Merhabalar,
29 yaşında evli bir kadınım. Mutsuz ancak boşanamamış, alt-orta sınıftan gelen bir anne-babanın tek çocuğu olarak büyüdüm. Babam alkol bağımlılığı ve öfke kontrol bozukluğu olan, şiddete eğilimli biriydi. Mesleğinde başarılı olsa da sorumluluk sahibi olmadığı ve insan ilişkilerini çabuk bozduğu için devamlı olarak işsiz kalır, piyasadan el-ayak çeker ve bize parasızlık çektirirdi. Annem işe girer, mesleği olmadığı için beden emeğiyle yapılacak bir sürü işte dayanabildiği kadar çalışır ve ancak borç harçla da olsa evimizi döndürecek kadar gelir getirirdi. Babam yeni bir iş bulup durumu düzeltince çıkar, bu döngü babam tekrar işsiz kalınca başa sarardı. 30 yıllık evlilikleri böyle sadece suyun üstünde kalmaya çalışarak geçtiği için mal ve mülk edinemedik, birikim yapamadık. Şimdi dedemden kalma bir gecekonduda, kira ödemeden, yalnızca en düşükten yatan emekli maaşlarıyla geçinmeye çalışıyorlar.
Ben neredeyse kendi emeğimle üniversite bitirdim ve yüksek lisans yaptım. Lisede yazları konfeksiyonda işçi olarak çalıştım. Üniversitede özel ders verdim, küçük dershanelerde öğretmenlik yaptım. Yüksek lisansımı yaparken yurt dışı eğitim ve danışmanlık sektöründe ders verdim, yayınevlerinde kitap çevirmenliği yaptım. Şu an doktoraya hazırlanıyorum, bu saydığım işleri yapmaya ve gelir elde etmeye devam ediyorum.
Üniversiteye başlayana kadar annemle, terapistimin deyimiyle "yapışıklık ilişkisi" içinde yaşadık. Babamla yaşamanın yoruculuğunu ve zorluğunu beni çok severek, bana çok bağlanarak atlatmaya çalıştı. Üniversiteyi şehir dışında okuyacağım zaman o şehre taşınmak, babama da kendine de orada iş bulmak, ev tutmak için uğraştı. Olmayınca kendi şehrimizde üniversite kazanamadığım için beni suçladı. O döneme kadar annemden ayrılmak benim için de başıma gelecek en travmatik şeylerden biriydi, öyle alışmıştım. Bağımsız ve mutlu olabileceğimi üniversitede kendi paramı kazanıp, rahatça okuluma gidip, kendi evimde tek başıma yaşarken fark ettim. En mutlu yıllarım arasında hâlâ üniversite yıllarım başta gelir.
Okul bittikten sonra ailemin evine geri döndüm. Yüksek lisansa ve yukarıda saydığım işlerde çalışmaya burada, onların yanında başladım. Özellikle yabancı dil bilgimin, öğrencilerle iletişimimin ve sorumluluk alma kapasitemin iyi olması nedeniyle sektörümde iyi bilinen, genellikle hep birkaç kurumla birden çalışan ya da kurumlar dışında özel dersler de verip iyi kazanan biri oldum. Bu dönemde özellikle maddi olarak elimden geldiğince eve katkıda bulundum.
Annemle üniversite okurken verdiğimiz aranın bizi birbirimizden bağımsızlaştıracağını düşünmüştüm. Tersine, eve ekmek getiren, bağımlılığı olmayan, sorumluluk sahibi ve sevgi dolu bir yetişkin olduğum için, yine terapistimin tabiriyle "annemin kocası rolünü" ikâme etmeye başlamışım. Yapışıklığımız daha da arttı. Ben artık 20'lerimin sonlarında olduğum ve buna hiç tahammülüm kalmadığı için anneme karşı hırçın davranmaya, beni fazla sıktığında iyice onu üstümden atmaya başladım. Bu dönemde çok yıkıcı kavgalar ettik. Babam annemin üzerinde hiçbir etkisi olmadığı için aramıza giremedi, biz onun gözünün önünde birbirimizi hırpalamaya devam ettik.
Ben o dönemlerde, bir şekilde evlendiğimde bu durumun kendiliğinden çözüleceğini umut ettiğim için bu sağlıksız ilişkiyi en doğru nasıl iyileştiririm diye eni konu düşünmedim. Daha çok kendi dayanıklılığımı arttırmanın, bu sayede hayatımı yoluna koymanın derdindeydim.
