• Merhaba, Kadınlar Kulübü'ne ÜCRETSİZ üye olarak yorumlar ile katkıda bulunabilir veya aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.

Gezi Parkı eyleminin sonuçları ;

Durum
Mesaj gönderimine kapalı.
Bir göz kaybı daha
Gezi eylemlerinde yaralanan binlerce kişiden durumu ağır olanlar yeni suç duyurularıyla ortaya çıkıyor.

Lokanta işçisi Selçuk Yıldız’ın iki avukatı, müvekkillerinin 3 Haziran günü Sancaktepe’de işine giderken polisin 5 metre mesafeden hedef gözeterek ateşlediği iki gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu kafatasının çatladığını, sol gözünün görme yeteneğini yitirdiğini öne sürüp, polis hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre, olay yerindeki kameraların izlenmesini isteyen avukatlar, tanıkları olduğunu da bildirdi. Suç duyurusunda,"Selçuk Yıldız’ı hedef göstererek ateşli silahla (gaz bombası atan silahla ile gözü hedef alınarak) darp edip, gözünün kör olmasına neden olan fail polis memuru hakkında kovuşturmanın acilen yapılması" denildi.

120 METRE MESAFE ŞARTI VAR, 5 METREDEN ATMIŞ
Kartal Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na avukatlar Melek Meltem Aykut Giray ile Elif Eylem Kınacılar tarafından polis hakkında yapılan suç duyurusunda olaylar şöyle anlatıldı:
"3 Haziran 2013 tarihinde Gezi olayları nedeni ile İstanbul Sancaktepe ilçesi Atatürk Caddesinde görevlendirilen bir polis tarafından müvekkilim gaz bombası atan silahla başı hedef alınarak yaralanmış ve gözü büyük oranda görme yeteneğini yitirmiştir. Yıldız, saat 21:30 sularında Sancaktepe Namık Kemal Caddesi’nde çalıştığı Şark Lokantası’na gitmek üzere belediye binasının önünden geçerken orada görevli polisçe ölümüne kast edercesine 5 metre (Kullanım bilgisinde 120 metre ve yukarı açılı atış şartı var) yakınından gözüne ve başına hedef alınmak suretiyle gaz bombası atılmış, sol gözü büyük oranda görme kaybını yitirmiş ve kafa tası çatlamıştır.

GÖRME YETENEĞİNİ KAYBETTİ, KAFATASI ÇATLADI
Sancaktepe bölgesinde o tarihte vuku bulan olaylarla ilgisi olmayan yere düşüp kalkamayan mağdur, çevredekilerin yardımıyla Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış ve ilk müdahalenin ardından durumu ağır olduğu için ertesi gün MÜ Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştir. İki raporda belirtildiği üzere Yıldız hastaneye darp sebebi ile getirilmiş olup, baş ve göz kısmında ciddi hasar oluşmuş, kafatası çatlamış, kaşı yarılmış, sol gözünde ciddi görme kaybı meydana gelmiştir. Görgü tanıkları mevcuttur.

YİNE İŞ KAMERALARA KALDI
Öncelikle müşteki müvekkilimin adli tıpa acilen sevki, Atatürk Caddesi ve belediye binası çevresinde kayıt yapan mobese, kamu kurumu ve özel binalara ait kameralar ve tanıklarla tespiti yapılacak suçu işleyen görevli polisin tespiti, tutuklanarak etkin soruşturma yapılması ve iddianame düzenlenmesi talep olunur. İnsan Hakları Vakfı tarafından düzenlenmekte olan rapor tamamlandığında savcılığa sunulacaktır."
Sancaktepe’de aynı olaylar sırasında polisler tarafından darp edilen Hakan Yaman da olaydan 1 ay sonra suç duyurusunda bulunmuş, kamera görüntüleri savcılığa sunulmuştu.
 
Eki Görüntüle 754454
..................................................

Paylaşımın için teşekkürler. Bizimle aynı görüşü paylaşmayan arkadaşlarımızın okuyup bizim gibi düşünmeseler de bizi anlayabilmelerini sağlayabilir.

