Beni Affedin

Bundan bir yıl önce olarak çalıştığım şirkete yeni bir yönetici atandı. O dönem kendimi çok mutsuz ve yalnız hissettiğim, işyerinde bazı haksızlıklar yaşadığımı düşündüğüm bir dönemdi ve terapi alıyordum. Yeni gelen yöneticim bıyıklı, kel, kısa boylu, fiziksel olarak beğenmediğim, evli çocuklu, 40larında bir adamdı. Önceleri işle ilgili yaptığımız kısa resmi konuşmalar zamanla uzun sohbetlere dönüştü. Bütün işini gücünü bırakıyor, saatlerce benimle konuşuyordu. Bana bilerek temas etmeye çalıştığını, benimle flört etmeye çalıştığını ilk hissettiğimde konduramadım. Sonrasında korktum. Şikayet etmek istedim ama yapamadım. Tam bu esnada anlamış olacak ki.. Bir sohbetimiz esnasında “aklıma geldi” diyerek: Daha önce şirkette yaşanmış benzer bi olayın yaşandığını ve her iki tarafında işinden uzaklaştırıldığını anlattı. Daha da korkup sindim. Sadece tedirgindim ve anlamazdan gelerek, yok sayarak kendimi koruyabileceğimi sanıyordum.

O ise ilgisini devam ettiriyor, rahatsız olduğumu hissettiğindeyse dosthane bi tavra bürünüyordu.

O kadar çok konuşuyordu ki benimle; bazen günde 4-5 saat. İşini gücü bırakmış yalnızca benimle ilgileniyordu. O kadar çok dinliyordum ki onu, boşluğa bile baksam yüzü gözümün önünde uçuşuyordu. Bir gün eline bir kalem aldı onu eleştirmemi istedi. ‘O olsam’ neler yapacağımı sordu. Söylediğim herşeyi tek tek not aldı ve uygulamaya başladı. Bıyıklarını kesti, saç ektirdi, spora başladı, diksiyonunu düzeltti. İnanamadım. Bana hediyeler almaya başladı (kabul etmedim), yemeğe çıkmak istedi (kabul etmedim) ve flörtöz mesajlar atmaya başladı. Benim tedirginliğim, kaçışım adeta ona keyif veriyordu. Bu böyle çok uzun bir süre devam etti. Ta ki bir gün “Sence ben sana asılıyor muyum?” diye sorana kadar. “Hayır.”dedim “Olur mu öyle şey?” O gün itiraf etti. Bana aşık olduğu hayatında geçmişte çok kadın olduğunu hiç böyle hissetmediğini, ve tabiki evliliğinde mutsuz olduğunu, çocuğu için sürdürdüğünü. Sonra başka itiraflar başladı. Sanal pavyon ve kumar bağımlılıklarını, porno bağımlılığını, esc görüşmelerini, grup seks yaptığını, eşini defalarca aldattığını, eşiyle sevişmediklerini, dışardan çok muhafazakar gibi yaşarken arka planda bambaşka bi hayatını olduğunu. Bunlarını daha önce kimseye anlatmadığını, nedendir bilinmez bana herseyi anlatmak istediğini anlattı. İnanılmaz itildim, soğudum. Konuşmak bu durumu sürdürmek istemedim. Onu şikayet edeceğimi söyledim. Özür diledi, dosthane tavrına geri döndü. Birlikte çalışmaya devam ettik. Bir zaman sonra tekrar konuşmaya sohbet etmeye başladık saatlerce. Ne konuyu değiştirmeye çalışmam, ne anlamazdan gelmem, ne hayır demem hiçbirisi etki etmedi. İş değiştirmeye çalıştım olmadı, pozisyon değiştirmeye çalıştım olmadı, şikayet etmeye kaçmaya kurtulmaya çalıştım. Hiçbirini yapamadım. HAYIR ı asla kabul etmiyordu. Bana söylediğinde beni tedirgin eden, kızdıran şeyleri o kadar çok duydum ki. Artık normal gelmeye başladı. Sürekli benden bahsediyorduk. Benim güzelliğimden, aklımdan, tarzımdan, tavrımdan, yanağımda benim bile farketmediğim küçük gamzemden. Benim bunları kibar ama umursamazca geçiştirmem bile ona keyif veriyordu. Herşeyimle ilgileniyordu; nasıl hissettiğim, ne düşündüğüm, kullandığım vitaminler, ne yediğim, arkadaşlarım, ne dinlediğim ne giydiğim, haftasonları ne yaptığım, kimle yemeğe çıktığım, sosyal medyam, ofis çekmecelerim, son görülmem herşeyimi bilmek istiyordu. Ona sınır çizmek istediğim yada reddettiğim ilk anda dosthane tavrına bürünüyordu. Tabii bu rahatsız olduğum tavrına bürünmek üzere.

O kadar çok maruz kaldım ki. O kadar alanım yoktu ki. Psikoloğum dışında kimseye anlatamadım. Sonra bir gün psikoloğumu araştırdığını, onun ‘1997 doğumlu evlenmiş boşanmış bir çocuk olduğunu, iyiyse kendi evliliğinde başarılı olması gerektiğini, ömür boyu psikoloğa gidip herseyi anlatamayacağımı bunun gerçek dışı olduğunu, psikoloğa değilde hayatındaki bazı şeyleri gerçek arkadaşlara anlatılması gerektiğini, onunkinin ben olduğumu, benimkinin de kendisi olabileceğini’ söyledi. Teşekkür ettim psikoloğa gitmeye devam ettim. Ta ki psikoloğa gitmek üzere izin istediğimde yüzünde küçümser bi tavırla “Sen bilirsin” diyene kadar. Terapiyi bıraktım.

