Biraz canım sıkkın, öylesine...

Saat; 11.35 ve yemekler hazır, çocuk bir 10 dk önce uyudu, boşa çıktım.
12 sayfa mektup yazdım, hala da yazıyorum... Doktorun ödevi...

Geçtiğimiz hafta içi doktora gittik tekrar, kontrol için "Haftalık bir göreyim seni, hem de şu Prof işini netleştiririz" demişti. Prof.un cep numarasına kadar aldık ancak aramadık ayıp olmasın diye; sekreteri ile tekrar görüştük. Kadın da "Ayrı ayrı alacak sizi bir süre, çift terapisi vermiyor kendisi. Notlar tutacak ve ardından notlarıyla beraber X Hanıma yönlendirecek, aile terapistimiz X Hanım" filan demiş eşime. Bana sordu "Ne yapalım sence?" diye ki doktorum haklı çıktı, kestirip attım "Ne bu, elden ele mi oynuyoruz? Tek doktor devam ederim edersem, onla konuş bunla konuş, ne yapacaklar sanki farklı olarak? Vazgeçtim, istemiyorum bu doktoru, çok zaman çalacak" dedim. Zaten aralığın sonuna ancak tarih verebilmiş, biz eşimle birlikte çalışana kadar sene olacak, ne anladım bu işten? Neyse, bu hali ve kararımı kendi doktorum ile paylaştım ve hak verdi. "Vakit ve nakit kaybettirmeye yönelik şeyler gibi hissediliyor, hoşlanmadım." dedi ve bizi kendisi almaya karar verdi.

Doktorumu bu yüzden seviyorum işte, adam net, adam sonuç odaklı ve paraya tok biri. Doktor gibi doktorsun yav helal olsun hocam sana. ^_^

Neyse; "Hazır buradayken, size aile terapisi nedir-ne değildir, amacımız ne olacak, nasıl bir metot izleyeceğiz vb. bahsedeyim." dedi. Bilgimize bilgi kattı sağ olsun, KKdaki yorumlarımda bile daha faydalı olabilirim şu an :KK70: Neyse, öyle bir bilgi aktarımı, kişisel soru-cevaplardan sonra ilk ödevimiz geldi. Daha doğrusu süreci hızlandırmak adına, evliliğimiz içinde kim neden şikayetçidir, kimin hangi huyları bize nasıl hissettirir, şu an nasıl hissediyoruz, somut örnekler vere vere o olay anındaki düşüncelerimiz-hislerimiz, bu ilişki içinde ne kadar değiştiğimizi düşünüyoruz, ne yönde değiştik, ne olduk bizce vs vs tüm bunları ele alan bir mektup yazmamızı istedi, birbirimizin mektubunu okumamız yasak, tarihleyip, zarflayıp vereceğiz doktora.

Odasından çıkarken "X Bey, sayfa sınırı var mı?" diye sordum :KK70:
"Yok Gangstacım, istediğin kadar yazabilirsin" dedi.
Eşim atladı; "Hocam hazır olun geliyor 20 sayfa assfdklanf" diye ve doktorum "Y Bey, boşuna almadık hızlı okuma derslerini, işimiz bu, okuruz" dedi ve son gülen iyi güldü. :KK70:

O ara hacıladığım çakmağı da pastahaneciye geri götürdük; adamın babası oradaydı, kallavi rezillik... Adamlar bana güldü "Sorun değil" diyerek. Dayanamadım ben de güldüm ne yapayım "Farkında olmadan çakmağınızı yürütmüşüm, kusuruma bakmayın" diye geri getirince. O ara eşimin çakmağı indirdim cebe, kendi çakmağım kim bilir nerede... Kaybetmişim canım zippomu. Kim çöktüyse, çakmaktan anlıyor belli ki :p

Neyse, şimdi 12 sayfa oldu mektup, daha devamı gelecek. :KK70:
Hee, eşimle bir de bunun tartışmasını yaşadık: Mektubu nerede-nasıl yazacağımız-yazmamız gerektiğinin.
Tanıyorum adamımı ya; dedim "Y bak pcde yazıp geçme! Kalem-kağıt kullan duygun geçsin, tamam mı?" dedim. "Ya naalaka, bilgisayardan yazınca geçmiyor mu duygu? Yanlış yazsam üzerini çizmekle, silmekle mi uğraşacağım? Rahat rahat yazarım işte pcde." dedi kendisi de. Ben de dedim "Orhan Veli, sevgilisinden gelen mektubu okurken, onun hangi satırda ağladığını, yazısının büyümesinden anlarmış, artık sen duyguların için font, punto seçer durursun!" dedim.
Beni anladı... "Anladım" dedi ancak bilgisayarda yazmaya başladı-devam ediyor. Üstelik evin içinde attığım her adıma "Bunu da yazacağım" filan diyor. "Yaz" dedim. "Yaz. Anca bu günü yazarsın. Merak etme, ben ikimiz için 4 sene önceden başladım yazmaya" dedim. "Tabi canım boşuna mı tutuldu çetelem, yaz balım, yaz kuşum" diyor.
2-3 güne kadar doktora gittiğimizde de böyle eğlenebilecek mi bakalım.

Neyse; durum bu. Evin içinde birbirimizden kaçıra göçüre mektup yazıyoruz günlerdir.
Rüşvet de aldım kendisinden, yeni boya takımı almış getirmiş dün bana. Yemezler efendim, yemezler... O boyalar daha anlayışla yazmamı sağlamayacak. Tabi boyaları aldım, denedim sevinçle orası ayrı. :KK70:


Daha yazarım; terapi düşünüp gidemeyenler için de yöntem olarak, bilgi olarak öğrendiğim kadarıyla paylaşırım kızlar. Denediklerimizi, sonuç alıp-almadıklarımızı, ödevlerimizi filan aktarırım artık. Gerçi çok da umutlu değilim kendini değiştireceğine dair eşimin, şimdiden bile işin gırgırında ancak en azından birbirimize katlanabildiğimiz bir seviyede kalabilecek ruh halini korumayı öğreniriz diyorum. :/ Kimin evliliği mükemmel ki, değil mi?
 
