Biraz canım sıkkın, öylesine...

Merhaba hanımlar, nasılsınız? İyisiniz umarım. İyi olun, huzurlu olun hep.

Ben şu ara biraz melankolik, biraz bıkkın-karamsar, biraz sinirli, ters falan filanım; depresyonda değilim bu arada, depresyona birkaç kez girdim-çıktım biliyorum yani oraların havasını, böyle olmam. Cinnetimsi bir şeye yakınım desem, o da değil. Kabul edip-edememe, "Kabul ettim ya böyleyiz-böyleyim" deyip, diyememe, bir dönüşüm evresinde gibiyim. Bilindik öfkeli hallerimden farklı bir sinir gibi, hüzünlü bir şey... Tarif edemiyorum, belki yorumlarla netleşir.

İçimde tutuyorum tabi bu negatif enerji yumağını, anlatmıyorum-anlatamıyorum-şöyle oturup bi isyan modumu açıp ağlayıp ağlayıp sonra "Tamamdır, şimdi yeni doluma geçebiliriz" demedim ne zamandır da, belki de bu yüzden henüz tam rahatlayamadım. (Her ne kadar kendimi dışarılara da atsam arada, farklı şeylere de odaklansam, kendimden kaçamıyorum gibi)

Bire bir tanıyanlar, çevrem, karamsar-hüzünlü-duygusal biri olduğuma ihtimal vermezler, öyle bir maskem var sosyal yaşantım içinde, pek çoğunuz gibi. Polyanna'nın kayıp ikizi gibiyimdir konuşurken, yüzümde tebessüm eksik olmaz. Şöyle otursam, karşıma alsam, ben anlatırken uyuyakalmayacak birini (Yazdığının ucu görünmeyen bi tipin, dert sohbeti nasıl olur artık tahmin edersiniz), sabahlara kadar anlatsam da anlatsam öyle. Gerçi ne anlatırım, onu da bilmiyorum. Yazım dağınık olacak muhtemelen, kusuruma bakmayın olur mu? Yazmaya ihtiyacım var. (Ara ara görüştüğümüz psikologum var, uzun zamandır gitmiyorum, belki bi uğrasam fena olmayacak düşündüm de. Hep hak verir bana o da ne yapsın? Dinlendirir.)

Uyarayım baştan (Daha başındayım bi de, hala konuya giremedim), çok vurmayın he duygusalım şu ara, fena duygusalım, abartabilirim... Düşünüyorum da, "Yazma Gangsta" diyor bir yanım da. Yine sessiz sessiz sindir geç, ne bileyim pcnin bir köşesine yine yaz at geç, suya anlat ya da git balkonda havaya anlat gel filan diyorum filan ama hava da soğuk, üşürüm, kendime de kıyamıyorum, birilerinin okuduğunu, dinlediğini hissetmek de istiyorum.

Geçen hafta sonu sergiye kaçtım arkadaşlarla; hem çok iyi geldi nefes gibi, gözüm gönlüm açıldı, hayran hayran daldım gittim, hem de tokat gibi "Sen daha yolun çok başındasın kızım" cümlesini çarptı yüzüme resim konusunda. Hocamın dediğine göre, ortalamanın üzerinde bir kabiliyetteymişim bu eğitimsizliğe göre ve hatta nerelerdeymişim bunca zamandır, kendisi "Eski çizimlerinle bile çok rahat sergi açar, iyi tanıtımla ses de getirirsin" demişti ve daha pek çok iltifat...
Ben de bi sevindimdi bi sevindimdi, hem utandım hem sevindim öyle iltifatlar alınca, kaçtım da bir noktadan sonra. (İlk gün çizimlerime bakıp -Sen eğitim aldın mı?- diye sormuş, oradan muhabbet gelişmişti, çizimlerim olduğunu söyleyince görmek istedi muhabbet ilerledi öyle...) Ne diyordum, öyle iltifatlar etti filan ama, yok, herhalde gazlamak için söyledi diyorum çünkü gezdiğim o son sergi cidden böcek gibi ezilmiş hissi verdi bana.
İnsan biraz hırsa gelir değil mi şu durumda? Yok, hırsın "H"si yok damarımda, hala daha yayıla yayıla ilerliyorum, sanki ömrümce istediğim şey bu değilmiş gibi, sanki ben benden çıkmışım, çok uzak kalmışım gibi... Bu yönden kendime sinirleniyorum, bi karışıyorum.

Dün kurstan çıktım, apar topar eve geldim; tabak-bardak-küp-küre vb. çiziyoruz hala zaten, sıkıntılar bastı yine. 2 ödevi hatasız verdim, hoca direkt diğerine başla bunlar tamam dedi, zaten "Tamam" demese de "Uğraşamayacağım daha" modunda atacaktım köşeye. Neyse, bir yılgınlık vardı işte üzerimde dün, uykusuzluk-yorgunluk ve farkında olmadan ani kilo verme hali birleşti, vücut uyarı çekti gibi oldu, burnumdan aşağı dağıldı yara filan çıktı. Tipim kayık kaç gündür, bir de uykusuzluktan gözüm acışır filan... "Nalet olsun" dercesine girdim eve, çantayı koltuğun arkasına koydum, yığıldım direkt. Çizime enerji- kafa-beden-göz kalmıyor çocuklu ve ağırkanlı unutkan eşli hayatım içinde... Annemler bizdeydi, sağ olsunlar "Biz oğlanı alalım çıkalım, sen istediğin gibi dinlen" dediler. Eşim de çıktı, "Yalnız kal biraz evinde, özledin yalnız kalmayı biliyorum" dedi. Gittiler, oturdum, ayakta uyur gibi, sarhoş gibi... Vücudumu bıraktım ne zaman sonra, sızım sızım her yanım. Belki 30 dk öyle koltukta uyur uyanık oturdum, tvye bön bön bakarak. Sonra alışmış-kudurmuştan beterdir misali, mutfağa girdim ve "Fırsat bu fırsat, yarının işini kolaylayayım" diye yemek-çamaşır-orayı sil-burayı yerleştir vs vs... Oturmadım yine bir adam akıllı. Bu annemin huyuydu, çok kızardım ona "Kendini öldürüyorsun resmen ya bir otur kadın" diye... Aynı huy 30 yaşımdan sonra bende çıkmaya başladı. Ona da bir içlendim, hüzünlendim, bir yandan salon süpürürüm bir yandan efkarlı efkarlı düşünürüm öyle...

