Blog

  • Çikolatanın Faydaları

    Çikolatanın Faydaları

    Kokusunun dahi mutluluk hormonlarını harekete geçiren çikolatanın faydalarını saymakla bitmiyor. Kalp hastalıklarından, kanser mücadelesine, cilde faydalarından kemikleri beslemesine kadar bir çok faydası var.

    Şu bayram gününde belkide en tükettiğimiz gıdadır çikolata. Çikolatayı kim sevmez ki? Hoş tadı ve birçok faydasıyla çikolatayı mercek altına alıyoruz. Kaliforniya Üniversitesi uzmanları; her gün az miktarda çikolata yemenin kanda pıhtılaşmayı önlediğini savunuyor. Bu da ani kalp krizlerinin önüne geçiyor. Fakat aşırı tüketimi kalp için tehlike oluşturabilir.

    Ayrıca çikolata sağlık için gerekli birçok mineral, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, çinko ve bakır içerir. İşte, çikolatanın en çok bilinen faydaları.

    Dengeli Tüketildiğinde Çikolatanın Sağladığı Faydalar

    – İçeriğinde bulunan antioksidanlar kansere karşı savaş verir. Çikolata, polyphenol diye adlandırılan ve içinde procyanidins, epicatechin, catechin olan antioksidan bileşim dizileriyle doludur. Meyve, sebze, şarap ve çay da polyphenol içeriyor. Fakat çikolata ve kakao yağında yüksek miktarda polyphenols içeriyor.

    – Potasyum içerdiğinden dolayı aşırı yorgunluk ve strese iyi gelir. Ayrıca çikolata phenethylamine (PEA) içerir. Phenethylamine sinir sistemini uyarır ve kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlar.

    – Çikolata zengin bir kalsiyum kaynağıdır, bu da güçlü kemiklerin oluşmasını sağlar.

    – Çikolata geçmişten günümüze özellikle kadınlar üzerinde psikolojik olarak oldukça olumlu etkilere sahip.

    – Çikolata kadınların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan endorfin salgılar.

    – Çikolata yüksek tansiyonu düşürür.

    – Zengin florid kaynağıdır, dişleri güçlendirir. Fakat çikolatada bulunan yüksek karbonhidrat ve şeker diş bakımı yapılmadığında çürümeye yol açabilir.

    – Çikolata yüksek miktarda bakır içerir. Bakır, vücudun demiri absorbe etmesine yardımcı olur ve cilde, damarlara ve dokulara faydalıdır.

    – Demir ve çinko içerdiğinden dolayı bağışıklık ve üreme sisteminin gelişmesine ve korunmasına yardımcıdır.

    – Çikolatadaki doymuş yağ oranı, kandaki kolesterol seviyesini dengeler.

    – Elbette çikolatanın faydalarını saymakla bitmez. İlk akla gelen ve sağlık açısından önemli olan faydaları göz önüne alınmıştır. Çikolatanın aşırı miktarda tüketimi zararlı olduğunu da unutmayın.

    Öneriler, Uyarılar

    – Elbette kahve severler için zor bir durum ama kahve içmek yerine çikolata yemek çok daha yararlı, çünkü çikolata kahveye oranla çok daha az kafein içeriyor.

    – Çikolata, diğer tatlılara oranla diş sağlığı açısından daha zararsızdır. Sütlü çikolata yüksek miktarda protein, kalsiyum ve fosfat içerir. Bu maddeler de diş minesini koruyor.

    – Çok aşırı çikolata tüketimi aşırı enerjiye neden olur ve bu da kilo olarak size geri döner. Çikolatayı dengeli tüketmek oldukça önemlidir. Aşırıya kaçmayın.

    – Yapay çikolataları tercih etmeyin. Çikolata zorunlu bir gıda tüketimi değil, zevk için tüketilen gıdadır.

    – Sadece çikolata satan dükkanlardan ya da kalitesine güvendiğiniz markaları tercih edin. Çikolata tüketiminin hızla artmasıyla sahte, yapay çikolatalar çoğaldığı aşikar. Dikkatli olun.

    İlgili Konular ;
    Süt maskesi
    Kuru ciltler için bakım maskeleri
    Siyah Noktalardan Kurtulmanın Doğal Yolları
    Akneleri kurutmak için maske
    Havuçlu sivilce ve leke maskeleri

  • Göbekten Nasıl Kurtulurum?