Eve geldim evet, kahvemi aldım, oturdum.
Daha suratımı bile silmedim, makyajlı makyajlı takılıyorum pc karşısında.
İçli bir müzik de açtım, sigaramı yakıyorum.

Dedik, doktor şimdi bize okutmaz (Ki zaten benimkini okumaya ve yorumlamaya kalksa kafadan 2 saat gidecek), ne olur ne olmaz; vermeden birbirimizin mektubunu okuyalım. Merak değil mi işte...Okuduk, eşim de, ben de bir ağlama kıvamına geldik. Neler yaşamışız, ne çok şeyi birlikte atlatmışız-atlatmış gibi yapmışız; birimizin unuttuğunu öbürümüz tamamlamış, resmen sözleşmiş gibi yazılmış mektup içerikleri. İkimiz de anlamaya çalışmış, birbirimize hak vermiş, bazı noktalarda kendimizi suçlamışız. Tabi bazı yerlerde de giydir babam giydir :) ...

Neyse; doktorumuzun yanına geçtik, aldı mektupları; "Bunları hastane dışında, bölünmeyeceğim bir ortamda okuyarak not alacağım" dedi. Dedim "Alın tabi, komple evliliğimiz orada..."
Biraz daha konuşuldu, bilişsel davranışçı terapi ile götüreceğim bir miktar gibi bir şeyler dedi, açıkladı.
Bizden bir dahaki buluşmaya madde madde birbirimiz üzerindeki etkileşimleri, "Durum, duygu, düşünce, davranış" olarak yazmamızı istedi. İşte X bana kaşını kaldırdı/Of dedi/ Yüzünü astı, bu bende öfke uyandırdı/bu beni mutsuz etti vb., Üzerime alındım çünkü şöyle şöyle düşündüm ve devamında şöyle davrandım" gibi gibi... Bunları yazacakmışız ve bu kez sayfa sınırı var :KK70: :KK70:

Adam ne bilsin hakket 10 küsur sayfa ile geleceğimi ashadbahddlkf... Hiçbir hızlı okuma dersinin kar etmeyeceğini... :p
Bir yandan depresyon üzerine bir şeyler çıkarıyormuş bilgisayarda, dedim ben bayılırım böyle şeyler okumaya X Bey, dedi "Çalışmalarımı tamamlayayım, sana da okuman için veririm. Ama çok bilme, sonra işimi daha zorlaştırırsın" ... "Est. hiç yapar mıyım?" dedim. Hayatta zorlamam, hiç tarzım değil. (Doktorum beni bu kadar tanımak zorunda mıydı :KK70: )
Her ne ise, biraz eşimi şikayet ettim, yazıcıdan çıkardı götürdü adam mektubunu ya... Doktorum da dedi "Bir dahakine elinizle yazın olur mu?" diye. Yazıya bakacak belki adam, karakter irdeleyecek, çıkarımlar yapacak, hiiç, benim efendi comic sansta yazmış geçmiş. Koynumda troll besliyorum gibi hissettiriyor bazen.

Bu arada yazım üzerinden karakter olarak bir saydı ki içimden "X Bey saat 5ten sonra falcı olarak çalışsa ne para kaldırır" diye geçmedi değil. Bu kadar ciddiye almazdım, meğer onun da bir bilimsel şeysi varmış. Kalemi ne kadar bastırdığımdan, yazımın düzenine kadar çıkarımlarda bulundu.

Haftaya bakalım ne olacak; mektupları okumuş olacak... Neler diyecek, neler yapacak?

Dünden beri yeni boyalarımı test ediyorum, bi resim çıkardım kelebekli kadın; renkler filan cümbüş oldu. Tabloya işleyeceğim ileride bir gün, kompozisyon olarak sevdim. Yarım halini meraktan kıvranan kardeşime yolladım "Buna dün başladın ve bitti? Oha" dedi. Dedim "Ablanı tanımıyor musun seni küçük?" asdlkajf... Demedim yav, utandım. İltifat ediyor kendince o da, sever beni gazlamayı. ^_^

Oğlanı doktora giderken annemlere bıraktım. Özlüyorum çocuğu ya... Bebeklikten çıkmaya başladı iyice, ayrı bir tatlandı sıpa. İki gündür bir çişliyiz bir çişliyiz, bu çocuğu ne zaman yıkasam, çamaşır işi ne zaman "Oh bitti sepettekiler" kıvamına gelse, oğlum açığı kapatıyor hemen. Çişler çıkarmış üstüne gece, onu bir değiş, sabah kaşla göz arası yine çişler "Tişşş" diyor bir de gösteriyor. :KK70: Zaten ne zaman banyoya girsem, klozete yönelsem "Tiiişşşş" diye dibimde bitiyor, her şeyimiz "Tişşş" analı oğullu tişler içindeyiz.
Anne, baba, teyze, dede, mama vb. hariç kelimeleri söyler oldu ufaktan; konuşunca nasıl hissedeceğim acaba, şimdiden bile bu kadar gülüyorsam tipine. :) Yağmur yağıyor diye bir iki kere gösterdik, "Yaayo" diyor şimdi. Üstüne ufacık bir su damlası gelse "Yaayo" , musluklarımızdan "Yaayo" hep. Bu arada bana da abla diyor :KK70: Kardeşimi acayip taklit ediyor ya sıpa. "Ablaaa" diyor ya o, "Abbbaaa" diyor bana gelmiş, "Anneyim ben oğlum, anne" diyorum "Abbaa" ... Gimme gimme gimme diye başlayasım geliyor.

