Anne ile anlaşamamak

smileyley

Aktif Üye
Anneler Kulübü
Kayıtlı Üye
Katılım
26 Mart 2018
Mesajlar
1
Emoji Skoru
2
Puanlar
86
Yaş
31
Herkese merhaba.

Aslında anlatacaklarım çok uzun. Bu konuları çevremdeki insanlara defalarca anlatıyorum ama yine de içimde bitmeyen bir anlatma ihtiyacı var. Belki anlaşılmak istiyorum, belki de yıllardır içimde birikenleri dökmeye...

Konu annem ve ben.

Ben 30 yaşındayım, 5 yıllık evliyim ve bir oğlum var. Annem ise 53 yaşında, iki yıldır emekli.

Her şey ben 12 yaşındayken başladı. Babam annemi aldattı ve ayrılık süreci başladı. O dönem annem ev temizliğine, merdiven temizliğine giderek bizi geçindirmeye çalışıyordu. Hayatımız bir anda tamamen değişti. Hemen boşanmadılar; oldukça yıpratıcı ve çekişmeli bir süreç yaşandı. Bir ara yaklaşık 8 ay teyzemde kaldık.

Ben küçüklüğümden beri sessiz, uslu, annem ne derse yapan, onun kurallarıyla yaşayan bir çocuktum. Okulda başarılı olmalıydım, herkes beni örnek göstermeliydi. Çünkü annemin verdiği emeklerin boşa gitmediğini kanıtlaması gereken çocuk bendim. Kardeşim ise tam tersiydi; itiraz eden, inatçı ve asi bir karakterdi.

Bu yüzden hep kendime şunu söyledim: "Hayat zaten annemi yeterince üzmüş. En azından birimiz onu üzmemeli." O kişi hep ben oldum.

Boşanma sürecinde aslında sadece annem ve babam yoktu; biz de vardık. Hatta ilk aldatma mesajını babamın telefonunda ben gördüm. Çünkü babam sürekli telefonuyla bir köşede oturuyordu ve annem bana, "Sen bak." demişti. O yaştan itibaren annem beni adeta hayat arkadaşı yaptı. Daha 12 yaşındaydım. Kendimi keşfetmem, çocukluğumu yaşamam gerekirken annemin acılarıyla, gözyaşlarıyla ve dertleriyle uğraşıyordum.

Annem bize notlar yazdırır, telefonları elimize verip babamızla bizi konuştururdu. Sürekli ağlardı, hastanelik olduğu zamanlar bile oldu. Ben ise çocuk olmaktan çıkıp annemin yükünü taşıyan biri haline geldim.

Sonrasında kendi evimize geçtik ama annemin şikayetleri hiç bitmedi. İşinden şikayet etti, hayattan şikayet etti, bizden şikayet etti. Ama aynı zamanda inanılmaz fedakardı. Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, gezmedi gezdirdi, yeniden evlenmedi. Bunların hepsi doğru. Hakkını asla yemek istemem. Ama bunları biz fark etsek de etmesek de sürekli dile getirirdi. İşte benim en çok arada kaldığım nokta da bu. Çünkü hem çok fedakar bir anneydi hem de üzerimizde büyük bir duygusal yük oluşturuyordu.

Üniversiteyi başka bir şehirde kazandım. Bu arada babam ve babaannem ara sıra para gönderir, küçük ihtiyaçlarımızı karşılarlardı. Annem ise sürekli "Git para isteyin, şunu aldırtın, bunu aldırtın." derdi. Sanırım kendi içinde onlara huzur vermemeye çalışıyordu.

Üniversiteye gidince ilk kez biraz uzaklaştım. Bunu söylemek zor ama bana iyi geldi. Çünkü ilk kez kendi fikirlerimi savunmaya başladım. İşte asıl kopuş da burada başladı.

İlk kez saçımı kısa kestirdim. Saçlarım çok uzundu ve annem buna bayılırdı. Sırf saçımı kestirdim diye benimle bir ay konuşmadı. Sonra bir sevgilim oldu. Bu da ayrı bir olaydı.