O kariyer sahibiydi, parası vardı, gücü vardı, akıllıydı, iyi bir eğitimi vardı, başarılıydı. İşi stresliydi, göz önündeydi, evde mutsuzdu. Ama iyiydi enerjikti, istikrarlıydı, disiplinliydi. O yaparsa bende yapabilirdim. O psikoloğa gitmiyordu, manifest yapmıyordu, olumlama yapmıyordu. Bende yapmadan onun gibi olabilirdim. Aslına bakarsanız, o tüm bunların yerine türlü ‘aşırılık’ larıyla deşarj oluyordu zaten. Benim yöntemlerin yanlış değil onunkinden farklıymış sadece.

İlgisi artarak devam ettiğinde ağlama ve sinir krizlerim oldu. Artık dayanamıyordum. Hiçbişey umrunda değildi, ful hücumdaydı. Hiç geri adım atmıyordu. Olmayacağını anlattım, istemediğimi ablattım, değerlerim-çizgilerim olduğunu anlattım, eşini, çocuğunu anlattım. Anlamadı. İşe gitmedim, telefonlarını açmadım, numarasını engelledim. Kapıma geldi kovdum. Hakaretler ettim, küfrettim. Ben bir gün bu adama kafa attım ya. Peşimi bıraksın diye kafa attım. Ama durmadı. Enerjisi, ilgisi ne yaparsam yapayım bitmedi. Ne dersem ne yaparsam yapayım sınırlarımı aşmasına engel olamadım.

Sürekli diğer kadınlarla, eşiyle beni kıyasladı. Hepsinin onu yorduğundan, çıkarcılıklarından, yıprattıklarından. Benim çok farklı olduğumdan. Birlikte olsak ne kadar iyi olacağından, mutlu olacağımızdan, beni ne kadar istediğinden bahsetti. Herşeyim ona haz veriyordu. Uzaklığım, yakınlığım, öfkem. Mesajına cevap vermemem bile onu heyecanlandırıyordu. Son görülmemi izliyormuş. Tartıştığımızda müzik açıp bir sigara yakıyormuş. Böylece sigaraya başlamış. Böyle böyle günler geçti. Akşam iş çıkışları mesajlaşmaya başladık. Bir gün iş çıkışı beni bir yere bıraktı. Bir gün haftasonu bir yere gidecektim, beni ordan almaya geldi.

Herkesin hürmet gösterdiği birini düşünün. Size “ben senin köpeğinim” diyor. Kovsanız da gitmiyor. Zamanla bende ondan hoşlanmaya başladım. Herseye rağmen. O kadar garip bi duygu durumundaydım ki. Ona karşı koymaya çalışırken bu sefer kendime karşı koymaya çalışmaya başladım. Artık boyunun kısalığı gözüme gelmemeye başladı. ‘Aşırılıkları’; herkes gibi insandı işte. O da hata yapıyordu. Üstelik bana karşı müthiş dürüsttü. Ayrıca onu bu noktaya getiren dış etkiler vardı. Eşinin davranışları, iş stresi, elindeki imkanlar. Hem belki o imkanlara sahip olsam bende yapardım. Geçmişte hep benimle konuşuyor ve beni konuşturuyordu. Böylelikle hem anlattıklarıyla hemde benim anlatacaklarıma söyledikleriyle beni yönlendiriyordu. Öyle çok konuşuyordu ki kendi iç sesimi duyamıyordum. İşte böyle böyle artık onun benimle konuşmasına, beni yönetmesine, yönlendirmesine ihtiyacım kalmamıştı. Zaten zihnim onla ittifak kurmak için hazırdı. Onu ‘kabul etmek’ için ondan önce ona sebepler bulmaya hazırdım. Onu anlarsam kendimi anlarım. Onu affedersem biri de bir gün beni affeder.

Ben kendi duygu durumumu yönetmeye çalışırken ondan yine kaçmaya çalıştım. Bir sabah uyuyordum kapı çaldı. Açtım eşi. Evire çevire dövdü beni saçımı başımı yoldu. “Abla vallahi ben birşey yapmadım” diye ağladım. Sonra uyandım. Bu rüyayı defalarca kez gördüm. Ona anlattım. Ben çok düşünüyormuşum. Çok kafamda kuruyormuşum. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiş. Böyle hayat yaşanmazmış. Bir daha sana eşimi anlatmayacağım dedi. Ki anlatırdı.

En özellerine kadar. Cinsel hayatlarına kadar. Keyif almadığını. Ya bir gün bana eşinin çıplak fotoğrafını gösterdi. Çıldırdım. “Onu nasıl böyle bi duruma düşürürsün, nasıl bana gösterirsin sen adam mısın” diye. Fotoğrafı sildirdim. Bir daha böyle birşey yapmayacağına dair yemin ettirdim. Özürler diledi. Soğudum uzaklaştım. Yine aynı oyunu yaptı. Dostluk kartı. Sonra yine yakınlık.

Bir gün uzaklaşmak için yalvardım. Tartıştık. Tokat attım. Bana öyle sert bi tokat attı ki. Hayatımda böyle birşey yaşamadım. Özürler diledi. Yalvardı. Affettim.

Bir gün bana biz bunları yaşarken “denk geldi 3 kızı siktim” dedi ve anlattı. Ben ona sahip çıkmamışım. Hiç evet dememişim, eşiyle zaten bitmiş. Onunda ihtiyaçları varmış.

Biriyle sanal pavyondan tanışmış 90 km yol gelmiş kız arkadaşının evine götürmüş yatmışlar. Kız benzin parası istemiş, ertesi gün araç bakım parası, öbür gün senin için iç çamaşır alacağım demiş. Yazma demiş bitirmiş.

Diğeri arkadaşının arkadaşı.

Öteki de geçmişte görüştüğü biri.