Akşama doğru eşim geldi oturduk, dizi izledik(Ben izledim mi belli değil), benim çizimleri aldı baktı filan eşim, ilgilenesi geldi. Kendince "Şurası şöyle gibi, burasını neden böyle yapmadın?" falan fıstık yorumlar... Güldüm öyle, sevimli geldi. Normalde laf sokardım, belki de dinlenmek iyi geldi ondan öyle sallamadım hatta katıldım "Şuraya da bir mutlu ağaççık çizeydim mesela değil mi?" filan diye... Öyle gırgır yaptık. Sonra şımardı, zaten yüzüm gülüverse coşar, sevincinden şaşırır bi bozar mutlaka, gırgırdan gıcıklaşmaya döndük öyle... Normal hallerimiz neyse.

Annem oğlanı gezdirip kendi evine götürmüş, akşama da deliksiz adam akıllı uyumam için bir gece ben alayım dedi sağ olsun, suratımdan aldı o imdat çağrısını (Ki bu da bu kadar düz bir mevzu değil aslında, yani o imdatlık hale getirilirim illa). Ancak oğlan "İlle de yatağım, ille de anam" diye tutturmuş, uyutamamışlar, yıkmış evi... Saat 22de gittik aldık geldik, onu uyuttum derken dinlenme şeysinin bi hükmü kalmadı gibi oldu... Kendimi çikolatalara vurdum gecenin 12sinde dertlendim. Sonra gece bölük pörçük uyu vs vs... Ağlayasım geldi, ağlayamadım da.

Sabahın körü uyandık oğlanla... Salona geçtim, sabah çizgi filmini açtım, ben de mutfağa girip kahvaltı hazırlayacağım, o sıra adam tipini düzeltmekle, uykudan ayılmakla meşgul... Köşedeki resim çantam ilişti gözüme mutfağa giderken, düşmüş yere, yamulmuş filan. Kaldırdım bir baktım benim çizimler dışarıda, duralit inmiş kağıtların üstüne çizimler buruş buruş... Beynimden vurulmuşa döndüm. Adama da dedimdi akşam, "Ben çocuğu uyuturken (Beni istiyor çocuk ısrarla çünkü), sen çantamı, baktığın çizimleri topla canım kırışır buruşur, kalem malem var mı ortalıkta bak, çocuk sabah bulup bi sakatlık çıkarmasın" diye. Benim laf şeyine dinlenmiş... (Aklıma geldi yine sinirlendim). Ona bi azar kaydım sabah. "Ne var ya bak o kadar kırışmamış" diye aldı düzeltir gibi yapıyor, daha da sinir geldi. Sürekli bir kontrol haline mi olmalıyım? Dediğim yapılmış mı yapılmamış mı, nereye ne yetişmiş yetişmemiş... İttirmekten, her şeyi düşünmekten bıktım.

Az önce çocuğu uyuttum, sessiz kaldım, öyle... Bir hüzünlü, karışık hallerim geldi. Anlatamıyorum galiba tam, anlatamadım. Sinirli, hüzünlü saçma bir şey oldum yine. Bu hayatı ben istedim, çocuklu, eşimle evli, yemekli börekli çörekli... Diğer yönümü de götürürüm dedim, giriştim yeniden... İttir kaktır, kalan vakit-enerji ile gözüm yana yana gece çizdiğim de oluyor... Olsun dedim, olsun da böyle oluversin varsın dedim, ağır aksak gitsin dedim. Pişkinliğe vurdum, annemin de kimi hallerine alttan alıverdim, nihayetinde kadın "Gözü kapalı emanet-güven" dendi mi benim için ilk sıradaki insan... Anne - kız didişmeler olur ya dedim...

Dedim dedim de... Niçin bu kadar insan içinde tek başımaymışım gibi hissediyorum hala?
Niçin söylediklerim tek seferde varmıyor yerine, niçin ciddiye alınmadığımı hissediyorum?
Kurs zamanı benim kursa kaçta gittiğimin, gidip gidemememin, planım olup olmadığının bir önemi yok, bakıyorum davranışlara, öyle. Kadın bastı gitti 10 günlük geziye geçende (Tarihi son gün öğreniyorum) ve ben kursun 2 gününü ekmek, bir gününe de yarım yamalak katılmak zorunda kaldım, eşimin iznini denk getirdik de ancak toparladık. İhtiyacı vardır dedim susturdum kendimi ki gezsin elbette ama bir şey olacağında, bir yere gidileceğinde vs, planından sapması gereken kişi benim bu ailede ve emrivakiye bağlanan. Sabah en geç 9a 10 kala evden çıkmam lazım, kapıda hazır beklerim onca işi halledip, annem gelir saat 10a varır, adam yayılır vs vs... El mahkum olunca işte. Bir şey diyemiyorum ancak üzülüyorum, o sözleri, söz verişleri geliyor aklıma...

Onlarınki aksamaz, benimki esner, benim kağıt buruşmuş, çanta atılmış vs sorun yok, ama adamın arabası söz konusu olunca zemine tek kül düşse bir surat (Bilerek yaptım, senin için önemli bir şeyin önemsenmemesi nasıl oluyormuş? diyerek, anlasın diye). "Gangsta resim yapıyor yav amaaan, nasıl olsa öyle de böyle de yapıyor." ...O kadar önemsiz bir şey. Kıçı kırık bir arabanın zemininin temiz kalması bile daha önemli.
Tam anlatamıyorum valla ya, böyle şeyler işte...
Karışık çok karışık...

Ben bi sürünme haline gelene kadar ciddiye alınmam kendi ailem içinde, bu çoğu kez böyle olmuştur, bu düzene eşim de dahil şimdi evli-çocuklu hayatımda.
Bakarlar sonra zombiye bağlamışım, bi atarlı giderli Gülistan olmuşum, "Hadi sen dinlen" derler.
Yormayın bu kadar değil mi ama? Bu kadar tüketmeyin... Ben de bir düzende kalayım, hep beraber paslaşa paslaşa güzel götürelim. Ya da söz vermeyin, "Tamam kesin" demeyin, ben de bileyim, ona göre beklentiye girmeyeyim. Mesela sabah çizimlerimi o halde görmeyeyim, akşamdan "Toplarım ben canım, aklın kalmasın" denmesin de "Unuturum, sen yerleştir" desin, ben de kendim toplayayım söylene söylene ama sabah görmeyeyim öyle işte. (Buna benzer çok gamsızlık yaşadığımız için, taşıyorum artık) Ya da herkes kendi planı içinde götürsün hayatını. Yok... Vicdanıma şey edeyim... Rahat duramam ki. Hani 10 gün gezi sırasında babamla kardeşimin yalnız başlarına evde Edi ile Büdü gibi kalmasına gönlüm razı gelsin, tınmayayım, ne yerlerse yesinler, çocuk sınava girecek rahat çalışır mı vs. Düşünmeyeyim... Yok, olmuyor. Gönlüm razı gelmiyor.