    Göbekten Nasıl Kurtulurum?

    Giydiğiniz kıyafetleri bir türlü size yakışmıyorsa, göbeğiniz sürekli olarak güzelliğinize bir engel olarak ortaya çıkıyorsa ve bu sorundan nasıl kurtulacağınızı bilemiyorsanız. Size göbeğinizi eritecek yöntemleri sunuyoruz.

    Karındaki alfa yağ hücrelerini; tahıl ürünleri, meyve, sebze, gibi lifli besinler tüketerek eritebilirsiniz. Sindirim sisteminin düzenli olarak çalışmasına özen gösterin ve günde en az 2 litre su için.

    Tahıl ürünlerinin şekerle veya turunçgillerle karıştırılması gaz şikayetlerine neden olabiliyor. Dolayısıyla bu besinleri aynı anda tüketmemelisiniz. Gaz şikayetlerini gidermek için papaya ya da ananas yiyebilirsiniz. Rafine edilmiş karbonhidratlardan ve baklagillerden, uzak durun.

    Cosmotürkün haberine göre, çiğ sebzeleri küçük küçük doğrayarak ya da rendeleyerek yiyin. Sabahları uyanır uyanmaz bir bardak bitki ya da meyve çayı için. Çay, gün içinde yenilen yiyeceklerin daha hızlı ve daha kolay yakılmasını sağlıyor. Bu da karnın düzleşmesi için en önemli etken.

    Turunçgiller, sindirim sisteminin işlevini güçlendiriyor. Bu nedenle her gün öğleden önce ya da sonra portakal, greyfurt veya mandalina yiyin. İsterseniz taze sıkılmış meyve suyunu tercih edebilirsiniz. Ancak tercih ettiğiniz meyve suyuna birkaç damla limon suyu ekleneyi unutmayın

    Size yemeğinizi acele etmeden yemenizi hatırlatıyoruz. Hızlı yemek yemeniz daha fazla hava yutmanıza yol açar. Tabii bu havanın da dışarı çıkması sizi gereksiz bir sıkıntıya sokar. Yemeklerden sonra biraz adım atın. Çünkü hareketler yoluyla, gazlar bağırsakta ağrıya yol açmayacak ve birikmeyecek şekilde vücuda dağılır. Olgun çiğ meyveler yiyebilirsiniz ama fırında patates, komposta veya haşlanmış meyveler sindirim sisteminiz için çok daha sağlıklıdır.

    Egzersiz

    Göbeğinizin olup olmaması sizin disiplininize ve metabolizmanıza bağlı. Karın ve göbek vücudun en kolay kilo alan bölgeleri arasında yer alıyor. Çünkü buradaki kas sistemi, diğerlerine oranla daha az çalışıyor. Her gün düzenli olarak egzersiz yaparsanız, bu sorunun en kısa sürede üstesinden gelirsiniz. Eğer egzersiz yapacak vaktiniz yoksa size karnınızı titretmenizi öneriyoruz. Bu haeketi dişlerinizi fırçalrken, yazı yazarken , yemek yaparken, televizyon izlerken ya da yatarken rahatlıkla yapabiliyorsunuz.

    EGZERSİZLER

    1. Sırtüstü yatın. Dizlerinizi birleştirip sağ tarafa çevirin. Ellerinizle başınızı destekleyip, yukarıya bakın. Vücudunuzun üst bölgesini yavaşça yukarıya kaldırıp indirin. 10 kez tekrarlayıp diğer tarafınıza dönün.

    2. Sırtüstü yatıp bacaklarınızı havaya kaldırın ve iyice açın. Sonra kollarınızı uzatıp, ellerinizle baldırlarınızı kavrayın. Vücudunuzun üst bölgesini yukarıya kaldırıp indirin. Egzersizi 10 kez tekrarlayın.

  • 2012 Yılının En Trend Deri Ceket Modelleri

    2012 Yılının En Trend Deri Ceket Modelleri

    Merhaba bayanlar 2012 yılında deri ceketler olduça renkli ve canlı görünüyor deri ceketin verdiği havayı hepimiz biliriz:) vazgeçilmez aksesuarlarımız oldular artık bu yılın deri ceketlerini sizler için biraraya getirdik umarım beğenirsiniz..