Bunları bana anlattı. Soğudum. Yalanlarını gördüm. Hayatına girmiş herkese yaptığını bana da yaptığını gördüm. Ne kadar gerçekçi yalan söylediğini gördüm. Aşkından öldüğünü yaptıklarını gördüm. Ama dedi; “Ben istiyor muyum bunları yapmayı denk geldi merak ettim yaptım. Ben bunların hepsini bırakabilirim. Seninle olsam dönüp bakmam. Ben zaten geçmişte bunları yaşadım bitti. Benim için bi önem atfetmiyor. Al telefonuma bak tek tek sil hepsini istersen engelle. O arkadaşımla da görüşmem. Sen bana bi adım bile gelsen benim için hepsi tek kalemde silinecek şeyler. Ben zaten bunları istemiyorum seni istiyorum. Konumumu da aç istersen. Senin benle ilgilenmen, kıskanman bile hoşuma gidiyor. Başkası olsa boğulurum ama sana tamamen teslim olmak ait olmak istiyorum.”

Ben ne yaptım. Affettim.

Birlikte tüm telefonu temizledik gerçekten.

Temizlerken sanal pavyon applerini, içlerinden biri bir yıl İngilterede yaşamasına rağmen bilmeden-okumadan indirdiğini söylediği, premium üyelik satın aldığı ve ne olduğunu bile anlamadan arayüzünü sevmediği için sildiğini söylediği gay date app olmak üzere date appleri, porno searchlerini birlikte sildik. Hersey korkunçtu benim için. Ama çok dürüsttü. Yeminler etti, hem istese birlikte silmeden önce kendisi de silebilirdi. Şeffaftı bana karşı. Affettim.

Maaşımın 4 katını kazanmasına rağmen borç istedi. Verdim. Ya bunu bile yaptım ya. Geri verirken geciktirdi. İstedim. “Bu yüzden aramız bozuldu keske para meselese aramıza sokmasaydık” dedi. Kötü hissettirdi affettim.

Yemeklere çıktık. “Bize bi yer bul hadi ne yemek istersin” derdi. Gizli saklı niş yerler bulurdum. Tadım menüleri denerdik. Beraber yemek yer sohbet ederken çok eğlenirdik. Kafamız çok uyuşuyordu. Beraber çok eğlenirdik. Hiç üşenmezdi. Her yere giderdik kmlerce. Ne istesem, ne dersem. Ne konuşmak istersem. Aramızda 15 yaş vardı. Benle uyumlanmak o kadar istiyordu ki. Bahsettiğim herseyi kendi konusu yapıyordu. Dinlediğim müzik grubu, izlediğim film, yediğim yemek. Beni dinlemeye o kadar hevesliydi, o kadar iştahlıydı ki. Gözlerinin içi parlardı. Tüm yaşananlara rağmen ona güvenmek her istemediğimde onunda dediği söz aklıma gelirdi. “Ben sana aşık oldum ve kimse bu kadar uzun süre rol yapamaz” Bu söze öyle bir tutundum ki. Kendime uzaklaştım. Ona yakınlaştım. Öpüştük. Kendimi unuttum. Ailesini unuttum. Zaten bananeydi onun ailesi onun konusuydu. Öyle derdi. “Sen düşünme bunları bunlar benim konum sen keyif almaya bak” Yapamadım.

Defalarca engelledim, uzaklaştım. Fiziksel veya mental farketmeksizin. Nerde olursam olayım geldi beni ordan aldı. Yüzlerce kez konustuk. İkna etti. Zaten bende ikna olmak istiyordum artık. O kadar istikrarlı o kadar sabırlıydı ki. Zaten o her işini böyle yapmış. O yüzden başarılıymış. Hayranlık duymaya başladım. Tiksindiğim adama hayran olmaya başladım. Düşünüyorum da. Aslında ben onunla değil o olmak istemişim.

Onun beni kopyaladığını o defteri eline alıp bana “nasıl olmalıyım” diye sorduğunda anlamıştım aslında ama.. sonraları da ben onu kopyalamaya başladım. Psikolog yok, kimseye ihtiyacın yok, kaçış alanların olsun yeter, duygularını yönet, oyunda kal, istikrarlı ol, oyun planın olsun ona göre hareket et, renk verme, insanlarla iletişimde ol ama izole kal, sabırlı ol, ağlama, çok keskin çizgilerin olmasın kibirdir bu, insanların yaşam biçimlerine saygı duy, kendinle ilgilen, kendine odaklan

Aslında bu söylediklerinin hepsinin bi sebebi vardı. Benim iyiliğim için değildi elbet. Ona dönüştüm. Bana ait ne varsa değişti. Anlayışım, bakış açım, çizgilerim, konuştuklarım, düşündüklerim.

Son görülmesine bakmaya başladım. Telefonuna bul açtım gizlice onu takip etmeye başladım. Sürekli kontrol ediyordum onu. Bir daha yapacak mı. Yapacağından emindim. Hani araba alırsınız da ilk kazayı beklersiniz ya içten içe. Olunca rahatlayacaksınızdır. 6 ay onu yakalamayı bekledim.

Ama artık birlikteydik. Sadece yüzeysel sevişmenin ötesine geçmedik. Bunu yapmak istemiyordum. Hem tamam diyordu. Hemde zorluyordu. Bi anlayışlı oluyordu, bi saldırıyordu. Bi şekilde devam ettik.

Eşiyle çok fazla kavga ediyorlardı. Daha önce terapiye gitmişler. Narsist olduğunu söylemiş eşi ona. Sürekli hakaret ediyormuş eşi ona. Öylemiyim diye sordu. Hayır dedim.