Karşılıklı olarak empati kurmak, anlamaya çalışmak sorunun çözümüne katkıda bulunacaktır. "Yanlışı yapan bizdense görmezden gelinebilir" demek yerine durumu objektif okumaya çalışmak birbirimizi daha iyi anlamamıza katkı sağlayabilir. Türk Ulusunun, Türk Milletinin, Türk Halkının (hangisini tercih ederseniz) ortak değerlerine sahip çıkmak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunmak, Misak-ı Milli' yi kabul etmek bizi bir arada tutacaktır. Biz ve siz diye bir şey yok; aynı gemideyiz birlikteyiz, beraberiz. Kutuplaşmayı önlemenin tek yolu "vicdan" dan geçer.
- Temel hak ve özgürlükler için sokağa çıkmaya gerek kalmamalı.
- Eşitlik ve aynı zamanda "adalet" için insanlar yalvarmamalı.
- Bu hale neden geldik, biz bu halde iken arka planda neler oluyor sorusu sorulmalı, gözden kaçırılmaması gerekenlere dikkat edilmeli. (Örneğin dünkü gazetelerde manşet olan Van "eyaletinde" cenaze törenine uzun namlulu silahlarla katılan pkk li teröristler ve BDP li milletvekilleri yerel seçimlerden sonra özerkliklerini kutlayacaklarını ilan ettiler
PKK'lnn cenazesine silahl PKK'llar katld - Hrriyet GNDEM
PKK'lılar için Faraşin Yaylasında cenaze CNNTurk.com)
- Ülkemize, birbirimize sahip çıkalım. Biz burada kavga ederken memleket elden gidiyor, topraklarımız karış karış satılıyor. (Meralar köylünün elinden alınıp büyük tarım-hayvancılık şirketlerine verilebilmesi için ya da imar için rezerv alan hakkında yasal düzenleme )
 
Erdoğan: Üniversitelere devletin güvenlik güçleri yerleşecek
Gezi olayları sırasında vatandaşlara palayla saldırılması olayını hatırlatan Başbakan Erdoğan 'palalı gençlik istemiyoruz' diyerek üniversite öğrencilerini eleştirirken, üniversitelere de güvenlik güçlerinin yerleştirileceğini açıkladı.
Erdoğan: Üniversitelere devletin güvenlik güçleri yerleşecek - Radikal Politika

Şaka gibi.....

Yigit Bulut basbakanin bas danismani olursa, böyle seyler daha cook olur.
 
Gezi olaylarında bir gözünü kaybeden göstericinin yaşadıkları..Ayşe Arman'ın röportajından alıntıdır.. İçim parçalandı,paylaşmak istedim.. Hala karşı çıkanlar vicdana gelir belki.. :ssz:

Eki Görüntüle 754299


Vicdana gelmek mi? Gencecik insanlarin döve, döve öldürdüklerinden vicdanlari sizlamayan insanlardan, hic vicdana gelmezler.
Artik "ooohhh, iyi oldu, basbakinimiza karsi gelirsen gözünüde kaybedersin, evladinida" söylerlerse hic sasirmam.
 
gezi eylemlerinin sonuclari, uyuyan akparti secmeni uyandi saflar siklasti, daha da sonucunu seneye secimlerde görecegiz bakalim.
ha bi de ömrü hayatinda iftar oruc namaz abdest bilmeyen bir kisim tayfa iftar yapti oruc acti. ne hos :)bunlar gecen senelerde taksime cami iftar cadiri istemeyen tayfa idi.

yakinda tayyibe inat toptan seriatci olurlar bisey degil:1:

Ne kadarda çok şey biliyorsunuz siz öyle... Alınlarında mı yazıyordu tutup tutmadıkları? (sorum mesajı beğenenlere de)

Hazır el atmışken kim cennetlik kim cehennemlik onuda diyiverin...
 
gençler ölüyor anneler ağlıyor, 19 yaşında ölen bir gencin de geleceği elinden alındığı için umutla bakamıyor geleceğe haliyle, gençlerin ölümüyle gözyaşı dökenler de haliyle umut dolu olamıyor. şenlik/ festival düzenlenmiyor, insanlar acı çekiyor haksızlığa karşı savaşıyor ve slogan atıyor bunun nesi saygısızlık? onların aramızda hala yaşadığını söylemek mi saygısızlık? ölenlerin arkasından hangi slogan onları ya da ailesini yaralar nitelikte?