  • Saç Düzleştiriciler Tehlike Saçıyor

    Saç Düzleştiriciler Tehlike Saçıyor

    Bir çok bayanın olmazsa olmazların arasına giren saç düzleştiricileri sağlığı tehdit ediyor!

    Yapılan araştırmalarda saç düzleştiricilerinde belirli kanser tiplerinin gelişimini tetikleyen formaldehit bulunduğu gösteriyor. Paketlerin üzerinde “formaldehit içermez” yazan bazen ürünlerde yine de bu maddenin bulunduğu tespit edildi.

    Formaldehite maruz kaldığında insan vücudunda bazı tepkiler meydana geliyor. Bu belirtiler arasında kaşıntı, burun kanaması ve ciltte tahriş yer alıyor.

    Formaldehit nedir?

    Formaldehit su ile çözünen likit bir gazdır. Ancak yüksek sıcaklıklarla karşılaştığında buharlaşır ve solunum yoluyla insan vücuduna girer.

    Bilim adamları kuaförlerde kullanılan pek çok ürünün formaldehit içerdiğini ve toplatılması gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar kullandığı ürünün garantisini verebilecek kuaförlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor

  • Next Accessory 2012 İlkbahar Yaz Koleksiyonu

    Next Accessory 2012 İlkbahar Yaz Koleksiyonu

    Next Accessory 2012 İlkbahar Yaz Koleksiyonu; rengarenk, enerji dolu ve eğlenceli aksesuarları ile sezona hızlı bir giriş yapıyor. Trendleri yakından takip eden Next Accessory, gardıroplarınızı keyifli detaylar ile süslerken, İlkbahar/Yaz’ın çarpıcı renk ve desenlerini hayatınızın her anına taşıyor.

    Next Accessory 2012 İlkbahar Yaz Koleksiyonu’nda; çiçek ve puantiye desenleri ile, turuncu, sarı, mor, mint, mercan kırmızısı, pembe ve mavi tonları dikkat çekiyor. Saç aksesuarlarından bijuteriye, çanta ve ayakkabıdan, pareoya uzanan geniş ürün yelpazesinde kadın, genç kız ve çocuklar için pek çok seçenek yer alıyor.

    Next Accessory, yeni koleksiyonu ile kendinizi adeta masallar aleminde hissettiriyor. İngiliz tarzının yumuşacık çiçek desenleri, günlük kullanabileceğiniz çanta, makyaj çantası ve saç aksesuarlarında öne çıkıyor. Parlak renklerin sıklıkla kullanıldığı koleksiyonda, yaz aylarında plaj şıklığınızı tamamlayan renkli ve büyük çantalar şeffaf tasarımları ile içinizi ısıtırken, çiçekli plaj terlikleri de enerji dolu modelleri ile öne çıkıyor.. Günlük hayatta renkli aksesuarlar kullanmayı sevenlerdenseniz, yarı değerli taşlarla tasarlanan küpe, kolye ve bilezikler tam size göre! Tatlı minikleri de unutmayan Next Accessory’de, ve bilezikler de yer alıyor.

    Gece özel bir davete katılırken tercih edeceğiniz portföy çantalar ise, altın, siyah ve gümüş renkleri ve farklı formlarıyla şıklığınızı bütünlüyor. Ayrıca taşlı küpe, yüzük, bileklik ve kolyeler de göz alıcı tamamlayıcılar olarak öne çıkıyor.

  • Yemeklerimizde Hangi Yağı Kullanmalıyız?

    Yemeklerimizde Hangi Yağı Kullanmalıyız?

    Yemeklerimizde hangi yağı kullanmalıyız ? En sağlıklı bitkisel yağlar hangileri ve nelerdir?

    Beslenmede yağların önemi ve etkisi kesinlikle ihmal edilemez. Ancak sağlıklı beslenmek için yağların faydalı ve zararlı olanları hakkında bilgi edinmek zorundayız.