Alışmıştım bende salgıladığı dopomine, bana iyi hissettirmişti başta. Sanki o zamanlar yaptıklarıyla bugünün kefaretini ödemiş gibi. O bana iyi gelmişti ya, bende ona iyi gelmek istedim. Hayır dedim “Narsist değilsin”. “İyisin, süpersin.” Sürekli sormaya başladı. Kıyafetlerini, tavırlarını, tarzını, spor yaptığı için fiziğini. Sonuçta hepsi benim için yapılıyordu. Onayımı istiyordu. “İyisin, çok yakışmış, süpersin, harikasın.” Sürekli ondan konuşmaya başladık. Nasıl olduğu, nasıl hissettiği. Modu, başı, midesi, karnı, sporu, beslenmesi, sağlığı. Başta bana hem şefkat hem şehvet hissettiğini söyleyen. Bana be yaparsam yapayım kızmayan, kıyamayan o değişti. İlgilenmediğimde kızmaya, bağırmaya başladı. O benim herseyimi düşünüyordu. Benimde onu düşünmem iyi hissettirmem gerekiyordu. Yetişemiyordum. Onun isteklerine, duygu durumuna. Bi iyiydik bi kötü. Aslında düşünüyorum ne olduğunu. İlk kırılım burda oldu. Ona evet dememle. Sevdiğimi söylememle ilk kopuşu yaşadık.

Mesajlaşmalarımız, aramalarımız biraz biraz azaldı. Konuşmalarımız yüzeyselleşti.

Ofise yeni gelen biriyle böyle saatlerce konuşmaya başladı. İlgisinin bana özel olmadığını anladım. Bu adamın herkese yetecek ilgisi vardı. Hesap sordum. Büyük bir kavga ettik. “Bu” olduğunu onu kısıtlayamayacağımı, onun beni kısıtlamadığını, diğer kadınlar gibi davrandığımı, böyle yaparsam onu kaybedeceğimi söyledi.

Artık tutsağıydım. Ondan vazgeçemiyor, uzak kalamıyordum. Özür dilemedi ama ben onu affettim. Kötü bir plan yaptım. Ve başarılı oldum. Bu kadını ofisten gönderttirdim ona. O kadar kıskanmış, o kadar kandırılmış ve onun tarafından manipüle edilmiş hissediyordum ki. Bende onu manipüle ettim. Telkinlerde bulunup ikna ettim. Huzursuz hissettirdim. Kendi fikri olduğuna inandırdım onu. Ama kopuş yaşanmıştı bir kez aramızda. Hem elde etmenin onda yaşattığı doygunluk, hem benim kıskançlığım, huzursuzluğum, kontrol etme çabam, masumiyetimi kaybedişim. Kadınlarlı çok severdim. Güzel bi kadın görünce keyiflenirdim, gıpta ederdim. Kendime güvenirdim kimseyi kıskanmazdım. Aklıma gelmezdi. Artık kadınları yargılamaya, kıskanmaya hasetlenmeye başladım. Ben “etek nerden” diye sorduğumda tenezzül edip cevap vermeyen instagram fenomenleri onunla yatıyordu.

İyice açıldı aramız. Konuşacak konularımız tükendi. Aramalar, mesajlaşmalar neredeyse bitti. Gün içinde de çok seyrek görüşmeye başladık.

Bende tükenmiştim. Eski o yoktu. Çok zorlanıyordum, çok özlüyordum. O kaçtıkça ben kovalamaya başladım. Hem o bana hem bana ona çok emek harcamıştım. O geçmişte benden vazgeçmemişti şimdi bende ondan vazgeçmemeliydim. Hem onun hep dediği bir şey vardı “Hiçkimse kendini heba etmeden birşey” olmaz. O gururunu hiçe saymıştı benim için. Kendini heba etmişti. Kariyerine rağmen, ailesine rağmen. Bende bizi yeniden toparlayabilirdim. Zaten bi bu kalmıştı aramızda olmayan. Eşi ve çocuğu şehir dışına gittiğinde beni eve aldı. Ve ben onların evinde. Onların yatağında yattım. Üstelik günlerce. Sonra daha da uzaklaştık tabiki. Ben daha da bağlandım. Benim bağlanışım onu daha da uzaklaştırdı, korkuttu.

Baktım olmuyor. Sonlandırma kararı aldım. Kızdı bana. Onu çok yoruyormuşum. Çok zormuşum. Kimse kimseyi kaldıramazmış bundan sonra. İşimle ilgili tehtit etti. Tekrar yakınlaştık. Tekrar uzaklaştık. Bu sefer huyuna gitmeye çalıştım. Ben çabaladıkça battım ona. Herseyime kızmaya bağırmaya başladı. Alttan aldım. Alttan alınca “gerginim sana bağırıyorum görüşmeyelim bi süre, daha sonra kafamız rahatken görüşürüz dedi”

“Tamam” dedim. Konumunu kapattım, aramızdaki şeyleri sildim. Uzaklaştım. Gördü yakınlaşmak istedi, istemedim. Problemli oldum. Beni ne bırakıyor, ne benle oluyor. Benle huzursuz oluyormuş artık. Beni böyle sürüncemede bırakıyor. Ne gitmeme izin veriyor ne kalmama. Terapiye basladım. Farklı ama birbirlerini tanıyan psikologlara. O araştırdırdığını söylediği psikoloğumun yaşı, medeni hali vs yalanmış.

Kendime çok kızgınım. Kendimi affedemiyorum. Çok pişmanım. Ama kendimi affetmek zorundayım. Yaşamak için, hayata tutunmak için kendimi yerden kaldırmam lazım. O yardım elini kendime uzatacak olan yine benim biliyorum. Ama yapamıyorum. Pembe fili düşünme derler ya. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyorum.

Tövbe ettim, kendime söz verdim. Ama çağırdığı an yine dağılıyorum. Hayır dediğimde yargılıyor beni. Duygumu yansıtmamaya çalışıyorum.