saçma sapan dediğiniz eylemler insanın yalnızca insan olduğu gerçeğinden yola çıkarak doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlükler çerçevesinde gerçekleşiyordu. anayasada tanınmış bir hakkı bile yok saymak mümkün mü? insanlar hak arayamaz mı, insanlar demokratik olduğu söylenen bir toplumda değerlerine sahip çıkamaz mı, insanlar eline silah almadan şiddeti dışlar eylemler yapamaz mı? peki bir insan ekmek almaya da mı gitmemeli? kafasına biber gazı kapsülü yiyeceğini hesap ederek dışarı mı çıkmamalı? bunca haksızlık karşısında insanlar ne yapmalı? sokaklara dökülmek dışında ne yaptılar? elinde palalarla eylemci kovalayanların yaşadığı bir toplumda zarar görmemek için sinmeli, sessiz kalmalı, hiçbir şey olmamış gibi mi yaşamalı?

baret taşıdığı için gözaltına alınan bir gencin bareti suç unsuru kabul ediliyorken ( ki taksimde olağan bir işiniz dahi olsa başınıza ne geleceğini hesap edemediğinizden siz de çıkacak olsanız eminim ki bir barete ihtiyaç duyarsınız) elinde palayla gezenler tutuksuz yargılanmak üzerine elinde palayla gezenler kaşla göz arasında fasa kaçarken bu adaletsizlik karşısında ne öneriniz var? zarar verenleri tespit edip hukuktan medet umalım, sokakları, meydanları, parkları boşaltalım diyorsanız Ethem'i vuran polisin serbest bırakılması karşısında nasıl bir adalet beklemeliyiz artık?

göz göre göre muktedirler yalan söylerken, yalanları ortaya çıkıp da kanıtıyla, görüntüsüyle söylediklerinin gerçekliği çürümüşken bir kez olsun özür bile dilemeyenlere nasıl güvenelim?

gençleri kim kullanıyor? gençlerle alay ediliyor farkında mısınız? bir aydır türbanlı kardeşimiz şiddet gördü görüntüleri mevcut derken vali çıkıp öyle bir görüntü yok diyor. bir belediye başkanı ethemi eylemcilerin taşları öldürdü derken görüntüler apaçık ortadaydı, bugün alinin ölümü için vali arkadaşları bile öldürmüş olabilir polisi kötü göstermek için diyor el insaf. ne hikmetse onun dayak yediği kayıtlar ortadan kayboluyor bu haksızlıklar karşısında insanlar ne yapmalı sahiden soruyorum size?


yalan söyleyen kim, evde zorla tutulan %50 den söz eden kim ( o %50 nin bir kısmı sanırım bugün palalarla sokakları arşınlıyor) polise o yetkiyi veren kim, adalet mekanizmasının işlemesini engelleyen kim, çocuk tecavüzcülerini, istismarcılarını koruyan kim? siz de sanırım hakka, hukuka inanacağınız bir toplum özlemi duyarsınız. siz de temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmadan insanların yaşayabileceği, farklılıklara saygı gösterileceği, yönetenlerin seçilme amaçlarını kavrayıp da halka saygı duyacağı bir düzenden rahatsızlık duymazsınız o halde başından beri yapılan eylemleri küçük görmek, saçma sapan bulmak niye?

İyi yazmışsınız güzel yazmışsınız da fikirler sabit olunca algılama gibi bi durumları olamıyor ne yazık ki...
 
Cok güzel, günaydin. Aydin insan baskadir zaten. Birde ömrü hayatinda oruc tutmadiklarini nasil tespit ettiniz cok merak ettim. O tayfa bu tayfa ayrimini 17 milyonluk nufusta nasil ayristiridiniz, bravoooo...Süper gücleriniz olmali....Keske o süper güclerinizi insanlik icin iyi seylerde kullansaydiniz.. Neyse artik öyle yapin lütfen... Yada duydugunuz yarim yamalak cümleleri ezberleyp, burada yazmak yerine bence kendi fikir ve düsünceleriniz olsun.

Bir son not; din ve imanin kimde oldugu bilinmez derler.. Nice oruc tutanlar var, nice namaz kilanlar.. Bilemeyiz malesef, kim imanli kim imansiz. Bence kimsenin dinine karismayin. Zaten size düsmez bu...

Bazı insanlar dini kendi tekellerinde sanıyorlar. Biz müslüman hatta insan bile değiliz onlar için :)

Ne kadar yazık, islama yakışmayan bir kibir.