    Zeytinyağı sağlıklı diye biliyoruz, ancak en az diğer yağlar kadar o da kalorili… Yemeklerimizde kullanacağımız yağ sıvı olmalı. Tereyağı ve margarinleri hayatımızdan çıkarmalıyız. Sıvıyağı kullanırken de ölçüsüne dikkat etmeliyiz. Katı yağın da sıvı yağın da kalorisi aynıdır ve bir tatlı kaşığı yağ 45 kaloridir. Sıvıyağı kullanmanın en doğru yolu ise, zeytinyağı veya fındık yağından bir ölçü, diğer sıvıyağlardan da bir ölçü karıştırarak kullanmaktır. Böylece, yağ dengesini yakalamış oluruz.

    Yağları Tanıyalım

    Besinlerdeki yağlar; sadece yüksek oranda enerji içeren makro besinler olmakla kalmayıp, hormonlar, hormon benzeri yapılar ve hücre zarlarının yapımına önemli ölçüde katılan maddelerdir. Bu nedenle yağların diyetimizden çıkartılması ya da kısıtlanması, vücut sistemlerinin işlevlerini olumsuz etkileyebilecektir. Ancak yemeklerimizde yağ kullanımının kısıtlanmaması demek, hangi yağların yararlı, hangi yağların zararlı olduğu konusunda bilinçlenmemek demek değildir.

    Bu konuda modern tip ve medya kuruluşları, bizlere bitkisel kaynaklı yağların, hayvansal kaynaklı yağlara göre daha sağlıklı olduğunu sürekli hatırlatmaktadırlar. Bunun nedeni olarak da hayvansal kaynaklı yağların kalp-damar hastalıkları ile kanser riskini arttırdığı gösterilmektedir. Bu iddialar, 1900’lu yılların ortalarından itibaren bütün dünyada besin tüketimini önemli ölçüde değiştirmiştir. Hatta ülkemizde bile yüzyıllardır Türk mutfağının bir parçası olan tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı, sade yenilen ya da sebze yemeklerine katılan yağlı etler, tam yağlı sade yoğurt ve peynirler, artik yerini daha önce adini bile duymadığımız bitkisel margarinlere, soya ve kanola yağlarına, soyadan elde etilen yapay etlere, büyük holding kuruluşlarının ürettiği ve içine bin bir çeşit katkı malzemesi, boya ve seker eklenmiş, buna karşılık yağı arındırılmış “light” süt ve süt ürünlerine bırakmıştır. Hayvansal yağları karsısına alan bu yeni akıma katılmadan önce, acaba kaçımız yağları A’dan Z’ye tanıyor?

    Yağlar, suda çözünme özelliği olmayan organik bileşiklerdir. Yağların yapıtaşları, yağ asitleri olarak bilinen ve karbon ile hidrojen atomlarının birbirlerine bağlı olarak bulunduğu çeşitli uzunluklardaki zincir yapılardır. Vücudumuzdaki depo yağlarının ve yediğimiz yiyeceklerdeki yağların büyük bir çoğunluğu, trigliserit denilen ve üç yağ asidi zincirinin, bir gliserol molekülüne bağlanması suretiyle oluşmuş yapılardan meydana gelmiştir. Yağ asitleri, aslında birden fazla şekilde sınıflansa da, konumuzla olan ilgisi dolayısıyla burada sadece onları doymuşluk derecelerine göre sınıflayacağız:

    Doymuş: Bir yağ asidinin bütün karbon atomu bağları bir hidrojen atomu ile esleşmiş ise bunlara doymuş ya da sature yağ asitleri denilir (1,2). Oldukça dayanıklı yapılardır çünkü karbon bağlarının hepsi hidrojen ile dolmuştur. Bu demektir ki doymuş yağ asitleri kolay kolay bozulmazlar. Yüksek sıcaklıklara kadar ısıtıldıklarında bile yapılarını büyük oranda muhafaza edebilirler. Oda sıcaklığında kati ya da yari kati haldedirler ve çoğunlukla hayvansal yağlarda (kuyruk yağı, tereyağı, kaymak vs.) ve tropikal yağlarda (hindistan cevizi yağı) bulunurlar. Margarinler ise bitkisel olmalarına rağmen cifte bağları hidrojen ile doyurulduğu için doymuş yağ asidi sınıfına girerler (2). Ayrıca vücudumuz bu yağ asitlerini karbonhidratları kullanarak yapabilmektedir.