İyiyiz, şükür. İyiyim, daha sakin, daha uyumlu gibiyim.
Mangal teklifleri ile gelen adam, elinde tiyatro biletleriyle geldi. Bu sevgililiğimize dönebiliriz, içindeki doblo dayıyı zincirlemeyi başaracak demek oluyor. Ha gayret adamım, bak bi senden alsam o enerjiyi ben neler yapacağım neler. Olacak ya, olacak... Eskisi gibi olacağız ya da yepyeni bir şey. Bu arada kaldığımız, ben,sen,biz olmaktan çıktığımız saçma dönem kapanacak...
 
Daha iyi, daha güçlü, daha umutlu gördüm seni :-) içindeki umut yazına yansımış resmen canım hayırlısı inşaALLAH.
 
valla benimde aynı şekilde canım sıkkın tesadüfen bu şarkıyı buldum. ağla ağla içim çıktı. kadının sesi çok etkileyici. belki sana da iyi gelir:)
 
valla benimde aynı şekilde canım sıkkın tesadüfen bu şarkıyı buldum. ağla ağla içim çıktı. kadının sesi çok etkileyici. belki sana da iyi gelir:)


Tamamen tarzım dışı ama yine de teşekkürler :)
Konuyu ilk açtığım ana nazaran sıkkın değilim o kadar, senin de geçer umarım.
 
Bugün evden nasıl çıktım, hangi ara duşa girdim, kahvaltı yaptım, bir yandan buralara bir göz attım, ne giydim ne sürdüm belli değil :KK70:

Saçlarımın yarısını arabanın açık camında kuruttum, umarım sinüzit neyim olmam, nitekim bazen şansımı çok zorluyorum. Gözüme far-kalem çektim, bir parlatıcı ağzıma denk gele, rimeli arabada sürdüm, böylesi durumlarda insan yolların ne kadar bozuk olduğunu daha iyi anlıyor. Belediyemiz yine şahane bir çalışma çıkarmış, "İçimdeki karanlık kuyular ve köstebek yuvalarını severim" adlı eserini, her ayrıntısına kadar fark ettim meterlerce . Benimki de inadına mı yapıyor belli değil, her çukura mı girer insan, amortisör kalite kontrol sürüşü gibi... :/

Neyse; bugün ne biçim uyandım güne bilmiyorum; oğlan gece çok zorladı. Arada böyle eski huyuna dönüyor, bi isyanım geliyor "Çocum ne zaman bitecek şu hallerimiz?" diye. Gece 3 kere uyandı, üçüncüde artık benimkine pasladım "Al gari, accık da ben uyuyayım" diye. Sabahına çizim çalışmam lazım, kurs var, gözler lazım malumunuz. Sağ olsun aldı zaten, mecbur alacak gerçi, uyutmam yani o saatten sonra geri yatsaydı, rahat vermezdim. Öyle uyudun-uyumadınlı bir gece geçirdik yine. Akşamdan az parlatmıştık zaten, uykusuzlukla birleşince iyice yamulduk sabaha kadar. Yaşlanmışız azizim...

Sabah annem de anca geldi :KK70: Hayır biz ayaktayız, niye gelmiyorsun annem? O da evde oyalanır. Çocuğu yedir, giydir, çaydı bilmem neydi, orayı ayarla, orası karışmış, burayı hallet; kahvaltıya 10 buçuğa doğru oturdum, annem de o sıra geldi. Kafadan 1 buçuk saat geç kalarak başladım güne. :)
"Adama git ben otobüsle giderim" diyorum, o da tutturdu "Senle çıkacağım" diye. Ben gerildikçe gerildim "İşe geç kaldın naapıyorsun, ne bekliyorsun beni?" diyorum; adam söylemiyor da, meğer sabahtan izin almış, işi ayarlamış dünden. Bugün 1'den sonra gidecekmiş. "Seni Allah bildiği gibi yapsın adam!" dedim, dişlerim birbirine geçti stresten. Boğasoldum adamı sabah sabah. Niye bana söylenmiyor arkadaşım böyle şeyler? Niye yani? Kendisi raad ötesi raad takılıyordu zaten, belliydi bi şey olduğu ama yani bana söyle işte, ben telaşa kapıldım boşu boşuna.

Ardından işte çıktık evden, kursa baya bi güzel geç kaldım. Bizimkiler araya girmişler; artık çantayı filan sınıfa bırakıp yanlarına gittim kafeye. Öyle muhabbet hoş beş, döndük geri... Bu hafta bir çizim çıkardım, ondan da geçtim. O kadar tembel bir hafta geçirdim ki kendime şaşıyorum. Evde oturup Esra Erolların gözüne vurdum. Bi işte renkli deneme çıkardım, boyaları denediğim, bir de ödev çizim. Sıkıntı gelmişti ödevlerden ki bugün hocamız "Renklere geçiyoruz" diyerek müjdeyi verdi. Yok yani az daha devam etsek kurstan kaçmam an meselesiydi, benim belli bir kara kalem kotam var senelik, olmuyor fazlası, kusmalar geliyor.

Doktorun bu haftaki ödevi için şimdiden bile baya malzeme birikti :KK70:
Zaten biri yukarıda, diğerlerini de yazardım ama yazmayayım. :p

Bu akşam ne yapsam?
Haftalık bir "Bu akşam nerelere aksak?" durumu yaşıyorum ya, içim mi sıkılıyor ne oluyor. Geçen hafta ne yaptık? Akşam kahvesine çıktık dışarı evet. Zaten oğlan, saat 21:30 oldu mu "Anamı getirin bana!" kıvamına erişiyor. Önceden bu kadar aramazdı beni, sabahtan da sallamıyor, geziyorsa zaten hiç oralı değil yanında annesi mi varmış teyzesi mi anneannesi mi. :) Ama işte uyku saatine yakın, "Annem nerede?" arayışı başlıyor. Çocukluğun bir evresi sanırım.
Hal böyle olunca işte bizim akşam gezmeleri yalan, yarım yamalak.

