Zihnin Sürekli Konuşuyorsa; Overthinking’i Susturmak Değil Yumuşatmak Mümkün mü?
Hiç yatağa uzandığında zihninin susmadığı oldu mu? Her şey bitmiş, gün kapanmış ama düşünceler hâlâ tam gaz devam ediyor, söylenen bir cümleyi tekrar tekrar analiz etmek, “acaba yanlış mı anlaşıldım?” diye içinden çıkamamak ya da henüz yaşanmamış senaryoları zihninde defalarca prova etmek. İşte bu çoğumuzun fark etmeden içine düştüğü o döngü, aşırı düşünme.Aslında düşünmek kötü bir şey değil hatta doğru kullanıldığında hayatı anlamlandırmamıza yardımcı olur. Ama bir noktadan sonra düşünceler çözüm üretmek yerine bizi yormaya başlar. Aynı konunun etrafında dönüp durmak, karar verememek, zihinsel olarak sıkışmış hissetmek, bu noktada mesele artık düşünmek değil zihnin kontrolü ele almasıdır.
Aşırı düşünmenin en yorucu tarafı, genellikle gerçeklikten çok varsayımlar üzerine kurulu olmasıdır. Zihin boşlukları sevmez eksik bilgileri kendi yorumlarıyla doldurur ve ne yazık ki bu yorumlar çoğu zaman en olumsuz ihtimallere doğru kayar. “Kesin bana kırıldı”, “bunu söylememeliydim”, “ya yarın her şey ters giderse?” gibi cümleler tanıdık geliyorsa yalnız değilsin.
Bu döngünün içinde olan biri çoğu zaman bunun farkındadır ama durduramaz. Çünkü zihin, çözüm bulduğunu zannederken aslında aynı sorunu farklı açılardan tekrar tekrar çiğniyordur. Bu da hem duygusal yorgunluk yaratır hem de günlük hayattan alınan keyfi azaltır, en basit anlar bile zihinsel gürültü yüzünden bulanıklaşır.
Peki bu durum neden bu kadar kolay başlar? Çünkü aşırı düşünme genellikle kontrol ihtiyacından beslenir. Belirsizlik rahatsız edicidir ve zihin bu rahatsızlığı azaltmak için sürekli analiz yapar ama ironik olan şu ki, ne kadar çok düşünürsek o kadar az netlik hissederiz. Çünkü düşünce sayısı arttıkça kafa karışıklığı da büyür.
Bunu fark ettiğin an küçük bir şey denemek işe yarayabilir, düşünceni gerçekmiş gibi kabul etmek yerine sadece bir zihinsel senaryo olarak görmek. Yani “bu kesin böyle olacak” demek yerine, “zihnim şu an böyle bir ihtimal üretiyor” diyebilmek aradaki fark küçük gibi görünse de, etkisi oldukça büyüktür. Çünkü bu yaklaşım, düşünceyle arana mesafe koyar.
Bir diğer önemli nokta ise zihni tamamen susturmaya çalışmamak, bu çoğu zaman ters teper. “Bunu düşünmeyeceğim” dedikçe zihin daha çok üzerine gider, bunun yerine dikkati yumuşak bir şekilde başka bir şeye yönlendirmek daha etkilidir. Kısa bir yürüyüş, ellerini oyalayan küçük bir uğraş ya da sadece bulunduğun ortamı fark etmek bile zihnin ritmini değiştirebilir.
Yazmak da şaşırtıcı derecede rahatlatıcı olabilir. Çünkü zihnin içinde dolaşan düşünceler, kağıda döküldüğünde somutlaşır bu da onları daha gerçekçi değerlendirmeyi kolaylaştırır. Kafanın içindeki karmaşa, gözünün önüne geldiğinde genellikle o kadar da büyütülecek bir şey olmadığını fark edersin.
Aşırı düşünme çoğu zaman “ya şöyle olursa?” sorusuyla başlar, bu soruyu tamamen yok etmek zor olabilir ama yönünü değiştirmek mümkün. Aynı soruyu bu kez daha dengeli sormayı deneyebilirsin “ya düşündüğüm kadar kötü olmazsa?” Bu küçük zihinsel kayma, duygusal yükü ciddi şekilde hafifletebilir.