Aslında ciddiye alınmadıkça, ben de kendimi ciddiye almıyorum sanki...
Hırs yok, üzerime çöken ve içime batan "Olsa da olur olmasa da olur" havaları... Ara ara yoklayan "Genç ve başarılı sıfatını alamayacaksın, şansın varsa bir gün resim konusunda -Başarılı- olursun o kadar." " burukluğu çünkü gençlikten yiyorum, zaman akıyor. Bu kadar zor olmamalı değil mi? İki üç senecik daha böyle gidiverecek, yarım yamalak bile olsa devam ediyorum, üç seneden ne çıkar değil mi? Bir sene bile on sene gibi geçiyor aklımın içinde... Ağırlaştım. Şükredecek çok şeyim var diyorum bazen ama iyilikleri, güzellikleri göremeyecek kadar kör bir yere doğru gidiyorum sanki bu konu için. (Hayır, depresyon değil) Vazgeçiş gibi.

Öylesine yazdım.Tam rahatlayamadım da...
Sabrımın sınırında gezmeye alışkınım oysa, hayatım boyunca sabır gerektiren şeylerin içine çekildim, aceleci yönümün törpülenmesi için sanki. Hayatımın kilometre taşları, hep ağır sabır testi olarak geçti (Açmayayım zaten ıcık cıcık basit mevzuları uzattım iyice)... Diş sıkıp kırdığım zamanlarım oldu, saçlarımın avucuma gele gele döküldüğü... Seneler alan "Geçecek" bekleyişlerim, gayretlerim oldu. Şimdi bir tükenişteyim gibi...

Öyle... Ne diyeyim... Karışık karman çorman çorba bir şey... Okuyanlara teşekkür ederim, cidden yazarken ipin ucunu kaçırıyorum. Hakkınızı helal edin.
Yazını okurken kendimden birşeyler buldum, hah dedim işte beni anlatıyor bu kadın. Sonra okumaya devam edip hüzünlendim. Benim yaşadığım duyguyu yaşadığın için hüzünlendim, şimdi sana amaaaaan boşver ya takma gitsin demek isterdim. Önce kendime söylüyorum bakıyorum ki yaşadıklarımın yanında gerçektende anlamsız bir söz gereksiz. En azından annen var bide öyle düşün, benim annem eşimden beter. Dünyalar iğrenci bi esim var annem beni ona kul köle eder. Bendede böyle bisey var işte. Kendimi çok değersiz hissediyorum bazen çıkıyorum dışarı, yaprak uçsa oturup ağlamak istiyorum. Bence psikologunla görüş sana faydası olacaktır. Güzel mutlu eğlence dolu günler diliyorum senin için. Kalbini ferah tut
 
Virginia wolf - kendine ait bir oda
...
Diyor ki bir kadının kendine ait bir odası olmalı, yoksa o işr bakayım bu işi kontrol edeyim derken asla içindeki sanatçıyı konuşturamaz.
Başka şeyler de diyor tabi de senin problemin bu gibi sanki.

Evinizde bir çalışma odası yapın
Orası dinlenme ve çalışma olsun
İşi olan işini orda çözer hemde kendinize ait bir oda olur


Kendiniz için birşey yapın

Odama kapanıp dokunulmadan çizeyim olayı olmuyor, defalarca bölünürüm.
Çantamı alıp bildiğim-sakin bir kafede çizim yapıyorum arada ki o da her zaman mümkün olan bir şey değil.
 
Konu günlük tadında, böyle konular ilişkiler duygular bölümüne açılmalı lütfen.

Fark edemedim Mune affedersin, dert olarak alınca, direkt gidip o bölüme açıyorum. Bir iki kez daha yaptım aynını fark edemiyorum sanırım. Sonradan "Ne yazmışım" diye bakınca günlük gibi dert dökme olduğunu görüyorum ben de, dikkat etmeye çalışacağım.
 
Konuya ilave de edeyim hazır fırsatım varken. Tek tek yazınca ayrı bi sıkıntı geliyor bu konu için, aynı şeyleri farklı cümlelerle tekrar ediyorum gibi zaten.

Çok istediğim bir şeye bu kadar yakın olup, aynı zamanda beklemek zorunda olmak bir çeşit işkence benim için, bu kadar içinde olup uzak, yetersiz, eksik hissetme hali inanılmaz ağır geliyor. Ne kadar derdim varsa, canımı yakan ne yaşadımsa-geçirdimse şimdiye kadar, hepsi bunun altında birleşip gırtlağıma çöküyor sanki.
Size de belki başka konularda oluyordur. Bazen an geliyor, kafanız yanlışlıkla mutfak dolabının kapağına çarpsa, oturup ağlıyorsunuz kimsenin görmediği bilmediği bir an. Acısına değil de, ayrı bir gücenme hissi oluyor ya, onunla birlikte ağlanıyor işte.

Öyle bir hal. İşin berbat tarafı oturup ağlayamıyorum şu ara, öyle bir yere gittim, uyuştum gibi.
Küçük çocuklu yoran hayat geçici diyorum... Sorun bundan ibaret olsa, "Amma abarttın be bi çocuklu sen misin?" diye kendime azarı kayacağım geçeceğim mahalle teyzeleri tadında. (Öyle mahallenin gün teyzesi kıvamında çok davrandığım olur kendime) Öyle bir şey değil işte... Çocuklaşıyorum, yetişkin kalamıyorum bu dert içinde. Kalemim düşse ağlayasım geliyor, kağıdım buruşunca ben de buruşuyorum, kalbim ayrı bir yerinden, ama tanıdık bir şekilde inciniyor. Taa ne zaman konusunu açtım, tam anlatamadım bile; konu ilerlemesi gereken yönden saptı-saptırıldı, alaya alındı. İnanın sorun değil, kendimi çok alaya aldım bu konuda ki öyle geçtim üzerinden. Gerçekten canının yandığı bir şeyi ya hiç konuşmazsın o yoktur, onun adı sessizliktir. Ya da alaya alarak basitleştirirsin içinde ve kalkan yaparsın, öyle geçmeye çalışırsın.