Şimdi kardeşim, babam bizdeler. Annem nerede derseniz, nerede olabilir? Elbette bir başka gezmede. :işsiz:
Gezmelere doymuyor kadın, geziyor, geziyor ve ardından yine geziyor...
Çay demledim oyh, yarına kadar vazo ve çiçek çizimini bitireyim bari, bizimkiler buradayken yoksa oğlan rahat vermeyecek. Başım da zonkluyor, ne biçim bir haldeyim, ne biçim bir gün...
O değil de akşama ne yapsam? :KK70:
Canım sıkılıyor benim yaa :KK70: :KK70:
 
Son düzenleme:
Daha 2 dk önce gayet iyiyken, şimdi deli efkarlandım durduk yere görüyor musun?
Öğretmenlikten istifa ettiğim zaman geldi aklıma; müdürümüz o kadar dil dökmüştü senin gibilere ihtiyacımız var diye; ben hıyar ne yaptım? "Ben bu ağır sorumluluğa dayanamıyorum, vebal alırım diye korkuyorum" dedim istifa ettim ya la... Ah keşkee... Salak kafam. Şimdi dön dönebilirsen, kaaç sene oldu, geçmiş olsun Gangsta.
Neyse...
La efkarlandım bildiğin anaa, bi bardak daha çay alayım kendime, bi sigara yakayım bari :KK70:

Son iki gündür benim kuzu, eziyetin dozunu arttırdı; herhalde son azılar mı geliyor ne oluyor, bir huzursuz, bir atarlı giderli... Tam sokak çocuğu da oldu başıma ne yapacağım bilmiyorum. Sabah körü uyanıyor ve dış kapının önüne varıp "Aşşh aşhh" diyor. "Aç" yani... Babasını işe yollarken zaten bin bir türlü şebeklikle anca kandırıyoruz. Sonra yine aklına geliyor, kapının önüne çöküp ağıt yakıyor yav "Aşşh aaaşşhhh" ... Anneannesinin genlerinden ötürü hep, biliyorum. Tabi ailemize bir gezenti daha gerekti eksikti çünkü, az daha delirmeliydi Gangsta, az delirmişti. :KK53:

Peşinde döne döne bir muz yedi sabah, yine tükürüp duruyor... Kesin diş, şu diş işi ne zaman bitecek acep? :/
Annemlere götürdüm artık, gezeceklermiş yine, çok şaşırdım :KK70:
"Oğlumla gezeriz biz sen git evinde otur asosyal asosyal. Babasının kızı işte!" diye arada babamla bana da giydirdi, oh, kahvaltıdan önce laf yemek gibisi var mı? Bağımlılık yapıyor azizim, duramıyorum anne lafı yemeden, eksik hissediyorum. Zorla oturttu kahvaltı yaptırttı "Zayıfladın iyice, kemiğin çıktı" diyerek. 30 küsur yaşındaki kadına da yapılmaz bu yani, neyse... Ne zamandır hazır anne kahvaltısına oturmuyordum, bulmuşken ben de istemem yan cebime koy çekmiştim zaten, fazla nazlanmadan geçtim masaya, orada oğlan da yedi bari kalabalık içinde. Bu çocuk insan istiyor yav, kalabalık seviyor, öyle de alıştırmadım ama demek içinden geliyor çocuğun.

Artık gezsin dursunlar bugün de, inan gezdirecek mecalim kalmadı, gece bilmem kaç kere uyandı, dikildi. Sabahın köründe zaten beynime bir şey değiyor hissiyle uyandım, burnumdan salmış parmağını içeri yine.

Resim ödevini yarıladım, sıcak renkler kısmı bitti; soğuk renkleri de halledersem bugün, birkaç gün rahatım.
"Renkleri nasıl kullandığınızı görmek istiyorum" dedi ve sadece sıcak ya da sadece soğuk renkler kullanarak yapılmış suluboya bir resim istedi kendisi. Ben de tek resim içinde ikisini de vereyim dedim, sola soğuk renklerle işlenmiş bir parça, sağa sıcak renklerle işlenmiş bir parça olacak şekilde tek resimde birleştireceğim ikisini. Sevdim de böyle renkler kısıtlanınca; insanı düşünmeye "Şurayı şöyle boyasam, buradaki bunla karışır mı?" hesabına itiyor. Belki ilerleyen zamanlarda birkaç tane böyle tablo çıkarabilirim, eğlenceli.

Terapi için daha şu 4d şeysini yazmadım; doktor randevusu yarına ve hiç yazasım da yok. Canım istemiyor zorla mı? Anlatırım sorarsa, yazma havamda değilim. Bi sıkılgan hava da var üzerimde zaten; bugün kendimi dışarılara, alış-verişlere mi atsam acaba? Komple evin içini değiştiresim var, bir şeyler değiştirmek istiyorum sıkıldım yav. Bu sıkıntı çok rutinde kaldım diye geldi yine biliyorum. Yine her şey kendince bir düzene, aynılığa oturdu. Bu bilindik, tekrarlı şeyler beni öldürüyor, 4 senedir evin içinde hiçbir eşyanın yeri zerre oynamadı ya (Çocuk için ayarlanan yerler hariç), salonda koltuklar aynı yerlerinde, mutfak tezgahım üzerinde ne varsa onların da yeri hap aynı. Şu buzdolabını bile yerinden çıkarıp salona geçirsem bi rahatlayacağım gibi hissediyorum. Valla bak o derece bi sıkıntı geldi.