Söyleyecek sözleri olmadığından dolayı nereye saldıracaklarını şaşırdılar.
 
Alıntı miamore kullanıcısından alıntı Mesajı Göster
Cok güzel, günaydin. Aydin insan baskadir zaten. Birde ömrü hayatinda oruc tutmadiklarini nasil tespit ettiniz cok merak ettim. O tayfa bu tayfa ayrimini 17 milyonluk nufusta nasil ayristiridiniz, bravoooo...Süper gücleriniz olmali....Keske o süper güclerinizi insanlik icin iyi seylerde kullansaydiniz.. Neyse artik öyle yapin lütfen... Yada duydugunuz yarim yamalak cümleleri ezberleyp, burada yazmak yerine bence kendi fikir ve düsünceleriniz olsun.

Bir son not; din ve imanin kimde oldugu bilinmez derler.. Nice oruc tutanlar var, nice namaz kilanlar.. Bilemeyiz malesef, kim imanli kim imansiz. Bence kimsenin dinine karismayin. Zaten size düsmez bu...
Bazı insanlar dini kendi tekellerinde sanıyorlar. Biz müslüman hatta insan bile değiliz onlar için :)

Ne kadar yazık, islama yakışmayan bir kibir.

Söyleyecek sözleri olmadığından dolayı nereye saldıracaklarını şaşırdılar.

bu arada lafım size değil diğer arkadaşa Miamore :)
 
Alıntı miamore kullanıcısından alıntı Mesajı Göster
Cok güzel, günaydin. Aydin insan baskadir zaten. Birde ömrü hayatinda oruc tutmadiklarini nasil tespit ettiniz cok merak ettim. O tayfa bu tayfa ayrimini 17 milyonluk nufusta nasil ayristiridiniz, bravoooo...Süper gücleriniz olmali....Keske o süper güclerinizi insanlik icin iyi seylerde kullansaydiniz.. Neyse artik öyle yapin lütfen... Yada duydugunuz yarim yamalak cümleleri ezberleyp, burada yazmak yerine bence kendi fikir ve düsünceleriniz olsun.

Bir son not; din ve imanin kimde oldugu bilinmez derler.. Nice oruc tutanlar var, nice namaz kilanlar.. Bilemeyiz malesef, kim imanli kim imansiz. Bence kimsenin dinine karismayin. Zaten size düsmez bu...
Bazı insanlar dini kendi tekellerinde sanıyorlar. Biz müslüman hatta insan bile değiliz onlar için :)

Ne kadar yazık, islama yakışmayan bir kibir.

Söyleyecek sözleri olmadığından dolayı nereye saldıracaklarını şaşırdılar.

bu arada lafım size değil diğer arkadaşa Miamore :)

sorun yok, anladim ben:)))
 

ya o kadar kinliyim ki şu sınavda yapılanlara.
ben bu yıl sınava girdim.
sene boyunca neler gördük; çocuğunun yemeğinden, oyuncağından arttırıp test kitabı alanlar, eşini evde yalnız bırakıp işten sonra dershane ardından gece yarısı evine dönen eşler...
akrabalarından, eşinden, çocuğundan çok dershanedekileri görenler...
dişinden, tırnağından arttırıyor insanlar sınava hazırlanıyor 3-5 akıllı gelip soruları çalıyor.

ben de soruyorum bu KUL HAKKINA giren tayfa kim peki?

o partici, şu partici, şuradan buradan olrak değil sadece emeğinin karşılığını bekleyen bir insan evladı, bir Allah kulu, bir öğretmen olarak soruyorum; burada kaç bin kişinin hakkına giren tayfa kimdi?

diğer tarafta ki sınavın sorularını ne yapacaklar acaba?
.hatırlatayım orada böyle kolay kapanmaz.

sadece kişi olarak kendinize sorun size bu haksızlık yapılsa ne hissederdiniz?
 
Son düzenleme:

Velev ki kadın

Erdoğan’ın Gezi’ye karşı icat ettiği sihirli panzehrin bileşenleri; içki (cami içinde), başörtüsü, faiz lobisi. Bu aslında siyasette hemen her zaman işe yarayan ve nesilden nesile aktarılan bir tür “kocakarı” ilacı. Formülün bileşenlerinin her biri hassas noktalara dokunan, özenle seçilmiş içeriklerden oluşuyor. Ancak içlerinden bir tanesi var ki, toplumsal bir açmazı beslemenin ötesinde, oldukça kişisel, çok daha mahrem bir yere denk geliyor, o da başörtüsü.


