Konvoyun hızı, bayraktar tarafından ayarlanır.
Eskiden, gelin almaya, erkekler ile kadınlar hep birlikte davul ve zurnalar eşliğinde güle oynaya, seke seke neşe içinde gidilirdi. Bu gidiş sırasında, bayraktarın elinden bayrağı kapmak için, kıyasıya bir mücadele verilir. Bayrağı kim kaparsa; bahşiş almadan asla geri ver-mez. Ayrıca, kadın ve erkek gelin alıcıların davul ve zurna eşliğinde, oyun havasının da coşkusuyla birbirini tekmelemek de adettendi.
Kız evine varılınca; erkekler ve kadınlar ayrı alanlarda toplanırlar, çalıp oynarlar. Bu sırada gelinin yengesi, (kendi yengesi yoksa bayraktarın eşi gelinin yengesi olur) ve arkadaşları da gelini giydirmek ve süslemekle meşgul olmaktadırlar. Geline, son giysisi olan al duvak da giydirildikten sonra, dışarıya gelinin hazır olduğu haber verilir. Gelini odadan çıkarmaya gelenle hemen içeriye girip gelini alamazlar. Çünkü, adet olduğu için, gelinin erkek kardeşi kapıyı kilitlemiştir. Oğlanın babası, kendisine yüklüce bir bahşiş verdikten sonra, kapı açılır, gelin dışarıya çıkarılır. Ancak, bu defa da gelinin kedi elleriyle işlediği en değerli ve en önemli eşyaların konulduğu çeyiz sandığının üstünde üzerinde gelinin diğer akrabaları oturmuşlardır. Oğlanın babası onlara da bahşişlerini verir ve sandık da dışarıya çıkarılır. Çeyizler, develere veya at/öküz arabalarına yüklenir. Günümüzde ise; düğün başlamadan önce çeyizlerin ağırlıklı kısmı yeni evlilerin yaşayacakları eve yerleştirilir.
Gelinin, ata bindirilmesi gerekir. Günümüzde ise; arabaya bindirilmektedir. Ancak atın eğerine/arabanın arka koltuğuna bir çocuk oturmuş olduğunda, ona da bir bahşiş verilir ve kız babası ile oğlan babası birlikte gelini, süslenmiş ata, dualar ile bindirilir. Oğlanın babası, gelin atını çeker, kız evinden ayrılma zamanı gelmiştir artık. Yine gelirkenki gibi davul ve zurna eşliğinde güle oynaya, neşe içinde oğlan evine doğru Gelin Alma Alayı/Konvoyu yola koyulur.
Damat, gelin alma alayına katılmazdı ama günümüzde genellikle damat da gelin almaya gitmektedir. Damat, yanında kalan üç arkadaşı ile birlikte traş olmak ve hazırlanmak için, evde kalır, berber çağırılır. Berber traşa başlamadan önce, oğlanın arkadaşlarına dönerek, “Ağalar bu ustura kesmiyor. Biraz bileğilesek de damadın canı yanmasa!” , diyerek, o da bahşişini ister ve aldıktan sonra, sinekkaydı damat traşını yapar. Berbere genellikle havlu, gömlek, çorap, mendil, kumaş, v.b.den oluşan bir hediye paketi verilir.
Gelin evin önüne getirildiğinde, hemen attan inivermez, nazlanır. Gelin de kayın babasından bahşişini aldıktan sonra, attan/arabadan inmeye razı olur. Gelin inmeden önce, kaynana da yüksek bir merdiven başına çıkarak, duvağın üzerinden buğday, çerez, bozuk/madenî paradan meydana gelen bereketin sembolü karışımı serper, izleyen çoluk çocuk bunları kapışırlar. Gelini dualar eşliğinde, genellikle damat attan/arabadan indirir ve birlikte gelin odasına çıkarlar. Gelin, bir sandalyeye ya da koltuğa oturtulur, hemen kucağına genellikle bir erkek çocuk verilir. Bu, ilk çocuğun oğlan olması istendiği için yapılır. Bazen, ikiz çocukları olsun diye, bir kız bir erkek çocuk birlikte gelinin kucağına verilir, erkek çocuğa mendil verilir, kız çocuğun başına da çember/yazma örtülür.
Kız ile birlikte Oğlan evine gelen yengeler tarafından, çeyiz sandıkları açılır, çeyizler iplere özenle serilir. Genç kızlar, gelinler ve analar çeyiz görmek için sıraya girerler. Bu arada, geline de gelin ekmeği denilen, ev ekmeği ikram edilir.
Yatsı Namazı vakti gelince, damat ve arkadaşları hep birlikte namaza giderler ve gelirken de köy /mahalle imamını dinî nikâh kıyması için beraberlerinde getirirler. Gelenlere baklava, kahve ikram edilir. Bir tepsi baklava da gelin odasına, başka yemeklerle beraber konulmuştur. Nikâh, şahitlerin huzurunda kıyılır, dualar yapılır ve sıra güveyi salmaya/gerdeğe gelir.
Gelin, odasına alınır ve yengesi tarafından zifaf/gerdek ile ilgili kendisine bilgi verilir, tembihler ve nasihatta bulunulur. Damat da arkadaşları tarafından gelin odasının kapısına getirilir ve sırtında yumruklanarak odaya itilir. Bu arada, içeride kapının ardında gelin hanım damadın ayağını basmak üzere tetikte beklemektedir. Çevik davranıp kim kimin ayağına önce basarsa; evde onun dediğinin olacağına inanılır.
Gelin, damatla hemen konuşmaz, nazlanır. Damat gelinin boynuna, gerdek gecesi için aldığı kolyeyi veya başka değerli bir hediyeyi geline verince, gelinin dili çözülür ve konuşmaya başlar. Kapıda da dinleyenler vardır, kayın babaya haberi verip bahşiş almak için.Gelinin hiç konuşmaması halinde de çocuklarının dilsiz olacağına inanılır.
Gerdek (zifaf) gecesinin bitiminde, gelin ve damat gusül abdestlerini alıp banyolarını yaptıktan sonra, bekâret simgesi sayılan, kanlı çarşaf çeyizlerin bir yerine hafifçe belli olacak şekilde asılır. Gelinin yengesi, kapıyı vurup izin aldıktan sonra, içeriye girer ve gelin ile damadı arkasına takarak önce kayın babasından ve kaynanasında başlamak üzere, ev halkının ellerini öptürür. Gelinin elini öptüğü kişiler, geline bahşiş verirler.
Barışma:
Düğünden üç gün sonra, önce Oğlan evi Kız evine, sonraki günlerde de Kız evi Oğlan evine barışmaya giderler. Kız evindeki yemekten önce, damadın elleri bağlanır, kaynana çağırılır, “Kanana, kaynana! Damadın yemek yiyemiyor!” ,denir. Kaynana da damada bir hediye verir, elleri çözülür, birlikte yemek yenir, çay/kahveler içilir ve sohbetler edildikten sonra vedalaşırlar. Halk arasında kız ardı da denilen aynı gezme, Kız evi tarafından Oğlan evine de yapılır. Böylece; düğün tamamlanmış olur.
Düğün sırasında, davul ve zurna eşliğinde, günümüzde de çeşitli sazlardan oluşan orkestraların eşliğinde aşağıda vereceğimiz Türküler ev Oyun Havaları çalınıp söylenir ve oynanır.