Eski yarım tabloya mı devam etsem? Uzaylı gadın öylece kaldı yarım yamalak. En son tenini mor-mavi boyamış geçmiştim, gözleri neydi onun pembe miydi? Tabloyu unuttum ya bildiğin. Kendi gidişatımdan saptım gibi hissettim şimdi düşününce; iyi hoş çizgileri, yönleri vırtları zırtları öğreneyim, alışayım diye kara kalem yapıyorum kaç aydır ama artık kusmalar geldi. Renklere geçtik şimdi işte, suluboya çalışmaya geri döndüm. Akriliğe gelene kadar sıkıntıdan ruhumu teslim etmesem bari :/ Hala aynı eksiklik, yetersizlik hissini yaşıyorum. Fark ettim ki 20 yıl resim üzerine okuyup eğitim görsem bu his geçmeyecek; bu benim yapımla alakalı bir şey. Hocayla da bunun üzerine konuştuk geçen, "O his olmazsa, sanatçı olmaz zaten" demişti, o his üretme-gelişme için olmak zorundaymış, böylece sanatkar olunurmuş zaten falan filan. Ama saçma değil mi? Bildiğin eziyet ama bu, insanın kendi kendine eziyet etmesi... Huzur bulamayacak mıyım ben bu konuda hiç? Ona da biraz canım sıkıldı, "İşte bu" dediğim tek resmim olmayacak mı yani? Bunu istiyorum ben "İşte tamam" demek ve rahatlamak... Yok yok... Gerçekten hastalıklı bir şey bu.

İş hayatındayken kendimi oyalarmışım meğer, boşa çıkmak mıdır bu, ne biçim bir şeydir çözemedim. Ama geri dönmeyi de istemiyorum bakarsan. Ne bileyim; kendi mekanımı açıp işletmek fikri bile daha cazip geliyor, ne bileyim bi atölye, hobi kafe tarzı bir şeyler... İstemiyorum ya bir binadan çıkıp bir başka binaya gidip gün bitirmek, saha işi de istemiyorum orada burada... Kendime ait bir yer olsun istiyorum, imkan da var ha ama girişim yok, atılım yok. Saçma bir bekleyiş ya neyi beklediğimden haberim de yok. Bir evin içine sıkıştım ve burada kaldım, bir iki debelleniyorum ama gün geçtikçe alışıyorum gibi hissediyorum.

Kaç gün kendimi oyaladım bir bakayım hemen , konuyu ne zaman açmışım: Tam bir ay önce.
Sinir gülmesi geldi şu an Allahbenikahretmesinadslaşdjkadfb :KK70:
Aylık hallerim geliyor işte, şaşırmadım. Yine bir ay geçmiş ve ben yine aynılıktan bunaldığım aynı yerdeyim.
Bu döngüden çıkmam lazım artık.
 
Yeni bir sıkılgan gün bitiminden merhabalar :KK3:

Yaklaşık bir yarım saat kadar önce, benim kuzuyu annemlere yolcu ettim ve yine bomboş kaldım.
Çay demledim, içiyorum öyle, ter bastı. (Çayı kaynar içmemeye bir türlü alıştıramadım kendimi) Bardak elimi yakarken, boğazımın yanmaması enterasan; öyle bilimsel bi şeysi vardı bunun da unuttum, ağız içi doku farkındandı sanırım, ne düşündüm be gereksiz, her neyse.

Kulağımda 80ler-90lar arası müzikler... O zamanlar daha mı güzelmiş sanki melodiler? Klipleri de bir ayrı alem...
Canımın sıkıldığı çok belli oluyor değil mi? :)

Evin içinde ne varsa yerini değiştirme kararı aldım, bu pazar uygulayacağım hazır adam evdeyken; ne varsa bir odadan öbür odaya, öbüründen diğerine taşıtacağım. Da... Doktorun verdiği ödevi ileri sürerek muzurluk yapmazsa benimki tabi. Ya bu doktor beni yaktı, yaktı bu hafta... "Bay geldi bana rutinden, bir şey de yazasım yok, aynı şeyleri yazıp duruyoruz işte, sıkıldım" tarzında konuşunca, "Tamam rutini kıralım" dedi ve tuhaf bir ödev verdi: Cinsiyetleri değişeceğiz bir hafta boyunca. :/

Benim eşimi anlamam için, kendimi onun yerine koymamı istedi, eşimden de beni anlaması için, benim yerime geçmesini. Bir hafta boyunca birbirimizi şartlar el verdiğince taklit edecek ve olayları birbirimizin gözünden görmeye, düşünmeye, ayna gibi davranmaya çalışacağız. Dedim "Doktor beyciğim naapıyorsunuz siz? Alaya alır X, gözünüzü seveyim yaptırmayın, yok olmaz" filan ama "Hayır alaya almaz, ben şimdi onun sözünü alıyorum. X Bey alaya almayacaksınız Gangsta hanımı, tamam?" dedi. Ya benimki o an tamam dedi demesine de gözündeki parlamayı ben gördüm ya.

Doktorun odasından çıktık arabanın oraya vardık, kapıda bekler. "Ne bekliyon?" dememe kalmadı ilk tribimi yedim adamdan "Kapımı açmiycan mı? Hıh!" ..:işsiz: Biliydim işte ben böyle olacağnı.