Yaklaşık 6-7 sene o konu sessiz konuydu... Hastalanana kadar. Sessizlik böyle yapıyor beni maalesef.
Ve ben kendi hastalığını da alaya almış bir insanım, o kadar çok alaya aldım, o kadar çok güçlü kaldım, yok ettim ki, kendi ailem unuttu o günleri. Kullanmadım... "Hastayım ben, bana ona göre davranın" demedim. Ama nedense herkes "Benim işlerim var, bana ona göre davran" modunda... Benim, anneme, babama o günleri hatırlatmam mı gerekiyor diyorum bazen, bazen "Bu kadar güçlü kalmaya çalışmasaydım da onlar mı toplasalardı ardımı önümü" diyorum, bazen "Bana söz verirken iki kere düşünün!" çıkışıyla alayına reste mi bağlasaydım diyorum. (Bunları da böyle yazıyorum ki kendimi yazı içinde ağlatabileyim de rahatlayayım, yok, kaskatı olmuşum)

Üstü kapalı yazıyorum biraz, odaklanamıyorum da açıkçası; pc başına gelip-gidip yazıyorum.
Üzülüyorum yav, bildiğiniz üzüm üzüm üzülüyorum.
Değişebilseydim hastalanmazdım ki yine de değişiyorum, çoğu yönden sınır bildiğim sınırlarımı aştım, kendimi düzene koydum, sorgulamayı da severim ki zaten şu dünyada derdim kendimle... Evladım mutlu olsun, hayatımda olanların hayatlarından götürmeyeyim... Bu yüzden de kendime kızıyorum ya böyle sinirli hüzünlü hallere girince. Derdini... diyesim geliyor. Kendime de üzülüyorum ama bir yandan... "Yazık değil mi bana da? Neden yine vazgeçiyorum?" diye bi acıma haline giriyorum. Öyle.
 
Son düzenleme:
Makineyi ilaçsız çalıştırmışım :işsiz:
Gittikçe eşime dönüşüyorum galiba. :/
Psikolog vakti gelmiş.
 
Ben burayı arada böyle günlükümsü olarak kafama estiğince kullanayım ya iyi oldu böyle. Hazır duygusala bağlamışım.
Annemler geldi ikindi gibi, bugün de aldılar oğlanı. Yüzüm iyi değilim diyor zaten. Hayır evin içinde bayılıversem... Korku da geldi biraz düşündüm, yazdığımı okudum da. Benim koyvermem lazım ya, biraz koyvermeliyim. Yarın yeni bir gün başlıyor diyeyim kendime, tembelliğin gözüne vuralım oglanla, şöyle birkaç ay dinleneyim. Yetişen yetiştiği kadar oluversin, çizimim az daha kalıversin...

Adam da işten geldi, hiç pas vermiyorsun diye sataşmaya başladı zaten. Ne yazdığımı merak ediyor ilginçtir ki, bir ilgi filan.. O kadar kötü mü görünüyorum acaba? :/ Tipim baya baya kaydı ya... Ağzım yüzüm şeytan çarpığına döndü. Acıdılar herhalde halime. Kendi kendime mi konuşuyorum ben? :KK70:

Vallahi çok bunalmışım ben ya şu hale bak.
 
Düşünüyorum... Belimdeki saçları kulak hizamda kestirip kestirmemeyi şu an.
İstemiyorum gibi, ama bir bakıma mecburum da gibi... Yıkaması-taraması bile zaman kaybı gibi geliyor şu yoğunluğun arasında. İlginçtir ki buraya vakit ayırabiliyorum :) ... Terapi odam yaptığımı fark ediyorum bu siteyi; o kadar bıkmışım ki duygusal gel gitlerden, dengede kalmaya çalışmaktan ve insanları buna dahil etmekten...( Çok üç nokta vuruyorum sanki) Buraya dökmek iyi geliyor. İnsan istemiyorum bir süre, kendimi bile istemiyorum. Bu kadar aciz kaldığımı görmeye katlanamıyorum, gücüme gidiyor.

Bazen korkuyorum... Çocuğum için doğru bir anne olmaktan sapacağım bir an gelecek sabrım tükeniverecek diye. Çok zorluyorsun be oğlum bazen. :/ Şekilden şekle girdim, beni bana yeniden öğrettin kuzum...
Hamile kaldığımı öğrendiğim andan itibaren "Evlat" güncesi tutayım demiştim ve sonra güzel, tatlı, mutlu ailemizi, uyumlu anne babayı yazmaya başlamıştım... Belki bir 30*35 sayfa sonra gördüğüm rüyaları, kabusları yazmışım, ana haber bültenlerinde gördüğüm kıyılmış çocukları... "Seni nasıl koruyacağım" diye kara kara düşündüğümü... Sayfalarca yazmışım...Sanki dünya denilen yerden bihabermişim gibi... Doğumdan sonra "Ben yapamıyorum, yetemiyorum" yılgınlıklarım... Babanla kavgalarım... Uyumaman, susmadan ağlaman... Bunlarla dolmuş o günce...
Annem gibi anne olamıyorum... O benim türlü eziyetlerimi çekmiş ya, bir öf dememiş-demedi şaka gibi. Ben kaç öf ile gün bitirdim düşünüyorum da, üzülüyorum bazen. Buna da üzülüyorum... Elimden geleni ardıma koymuyorum. Ancak kendimden tamamen vazgeçemiyorum.

Annem vazgeçmiş vaktinde, ben hala tutunuyorum bir yanımdan "Dönüşme tamamen" der gibi.
Kendini nerede görmeyi hayal edersen senin olsun, inan gezgin heykeltıraşlardan biri olmayı istesen bile önüne durmayacağım. Annemin bana yaptığını, sana yapmayacağım. Ömrüm yeter görürsem; babamla yapamadığımı belki senle yaparım oğlum... Elinin ilk kalem tutacağı yaşını sabır içinde sabırsızlıkla bekliyorum.
 
Saçlar gitti... Deli pişman olurum bi hüzün çöker diyordum ama zannettiğim gibi olmadı. Kafamdaki ağırlıktan, vaktimden çalan bir şeyden kurtuldum diye düşündüğümden sanırım. Yakıştı da, bu halimi sevdim; özlemişim kısa saçlı günlerimi. :) Rengini de koyulttum, artık sarışın sayılmam; yine de kendime kıyak geçtim, mavi simli saç ipi eklettim bir tutam "Daha o kadar ölmedik" der gibi.:-)

Ufak şeylerden mutlu olabildiğim bu yönümü seviyorum. Otomatik tazele tuşu gibi kullanıyorum arada bu huyumu, iyi oluyor.

Akşamdan yemekler ayarlı, bulaşık-çamaşır işi yok... Kuzum uyur... Çizimi de salladım...
Tembelliğin gözüne vuruyorum, insanın biraz morali bozuk olmaya görsün, her şeyi kendine hak bilir bir havaya giriyor.
"Moralim bozuk, bana ne, tembelim bir süre" dedim kendimi de ikna ettim, boşa aldım.
Uyuyabilsem çocukla beraber gün içinde, daha bi mis olacağım da yok, uyuyamıyorum. :/
Şu duygusal, melankolik hallerimden bir kurtulsam tamamen...