UZUN ÇAMI KIRMALI

Uzun çamı kırmalı,
Yârim asker urbalı.
Üç gün değil beş gün çok,
Üç yıl nasıl durmalı.

Çamı çama çaktılar,
Çama kurşun attılar.
Muhtar beyin kızını,
Candarmaya sattılar.


GÖKDELİ

Gökdeli dağdan inmiyor,
Mor da fesini giymiyor.
Uzunca boylu Gökdeli,
Ben de vuruldum demiyor.

Öte yüzden aştım bu yüze,
Selam söyleyin o yüze.
Uzun da boylu Gökdeli,
Kurban da gitti bir kıza.

ÖDEMİŞİN EFESİ

Rüzgâr gibi nefesi,
Titretiyor gür sesi.
Dağlara nam salıyor,
Ödemiş’in efesi,
Efelerin efesi.

Türk kanı var özünde,
Şimşek çakar gözünde,
Dönek değil sözünde,
Ödemiş’in efesi,
Efelerin efesi.

Omzunda martini,
Düşmana çoktur kini,
Yatağı aslan ini,
Ödemiş’in efesi,
Efelerin efesi.


ZEYBEK OSMAN

Osman yükünü yıkmış yolun sağına,
Selam vermiş sağına ve soluna,
Kıratım işlemez Çavuşdağı’na.
Osmanım Osmanım, Zeybek Osmanım,
Zeybek olduğuma ben de pişmanım.

Evlerinin önü keklik avlusu,
Pencereden bakar ceylan yavrusu,
Bak oynuyor Osman’ın da karısı.
Osmanım Osmanım, Zeybek Osmanım,
Zeybek olduğuma ben de pişmanım.

Osman’ın mendili limon sarısı,
Osman’ı vurmuşlar gece yarısı,
Yine oynuyor Osman’ın karısı.
Osmanım Osmanım, Zeybek Osmanım,
Zeybek olduğuma ben de pişmanım.

ALINTIDIR..
 

İlginizi Çekebilir