Geçtiğimiz haftadan bu yana en fazla konuşulan konuların başında Gezi eylemleri sırasında Kabataş’ta başörtülü olduğu için bir kadının saldırıya uğraması geliyor. Evet, başörtüsü Türkiye’nin yıllardır tartıştığı önemli, toplumsal bir mesele. Ancak konu birey özelindeyse, bir kadın başörtüsü taktığı için taciz ediliyor ve şiddete uğruyorsa olayın özünden soyutlanıp siyasi amaçlarla toplumsallaştırılması anlaşılır gibi değil. Kabataş’taki olayı sürekli olarak gündeme getirmek, saldırıya uğrayan kişinin duygularını, kendinden söz edilen her konuşma sırasında neler hissedebileceğini yok saymak, söz konusu kişiyi seçim yatırımının parçası olarak kullanmak Kabataş’ta bu saldırıyı gerçekleştirenlere suç ortaklığı yapmak değil midir?

Diyelim ki başbakan iyi niyetli, kadına şiddet konusunda berbat bir karneye sahip olan Türkiye gerçeğiyle tek tek ilgilenme kararı aldı. Biliyor mu ki; sadece Haziran ayında erkekler 15 kadın öldürdü, 16 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 19 kadını yaraladı, 18 kadına cinsel tacizde bulundu. Diyelim ki ilginiz sadece Gezi’yle sınırlı; Kabataş’ta göstericilerin tacizine uğrayan başörtülü kadın gibi devletin polisi tarafından tacize uğrayan “öteki” kadınları da dert ediniyor musunuz sayın Başbakan?

Kadını başörtüsüyle tamamlanan bir varlık, başörtüsü de o varlığın en hayati organı olarak göstermek egemen erkeklere ilişkin yüzlerce yıllık bir sorun. Kadın başörtüsüyle olan içsel ilişkisini kendi kurup tanımlamadığı sürece bu konuda tam anlamıyla bir özgürlükten söz edilemez. Her konuşmasında Kabataş’taki olaya değinen, başörtüsü vurgusu yapan Erdoğan, CHP’nin Kemalist reflekslerle tekrarladığı türbanın siyasi bir sembol olduğu argümanını destekliyor. Hal böyle olunca Erdoğan aslında başörtüsüne inanç özgürlüğü çerçevesinde bakan tabanına ihanet ediyor. Dikkat edin, hemen her gün meseleye ilişkin yaptığı konuşmalarda başörtüsü takanlardan çok onların sevgilileri, eşlerine ve babalarına hitap ediyor gibi.

Başörtüsünün özgürlüğünü savunan muhafazakar kadın yazarlar bu mesele özelinde bile başbakanı eleştiremiyor, başörtüsü özgürlüğünü siyaseten kullanan bir “erkek”ten medet ummaya devam ediyorlar. Neyse ki Kabataş’taki tacizi protesto etmek adına Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar’ın çağrısıyla Gümüşsuyu’ndan Kabataş’a yürüyen kalabalığa feminist ve sosyalist kadınlar da destek vermişti. Geçtiğimiz hafta ise meselenin bir kadın meselesi olduğunun altını çizen bir imza kampanyası başlatıldı. Başörtüsüz kadınlar, başörtülü kadınların kamu hizmetlerinde görev alma, başta milletvekilliği olmak üzere merkezi ve yerel yönetimlere seçilme haklarının önündeki her türlü yasal ve yasal olmayan engelin ortadan kaldırılmasını “Erteleme Değil, Çözüm İstiyoruz” sloganıyla talep ediyorlar.

Erdoğan gerçekte ne tacizi önemsiyor ne de başörtüsünün özgürlüğü peşinde. Amacı laikler ve dindarlar arasında süregelen sorunun gündemde kalmasını sağlayarak kendi iktidar alanını bu ve benzeri uyuşmazlık zeminleri üzerinde inşa etmek. Önümüz seçim dönemi, işte bu yüzden bozuk plak başörtüsü, cami, içki, faiz ve daha nicelerini çokça çalmaya devam edecek.

Velev ki kadn - BirGn Keyazlar
 
Hükümet size daha ne yapsın nankörler!