Eşime de üzülüyorum ya, kıyamıyorum adama. Öyle gamsız takılıyor ama, benim az yüzüm gülünce ne yapacağını şaşırıyor. O kadar gözümün içine bakıyor. Bu sabah kahvaltıda "Şundan da ye, yemedin bir şey doğru düzgün" diyordu ki adamın ağzına tıktım lafı "Annem misin?" diye. "Tamam bitanem, bir şey demedim say. Sen bilirsin. Sadece seni böyle görünce dayanamıyorum" dedi sesi içine kaçtı adamın. Bu kadar fevri olmama alışık değil, bu kadar asık suratlı görmeye alışık değil beni evin içinde... Benim adıma endişeleniyor biliyorum, ama benim nelere sinir olduğumu da biliyor. Bile bile neden yapıyor? Neden takmıyor? O resimlere gözüm gibi baktığımı bildiği halde, söylediğim halde neden toplamadı mesela?

Sözle sevmek, davranışla sevmek, ilgi farkı, sevgi dilimizin farkı gibi... Biz baya baya farklıyız birbirimizden her yönümüzle, bazen takılır aklıma bu. Aramızda belli bir sevgi, şefkat olmasaydı götüremezdik sanırım bu kadar zıtlığı bir arada. Aynı çatı altında annemle bile anlaşamazdık ki... Değişime itilmek istemiyorum artık, bir başka sorun da bu sanırım bana dair. Yani bakıyorum, herkes kendi hayatı, algısı içinde aynı tas aynı hamam götürürken, ben kaç şekle giriyorum bir gün içinde bile hayret ediyorum kendime. Artık sabit kalmak istiyorum ben de... Yoruluyorum.
Bunu da açsam çok sürecek, belki ilerledikçe anlatırım.

Öyle işte, konuyu ilk açtığım ana nazaran çok daha iyiyim (Her ne kadar ağlayamasam da hala), kendimi bir şekilde tahlil ve teselli edebiliyorum şükür ki. Belki tüm o vakti zamanında yaşananlar, bugün içindi diyor ve bugünkü "Kendime" bakıyorum. Vallahi bugünkü Gangstayı, 10 sene önceki Gangsta'ya bin kere tercih ederim. Bugünkü kafa halimi, algılama yönümü, kendimi keşifte geldiğim noktayı seviyorum. Bazı zamanlar ağırlaşmalarımı da seviyorum; çünkü ağırlık taşımada ne kadar iyi olduğumu hatırlatıyor... (Kendimi de az öveyim şöyle koçumsun, aslansın, yaparsın tadında :)) )

Eskilerden bi şarkı açıp dinleyeyim bari; daha iyi gelecek şimdi ^_^
 
Son düzenleme:
Uykusuzluğun verdiği yetkiye dayanarak bugün farklı bir terslik levelinde ve fakat azimliyim, sevindirik bir yönüm de mevcut.
Annemler geldi yarım saat önce filan, sabahtan aradım bi terslendim "Nasıl gidiyor gezmeleriniz, eğleniyonuz mu, çoşuyonuz mu anam?" gibisinden. "Hı hım, geziyoruz annem" dedi kendisi. :işsiz:
Biraz duygu sömürüsü yaptım napim? :/ "Uykusuzum biliyor musun?" diyerek...
"Zaten bugün bi uğrayalım demiştik" dedi, 20 dk demedi geldiler sağ olsunlar.
Sabah beri ağzıma lokma koymadım, daha doğrusu ne yediğimden anlamayıp alelacele ağzıma bir şeyler tıkmaktan bıktım sanırım, ondan yiyesim gelmiyor bir şey. Oğlana kahvaltı hazırla-adama kahvaltı hazırla (Ki kendi hazırladı yedi gitti bugün, uykusuzsun diyerek), oğlana yedirme faslı, uğraşmaca... Birlikte yiyelim, mama sandalyesine oturalım denemeleri vol. 302742... Bugün de evin içinde gezerek yedi, ama umut vaat ediyor, kucakta yemek için diretmedi şükür.

Sonrasında annemleri kapı önünde karşılama... Bu karşılama sırasında yine bir umut ayakkabıya ısındırma-giydirme denemeleri (Yılgınlıkla karışık denemeye devam etmek zorundayım hali) vol. 2386274...
Ağlama krizsiz ayakkabıyı giydik ve fakat 1 dakikayı bulmadan çıkardık. Yine de büyük gelişme, oturup tepinip ağlamadı, mızıldadı ama adım attı. Adımlar attı :KK49:
Çocuğuma kedi geninin nereden karıştığını düşündüm ama yürümesine bakınca...
Şöyle bir şey izledik kapı önünde resmen:


Annem de "Cuma mubarek günde giydirdik bak" diyor bir yandan.
Sinirimi aldılar anneanne-torun sabah sabah :)

Birazdan eşim yemeğe gelecek, yemekler hazır (Gece yarısı uyanıp, uyku kaçınca yemek pişirmek işe yarıyor), evi poh götürüyor tabi orası ayrı... Tembelliğe gelmiyor ev ya, bak kaç gün dayandı? 3 gün mü? Mutfak eşyalarımın yarısı salonda, yarısı yatak odasında; mutfak zemininde Görevimiz Tehlike'ye bağladım, lazerli odada yürür gibi, oyuncaklar ayağıma batmasın diye şekillere giriyorum. Tembellik madalyonunun öbür yüzü: İşlerin zorlaşması...

Çizimi öyle boşladım ki... Yarına yetişmesi gereken 3 çizim var ve ben birincinin yarısında bile değilim. Üstelik başlangıçta öyle bir perspektif hatası yapmışım ki fark ettim ama silsem temelli silmem lazım.. :olamaz: Hocaya "Yapamadım, bu böyle olsa olur mu, idare eder yani değil mi şurasında şöyle bir şeyi var ama işte imkanlarım buna elverdi" filan mı desem yoksa silip yeniden mi başlasam kararsızım. Huzursuzum da konu bu olunca işte. Kaç gündür üzerimden adam akıllı atamadığım duygusallıktan biraz çıktım ya en azından buna da şükür. Resme bakıp hüzünlere gark olmadım... Yine de bu "Öff amaan" halimden hazzetmiyorum. Kendimi tam veremediğim için o yarım yamalaklık hissi artıyor ve işlerimi yarım götürmekten nefret ediyorum.