Ben kendi hayatımla ilgili kararlar aldıkça annemle aramızdaki mesafe büyüdü. Zaten dönüp baktığımda gerçekten sağlıklı bir iletişimimiz var mıydı, ondan da emin değilim. Ben anneme hiçbir zaman içimden geldiği gibi sarılan, öpen bir çocuk olmadım. Aramızda öyle sevgi gösterileri hiç olmadı. Bir derdimi anlatamazdım çünkü ben üzülsem o benden daha fazla tepki verir, daha çok yıkılırdı. Sonunda yine onu teselli eden ben olurdum.

Okul bitti, evlenmeye karar verdim. İşte asıl kırılmalar da o zaman başladı.

Annemin hayali şuydu: Ben ve kardeşim okuyacaktık, çalışacaktık, önce annemize bir ev alacaktık, ona yaşayamadığı hayatı yaşatacaktık. Kendi hayatlarımızı ise ondan sonra kuracaktık.

Bu arada eşimle annemin ilişkisi başlarda çok iyiydi. Eşim annemi dinler, dertleşir, her işine koşardı. Aynı apartmanda oturuyorduk. Gerçekten evin oğlu gibiydi.

Ama annem sanki evlenmemizi hiç istemedi. Daha söz öncesinde ilk büyük tartışma yaşandı. Eşim evimizi boyuyordu. Kardeşim "Yemek masası alalım." dedi. Ben de "Sözden sonra alalım, zaten eve organizasyon gelecek." dedim. Konu büyüdü. Annem kardeşimle masa bakmaya çıktı. Eşim de anneme, "Sen kızlarını ayırıyorsun. Diğeri istediği için bunu yapıyorsun." deyince aralarında tartışma çıktı.

Söz günümde annem sanki bir misafir gibiydi. Düğün sürecini neredeyse hiç birlikte konuşmadık. Evimizi, düğün tarihimizi, tüm hazırlıkları eşimle biz planladık. Eşimin ailesi uzakta olduğu için onlar da karışmadılar. Pandemi de vardı. Sonuç olarak her şeyi biz hallettik.

Evlendikten sonra aramız daha da açıldı. Sürekli görüşüyorduk ama neredeyse her görüşmemiz tartışmayla bitiyordu. Mesela evlendikten birkaç ay sonra ilk kez eve geldi. "Ev temizlemeye, yerleştirmeye gelemem. Çalışıyorum, pandemi var." dedi. Bence asıl sebep, sürece onu çok dahil etmemem ve kendi kararlarımı vermemdi.

Sonra ara ara beni ya da eşimi arayıp "Siz beni hiç gezdirmediniz, ben yalnız kaldım." diye sitem ederdi.

Bir örnek vereyim. 19 Mayıs tatili cuma gününe denk gelmişti ve üç gün evdeydik. Annemin bir arkadaşının kızının kına ve düğünü vardı. Bana "Gel." dedi. Ben de "Sadece kınaya gelebilirim. Perşembe akşamı gelirim ama cuma, cumartesi ve pazar evde dinlenmek istiyorum." dedim.

Buna çok kırıldı. Çünkü hem benim hem de eşimin onunla kınaya ve düğüne gitmesini, arabamızla onu götürüp getirmemizi bekliyordu. Aylarca benimle konuşmadı. Sonra da sürekli, "Arkadaşımın oğlu beni aldı, eve bıraktı." diye bunu örnek gösterip durdu.

Evliliğimizin üzerinden iki yıl geçmişti ve çocuğumuz olmuyordu. Bir gün bana, "Tüp bebek ne kadarsa ben veririm, yeter ki benim yüzümü eğdirme." dedi.

İşte bu cümleyi bugün bile anlamıyorum. "Benim yüzümü eğdirme" ne demekti?

Bütün bunların yanında dışarıdan bakan herkes annemi mükemmel bir anne olarak görür. Fedakar, neşeli, güler yüzlü, çocukları için yaşayan biri... Gerçekten de bunların çoğu doğru. Ama nedense ne ben onunla sağlıklı bir ilişki kurabildim ne kardeşim. Hatta kendi kardeşleriyle bile sürekli sorun yaşar.