5 ölüm, onlarcası ağır 7 bin yaralanma ve 12 gözün çıkmasının önemli nedenleri vardı. Bu gerekliydi. Herşey yalnızca ülkesine sahip çıkan “dindar” bir gençlik yetiştirmek, Türkiye’nin kanını emen faiz lobisinin ümmüğünü sıkabilmek, Türkiye üzerinde emelleri olan mihrakların hakkından gelmek ve tüm yurttaşlara her yerde “vatan sana canım feda” sloganını attırarak vatan sevgisini pekiştirmek içindi. Kısacası bir türlü sağlanamayan toplumsal barış ve uzlaşı için her türlü çabayı göstermekti bütün bu şiddetin nedeni. İyi niyetti yani.

Bu iyi niyetin ve kararlılığın belirtilerini yakın tarihe bakınca görmek zaten mümkündü. TBMM’nde 30 Nisan 2013’de 98. birleşimde AKP milletvekili Zeyid Aslan, meclis görüşmelerinde aslında sıklıkla rastladığımız ağırbaşlı bir yaklaşım sergilemiş ve Kamer Genç’e “Senin a…a koyarım, senin a…a koyacağım. Soytarı, köpek, şerefsiz. Senin ananı .ikeceğim” gibi sözlerle eleştirisini sunmuştu. Bu şahıs, daha sonra, eleştirinin ağırlığından olsa gerek, disipline havale edilmiş ve fakat sözlerdeki “iyi niyet” AKP’liler tarafından farkedildiğindendir ki kınama dahi almamıştı. E tabii ki böyle bir milletvekiline sahip AKP’nin dindar bir gençlik istemesi de gayet doğal ve samimiydi. Böylelerine ekran ekran dolaşılıp ağlanır, hatta gözyaşları sel olurdu. Türkiye böyleleriyle gurur duyardı.

Bundan başka, Türkiye’nin refahını istemeyen, dindar neslin önündeki en büyük engel olan, Gezi parkını karıştırarak oraya çiş ve kakalarını bile yapan faiz lobisi için de harekete geçildi. Gerçi AKP iktidarı döneminde 490 milyar dolar faiz ödenmişti ama olsundu. Yine de faiz lobisi muhtemelen başkalarıydı. O lobi bu lobi değildi. Oysa bir zamanlar “Lobiler ölmez vatan bölünmezdi!” “Lobilere kalkan eller kırılırdı!”. Her neyse, sonuç olarak geç de olsa AKP bunun farkına varmış ve faiz lobisinin dünya üzerinde sığınacağı tek yer olan Gezi parkına polisini yığmıştı.

O pis kokan marjinallerin de bu kararlılıktan nasibini alması elzemdi. Hani şu kendi kız çocuklarını erkeklerin kucaklarına oturtanlar! Hani şu metroda bile ahlak kurallarını tanımadan tepişir gibi öpüşenler! Hani şu aksırıncaya tıksırıncaya kadar içenler. Ahlakı tam Türkiyem’de bozgunculuk yapanlar. Gerçi 2002’de vesikalı kadın sayısı 25 bin iken bu sayı üç dönemlik AKP iktidarında 100 bini geçmişti ama olsundu. Böyle ufak rakam ve istatistiki bilgilerle gerçeği kimse gizleyemezdi. E bu marjinallerin hakkından kimlerin geleceği de belliydi. Birilerinin bu marjinallerin hakkından gelmesi gerekiyordu ki hemen çözüm bulundu. Kardeşlik ve refah ortamının bozulmaması için 14 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz eden 6 “erkek” hemencecik serbest bırakıldı. Amaç ortamı bozmak isteyenlerin başına nelerin gelebileceğini herkese göstermekti.

Hükümet neye inat ediyorsa bir bildiği vardı! Herşey huzur ve refah ortamı içindi? Hal böyle olunca Gezi için de “sandık” önerildi. Gerçi bu sandık fetişizmiyle iktidara çıkan Hitler İkinci Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölümüne neden olmuştu ama yine de olsundu. Ne de olsa “sandık sandığa dayalı, yazması mavi boyalıydı”. Dedim ya her şey güzelim ülkemizin müreffeh gidişatını garanti altına almak içindi. Bu güzel gidişatı dindar nesillere bırakıp, ataist, komonistlerden ülkeyi temizlemek içindi.