Annemler birazdan oğlanı alıp çıkarlar gezmeye; arkadaşları ile muhabbetteyken "Oyun grubu" bulmuş güvenilir. Bizim eve de yürüme mesafesinde kreşimsi bir yermiş, şu an 5-6 çocuk - aile olarak katılım varmış (İkisi annemin kankeytolarının torunları zaten) orayı söylüyor bana. Aklıma yattı, ancak oraya da ayrıca tipimi düzeltip katılmaya çalışmak... Alelade parka çıkarken yüzüme iki su çarpıp-dişimi fırçalayıp, taranmamış saçımı toplayıvermek yetiyor ama buraya (insan içine çıkarken) yetmeyecek... Ne düşündüm ya ufacık şeyi.

Annemler oğlanla çıksınlar da az oturup ortalığı toplayarak efkarlanayım.
Tabloluk çok malzeme birikti çoook... :/
Zorlama ev gadınlığına soyunan bir melankoliğin höylünüşleri tablosuna başlasam olacak.
 
Son düzenleme:
Karışık duygular. bu aralar bende böyleyim kendimi buldum.İkinci bebeğime hamileyim.İlk bebeğimde doğuma kadar çalıştım.Dogumdan sonra evdeydim.Şimdi hamileyim evdeyim.Yabancı dil kursuna gittim onu bile tamamlayamadığı.Bir bunalim içindeyim sanki.Yalnizim gibi geliyor.Kimse anlamıyor beni.Sosyal değilim olamıyorum yalnız hissediyorum birşeyler yapıp taktir görmek ben burdayım demek istiyorum
 
İşler çoktu... İşler bitmiyordu ve bu kadın aylak aylak oturmak istiyordu...

Sabahın 8inde demlediğim çayı içmeye çalışıyorum; kendime yeni çay demlesem biliyorum elimde patlayacak. Sabah da içemedim. Sırtımı döndüm mutfak tezgahına ki üzerindeki o devasa karışıklığı görmeyeyim; mutfak masasında bir yandan bunları yazıyor, bir yandan (oğlanın uyuması ve boşa çıkmamla) nihayet sigaramı ve acı ötesi çayımı içebiliyorum (Ve içemeyeceğim sanırım, en iyisi bi kahve yapayım).

1 saatten az bir sürede bitirdiğim son çizimden de sıfır hata geçtiğim için, biriken ödevleri tamamlamada 3 resim sonra kursun akışına yetişmiş olacağım. İnatla, tüm tembelliğime rağmen pes etmiyorum, ilginçtir ki.

Tüm yatak, yastık, çarşaf vb. elime ne geçtiyse makineye tıktım, yastıklara giriştim ağzına burnuna daldım hepsinin, balkona havalansın diye salladım... Ortalığı süpürülüp silmeye hazır topladım; oğlan uyanınca süpürge işine gireceğim. Yemek ayarlı, belki oğlan için ekstradan bir öğünlük kemik sulu sebze çorbası çıkarırım. Saat 11:30, tamamdır ya; bi mutfak elden geçecek, ama şu an dinlenmeyi seçiyorum. (Çocuk uyumuşken tırnaklarını da kesivereyim geleyim, uzadı, yırtıyor sıpa)

Tipim baya kurtardı kendini, burnumun altındaki yorgunluk yaraları geçiyor (Umarım iz bırakmazlar), cumartesiyi 2 buçuk saatlik uyku ile geçirince artık eşim gece vardiyasını aldı. Bir uyumuşum, bir uyumuşum ki maşallah diyeyim. Sanırım bir 15 ay oldu böyle uyumayalı, normalde çocuğun sesine saniyesinde uyanan ben, nasıl derin devrilmişim, deliksiz uyudum ya 8-9 saat. Benim o totosunda pirelerin kol gezdiği adam, gece nöbet beklemiş kendinden önce uyanmayayım, bölünmeyeyim diye, duygulandım. Böyle yapmıyor mu arada, ne kadar gıcık da gitsem, bi sevesim geliyor. Neyse işte, bugün de o 8 saat deliksiz uykunun acısını çıkarayım evi ince ayar elden geçireyim dedim. Neden? Çünkü canıma kastım var.

... Ve fakat yine de adama bir gıcık gitmiyorum değil. Dediğim gibi hani uyuttu filan, bi sevesim geldi bi sevgi pıtırcığı olacaktım ama bozuyor adam, o güzelliği mutlaka bir "Düz adam Sami abi"lik yaparak götürüyor.
Dün önceki gecenin güzel uykusu ve günü hoş geçirmenin etkisi ile olsa gerek huzuru hissettik maaile. Adam da bi sevinçlere geldi benim enerjim ile. Akşam, oğlanın uyku saatine yakın canım hamurişi çekti, "Ay ay ben de yerim yaparsan, çayı da demleyek" moduna girdik. Saat 10dan sonra tanalar gibin bol hamurişli bir kahvaltıya giriştik ki hiç pişman değilim. Canım çekmiş, hazır fırsatı da var, ne yapayım? Ben dakikasında silip süpürürken, benimki yayıl yayıl yer zaten kırk saatte. Ben yatayım dedim artık, hazır oğlan sorunsuz uyumuş, ben de ne kadar erken uyursam onla beraber o kadar iyi.
Geldi sonra "Gece lambasını kapatmayacak mısın?" dedim. Birazdan kapatırım, seni izleyeceğim dedi. Vays adam romantizm yaşayacak, "Vay be ilk sevgili olduğumuz zamanı hatırlıyor musun?"lardan girecek filan diye düşünürken, bana mimar ve mühendisler odasının bilmem neyi projelendirme için yeni bilmem ne çıktığı vırt zırt... Oradan da araba konusu... Artık dedim "Sussan da uyusam."... :/

Bilerek mi yapıyor ki? Bana bakınca aklına neden proje ve arabalar geliyor yani tövbest, gıcık etti işte öyle, gece gece.
Hayır adamı da uyarmasam "Bak arabaydı, yok motoruydu, yok bilmem ne projesi tasarımı idi vs bana anlatma artık, bay geliyor, inan terlikle gelişine dalacağım bir gün" diye... Terlik mi çekiyor canı nedir yani? ... Aklıma getirdim yine bir gıcık oldum. Öğlen yemeğinde bunun tribini bi atayım ben ufaktan, ya da oturtup zorla my little pony izleteyim. Ne bu ya?
Yok en iyisi gece inip arabanın boyası üzerine anahtarla yeni sanat eserimi çalışayım. Hatırladım sinirlendim ya, yazmayaydım keşke asabım bozuldu iki dakika demedi ya. :KK70:

Saat olmuş 12:00 ...Daha mutfak toplanacak... Otur yavrum, otur Gangstacım aferin.
 