Ben ise yıllardır çok garip bir duygu yaşıyorum. Bir yanım anneme çok yakın olmak istiyor, diğer yanım ise ondan uzak durmak istiyor. Ona haksızlık etmek istemiyorum çünkü gerçekten çok emek verdi. Ama aynı zamanda çocukluğumun yükünü taşımak zorunda bırakıldığımı ve birçok konuda haksızlığa uğradığımı da hissediyorum.

Aslında anlatacaklarım burada bitmiyor. Devamı da var...
 
Anneniz değişmez. Yapacağınız tek şey mesafe koumak
 
Herkese merhaba.

Aslında anlatacaklarım çok uzun. Bu konuları çevremdeki insanlara defalarca anlatıyorum ama yine de içimde bitmeyen bir anlatma ihtiyacı var. Belki anlaşılmak istiyorum, belki de yıllardır içimde birikenleri dökmeye...

Konu annem ve ben.

Ben 30 yaşındayım, 5 yıllık evliyim ve bir oğlum var. Annem ise 53 yaşında, iki yıldır emekli.

Her şey ben 12 yaşındayken başladı. Babam annemi aldattı ve ayrılık süreci başladı. O dönem annem ev temizliğine, merdiven temizliğine giderek bizi geçindirmeye çalışıyordu. Hayatımız bir anda tamamen değişti. Hemen boşanmadılar; oldukça yıpratıcı ve çekişmeli bir süreç yaşandı. Bir ara yaklaşık 8 ay teyzemde kaldık.

Ben küçüklüğümden beri sessiz, uslu, annem ne derse yapan, onun kurallarıyla yaşayan bir çocuktum. Okulda başarılı olmalıydım, herkes beni örnek göstermeliydi. Çünkü annemin verdiği emeklerin boşa gitmediğini kanıtlaması gereken çocuk bendim. Kardeşim ise tam tersiydi; itiraz eden, inatçı ve asi bir karakterdi.

Bu yüzden hep kendime şunu söyledim: "Hayat zaten annemi yeterince üzmüş. En azından birimiz onu üzmemeli." O kişi hep ben oldum.

Boşanma sürecinde aslında sadece annem ve babam yoktu; biz de vardık. Hatta ilk aldatma mesajını babamın telefonunda ben gördüm. Çünkü babam sürekli telefonuyla bir köşede oturuyordu ve annem bana, "Sen bak." demişti. O yaştan itibaren annem beni adeta hayat arkadaşı yaptı. Daha 12 yaşındaydım. Kendimi keşfetmem, çocukluğumu yaşamam gerekirken annemin acılarıyla, gözyaşlarıyla ve dertleriyle uğraşıyordum.

Annem bize notlar yazdırır, telefonları elimize verip babamızla bizi konuştururdu. Sürekli ağlardı, hastanelik olduğu zamanlar bile oldu. Ben ise çocuk olmaktan çıkıp annemin yükünü taşıyan biri haline geldim.

Sonrasında kendi evimize geçtik ama annemin şikayetleri hiç bitmedi. İşinden şikayet etti, hayattan şikayet etti, bizden şikayet etti. Ama aynı zamanda inanılmaz fedakardı. Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, gezmedi gezdirdi, yeniden evlenmedi. Bunların hepsi doğru. Hakkını asla yemek istemem. Ama bunları biz fark etsek de etmesek de sürekli dile getirirdi. İşte benim en çok arada kaldığım nokta da bu. Çünkü hem çok fedakar bir anneydi hem de üzerimizde büyük bir duygusal yük oluşturuyordu.

Üniversiteyi başka bir şehirde kazandım. Bu arada babam ve babaannem ara sıra para gönderir, küçük ihtiyaçlarımızı karşılarlardı. Annem ise sürekli "Git para isteyin, şunu aldırtın, bunu aldırtın." derdi. Sanırım kendi içinde onlara huzur vermemeye çalışıyordu.