Kötüler kendilerini haklı gördükleri için kötülermiş. Ben kendimi affedemiyorum. Belkide kendimi affetmemin yolu birinin bi kadının beni affetmesi. Bana sarılması. Özür dilerim. Lütfen beni affedin.
Evli olduğunu biliyormussun kendine engel olman gerekirdi isi bıraksaydın tamamen keske. Bu saatten sonra bari işi bırak bence kendine yeni bi hayat kur onu engelle her yerden ulaşamasın
Bundan bir yıl önce olarak çalıştığım şirkete yeni bir yönetici atandı. O dönem kendimi çok mutsuz ve yalnız hissettiğim, işyerinde bazı haksızlıklar yaşadığımı düşündüğüm bir dönemdi ve terapi alıyordum. Yeni gelen yöneticim bıyıklı, kel, kısa boylu, fiziksel olarak beğenmediğim, evli çocuklu, 40larında bir adamdı. Önceleri işle ilgili yaptığımız kısa resmi konuşmalar zamanla uzun sohbetlere dönüştü. Bütün işini gücünü bırakıyor, saatlerce benimle konuşuyordu. Bana bilerek temas etmeye çalıştığını, benimle flört etmeye çalıştığını ilk hissettiğimde konduramadım. Sonrasında korktum. Şikayet etmek istedim ama yapamadım. Tam bu esnada anlamış olacak ki.. Bir sohbetimiz esnasında “aklıma geldi” diyerek: Daha önce şirkette yaşanmış benzer bi olayın yaşandığını ve her iki tarafında işinden uzaklaştırıldığını anlattı. Daha da korkup sindim. Sadece tedirgindim ve anlamazdan gelerek, yok sayarak kendimi koruyabileceğimi sanıyordum.

O ise ilgisini devam ettiriyor, rahatsız olduğumu hissettiğindeyse dosthane bi tavra bürünüyordu.

O kadar çok konuşuyordu ki benimle; bazen günde 4-5 saat. İşini gücü bırakmış yalnızca benimle ilgileniyordu. O kadar çok dinliyordum ki onu, boşluğa bile baksam yüzü gözümün önünde uçuşuyordu. Bir gün eline bir kalem aldı onu eleştirmemi istedi. ‘O olsam’ neler yapacağımı sordu. Söylediğim herşeyi tek tek not aldı ve uygulamaya başladı. Bıyıklarını kesti, saç ektirdi, spora başladı, diksiyonunu düzeltti. İnanamadım. Bana hediyeler almaya başladı (kabul etmedim), yemeğe çıkmak istedi (kabul etmedim) ve flörtöz mesajlar atmaya başladı. Benim tedirginliğim, kaçışım adeta ona keyif veriyordu. Bu böyle çok uzun bir süre devam etti. Ta ki bir gün “Sence ben sana asılıyor muyum?” diye sorana kadar. “Hayır.”dedim “Olur mu öyle şey?” O gün itiraf etti. Bana aşık olduğu hayatında geçmişte çok kadın olduğunu hiç böyle hissetmediğini, ve tabiki evliliğinde mutsuz olduğunu, çocuğu için sürdürdüğünü. Sonra başka itiraflar başladı. Sanal pavyon ve kumar bağımlılıklarını, porno bağımlılığını, esc görüşmelerini, grup seks yaptığını, eşini defalarca aldattığını, eşiyle sevişmediklerini, dışardan çok muhafazakar gibi yaşarken arka planda bambaşka bi hayatını olduğunu. Bunlarını daha önce kimseye anlatmadığını, nedendir bilinmez bana herseyi anlatmak istediğini anlattı. İnanılmaz itildim, soğudum. Konuşmak bu durumu sürdürmek istemedim. Onu şikayet edeceğimi söyledim. Özür diledi, dosthane tavrına geri döndü. Birlikte çalışmaya devam ettik. Bir zaman sonra tekrar konuşmaya sohbet etmeye başladık saatlerce. Ne konuyu değiştirmeye çalışmam, ne anlamazdan gelmem, ne hayır demem hiçbirisi etki etmedi. İş değiştirmeye çalıştım olmadı, pozisyon değiştirmeye çalıştım olmadı, şikayet etmeye kaçmaya kurtulmaya çalıştım. Hiçbirini yapamadım. HAYIR ı asla kabul etmiyordu. Bana söylediğinde beni tedirgin eden, kızdıran şeyleri o kadar çok duydum ki. Artık normal gelmeye başladı. Sürekli benden bahsediyorduk. Benim güzelliğimden, aklımdan, tarzımdan, tavrımdan, yanağımda benim bile farketmediğim küçük gamzemden. Benim bunları kibar ama umursamazca geçiştirmem bile ona keyif veriyordu. Herşeyimle ilgileniyordu; nasıl hissettiğim, ne düşündüğüm, kullandığım vitaminler, ne yediğim, arkadaşlarım, ne dinlediğim ne giydiğim, haftasonları ne yaptığım, kimle yemeğe çıktığım, sosyal medyam, ofis çekmecelerim, son görülmem herşeyimi bilmek istiyordu. Ona sınır çizmek istediğim yada reddettiğim ilk anda dosthane tavrına bürünüyordu. Tabii bu rahatsız olduğum tavrına bürünmek üzere.

O kadar çok maruz kaldım ki. O kadar alanım yoktu ki. Psikoloğum dışında kimseye anlatamadım. Sonra bir gün psikoloğumu araştırdığını, onun ‘1997 doğumlu evlenmiş boşanmış bir çocuk olduğunu, iyiyse kendi evliliğinde başarılı olması gerektiğini, ömür boyu psikoloğa gidip herseyi anlatamayacağımı bunun gerçek dışı olduğunu, psikoloğa değilde hayatındaki bazı şeyleri gerçek arkadaşlara anlatılması gerektiğini, onunkinin ben olduğumu, benimkinin de kendisi olabileceğini’ söyledi. Teşekkür ettim psikoloğa gitmeye devam ettim. Ta ki psikoloğa gitmek üzere izin istediğimde yüzünde küçümser bi tavırla “Sen bilirsin” diyene kadar. Terapiyi bıraktım.