Bu nedenle de Gezi Parkı nedeniyle sandığa gitmek en güzeliydi. Demokrasi oy demek değil miydi? Gerçi AKP oyların % 30 küsürüyle meclisin % 50’sinden fazlasını kapatıyordu ama o da olsundu. Seçim barajı denilen şeyse zaten aileden birisiydi. Onun da demokrasiye katkıları unutulmazdı. O nedenle ona da dokunmak olmazdı. Bizim yerimize hep yüce hükümet düşünüverirdi. Gezi Parkı’nda da referandumun tek çözüm olduğunu onlar bize fısıldayıvermişti. Gerçi mahkeme kararı vardı ama önemli değildi. Sonuçta sandık demokrasiydi, demokrasi sandıktı.

Hükümetimiz ne yaptıysa bizim için yapmıştı. Dolayısıyla bu kulunuz da yüce hükümetimizin açtığı yoldan gidip bir iki öneri getirmeliyim diye şunları düşünüverdi: Sandık çözümse, mesela Kürtlerin yıllardır demokratik özerklik gibi bir talepleri vardı. Kürtlerin yoğun yaşadığı illerdeki yurttaşlara bunu sorsak mıydı? Ya da milletvekili maaşları asgari ücret seviyesinde olsun mu olmasın mı diye halka mı sorsakdı? Kızmayın! E referandum herşeyin çözümü demiştiniz ya bu düşüncelerim ondandı! Kızdınız mı? Kızmayın. Hadi gidip hep beraber bakalım şimdi şu fıskiyeyi kim kırdı, onu arayalım yeniden. Refah hırsızlarının peşine takılıp Türkiye’yi koruyalım, kollayalım.

Hkmet size daha ne yapsn nankrler! - BirGn Keyazlar
 
Son düzenleme:
Türbanlı kadın dövüldü efsanesi çöktü;
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, ekşisözlük yazarlarıyla buluştu. Görüşmede Vali, bomba etkisi yaratacak açıklamalarda bulundu.

Başbakan’ın günlerdir miting meydanlarında bahsettiği Kabataş’ta türbanlı kadına saldırı iddiasına ilişkin, “öyle bir MOBESE görüntüsü yok, ben öyle bir görüntü izlemedim” ifadelerini kullandı.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, geçtiğimiz hafta Gezi eylemlerine katılan 15 ekşisözlük yazarıyla buluştu. Görüşmede Vali’nin bilgisi dahilinde ses kaydı alındı. Yaklaşık 4 saat süren görüşmede Vali’den Başbakan’ı oldukça zora sokacak itiraflar geldi:

‘ÖYLE BİR SALDIRI GÖRÜNTÜSÜ YOK’

Vali, Kabataş’ta bir başörtülüye eylemcilerin saldırdığı iddiasıyla ilgili görüntülerin olup olmadığı sorusuna “Elimizde öyle bir mobese görüntüsü yok” cevabını verdi.

Vali Mutlu şöyle devam etti:

Yazar: Kabataş’ta bir başörtülüye taciz yapanların bulunması için gelişmeler var mı? Biz de çok istiyoruz yakalanmasını. Siz bir video gördünüz mü peki?”

MOBESELERDE KAYIT YOK

Vali: “Yok. Bir video görmedim. Şunu söyleyeyim orada da kayıtlar alındı, bakıldı. Ama mobese kameralarından bazılarının kırık olması, her yerde mobese kamerasının olmaması olay mahallinde, bu nedenle herhangi bir kayıtlı şu ana kadar… Ama yarın öbür gün birisinin çektiği bir görüntü olabilir, çıkabilir. Yarın bir gün biri ben cep telefonuyla çektiğim bir görüntüyü şimdiye kadar beklettim ama şu veriyorum diyebilir, bilemem. Şu ana kadar mevcut mobese kameraları üzerinden ortaya çıkmış bir şey yok. Ama şu var, hukukta karine diye bir şey var. Bir bayan, hele ki bu toplumda ismi olan birisinin çok yakınıysa, böyle bir şeyi söylüyorsa bu hakikaten dikkate almaya değer bir şeydir. Bir bayan gelse bana dese ki, Vali Bey ben senin memurun, personelin olarak böyle bir şeyle karşı karşıyayım, ben vallahi o bayana öncelikle inanırım.