Üniversiteye gidince ilk kez biraz uzaklaştım. Bunu söylemek zor ama bana iyi geldi. Çünkü ilk kez kendi fikirlerimi savunmaya başladım. İşte asıl kopuş da burada başladı.

İlk kez saçımı kısa kestirdim. Saçlarım çok uzundu ve annem buna bayılırdı. Sırf saçımı kestirdim diye benimle bir ay konuşmadı. Sonra bir sevgilim oldu. Bu da ayrı bir olaydı.

Ben kendi hayatımla ilgili kararlar aldıkça annemle aramızdaki mesafe büyüdü. Zaten dönüp baktığımda gerçekten sağlıklı bir iletişimimiz var mıydı, ondan da emin değilim. Ben anneme hiçbir zaman içimden geldiği gibi sarılan, öpen bir çocuk olmadım. Aramızda öyle sevgi gösterileri hiç olmadı. Bir derdimi anlatamazdım çünkü ben üzülsem o benden daha fazla tepki verir, daha çok yıkılırdı. Sonunda yine onu teselli eden ben olurdum.

Okul bitti, evlenmeye karar verdim. İşte asıl kırılmalar da o zaman başladı.

Annemin hayali şuydu: Ben ve kardeşim okuyacaktık, çalışacaktık, önce annemize bir ev alacaktık, ona yaşayamadığı hayatı yaşatacaktık. Kendi hayatlarımızı ise ondan sonra kuracaktık.

Bu arada eşimle annemin ilişkisi başlarda çok iyiydi. Eşim annemi dinler, dertleşir, her işine koşardı. Aynı apartmanda oturuyorduk. Gerçekten evin oğlu gibiydi.

Ama annem sanki evlenmemizi hiç istemedi. Daha söz öncesinde ilk büyük tartışma yaşandı. Eşim evimizi boyuyordu. Kardeşim "Yemek masası alalım." dedi. Ben de "Sözden sonra alalım, zaten eve organizasyon gelecek." dedim. Konu büyüdü. Annem kardeşimle masa bakmaya çıktı. Eşim de anneme, "Sen kızlarını ayırıyorsun. Diğeri istediği için bunu yapıyorsun." deyince aralarında tartışma çıktı.

Söz günümde annem sanki bir misafir gibiydi. Düğün sürecini neredeyse hiç birlikte konuşmadık. Evimizi, düğün tarihimizi, tüm hazırlıkları eşimle biz planladık. Eşimin ailesi uzakta olduğu için onlar da karışmadılar. Pandemi de vardı. Sonuç olarak her şeyi biz hallettik.

Evlendikten sonra aramız daha da açıldı. Sürekli görüşüyorduk ama neredeyse her görüşmemiz tartışmayla bitiyordu. Mesela evlendikten birkaç ay sonra ilk kez eve geldi. "Ev temizlemeye, yerleştirmeye gelemem. Çalışıyorum, pandemi var." dedi. Bence asıl sebep, sürece onu çok dahil etmemem ve kendi kararlarımı vermemdi.

Sonra ara ara beni ya da eşimi arayıp "Siz beni hiç gezdirmediniz, ben yalnız kaldım." diye sitem ederdi.

Bir örnek vereyim. 19 Mayıs tatili cuma gününe denk gelmişti ve üç gün evdeydik. Annemin bir arkadaşının kızının kına ve düğünü vardı. Bana "Gel." dedi. Ben de "Sadece kınaya gelebilirim. Perşembe akşamı gelirim ama cuma, cumartesi ve pazar evde dinlenmek istiyorum." dedim.

Buna çok kırıldı. Çünkü hem benim hem de eşimin onunla kınaya ve düğüne gitmesini, arabamızla onu götürüp getirmemizi bekliyordu. Aylarca benimle konuşmadı. Sonra da sürekli, "Arkadaşımın oğlu beni aldı, eve bıraktı." diye bunu örnek gösterip durdu.