O kariyer sahibiydi, parası vardı, gücü vardı, akıllıydı, iyi bir eğitimi vardı, başarılıydı. İşi stresliydi, göz önündeydi, evde mutsuzdu. Ama iyiydi enerjikti, istikrarlıydı, disiplinliydi. O yaparsa bende yapabilirdim. O psikoloğa gitmiyordu, manifest yapmıyordu, olumlama yapmıyordu. Bende yapmadan onun gibi olabilirdim. Aslına bakarsanız, o tüm bunların yerine türlü ‘aşırılık’ larıyla deşarj oluyordu zaten. Benim yöntemlerin yanlış değil onunkinden farklıymış sadece.

İlgisi artarak devam ettiğinde ağlama ve sinir krizlerim oldu. Artık dayanamıyordum. Hiçbişey umrunda değildi, ful hücumdaydı. Hiç geri adım atmıyordu. Olmayacağını anlattım, istemediğimi ablattım, değerlerim-çizgilerim olduğunu anlattım, eşini, çocuğunu anlattım. Anlamadı. İşe gitmedim, telefonlarını açmadım, numarasını engelledim. Kapıma geldi kovdum. Hakaretler ettim, küfrettim. Ben bir gün bu adama kafa attım ya. Peşimi bıraksın diye kafa attım. Ama durmadı. Enerjisi, ilgisi ne yaparsam yapayım bitmedi. Ne dersem ne yaparsam yapayım sınırlarımı aşmasına engel olamadım.

Sürekli diğer kadınlarla, eşiyle beni kıyasladı. Hepsinin onu yorduğundan, çıkarcılıklarından, yıprattıklarından. Benim çok farklı olduğumdan. Birlikte olsak ne kadar iyi olacağından, mutlu olacağımızdan, beni ne kadar istediğinden bahsetti. Herşeyim ona haz veriyordu. Uzaklığım, yakınlığım, öfkem. Mesajına cevap vermemem bile onu heyecanlandırıyordu. Son görülmemi izliyormuş. Tartıştığımızda müzik açıp bir sigara yakıyormuş. Böylece sigaraya başlamış. Böyle böyle günler geçti. Akşam iş çıkışları mesajlaşmaya başladık. Bir gün iş çıkışı beni bir yere bıraktı. Bir gün haftasonu bir yere gidecektim, beni ordan almaya geldi.

Herkesin hürmet gösterdiği birini düşünün. Size “ben senin köpeğinim” diyor. Kovsanız da gitmiyor. Zamanla bende ondan hoşlanmaya başladım. Herseye rağmen. O kadar garip bi duygu durumundaydım ki. Ona karşı koymaya çalışırken bu sefer kendime karşı koymaya çalışmaya başladım. Artık boyunun kısalığı gözüme gelmemeye başladı. ‘Aşırılıkları’; herkes gibi insandı işte. O da hata yapıyordu. Üstelik bana karşı müthiş dürüsttü. Ayrıca onu bu noktaya getiren dış etkiler vardı. Eşinin davranışları, iş stresi, elindeki imkanlar. Hem belki o imkanlara sahip olsam bende yapardım. Geçmişte hep benimle konuşuyor ve beni konuşturuyordu. Böylelikle hem anlattıklarıyla hemde benim anlatacaklarıma söyledikleriyle beni yönlendiriyordu. Öyle çok konuşuyordu ki kendi iç sesimi duyamıyordum. İşte böyle böyle artık onun benimle konuşmasına, beni yönetmesine, yönlendirmesine ihtiyacım kalmamıştı. Zaten zihnim onla ittifak kurmak için hazırdı. Onu ‘kabul etmek’ için ondan önce ona sebepler bulmaya hazırdım. Onu anlarsam kendimi anlarım. Onu affedersem biri de bir gün beni affeder.

Ben kendi duygu durumumu yönetmeye çalışırken ondan yine kaçmaya çalıştım. Bir sabah uyuyordum kapı çaldı. Açtım eşi. Evire çevire dövdü beni saçımı başımı yoldu. “Abla vallahi ben birşey yapmadım” diye ağladım. Sonra uyandım. Bu rüyayı defalarca kez gördüm. Ona anlattım. Ben çok düşünüyormuşum. Çok kafamda kuruyormuşum. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiş. Böyle hayat yaşanmazmış. Bir daha sana eşimi anlatmayacağım dedi. Ki anlatırdı.

En özellerine kadar. Cinsel hayatlarına kadar. Keyif almadığını. Ya bir gün bana eşinin çıplak fotoğrafını gösterdi. Çıldırdım. “Onu nasıl böyle bi duruma düşürürsün, nasıl bana gösterirsin sen adam mısın” diye. Fotoğrafı sildirdim. Bir daha böyle birşey yapmayacağına dair yemin ettirdim. Özürler diledi. Soğudum uzaklaştım. Yine aynı oyunu yaptı. Dostluk kartı. Sonra yine yakınlık.

Bir gün uzaklaşmak için yalvardım. Tartıştık. Tokat attım. Bana öyle sert bi tokat attı ki. Hayatımda böyle birşey yaşamadım. Özürler diledi. Yalvardı. Affettim.

Bir gün bana biz bunları yaşarken “denk geldi 3 kızı siktim” dedi ve anlattı. Ben ona sahip çıkmamışım. Hiç evet dememişim, eşiyle zaten bitmiş. Onunda ihtiyaçları varmış.

Biriyle sanal pavyondan tanışmış 90 km yol gelmiş kız arkadaşının evine götürmüş yatmışlar. Kız benzin parası istemiş, ertesi gün araç bakım parası, öbür gün senin için iç çamaşır alacağım demiş. Yazma demiş bitirmiş.

Diğeri arkadaşının arkadaşı.

Öteki de geçmişte görüştüğü biri.