Yazar: Şunu açıklığa kavuşturalım. Böyle bir görüntü hiç mi yok, siz mi görmediniz?

Vali: Ben şu ana kadar böyle bir görüntü görmedim. Olsaydı mutlaka çıkartılırdı ama varsa nerede var onu bilemiyorum. Bizim elimizde şu ana kadar mevcut mobese kameraları üzerinden herhangi bir şey yoktur dedim. Ama hiç yoktur manasında demiyorum. Birinin elinde olabilir, bunu bilemiyorum.”

BAŞBAKAN NE DEMİŞTİ

Başbakan Erdoğan her fırsatta “Benim başörtülü kızlarıma, başörtülü bacılarıma saldırdılar.” diyerek bu olayı dillendirdi.

Özellikle miting meydanlarında bu iddiaları dillendiren Başbakan Erdoğan “Bu olaylarda bile çok önemli bir yakınımın gelinini, Başbakanlık ofisimin yanında, yerlerde süründürdüler, kendisini çocuğunu taciz ettiler. Bu mudur özgürlük, çevrecilik? Bütün bunlara sabır sabır sabır dedik. Ben bütün bunlara karşı halkımın duyarlılığı adına, Kuzey Afrika'dan dönerken iki saatte toplanan İstanbullu bir şey dile getirdi aslında. Asıl özgürlük budur dediler." demişti.

YANDAŞ MEDYA DEVREYE GİRDİ

Erdoğan’ın açıklamalarından sonra yandaş medya saldırıya uğradığı iddia edilen kadınla röportaj yaptı. Star gazetesinden Elif Çakır, 1 Haziran’da Kabataş’ta 6 aylık bebeği ile saldırıya uğradığını iddia eden Z.D ile görüştü. Görüşme Star gazetesinde manşetten yayınlandı.

Elif çakır röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu genç gelin İstanbul Bahçelievler ilçe Belediye Başkanı'nın gelini Z.D.

Hiç oraya buraya olayı çekmeye çalışmayın. Bu vahşeti yapanlar, o genç anneye bir siyasetçinin gelini olduğu için yapmadılar.

Olay yargıya intikal etti.

Valiliğin emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut. Her saat başı yıkanma ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesildi. Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak geçiriyor. Yaşanan vahşet sadece bu olsa birkaç marjinal ortalığı provoke ediyor der geçeriz.”

Mümkün olduğunca ajitasyona başvurulan röportajda Elif çakır mobese kayıtlarının valilikte ve emniyette mevcut olduğunu söylüyordu. Ancak bugün Vali Mutlu bizzat bu söylentileri yalanlamış oldu.

Çakır dışında birçok yandaş medya yazarı olayı dillendirmiş ve görüntü kayıtlarının incelendiğini söylemişti.
 
O değilde akpli bi üye vardı.

Görüntü, belge olmadığı halde dayak olayına olsun olmasın sonsuz inanıyordu. :) Neden? E çünkü Başkakanı söyledi tabi inanacaktı. :)) Belge, görüntü olmasa da hatta olay gerçekte yaşanmamış olsada Başkadan demişse doğrudur!

Yalnız ben polisin başörtülü bi kadını dövdüğü görüntüleri eklediğim halde inanmamıştı. :))
 
iyi polis le kötü polisi oynasalar anca
böyle bi mobese yoksa şimdi mi açıklama yapmak akıllarına geldi
Rte bu lafı 1 ay önce attı bu lafı ortaya
ama beklediler
yandaşlarımız bilensin şu gezicilere bi saldırsın ondan sonra açıklarız dediler
nitekim öylede oldu,geziciler önce bi güzel polisten sopa yedi,sonrada ara sokaklarda sivil polislerden,en sonda halkın arasında gezen cani tabiatlı palalılardan,oh mis...
Sonrada çıkıp bu açıklamayı yapıyolar
aklın nerdeydi
güya sezarın hakkı sezara portresi çlziyolar
buna anca kılıyım diyenler ve o kafadakiler inanır
türkiyenin vaziyetinden,halkın halinden haberi olmayan kendini bilmezler,başbakanın ağzından çıkan sözlere Allah tarafından indirilmiş ayet muamelesi yapanlar inanır daa
biz inanmayız
 
Durum
Mesaj gönderimine kapalı.
Back
X