Dünden beri bi havalarda. Ben de ne gıcık kadınmışım şimdi yani :KK70: Çok uyuz oldum kendime :KK70: :KK70: Yalnız ben de eşimin yerine geçtiğim için sorun yok henüz. Bir iki trip denemesini "Affedersin, unutmuşum" ile geçiştirdim. Kendisi öyle yapıyordu ya :KK70: Ayrıca hanımıma da (Kendi kendime evet) bi pro üyelik ısmarladım tabiysi alksdnakjfb :KK70: :KK70: "Yerleri değiştik" diye üyeliğime çökmedi Allahtan, çünkü bilir ki iş yerini basar "Sen ne yapıyorsun balım burada? Kalkar mısın koltuğumdan, işimle ilgilenmeliyim müsait değilim şu an." diyebilirim. (Bu ödevi bize vermeyecektin, hata ettin doktorum. Biz gibi mkunu çıkarmaya yatkın bi çifte bu ödev olmazdı )

Ama tabi henüz sapıtmadık.

Dün biraz uğraştı ama daha beterine kendimi hazırladığım için, sorun olmadı.
Eğlenceli geçiyor bile denebilir ve adama hak verdim. Cidden hak verdim ki ben de bazı bazı adamı darlıyormuşum.
O bana hak verir mi bakalım, "Unuttum, pardon" deyip duruyorum, seslendiğinde duymazdan geliyorum. Bakalım bakalım neler olacak... Ama konuşacağım "Yok ben anladım tamam gerek yok, bir hafta böyle uğraşamam. Seni taklitten de sıkıldım, her şeyi unutmaya çalışıyorum, olmuyor" filan diye, lafı da accık dokundurup. Hayır, çocuk bile gülüyor halimize ya, oyun sandı ki zaten biz de oyuna çevirdik, nesini ciddiye alacağım? Adam "Hallerim geldi aayh şiştim kız ayol" demeden önce buna bi son vermeliyiz. :KK70:

Düşündüm de... Benim doktor da az çakal değil. Eskiden lades oynardık, elimize bir şeyler tutuşturmaya çalışıp mızıkçılık yaparken böyle gülüp dururduk, bu birbirimizi taklit etme işinin evliliğimize ayrı bir yerden neşe katacağını kesin biliyordu. İkimizin karakteri de böyle şeyleri oyuna döndürmeye müsaitti, biliyordu ya.

Neyse işte böyle terapi durumları. Aslında baya da yol aldık bir ay bile olmadan, benim sinir de geçti gibi; eşime de daha ayrı bir hava geldi, sanırım benim "Terapiye gidelim" dediğim o zamanki kararlılığım onu ürküttü, silkeledi.
Şükür ya... İyiyiz. Ben de iyiyim. Kendi yapımdan kaynaklı bilindik sıkılganlıklarım, "Sanatım geldi, aaah geliyor şu an sanatım!" hallerim haricinde iyiyim. Bakıyorum, görüyorum... Ben eşime gerçekten haksızlık etmişim bazı konularda.
Akşam gelince bi sarılayım, "İyi ki hayatımdasın, hayatımsın" deyip teşekkür edeyim. (Duygusal şey oldum çaktırmayım, neyse)

Resim işlerinden bahsedecek olursam; bugün kalem oynatmadım.
Dün birkaç detayını daha verdim kurs ödevi olarak boyadığımın, baya bitti. Fena da bir şey çıkmadı.

Öyle işte...
Benim kuzu da annemlerde şimdi. Sabahtan beri mızık mızık beynimi yedi yav :KK70:
Bacak kadar şey bana atar gider yapıyor, bebeklikten çıktı baya, kafa tutuyor, itiraz ediyor bildiğin. Kaş çatmayı da öğrenmiş "Annaaa" diyor kaşları çatıyor, gülmemek için zor tutuyorum kendimi. Duyduğu her müziğe oynuyor sırıtarak akldsnajbf :KK70: Arada annaaasını delirtse de, o da iyi ki var; iyi ki. ^_^

Baya yazdım, iyi alıştım he buraya yazmaya :)
Bugünlük bu kadar olsun.
 
Gözlerim ağrıyor... Gözlerimin ağrısı mı başıma vuruyor, başımın ağrısı mı gözlerime bilmiyorum, göz ağrım baş ağrımı geçti şu an.

Son renkli ödevi verdim cumartesi, geçtim; hoca el koyuyordu az daha güç bela aldım elinden. "Kendime de bir tane istiyorum, okula örnek olarak götüreceğim" dedi. "Kendin çiz hocam, bana da yazık. Tonla ödev veriyorsunuz zaten, oldu bi de hususi sizin için çizeyim yok yeaa" diyemedim... Diyemedimm... :KK70: İnsan ilişkilerinde böyle denmiyor. Onun yerine "Tamam. Müsait olursam yapmaya çalışayım, çocukla da zor, söz de vermeyeyim" dedim geçiştirdim, elbette yapmayacağım. Vaktim, isteğim olsa yapardım ama... Belki 9-10 ay sonra yaparım belli de olmaz bana. :/

Öyle işte, yeni ödev var başımda şimdi. Beni daha da zorlayacak bir konu da seçtiğim için öteleyip duruyorum. 2-3 gün içinde biter başına otursam, ona güvenip "Yarın" diye sallıyorum ama gözüm çok ağrıyor... Çok...
Telefonun, pcnin ekran parlaklığını düşürdüm, ara ara denk geldikçe dinlendirmeye çalışıyorum, uykumu da aldım sayılır, yani 6 saat uyudum, bu da bir şeydir.