Bunları bana anlattı. Soğudum. Yalanlarını gördüm. Hayatına girmiş herkese yaptığını bana da yaptığını gördüm. Ne kadar gerçekçi yalan söylediğini gördüm. Aşkından öldüğünü yaptıklarını gördüm. Ama dedi; “Ben istiyor muyum bunları yapmayı denk geldi merak ettim yaptım. Ben bunların hepsini bırakabilirim. Seninle olsam dönüp bakmam. Ben zaten geçmişte bunları yaşadım bitti. Benim için bi önem atfetmiyor. Al telefonuma bak tek tek sil hepsini istersen engelle. O arkadaşımla da görüşmem. Sen bana bi adım bile gelsen benim için hepsi tek kalemde silinecek şeyler. Ben zaten bunları istemiyorum seni istiyorum. Konumumu da aç istersen. Senin benle ilgilenmen, kıskanman bile hoşuma gidiyor. Başkası olsa boğulurum ama sana tamamen teslim olmak ait olmak istiyorum.”

Ben ne yaptım. Affettim.

Birlikte tüm telefonu temizledik gerçekten.

Temizlerken sanal pavyon applerini, içlerinden biri bir yıl İngilterede yaşamasına rağmen bilmeden-okumadan indirdiğini söylediği, premium üyelik satın aldığı ve ne olduğunu bile anlamadan arayüzünü sevmediği için sildiğini söylediği gay date app olmak üzere date appleri, porno searchlerini birlikte sildik. Hersey korkunçtu benim için. Ama çok dürüsttü. Yeminler etti, hem istese birlikte silmeden önce kendisi de silebilirdi. Şeffaftı bana karşı. Affettim.

Maaşımın 4 katını kazanmasına rağmen borç istedi. Verdim. Ya bunu bile yaptım ya. Geri verirken geciktirdi. İstedim. “Bu yüzden aramız bozuldu keske para meselese aramıza sokmasaydık” dedi. Kötü hissettirdi affettim.

Yemeklere çıktık. “Bize bi yer bul hadi ne yemek istersin” derdi. Gizli saklı niş yerler bulurdum. Tadım menüleri denerdik. Beraber yemek yer sohbet ederken çok eğlenirdik. Kafamız çok uyuşuyordu. Beraber çok eğlenirdik. Hiç üşenmezdi. Her yere giderdik kmlerce. Ne istesem, ne dersem. Ne konuşmak istersem. Aramızda 15 yaş vardı. Benle uyumlanmak o kadar istiyordu ki. Bahsettiğim herseyi kendi konusu yapıyordu. Dinlediğim müzik grubu, izlediğim film, yediğim yemek. Beni dinlemeye o kadar hevesliydi, o kadar iştahlıydı ki. Gözlerinin içi parlardı. Tüm yaşananlara rağmen ona güvenmek her istemediğimde onunda dediği söz aklıma gelirdi. “Ben sana aşık oldum ve kimse bu kadar uzun süre rol yapamaz” Bu söze öyle bir tutundum ki. Kendime uzaklaştım. Ona yakınlaştım. Öpüştük. Kendimi unuttum. Ailesini unuttum. Zaten bananeydi onun ailesi onun konusuydu. Öyle derdi. “Sen düşünme bunları bunlar benim konum sen keyif almaya bak” Yapamadım.

Defalarca engelledim, uzaklaştım. Fiziksel veya mental farketmeksizin. Nerde olursam olayım geldi beni ordan aldı. Yüzlerce kez konustuk. İkna etti. Zaten bende ikna olmak istiyordum artık. O kadar istikrarlı o kadar sabırlıydı ki. Zaten o her işini böyle yapmış. O yüzden başarılıymış. Hayranlık duymaya başladım. Tiksindiğim adama hayran olmaya başladım. Düşünüyorum da. Aslında ben onunla değil o olmak istemişim.

Onun beni kopyaladığını o defteri eline alıp bana “nasıl olmalıyım” diye sorduğunda anlamıştım aslında ama.. sonraları da ben onu kopyalamaya başladım. Psikolog yok, kimseye ihtiyacın yok, kaçış alanların olsun yeter, duygularını yönet, oyunda kal, istikrarlı ol, oyun planın olsun ona göre hareket et, renk verme, insanlarla iletişimde ol ama izole kal, sabırlı ol, ağlama, çok keskin çizgilerin olmasın kibirdir bu, insanların yaşam biçimlerine saygı duy, kendinle ilgilen, kendine odaklan

Aslında bu söylediklerinin hepsinin bi sebebi vardı. Benim iyiliğim için değildi elbet. Ona dönüştüm. Bana ait ne varsa değişti. Anlayışım, bakış açım, çizgilerim, konuştuklarım, düşündüklerim.

Son görülmesine bakmaya başladım. Telefonuna bul açtım gizlice onu takip etmeye başladım. Sürekli kontrol ediyordum onu. Bir daha yapacak mı. Yapacağından emindim. Hani araba alırsınız da ilk kazayı beklersiniz ya içten içe. Olunca rahatlayacaksınızdır. 6 ay onu yakalamayı bekledim.

Ama artık birlikteydik. Sadece yüzeysel sevişmenin ötesine geçmedik. Bunu yapmak istemiyordum. Hem tamam diyordu. Hemde zorluyordu. Bi anlayışlı oluyordu, bi saldırıyordu. Bi şekilde devam ettik.

Eşiyle çok fazla kavga ediyorlardı. Daha önce terapiye gitmişler. Narsist olduğunu söylemiş eşi ona. Sürekli hakaret ediyormuş eşi ona. Öylemiyim diye sordu. Hayır dedim.