6 ay önce evlendim. Evlendiğimden beri, durum neredeyse hiç değişmedi. Ben gündüzleri yüksek lisansımı yaptığım okuldaki hocalarımla yaptığımız çalışmalarla, yayınlarla uğraşıyor ve doktora başvurularım için mesai harcıyorum. Akşamları ve hafta sonları çalıştığım kurumda ders veriyorum. Yaz tatiline kadar neredeyse hiç dinlenmeden çalışacağım bir sürecin içindeyim. Yüksek lisans yaparken ev için fazla fazla çalıştığım, onlara maddi sıkıntı yaşatmamak için çok fazla mesai yaptığım için yüksek lisansın hem ders hem tez süreci çok uzadı ve çok az kaliteli akademik çalışma yürüttüm. Evlenirken tüm masrafları eşimle birlikte karşıladık. O sırada ben hâlâ anne ve babamın bozulan eşyalarının yenisini alıyor, taksit ödüyor, evin masraflarını görmeye devam ediyordum. Düğünden bir hafta önce babamın kalp damarlarında tıkanıklık olduğunu öğrendik, eşimin en yakın arkadaşlarından biri kardiyolog olduğu için düğünden sonra onun desteğiyle iyi bir hocaya ameliyat oldu, şu anda çok iyi ama bu süreçlerde bütün maddi yükü anneme babama haber vermeden ben tek başıma üstlendim ve düğün borçlarımızın üzerine bir de bu eklendi. Bir yerde yetişemedim ve kredi çekmek zorunda kaldık. Eşimle buna rağmen kendi evimizi geçindiriyoruz. O da yazılımcı olduğu için benim gibi emeği piyasada şimdilik kıymet görüyor. Kendimizi geçindirmenin üstüne borçlarımızı ödüyor, aileme düzenli maddi destek oluyor ve düğün takılarımıza dokunmadığımız gibi olabildiğince kenara para atabiliyoruz. Tabii yazdığım gibi, böyle olabilsin diye çok çalışıyoruz. Özellikle ben çok çalışıyorum.
Annemse ben evlendiğimden beri, onu terk etmediğimi, ondan vazgeçmediğimi göstermem için beni zorluyor. Sürekli bana gelmek istiyor ya da benim onlara gitmemi, hep "sürpriz yapmamı", "Anneciğim ben geldim" dememi bekliyor. Ben markete bile gidecek vaktim olmadığı için aylardır işe gitmek haricinde evden dışarı çıkmıyorum. Bunu anneme anlatamıyorum. Babama anlatsam da dediğim gibi, onun annemin duygularına bir etkisi yok. Bir bakıma kendisi aramızdaki bu sorunun kaynağı da zaten, o yüzden çözmesini beklemiyorum. Babamın da ayrıca çok çalıştığım için bana üzüldüğünü sanmıyorum. Beni genellikle formaliteden kısaca hâlimi hatrımı sormak ve para istemek için arıyor. Ona da oturup detaylı detaylı ne durumda olduğumu, ne kadar yorulduğumu anlatmıyorum. Teyzemlerle ara sıra görüşebildiğimiz zaman onlara günümün nasıl gittiğini anlatınca bir bakışta ne kadar hırpalandığımı anlıyorlar ama niyeyse (hakikaten bunun sebebini anlamıyorum) anneme hiçbir şey söylemiyorlar. Annem bana kızdığı, kavga çıkardığı ya da bana küstüğü zaman anneme hak veriyorlar.
Bizim evliliğin ilk ayında ayrıl-barış, kavga-dövüş giden ilişkimiz benim en sonunda annemden özür dilemeyi kendime yediremeyip aramayı tümden kesmemle kendi kendine temelli bir ayrılığa evrildi. Annem bana bu sürede iki kere İnstagram'dan reels gönderdi. Biri "evlatlar annelerin elini bırakır" gibi caption'ların geçtiği, dramatik bir reels'ti. İkincisinde de "bazı insanlar sizi kırdıktan sonra kırıldığınız için özür dilemenizi beklerler, bu o insanların sadece kendimi önemsiyorum deme şeklidir" gibi bir şey yazıyordu. İkisine de cevap vermedim. Ara ara babamdan evde kavga ettiklerini, bazen babama benimle görüştüğü ve benden para aldığı için kızdığını duyuyorum. Bazense tersine, babam aracılığıyla benden bir şeyler istiyor, Trendyol ya da market siparişi verdiriyor. Bu kadar.
Bayramda eve gideceğim, gitmek istemiyorum. Annemi özlemiyorum veya kendimi suçlu hissetmiyorum. Hatta bu kadar çok çalıştığım için, hayatta istediğim her şeye ulaşmak için hep iki üç kat fazladan çaba harcamak ve çırpınmak zorunda kaldığım için, dinlenip eğlenmeye vaktim ve enerjim olmadan yaşadığım için benim onları suçlamam gerekirken annemin yavuz hırsızın ev sahibini bastırması misali beni bastırması düşününce beni iyice ondan soğutuyor. Kendimi gaddar hissediyorum ama garip bir şekilde gaddarlık bana bir iç huzuru getiriyor. Kendimi suçlamayınca, üzülmeyince, hep annemi yatıştırmaya çalışmayınca hayatımın geri kalan kısımları daha baş edilebilir, hatta çok çok daha kolayca baş edilebilir hâle geldi. Annemden ayrışınca rahatladım. Bunu düşündüğüm için biraz suçlu hissediyorum ama bu yolun geri dönüşü yok. Biz bu sağlıksız ilişkiyi kırıp döküp yerine yenisini yapmadığımız sürece eskisi gibi olmayacağız.
Buna nereden başlayacağımı bilmiyorum. Tavsiyelerinize açığım.