Yine haftanın ikinci günü oluverdi...
Zaman çabuk mu akıyor bazen ne? Günleri dolu dolu ve fakat boş geçiriyorum hissi ile uğraşıyorum, çaktırmıyorum. Bugün hava bozuk olmasaydı, benim kuzuyu kapıp sabah yürüyüşüne çıkacaktım. Hava böyle olunca battaniyelere bürünüp sevdiğim diziyi izleyerek cips kıtırdatma isteği geliyor, eh haliyle Pepee izleyerek havuç kemiriyoruz çocuk ile anca. :/ Büyüyüverse de bi boyama kitapları maceralarına başlasak, boyama defteri hazırlasam günlük, bebem de boyasa filan... Kalem-kağıttan anlayacak çağa geliverse, nasıl hevesliyim nasıl... :KK36:
Duvarları da boyasın hatta, sıfır sorun, bahaneyle duvarlara da girişirim. ^_^

Annemleri aradım "Napıyoğnuz, geziyonuz mu, eğleniyonuz mu?" diye yine :KK70: Telefon sapığı gibi bir şey oldum başlarına şu ara, saat 9 buçuk fiks bi arayıp ağız yokluyorum gün aşırı. Bahçedelermiş, enginar zamanıymış, babam kendi küçük organik dünyasına vakit ayıracakmış bugün. "Eee biz de gelelim, toprak çamur oynarız." dedim, üşürmüş çocuk, dışarı çıkmasınmış bugün. Tabi ya, üşümelere karşı ayrı bir zaafı olan annemden başka nasıl bir cevap bekliyordum acaba? Eh, haberleşiriz dedik kapattık.

Uyudu benimki yine... Şu son günlerde gündüz uykusunda zorlamıyor eskisi kadar (Dilimi ısırayım, ne zaman böyle desem bozuyor bi). Alışmışım uyku savaşlarına, boşta kalınca ne yapacağımı şaştım. Dünün temizlik yorgunluğu da var sanki kaslarımda, o kadar abartmasam olacakmış. :/ Çizim mi yapsam diyorum, bölünecek diye başlayasım gelmiyor ama böyle de olmaz ki, bölüne bölüne de olsa yapmam lazım. Yok, oturdum kaldım. Kuru pasta mı yapsam bir iki kavanoz daha? Ne yapsam? Bir şeyler mi boyasam? Albüme fotoğraf ayarlama işini mi tamamlasam, telefonumun zil sesini mi değiştirsem, kendime bakım mı yapsam ne yapsam? ... (Çocuk uyanacak ben karar veremeden muhtemelen)
 
Bugün doktorumu ziyarete gittik "Özlettin, nerelerdeydin?" dedi bir gülesim geldi ama gülmedim çünkü ciddi bir konu konuşmaya gitmiştim, kendimi bozmamam gerekiyordu :KK70: Ya insan hastasının "Özledim" diye hastalanıp hastaneye gelmesini ister mi yav :KK70: Yok, can bir doktor, çok seviyorum bu adamı, iyi ki rastlaşmışız. Arada bana gömüp eşimi kayırsa da seviyorum. ^_^

Neyse işte, bugün doktoruma bir görüneyim dedim, depresyonun kıyılarında tek kişilik hip hop dans performansı sergiler gibi hissediyordum kendimi, riske atmak istemedim. Ki doktorum da depresyona yakın bir durum sezdim ama antidepresan yazabileceğim bir seyirde değilsin dedi. "Biliyorum, canım sıkkın, moralim bozuk biraz, ondan. İdare ediyorum ama yine de siz de görün istedim. Hem biz de özledik, bahane ettik" dedim. Eşimle de lafladılar, oğlanı sordu, bir gün getir onu da, büyümüştür vs konuşuldu öyle... Sonra geldik zurnanın zırt dediği yere, dedim "X Bey, bizi yönlendirebileceğiniz sağlam bir aile terapisti var mı?" ..."Hmm... Ayrılık lafı mı geçti aranızda?" dedi. Dedim "Hayır. Sadece beni gittikçe uzaklaştıran bir uyumsuzluk, paylaşımsızlık var aramızda ve bunun önünü erken almak istiyorum çünkü biz baş edemiyoruz, eşim de ne yapması gerektiğini idrak edemiyor-ben de sinirden izah edemiyorum" dedim falan filan... 1 saate yakın, müsait zamanı da denk getirince konuştuk. Sağ olsun baya da övdü bizi, sonra da bana azcık gömdü :KK70: "Diyeceğime alınma lütfen, sen fevri bir insansın, keskin-çabuk karar alabiliyor ve bu karardan dönmüyorsun. Bu yüzden terapi sürecinde, ki sizi yönlendireceğim doktora lütfen bir şans tanı diye söylüyorum- çabuk kestirip atma. Ben de takip edeceğim, sizi x Beye yönlendirip bırakmayacağım, biz bir aileyiz. Genç kız zamanlarını bilirim senin, baştan bir doktordan öte, bir abin gibi uyarmak istedim, tamam?" dedi. Tamam dedim ama... Yani ben o kadar fevri de değilim ki, sadece sinirlendiren insan var işte başımda... Biri annem, biri eşim... Sinirlendiriyorlar, çok da seviyorum ikisini ama işte... "Ama"sı var. Gıcık ediyorlar bazen beni.

Öyle işte, bugün terapi kararı aldığımız bir gün oldu.Bu doktor için 2 buçuk saat yol gidip geleceğiz, değer umarım.
Çok şeapmıyorum da, dün gece eşimle atıştık biraz. Daha doğrusu adamın üzerine toprak attım konuşurken artık ve öyle olunca, aramızdaki bu gerilimli şey her ne ise, bunu bir başımıza aşamayacağımızı, çünkü benim artık mantıklı davranmak yerine duygularıma-öfkeme kapıldığımı düşündüm. Çünkü adam bana ulaşamadı... Canım, birtanem, affedersin, hatalıyım, sonuna kadar haklısın, ne desen haklısın vs dedi.. Yok... Yok yani, haklısın demesi bile hakaret gibi geldi. Tartışma da neden çıktı derseniz, adam saati 1 buçuk etmiş, biz oğlanla uyumuşuz; o beyzade oturmuş dizi izler... İşte battı o bana. Ya uykum yetmedi demeyecek bana, sabah 7 buçuk dikilecek kolundan çekip 4-5 kere "Uyaaaaan" dedirtmeden, ya da adam akıllı yatıp uyuyacak işte. 10 dk demez dalar zaten. Bi de ben güç bela uyuyup, bit kadar sese ayağa dikilen biri olunca, bir batıyor onun bu halleri, bir batıyor...

Neyse işte, bizim sürekli birikerek şu zamana kadar halı altına süpürdüğümüz bu aramızdaki uyumlu uyumsuzluk sorununu artık adam akıllı bir Prof.un önüne döküp "Hocam, bizden olur mu? Napak biz?" demenin vakti geldi.