Evliliğimizin üzerinden iki yıl geçmişti ve çocuğumuz olmuyordu. Bir gün bana, "Tüp bebek ne kadarsa ben veririm, yeter ki benim yüzümü eğdirme." dedi.

İşte bu cümleyi bugün bile anlamıyorum. "Benim yüzümü eğdirme" ne demekti?

Bütün bunların yanında dışarıdan bakan herkes annemi mükemmel bir anne olarak görür. Fedakar, neşeli, güler yüzlü, çocukları için yaşayan biri... Gerçekten de bunların çoğu doğru. Ama nedense ne ben onunla sağlıklı bir ilişki kurabildim ne kardeşim. Hatta kendi kardeşleriyle bile sürekli sorun yaşar.

Ben ise yıllardır çok garip bir duygu yaşıyorum. Bir yanım anneme çok yakın olmak istiyor, diğer yanım ise ondan uzak durmak istiyor. Ona haksızlık etmek istemiyorum çünkü gerçekten çok emek verdi. Ama aynı zamanda çocukluğumun yükünü taşımak zorunda bırakıldığımı ve birçok konuda haksızlığa uğradığımı da hissediyorum.

Aslında anlatacaklarım burada bitmiyor. Devamı da var...
İnsanın içinde annesinin yara olması ne demek iyi bilirim. Anne kaybı yaşayandan bile daha beterdir çünkü sürekli yeniden kanatır. Yeterince fedakarlık yapmışsınız. Şimdi kendi çekirdek ailenize odaklanma vakti. Hayatı zor geçmiş olabilir ama sizin ayrı bir hayatınız var. Siz de onun gibi olmak zorunda değilsiniz. Mutluluğunuzun tadını çıkarın.
Ayrıca yaşlı veya düşkün de değil. Pekala size bağımlı olmadan da yaşayabilir. Hatta isterse evlenebilir bile.
Zaten çocuğuna sarılıp öpmeyen anneden hayır gelmez. Bende de var aynı model. Karakteri böyledir cümlesiyle açıklanamaz çünkü anneysen çocuğunu kaç yaşında olursa olsun özlersin öpücüklere boğarsın tartışmasız.
 
Herkese merhaba.

Aslında anlatacaklarım çok uzun. Bu konuları çevremdeki insanlara defalarca anlatıyorum ama yine de içimde bitmeyen bir anlatma ihtiyacı var. Belki anlaşılmak istiyorum, belki de yıllardır içimde birikenleri dökmeye...

Konu annem ve ben.

Ben 30 yaşındayım, 5 yıllık evliyim ve bir oğlum var. Annem ise 53 yaşında, iki yıldır emekli.

Her şey ben 12 yaşındayken başladı. Babam annemi aldattı ve ayrılık süreci başladı. O dönem annem ev temizliğine, merdiven temizliğine giderek bizi geçindirmeye çalışıyordu. Hayatımız bir anda tamamen değişti. Hemen boşanmadılar; oldukça yıpratıcı ve çekişmeli bir süreç yaşandı. Bir ara yaklaşık 8 ay teyzemde kaldık.

Ben küçüklüğümden beri sessiz, uslu, annem ne derse yapan, onun kurallarıyla yaşayan bir çocuktum. Okulda başarılı olmalıydım, herkes beni örnek göstermeliydi. Çünkü annemin verdiği emeklerin boşa gitmediğini kanıtlaması gereken çocuk bendim. Kardeşim ise tam tersiydi; itiraz eden, inatçı ve asi bir karakterdi.

Bu yüzden hep kendime şunu söyledim: "Hayat zaten annemi yeterince üzmüş. En azından birimiz onu üzmemeli." O kişi hep ben oldum.

Boşanma sürecinde aslında sadece annem ve babam yoktu; biz de vardık. Hatta ilk aldatma mesajını babamın telefonunda ben gördüm. Çünkü babam sürekli telefonuyla bir köşede oturuyordu ve annem bana, "Sen bak." demişti. O yaştan itibaren annem beni adeta hayat arkadaşı yaptı. Daha 12 yaşındaydım. Kendimi keşfetmem, çocukluğumu yaşamam gerekirken annemin acılarıyla, gözyaşlarıyla ve dertleriyle uğraşıyordum.