Alışmıştım bende salgıladığı dopomine, bana iyi hissettirmişti başta. Sanki o zamanlar yaptıklarıyla bugünün kefaretini ödemiş gibi. O bana iyi gelmişti ya, bende ona iyi gelmek istedim. Hayır dedim “Narsist değilsin”. “İyisin, süpersin.” Sürekli sormaya başladı. Kıyafetlerini, tavırlarını, tarzını, spor yaptığı için fiziğini. Sonuçta hepsi benim için yapılıyordu. Onayımı istiyordu. “İyisin, çok yakışmış, süpersin, harikasın.” Sürekli ondan konuşmaya başladık. Nasıl olduğu, nasıl hissettiği. Modu, başı, midesi, karnı, sporu, beslenmesi, sağlığı. Başta bana hem şefkat hem şehvet hissettiğini söyleyen. Bana be yaparsam yapayım kızmayan, kıyamayan o değişti. İlgilenmediğimde kızmaya, bağırmaya başladı. O benim herseyimi düşünüyordu. Benimde onu düşünmem iyi hissettirmem gerekiyordu. Yetişemiyordum. Onun isteklerine, duygu durumuna. Bi iyiydik bi kötü. Aslında düşünüyorum ne olduğunu. İlk kırılım burda oldu. Ona evet dememle. Sevdiğimi söylememle ilk kopuşu yaşadık.

Mesajlaşmalarımız, aramalarımız biraz biraz azaldı. Konuşmalarımız yüzeyselleşti.

Ofise yeni gelen biriyle böyle saatlerce konuşmaya başladı. İlgisinin bana özel olmadığını anladım. Bu adamın herkese yetecek ilgisi vardı. Hesap sordum. Büyük bir kavga ettik. “Bu” olduğunu onu kısıtlayamayacağımı, onun beni kısıtlamadığını, diğer kadınlar gibi davrandığımı, böyle yaparsam onu kaybedeceğimi söyledi.

Artık tutsağıydım. Ondan vazgeçemiyor, uzak kalamıyordum. Özür dilemedi ama ben onu affettim. Kötü bir plan yaptım. Ve başarılı oldum. Bu kadını ofisten gönderttirdim ona. O kadar kıskanmış, o kadar kandırılmış ve onun tarafından manipüle edilmiş hissediyordum ki. Bende onu manipüle ettim. Telkinlerde bulunup ikna ettim. Huzursuz hissettirdim. Kendi fikri olduğuna inandırdım onu. Ama kopuş yaşanmıştı bir kez aramızda. Hem elde etmenin onda yaşattığı doygunluk, hem benim kıskançlığım, huzursuzluğum, kontrol etme çabam, masumiyetimi kaybedişim. Kadınlarlı çok severdim. Güzel bi kadın görünce keyiflenirdim, gıpta ederdim. Kendime güvenirdim kimseyi kıskanmazdım. Aklıma gelmezdi. Artık kadınları yargılamaya, kıskanmaya hasetlenmeye başladım. Ben “etek nerden” diye sorduğumda tenezzül edip cevap vermeyen instagram fenomenleri onunla yatıyordu.

İyice açıldı aramız. Konuşacak konularımız tükendi. Aramalar, mesajlaşmalar neredeyse bitti. Gün içinde de çok seyrek görüşmeye başladık.

Bende tükenmiştim. Eski o yoktu. Çok zorlanıyordum, çok özlüyordum. O kaçtıkça ben kovalamaya başladım. Hem o bana hem bana ona çok emek harcamıştım. O geçmişte benden vazgeçmemişti şimdi bende ondan vazgeçmemeliydim. Hem onun hep dediği bir şey vardı “Hiçkimse kendini heba etmeden birşey” olmaz. O gururunu hiçe saymıştı benim için. Kendini heba etmişti. Kariyerine rağmen, ailesine rağmen. Bende bizi yeniden toparlayabilirdim. Zaten bi bu kalmıştı aramızda olmayan. Eşi ve çocuğu şehir dışına gittiğinde beni eve aldı. Ve ben onların evinde. Onların yatağında yattım. Üstelik günlerce. Sonra daha da uzaklaştık tabiki. Ben daha da bağlandım. Benim bağlanışım onu daha da uzaklaştırdı, korkuttu.

Baktım olmuyor. Sonlandırma kararı aldım. Kızdı bana. Onu çok yoruyormuşum. Çok zormuşum. Kimse kimseyi kaldıramazmış bundan sonra. İşimle ilgili tehtit etti. Tekrar yakınlaştık. Tekrar uzaklaştık. Bu sefer huyuna gitmeye çalıştım. Ben çabaladıkça battım ona. Herseyime kızmaya bağırmaya başladı. Alttan aldım. Alttan alınca “gerginim sana bağırıyorum görüşmeyelim bi süre, daha sonra kafamız rahatken görüşürüz dedi”

“Tamam” dedim. Konumunu kapattım, aramızdaki şeyleri sildim. Uzaklaştım. Gördü yakınlaşmak istedi, istemedim. Problemli oldum. Beni ne bırakıyor, ne benle oluyor. Benle huzursuz oluyormuş artık. Beni böyle sürüncemede bırakıyor. Ne gitmeme izin veriyor ne kalmama. Terapiye basladım. Farklı ama birbirlerini tanıyan psikologlara. O araştırdırdığını söylediği psikoloğumun yaşı, medeni hali vs yalanmış.

Kendime çok kızgınım. Kendimi affedemiyorum. Çok pişmanım. Ama kendimi affetmek zorundayım. Yaşamak için, hayata tutunmak için kendimi yerden kaldırmam lazım. O yardım elini kendime uzatacak olan yine benim biliyorum. Ama yapamıyorum. Pembe fili düşünme derler ya. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyorum.

Tövbe ettim, kendime söz verdim. Ama çağırdığı an yine dağılıyorum. Hayır dediğimde yargılıyor beni. Duygumu yansıtmamaya çalışıyorum.

Kötüler kendilerini haklı gördükleri için kötülermiş. Ben kendimi affedemiyorum. Belkide kendimi affetmemin yolu birinin bi kadının beni affetmesi. Bana sarılması. Özür dilerim. Lütfen beni affedin.
 
Back