    Tekli Doymamış: Tekli doymamış ya da diğer adıyla monoansature yağ asitleri, yapılarındaki iki karbon atomunun birbirine çiftli bağ ile bağlı olmasından dolayı iki hidrojen atomu açığı bulunan yağ asitleridir (1,2). Vücudumuz bu yağ asitlerini doymuş yağ asitlerini kullanarak yapar ve çeşitli görevlerde kullanır. Bu yağ asitlerinin kimyasal yapısında, çift bağın olduğu noktada bir bükülme oluştuğu için bu onların kolayca bir araya gelememelerine ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunmalarına sebep olur. Buna rağmen doymuş yağlar kadar olmasa da dayanıklıdırlar. Yiyecek maddelerinde en çok bulunan turu oleik asittir ve zeytin yagi, badem yağı, fıstık yağı ve avokado bitkisinin yağında bulunur.

    Çoklu Doymamış: Çoklu doymamış (poliansature) yağ asitleri, yapılarında iki ya da daha fazla çift bağ bulunan, dolayısıyla dört ya da daha fazla hidrojen atomu açığı olan yağ asitleridir (1,2). En çok bilinen iki örneği, iki çift bağı bulunan linoleik asit (Omega-6 olarak da bilinir) ile üç çift bağı bulunan linoleik asit (Omega-3 olarak da bilinir) tir. Vücudumuz, bu yağ asitlerini oluşturamadığı için Omega–6 ve Omega–3 yağ asitleri “esansiyel” olarak adlandırılır. Esansiyel yağ asitleri, yediğimiz besinlerden sağlanmalıdır. Yapılarındaki çiftli bağlar sebebiyle kolayca bir araya gelemezler ve sıvı/akışkan haldedirler. Çift bağların çokluğu nedeniyle orbitlerinde esleşmemiş elektronlar bulunur ve bu nedenle ısıya ve ışığa karsı oldukça dayanıksızdırlar. Omega–6 yağlarına örnek olarak mısırözü, ayçiçeği, pamuk ve soya fasulyesi yağı, Omega–3 yağlarına ise keten tohumu yağı, kabak çekirdeği, koyu yeşil sebzeler, ceviz, yumurta sarısı ve balık gösterilebilir.

    Doğadaki bütün yağlar, gerek hayvansal, gerekse bitkisel kökenli olsun, tek bir tur yağ asidinden oluşmaz ve doymuş, tekli doymamış, çoklu doymamış linoleik ve çoklu doymamış linolenik yağ asitlerinin bir kombinasyonundan oluşmuşlardır. Genellikle tereyağı, kaymak, iç yağı, kuyruk yağı vb. hayvansal kaynaklı yağlar yüzde 40–60 oranında doymuş yağ içerirler ve bu nedenle oda sıcaklığında kati haldedirler. Kuzey iklimlerindeki bitkisel yağlar çoğunlukla çoklu doymamış yağ asitleri içerirler ve oda sıcaklığında sıvıdırlar. Ancak tropikal ülkelerdeki bitkisel kökenli yağlar %92’ye varan oranlarda doymuş yağ içerirler. Bunun sebebi, doymuşluk derecesi artan bitki yağlarının, bitkinin yapraklarını sertleştirebilmesi ve onları aşırı sıcağa karşı koruyabilmesi içindir.