Hadi hayırlısı...

Bu arada kara kalem-renklendirme şeysine geçiyorum bu hafta eğer şu evde çizdiklerimden de hatasız geçebildimse... Umarım geçerim, bi de ona bozulmam :/
 
Az ara verdim ama yine buradayım, yazasım var :KK70:

Çizimin 3ünden de geçtim, ağlayasım geldi sevinçten. Biraz da havaya girdim tabi, onun havalanması ile vazo-şişe ödevini de yapayım dedim kurstan dönünce ve mahvettim. Olmadı. Neden? Çünkü çok havaya girdim :KK70: "Gözüm kapalı çizerim ne ki bu?" dedim ve üzerine benimkiyle iddialaştım, yarım saat demez bak şimdi diye... Şişe şişe olmadı, şişe çizmeyi haddinden fazla hafife alan birinin yüzüne tokat oldu, kağıtlar kalemler "Yavaş olm" diye haykırdı :KK70: Resmi nasıl yok ettim kimselere göstermeden bir ben bir Allah biliyor. Eşim geldi soruyor "Nerede çizim?" ... "Ne çizimi?" filan... Öff çok hıyar bir haldi neyse, daha fazla anlatıp kendimi rezil etmeyeyim.

Bugün bir coşmalar geldi, kendimi engelleyemedim.
Pastane camekanındaki magnoliaları aratmayacak türden bir süsleme ile tatlıya kadar akşam yemeği için abarttım. Niçin? Çünkü kilo verdim ya, hemen bunu bol tatlılar, kızartmalar ile kutlayarak geri almalıyım. :KK70: (Gülüyorum ama yedikten sonra pişmanlık çökecek biliyorum. Yine de yiyeceğim.)

Annemleri de çağırdım akşam yemeğine. Madem bu kadar coştum, boşa gitmesin, bu sanatsal dışa vurumu hepimiz yiyelim. :KK53: Yok, annemler gelemeyecekmiş bugün çok yorulmuşlar (Gezmek de zor tabi), kardeşim geldi sadece. Zaten hemen fotoğraf, "İnsta filan paylaşma gözünü sevem" dedim. "Paylaşmam abla, annemlere göstereceğim ne kaçırdınız bakın diye" dedi. "Ha tamam çek o zaman, bi de beyle çek" dedim.
Tabi ayırdım, gelsinler yesinler yarın, ya da akşam göndersem mi dönerken kardeşim? Neyse...

Oğlan da çift kale maç yaptı bugün portakallarla, ohh...
Sildim artık çıktığı kadar... Bu eve tazyikli su ile girmeleri lazım artık böyle olmuyor. :/

Terapi için hala sıradayız, merak ediyorum da nasıl bir doktordur, benimki ne yapacak, ne diyecek, kendini anlatabilecek mi? Belgesel izler gibi izleyeceğim o anı, çok heyecanlıyım. :))

Bu akşam dizi de var, izleyebilirsem şahane olacak. Artık bu kadar tatlısını eksik koymamışım kandırmak daha kolay, oğlanı komple kitlerim adama, dokunulmadan izlerim diye düşünüyorum. :KK70:

İdare ediyorum be... Depresyona yakın bir yerlerdeyim, giremiyorum, girecek vakit bırakmamaya çalışıyorum.
İyi hissediyorum. Şükür.
Tavsiye ederim, resim çizin, süslü tatlı yapın, portakal lekelerini sevin. :p
 
Tembelliğin dibini sıyırıyorum bugün...
Oğlanı annemlere götürdüm saat iki civarı, konsantre Halil Sezai gibi, ne saçını tarattı, ne isyanı bitti çocuğun tövbest.
"Sen de işerini bitir, yetiş gezelim hep beraber" dediler, dedim "Yetişirsem söylerim" ... (Yetişemedi)
Çamaşırları hallettim komple, yine çekmeceleri düzenle, yine makineleri doldur boşalt, gün bitti işte. Çok ağır yaptım bir de ya, yayıla yayıla. Şimdi de oturdum pc önüne, kulaklıkla bangır bangır müzik, sigara, çay, kah buralarda gezinmece, kah facelere bakınmaca, kah videolar vs... Kafamın bu boşluğa ihtiyacı vardı.

Dışarılara da çıkasım var, evde tek oturasım da var, bilemedim.
Aynada yüzümü inceledim biraz; kaşlara bir el attırmanın vakti gelmiş :KK70:
Burnumun altındaki yaralardan çok az kırmızı iz kalmış, geçer gibi, geçmez gibi... Amaan, tek iz bu mu sanki, bi pudralık işi var :p

Yemek neyim var, ora bura toplu, lavaboları dün ilaçladım, ne kaldı ne var? Çizim şeysi... Canım istemiyor.
Tabloma dönsem mi diyorum, yarım kaldıydı son başladığım kursa gidince; bilemedim. Aslında şu an oturduğum yerden kalkıp boyaları masayı hazırlasam yaparım, gerisi gelir biliyorum ama işte o başlama şeysi tam şey değil. Değişik bir kafa yorgunluğu var.Öyle morallerim sızlıyor tarzında değil, kafamın içi bi dolmuş gibi bir şey. Aynı şarkıyı şu an 5.ye dinlediğim için de olabilir şimdi bilemedim. :KK70: Yok yok ondan değil... Sıkıntı var ondan, bir şey yapmıyorum şu an, onun "Oturma kalk!" dürtmesi geldi ve tembellik ile düşününce onun kafa yorgunluğu... Herhalde o.

Tablolar için vernik midir, koruyucu sprey midir sorup almam lazım, geçen alacaktım araya bir şey kaynadı unuttum. Bi dönüp bakmadım da ne durumdalar, döküldü mü, zedelendi mi vs. (Yerinde rahat bırakmadık ki, oradan oraya taşıyıp durduk bir ara evin içinde)...

Yarım kalan tabloya devam edeyim ben, kendime saat koyayım 20 dk içinde kalkayım buradan. Kara kalem şişelerden, üçgen prizmalardan, kürelerden öğğ geldi.

Adam ne yapıyordur acep, öğle yemeğinde bir şeyler anlatıyordu ama yarım yamalak dinledim. Zaten kafam olmuş kazan.
Bu akşam bir yerlere mi kaçsak? ... Sıkıldım sanırım ben. Olmuyor işte, benden bir yere kadar ev hanımı oluyor, dahası olmuyor. Aha sıkıldım, gecelere akmalarım geldi. :/ 20 dk. 20 dk sonra tablo başına Gangsta. Küççük bebeli gadınsın, öyle her sıkıldığında gecelere akamazsın.
 
X