Pazartesi hava az iyi olunca kvlere gittik, oradan dağa taşa vurduk kendimizi, oralarda ayaz mı yedim ne yaptımsa, bi tuhafım. Pazar günü nasıl geçti zaten sorma, salonu hallaç pamuğu gibi attık. Tam gününü bulduk, evin içinde oynamadık yer kalmadı, salonu saat yönünün tersine oynattık, koltuklar, ünite her şeyin yeri değişti. O ara da çok yordum kendimi "Ben çekerim bırak" deyip o koltuklara asılmayaydım eyiydi, göz ağrıma eşlik eden hafif bir bel ağrım da mevcut.
Aynı gece, yanı yılbaşı gecesi 10dan geriye sayamadan bayılmışım. Havai fişeklerin sesine zıpladım bi, sonra yine dalmış uyumuşum. Yalnız çok fişek attılar, abarttılar. Ona da az kızdım "Uyuyan var olm cıks cıks cıks" yapıp geri yatarken eşimin tipime güldüğünü hatırlıyorum. Uykum arasında bile bir şeylerden şikayet edebiliyorum.

Pazartesi baya eğlendim ama...
Annemler, kvler oğlanı da alıp yürüyüşe çıktılardı uyumayınca. Yolda uyuyakalmış kuzum, arabanın içinde... Onlar geldi hadi siz çıkın baş başa dediler, yoksa benimki yayılmış koltukta uyukluyor. :)
Çıktık yürüyoruz da "Ciğer açalım ciğer" deyip koştu gitti adam önümden. Dedim "Kusura bakma hiç koşamam"... Gelir kolumdan çeker, sırtımdan ittirir. Uğraştı durdu benle yol boyu. Yok, adamda romantizm şeysi yok :işsiz:
Bi kangal takıldı peşimize "Sen ne biçim kangalsın" dedik yadırgadık öyle bir kuyruk sallayıp yerlere yatar... Sahibini, evini korumak bi yana, neredeyse bizle gidecek sevgi arsızı sıpa, iki dakikada öpücük manyağı yaptı bizi. Aynı yolda kirpi dikeni bulduk, aldık. Sanırım o köpüşleri başından savmaya çalışırken bi atraksiyon yaşamış hayvancağız.
Birbirimizle kah uğraştık koştuk, kah el ele yürüdük benim triplerimle beraber öyle :KK70:
Fotoğrafımı çekmeye çalışıyordu eşim, kaçtım; "Feyse koycam ehehe" diye. Öyle bir tipteyim ki, dağın başı nasılsa diye eşofman altı, üşümüşüm çorabın içine de almışım uçlarını, üstte palto, sıfır makyaj... Bakkala öyle çıkmam, onu çekecek koyacakmış. Elime taş aldım kovaladım en sonunda. "İmdat, saldırıyörler, imdat" diye kaçıyor asfalta oturdum karnıma ağrı girdi gülerken.

Makyajsız Bülent Ersoy yakalayan paparazzi edasıyla canhıraş gelmiş, dibimde flash patlatıyor, sonra kaçıyor.

Öyle işte... Annemler geldi az önce, oturuyoruz öyle. "Gözüm yüzüm şiş gibi mi?" diye soruyorum "Bi şeyin yok, uykusuzluktan öyle hissediyorsundur" dediler ama, sanki yine şiş ve mor gibi göz altlarım. Ağrımasaydı iyiydi de, ağrıyor. :/
Çizim bugün de kalacak sanırım, yapamayacağım böyle.
Olmazsa sadece yerleştireyim, boyaya geçmeyeyim. Bilemedim...
 
Son durumu yazmak istedim, ara ara yazmaya devam edeyim yine:

Şu an hazırlanıyorum bir yandan, kursa yetişmek için. Baya uyuyup, güne sarhoş gibi uyandığım bir günü yaşamaktayım. Hala kahve içerek ayılmaya çalışıyorum. Sabah oğlanı da alıp çıkmış eşim, annemlere götürmüş kahvaltıyı orada yapmışlar, beni uyandırmak istememiş. Ben de Allah ne verdiyse uyumuşum... 11 buçuk gibi uyandım, kahvelere sarıldım, çantamı topladım vb. birazdan bi duşa girip kendime ayar çekip çıkacağım. Dedim madem geç kaldım, 10 dk daha kalıveririm nolcak, birkaç şey yazayım buralara.

Depresyonun teğet geçtiği bir dönem yaşadım, girer gibi yapıp slalom çekip çıktım diyelim daha doğru olacak.
"Bunu niçin yaşıyorum" "Ne derdim var?" sorularını çok sorduğum bir süreci ardımda bırakırken, derdimin ne olduğunu net anlamanın huzuru ile, yeniden kendimle tanıştım. Ergenliğimin bittiği hissine kapıldım, bir değişik emin olma hali ve özgürlük... Hafifim... Dünyaya karşı çok hafif ve anlamak için yeniden açığım.

Kendini, ne istediğini unutmuş, kaybetmiş biri olduğumu fark etmem sanırım çocuğumla ortaya çıktı, doğumumla yani. Ona bakınca, onu yetiştirme hayallerini kurarken, anneme karşı hala daha aşamadığım bir öfke ile dolu olduğumu gördüm.Buraya, birbirinden farklı kelimelerle, farklı konularda olsun, yazdığım tek şeyin "Olduğum şeyi yaşamak ve kabul ettirmek" olduğunu fark ettim. Annemin, beni olduğum gibi kabulü, kabul etmese de benim o geç kaldığımı hissettiğim, derine bir yere itip vazgeçeceğim derken kendimi hasta ettiğim esas, gerçek Gangstayı yaşamak....