Ve belki de en önemlisi, kendine karşı biraz daha anlayışlı olmak. Her şeyi doğru yapmak zorunda değilsin, her cümleyi mükemmel kurmak, her ihtimali önceden hesaplamak zorunda da değilsin. Zihnin seni korumaya çalışıyor olabilir ama bunu yaparken seni yoruyor da olabilir.
Bazen çözüm, her şeyi çözmeye çalışmaktan vazgeçmektir. Çünkü bazı şeyler sadece yaşandığında anlam kazanır, önceden düşünülerek değil. Hayatın tamamını zihinde prova etmek mümkün değil ve açıkçası gerekli de değil.
Eğer şu an zihnin yine bir şeyleri evirip çeviriyorsa, belki de ihtiyacın olan şey daha fazla düşünmek değil biraz durmak, her şeyi netleştirmek zorunda olmadığın bir alan açmak kendine. Çünkü bazen en büyük rahatlama, zihnin değil, senin kontrolü yeniden eline almandır.
Zihnin sürekli konuşurken en zor şeylerden biri de şudur, dışarıdan bakıldığında her şey normal görünürken içeride büyük bir karmaşa yaşanır. İnsan gülümseyebilir, işine devam edebilir, hatta sohbet edebilir ama iç sesi hiç susmaz bu yüzden aşırı düşünme çoğu zaman görünmeyen bir yorgunluktur. Kimse fark etmez ama kişi kendi içinde sürekli bir zihinsel gürültü taşır.
Bu durum zamanla karar vermeyi bile zorlaştırır, basit bir seçim bile büyür “yanlış yaparsam?” korkusu devreye girer. Oysa karar vermemek de bir karardır ve çoğu zaman insanı daha çok yoran şey, seçim yapmaktan kaçınmaktır. Çünkü ertelenen her düşünce zihinde daha büyük bir forma dönüşür ve küçük bir mesele, günler içinde büyüyen bir zihinsel düğüme dönüşebilir.
Bir noktadan sonra kişi kendi düşüncelerine güvenmemeye başlar ve sürekli analiz yapmak, aslında içsel bir güvensizlik hissini besler. “Ben doğru düşünüyor muyum?” sorusu bile yeni bir döngü başlatır. Bu yüzden aşırı düşünme sadece zihinsel değil, duygusal bir yük haline de gelir, kişi hem düşüncelerinden yorulur hem de kendinden şüphe etmeye başlar.
Burada önemli bir kırılma noktası vardır o da, her düşüncenin bir gerçek olmadığını hatırlamak. Zihin her ihtimali üretir ama bu ihtimallerin hepsi gerçekleşecek diye bir kural yoktur sadece bir düşünce gelmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bu farkındalık bile zihnin üzerindeki baskıyı azaltabilir.
Bir başka önemli şey de an´ı kaçırmamaktır, aşırı düşünme genellikle geçmişi tekrar oynatır ya da geleceği kurgular ama hayat, tam olarak şu anda yaşanır. Şu anı fark etmek, zihni sürekli zamanlar arasında gidip gelmekten alıkoyabilir. Küçük şeyler burada çok etkilidir bir fincan kahvenin kokusu, elindeki nesnenin dokusu, bulunduğun ortamın sesi, bunlar zihni yeniden şimdiye çeker.
Ayrıca unutulmaması gereken bir gerçek daha vardır zihnin her zaman cevap üretmek zorunda değildir, bazı soruların cevabı hemen bulunmaz ve bu tamamen normaldir. Her şeyi çözmeye çalışmak, zihni bir çözüm makinesine çevirir oysa insan zihni sadece çözmek için değil, yaşamak için de vardır.
Aşırı düşünmeyi azaltmak bir anda gerçekleşen bir değişim değildir, daha çok küçük farkındalıklarla ilerleyen bir süreçtir. Bazen fark etmeden yine aynı döngüye girilir, sonra yeniden çıkılır. Önemli olan mükemmel olmak değil, bu döngüyü yavaş yavaş tanımaya başlamaktır.
Ve belki de en hafifletici düşünce şudur, her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin hayatın bir kısmı belirsiz kalabilir ve bu belirsizlik her zaman kötü bir şey değildir. Çünkü bazı güzel şeyler, planlanmadığı için güzeldir.
Bazen en çok yorulduğumuz şey hayat değil, zihnimizde bitmeyen düşüncelerdir ve belki de en büyük rahatlama hepsini çözmeye çalışmayı bırakmaktır!