  • Deichmann 2012 Çizme Modelleri

    Deichmann 2012 Çizme Modelleri

    Karda kışta sizi sımsıcak tutacak Deichmann 2012 Çizme Modelleri kataloğu…

  • Yeni mezun sendromu

    Yeni mezun sendromu

    Yeni mezun birinin her şeyden önce hayalleri vardır tutunduğu. Kampüs içindeki hayatla dışarıdaki hayatı benzer sayar, sanır ki gerçek “iş yaşamı”nı o zamana kadar okulda okutulan kitaplarda yeterince özümsemiş ve her şeyin bilincindedir. Fütursuzca bir özgüven içindedir, kolay değil sonuçta o koskoca bir “üniversite mezunu”dur artık ve hak ettiği firmada hak ettiği ücretle iş yaşamına ilk adımını atmalıdır. İşe önce kariyer sitelerinde cv’ sini hazırlamakla başlar. Bu dönemde hedefler çıtayı zorlayacak derecede yüksektir, beklentilerini kendi donanımının yeterliliğine ya da çeşitli zorlu virajlara sahip bu yeni ummanın gerekliliklerine bakmadan çoktan oluşturmuştur bile kafasında, yeni mezun… “Talep ettiğiniz ücret” kısmına gelince rakamlar önce 4 hanelilerden başlar, tabi ki de böyle olmalıdır dediğimiz gibi o koskoca bir “üniversite mezunu”dur.… Herkesin başvuru yapacağı, herkesin çalışabileceği kendince “vasat pozisyon” diye nitelendirdiği pozisyonlara asla başvurmaz. Kendisine göre o ya “yönetici adayı” ya da “…… sorumlusu”, “uzman yardımcısı” olmaya aday bir bireydir.

    Başvurular teker teker yapılır ve bekleme süreci böylece başlar. Aradan uzunca bir süre geçer ve hala başvurulardan her hangi bir ses çıkmamıştır. Günler, aylar ilerler; beraberinde umut da azalmıştır artık, egosunda yaralanmalar baş gösterir yeni mezunun. Bir şeyleri yanlış yapmıştır ama nedir ? Düşünür, düşünür ve daha ilk başta, yüksek tuttuğu çıtada değişikliklere gider, bu değişiklik ilk olarak talep ettiği ücrette olur, daha makul rakamlar yazar cv ye kendince ve yeni başvuru serüveni başlamıştır artık. Aradan aylar geçmesine ve cv de yapmış olduğu değişikliğe rağmen hala hiç ses seda yoktur. İşte bu, yeni mezunun egosunun çatırdamaya başladığı andır. Kendi içinde muhasebeye gider, ben kimim, artılarım neler eksilerim neler, şayet bir işveren olsaydım ve “a” pozisyonunda bir alım gerçekleştirecek olsaydım çalışacağım elemanda ne gibi özellikler, donanımlar arardım vs… artık vakit, bu zamana kadar kendisine okutulan kitaplardan ve beslenmiş egosundan sıyrılarak gerçek “iş yaşamı” ile yüzleşme vaktidir.

  • Osteoporozdan (Kemik Erimesi) Korunun

    Osteoporozdan (Kemik Erimesi) Korunun

    Uzmanlar, yiyeceklerin hastalıkları önlemede, iyileştirmede, genel sağlığımız ve yaşantımız üzerinde önemli etkileri olduğunu söylüyor. Hatta o derece ki; yediklerimizden olumlu veya olumsuz yönde etkilenmeyen hiçbir sağlık sorunu yok gibi.

    Kadınları etkileyen en önemli sağlık sorunları olan osteoporoz (kemik erimesi) ve meme kanseri, spor alışkanlığı ile yakından ilgili. Daha çok kadın hastalığı olarak bilinen bu iki hastalıktan korunmada sporun rolü çok büyük. Spor; kemik erimesini önlemenin yanında, osteoporoz tedavisinin en önemli parçalarından da birisi.

    Hangi yaşta olursak olalım, spor yaparak kemik yoğunluğumuzu artırabiliriz. Spor yapan kadınlarda kemik yoğunluğu yapmayanlara oranla daha fazladır ve ileri yaşlarda osteoporoz (kemik erimesi) hastalığına yakalanma şansı azalmaktadır. Osteoporoz tedavisinde kadının yaşı ne olursa olsun, tedavinin bir parçası olarak egzersiz reçetesi verilmektedir.

    Kanserde Sporun Önemi

    Kanserler, yine kadın yaşamını tehdit eden önemli bir hastalık grubudur. Kadınlarda en çok korkulan kanser olan meme kanserinin önlenmesinde sporun önemi son yıllarda detaylı olarak araştırılmıştır. Titizce yapılan araştırmalar sonunda, egzersiz yapan kadınlarda meme kanserine yakalanma şansının azaldığı ortaya konulmuştur.

    Sebep sonuç ilişkisi olarak ileri sürülen görüş; egzersiz ile azalan yağ dokusunun östrojenin yağ dokusundaki aşırı dönüşümünü engelleyerek kanser oluşumunun önüne geçtiği şeklindedir.