Annem bize notlar yazdırır, telefonları elimize verip babamızla bizi konuştururdu. Sürekli ağlardı, hastanelik olduğu zamanlar bile oldu. Ben ise çocuk olmaktan çıkıp annemin yükünü taşıyan biri haline geldim.

Sonrasında kendi evimize geçtik ama annemin şikayetleri hiç bitmedi. İşinden şikayet etti, hayattan şikayet etti, bizden şikayet etti. Ama aynı zamanda inanılmaz fedakardı. Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, gezmedi gezdirdi, yeniden evlenmedi. Bunların hepsi doğru. Hakkını asla yemek istemem. Ama bunları biz fark etsek de etmesek de sürekli dile getirirdi. İşte benim en çok arada kaldığım nokta da bu. Çünkü hem çok fedakar bir anneydi hem de üzerimizde büyük bir duygusal yük oluşturuyordu.

Üniversiteyi başka bir şehirde kazandım. Bu arada babam ve babaannem ara sıra para gönderir, küçük ihtiyaçlarımızı karşılarlardı. Annem ise sürekli "Git para isteyin, şunu aldırtın, bunu aldırtın." derdi. Sanırım kendi içinde onlara huzur vermemeye çalışıyordu.

Üniversiteye gidince ilk kez biraz uzaklaştım. Bunu söylemek zor ama bana iyi geldi. Çünkü ilk kez kendi fikirlerimi savunmaya başladım. İşte asıl kopuş da burada başladı.

İlk kez saçımı kısa kestirdim. Saçlarım çok uzundu ve annem buna bayılırdı. Sırf saçımı kestirdim diye benimle bir ay konuşmadı. Sonra bir sevgilim oldu. Bu da ayrı bir olaydı.

Ben kendi hayatımla ilgili kararlar aldıkça annemle aramızdaki mesafe büyüdü. Zaten dönüp baktığımda gerçekten sağlıklı bir iletişimimiz var mıydı, ondan da emin değilim. Ben anneme hiçbir zaman içimden geldiği gibi sarılan, öpen bir çocuk olmadım. Aramızda öyle sevgi gösterileri hiç olmadı. Bir derdimi anlatamazdım çünkü ben üzülsem o benden daha fazla tepki verir, daha çok yıkılırdı. Sonunda yine onu teselli eden ben olurdum.

Okul bitti, evlenmeye karar verdim. İşte asıl kırılmalar da o zaman başladı.

Annemin hayali şuydu: Ben ve kardeşim okuyacaktık, çalışacaktık, önce annemize bir ev alacaktık, ona yaşayamadığı hayatı yaşatacaktık. Kendi hayatlarımızı ise ondan sonra kuracaktık.

Bu arada eşimle annemin ilişkisi başlarda çok iyiydi. Eşim annemi dinler, dertleşir, her işine koşardı. Aynı apartmanda oturuyorduk. Gerçekten evin oğlu gibiydi.

Ama annem sanki evlenmemizi hiç istemedi. Daha söz öncesinde ilk büyük tartışma yaşandı. Eşim evimizi boyuyordu. Kardeşim "Yemek masası alalım." dedi. Ben de "Sözden sonra alalım, zaten eve organizasyon gelecek." dedim. Konu büyüdü. Annem kardeşimle masa bakmaya çıktı. Eşim de anneme, "Sen kızlarını ayırıyorsun. Diğeri istediği için bunu yapıyorsun." deyince aralarında tartışma çıktı.

Söz günümde annem sanki bir misafir gibiydi. Düğün sürecini neredeyse hiç birlikte konuşmadık. Evimizi, düğün tarihimizi, tüm hazırlıkları eşimle biz planladık. Eşimin ailesi uzakta olduğu için onlar da karışmadılar. Pandemi de vardı. Sonuç olarak her şeyi biz hallettik.

Evlendikten sonra aramız daha da açıldı. Sürekli görüşüyorduk ama neredeyse her görüşmemiz tartışmayla bitiyordu. Mesela evlendikten birkaç ay sonra ilk kez eve geldi. "Ev temizlemeye, yerleştirmeye gelemem. Çalışıyorum, pandemi var." dedi. Bence asıl sebep, sürece onu çok dahil etmemem ve kendi kararlarımı vermemdi.

Sonra ara ara beni ya da eşimi arayıp "Siz beni hiç gezdirmediniz, ben yalnız kaldım." diye sitem ederdi.

Bir örnek vereyim. 19 Mayıs tatili cuma gününe denk gelmişti ve üç gün evdeydik. Annemin bir arkadaşının kızının kına ve düğünü vardı. Bana "Gel." dedi. Ben de "Sadece kınaya gelebilirim. Perşembe akşamı gelirim ama cuma, cumartesi ve pazar evde dinlenmek istiyorum." dedim.

Buna çok kırıldı. Çünkü hem benim hem de eşimin onunla kınaya ve düğüne gitmesini, arabamızla onu götürüp getirmemizi bekliyordu. Aylarca benimle konuşmadı. Sonra da sürekli, "Arkadaşımın oğlu beni aldı, eve bıraktı." diye bunu örnek gösterip durdu.

Evliliğimizin üzerinden iki yıl geçmişti ve çocuğumuz olmuyordu. Bir gün bana, "Tüp bebek ne kadarsa ben veririm, yeter ki benim yüzümü eğdirme." dedi.

İşte bu cümleyi bugün bile anlamıyorum. "Benim yüzümü eğdirme" ne demekti?

Bütün bunların yanında dışarıdan bakan herkes annemi mükemmel bir anne olarak görür. Fedakar, neşeli, güler yüzlü, çocukları için yaşayan biri... Gerçekten de bunların çoğu doğru. Ama nedense ne ben onunla sağlıklı bir ilişki kurabildim ne kardeşim. Hatta kendi kardeşleriyle bile sürekli sorun yaşar.

Ben ise yıllardır çok garip bir duygu yaşıyorum. Bir yanım anneme çok yakın olmak istiyor, diğer yanım ise ondan uzak durmak istiyor. Ona haksızlık etmek istemiyorum çünkü gerçekten çok emek verdi. Ama aynı zamanda çocukluğumun yükünü taşımak zorunda bırakıldığımı ve birçok konuda haksızlığa uğradığımı da hissediyorum.

Aslında anlatacaklarım burada bitmiyor. Devamı da var...
Annenizle aranıza size böyle şeyler söyleyemeyeceği bir mesafe bırakın. Benim annemle böyleydi aynııı fedakar çok çok fedakar ama duygusal yüklü biri. En son olaydan sonra bir hastalık vs olmadığı sürece konuşmama kararı aldım. Benim anne ile ilgili konumu okuyun anlayacaksınız nedenini. Size uzaklaşın demiyorum ama en azından hayat sizin hayatınız huzurunuzu anne olsa dahi böyle sözlerle bozmaya hakkı yok
 
İşin garip yanı benim annem hiçbir zaman fedakar olmadı

Ama fedakarmış gibi kendini inandırmış durumda

Onun için hamile kalıp doğurmak bile büyük fedakarlık

E kendin için doğurmuşsun bana mı sordun diyorum bozuluyor

Asla fedakar olmadı
Hesapçı sürekli hesap yapar kafasında hep bir hesap vardır ben çorba yaptım o da pilav yapsın der o gün işim mi var vs umrunda değildir

Ben onu besledim o de bana şunu alacak der

Ve sürekli manipüle eder duygusala yük zirvede evlatlığından memnun değilim başkaları anasını şöyle gezdirir böyle gezidir vs

Sürekli talepler
Sürekli benle hastahane gel vs

Asla bitmez istekleri senin çocukların mı var işin mi var kendine ait planın mı var asla umrunda değil
 
Back
X