Beni bu konuda duygusallaştıran şeyin, ergenliğimde yaşadığım ve annem de dahil başka birine önemsiz gelebilecek pek çok şeyin birleşimi olduğunu yakaladığımda, tek tek ayıklamaya başladım. Bu okul seçimimden, en özel sırların suistimaline kadar uzanan bir şeylerin yumağıydı. Bir manipülasyon içinde zannetme, bir illüzyon içinde hapis, bir anlamaya çalışma hali içinde kırgınlık... Şimdi, bir anne olarak anneme yarı yarıya hak verirken, kendisini evladı yerine koymadan düşündüğü için ona kırgın olduğumu anımsadım. Çok açmak istemiyorum, bir sırrımı teyzem ile paylaşmıştı. O sırrın içine kuzenim dahildi ve söz vermiştim ona. Annemden de söz almıştım. Annem güvendiğim anneyi o gün yıktıktan sonra, kendi kızını senelerce tanımaktan men edilmiş bir kadın oldu. İçimi net olarak ona hiç açmadım. Anladım ki beni tanımıyor annem. Bu bizim kopma, benim kendimi gizlerken tasmalanma halimin başlangıcıydı.

Dün oturdum anlattım. "15 senedir senin neye itiraz edip neyi nasıl istediğini dinledim ve seni tanıyorum. Ancak sen 16 yaşından sonraki Gangstayı tanımıyorsun ve onun sana kendisini anlatmasına fırsat vermiyor, dinlemiyorsun. Bu kendi kızınla son tanışma fırsatın, onun sana son kendini açma girişimi, bu yüzden iyi dinle, işit, duy ve anla. Çünkü senin biçtiğin hayatı niçin yaşamak istemediğimi, seni kopyalamaktan neden şu an vazgeçtiğimi hiçbir zaman anlayamayacaksın" dedim.

Konuştuk. Ağladı. Çok ağladı... Sarıldı, özür diledi.
Fark ettik ki, zaten ben annemi olduğu gibi kabul etmişim. O beni olduğum gibi kabul etmese de bunu umursamamışım ve fakat onun, bunun farkındaymış gibi davranıp aslında farkında olmaması da beni öfkelendiren bir nokta imiş. Onu da aştık.
Bunları psikologsuz yapmış olmam; 15 sene boyunca kendi kendimin doktoru olmayı da başarabilmemle alakalı. Tek başınalık hissim içinde, diplomasız bir psikolog yetiştirdim. Bu gerekiyordu belki de, kendimi bundan sonrasında tartmak, evladımı daha anlayarak yetiştirmek için. Anneme kızmıyorum, onu affettim. Çünkü onun da sebepleri vardı. İyi bir kalbi var, bu yüzden benim de kalbim iyi. Beni iyi biri olarak yetiştirdiği için ona minnettarım.

Dün bu derinler niçin deşildi derseniz, saçlarımı maviye boyamadan önce, mavi saçlı kızına ters ters değil, gülümseyerek bakabilmesi için. Kendimi de onu da biliyorum çünkü.

Dün akşam eşim saçlarımı boyadı. "Yakıştı ha" dedi sonra boyayı yıkayınca. Adamımı seviyorum. O düz bir adam ama seviyor, incitmemeye çalışıyor kendi üslubunca. Arabalara bakıyor, videolara diye sinirlenirdim. Arabayı değiştirmek için bakıyormuş, aile arabası alacakmış... Artık çocukluyuz diye... Kendimi bulup yaşamaya başlayınca, sanki herkesi buldum bir anda.

Bilinçaltı tekniği diyordum ya, soruyordum bir konumda... Bunu kendi kendime yapabilmiş olduğum için, kendimle gurur duyuyorum.

Çift terapisini bırakalı sanırım baya oluyor.
Eşimi anlamadan önce, kendimi anlamam gerektiğini anladım.
Ne istediğimi, neye öfkelendiğimi...
Çünkü adam ne yapsa olmuyordu bir an geliyordu.
Şimdi ne yapsa oluyor.

Kurs derseniz, tam gaz. Haziran sonuna tüm öğrenciler sergimiz olacak, kurs içinde 10 resim çıkardım ve hocamdan aldığım iltifatlara ayrı seviniyorum. İş hayatıma affedersiniz ittiri çektim. Olmam gereken yer burası... Bu iş. Eminim. Öğrenciliğimi bitirince, öğrenci yetiştireceğim bu dalda. Kendi özel kursumu açabilirim, ya da kendi çizgi filmimi yapabilirim. Animasyon bölümü de okuyacağım. Evet, bunları yapacağım çünkü adımlarım gelmeye başladı, başlangıcı geçtim.
Büyük paralara, koca binalar içinde yakamda yazılı bir unvanın prestijine ihiyacım yok. Huzur, benim için orada değil. Bir fırça ve bir tablonun önündeki sandalyede huzur.

Kendi sergim için de kalan son 15 eseri tamamladım mı tamamdır... Yarı yarıyayım 15 eser var totalde. Bu konuda da babamsız yola çıktım. O gelirse gelecek. Dün ona "Haberin olsun Eylül sonuna sergi planım var, 15 eser kaldı çıkarılacak, onu bu yaz tamamlamayı düşünüyorum. Katılmak istersen diye söylüyorum, haberin olsun. Eylüle kadar kendince çalış. Ben tek açacağım, bana beraber açalım yetiştim dersen seni de dahil ederim" dedim çekildim. "Tamam, Eylül sonuydu değil mi? Tamam" dedi... Evet, beklemiyorum, isterse o yetişsin şimdi.

Oğlum, annesinin gülen yüzüyle daha güleç bir çocuk haline geldi. Ay ay büyüdükçe, aklı arttıkça daha bir tatlandı. Her ne kadar sebzeleri seçse ve çorba içmemekte ısrar etse de, teklif var ısrar yok takılıyoruz. Nasıl olsa o sebzeleri çörek-krep olarak bir şekilde yedirebiliyorum iyi günündeyse. Uykuları daha rahat, defalarca uyanmalar bitti. Vs vs...

Şükür diyorum. Hayatımın sabır dönemlerinden çıkıp, bir soluk için şükür dönemlerine girdiğimi hissediyorum.
Şükür... Özgür hissediyorum, mutlu hissediyorum.

Aylardır eşimin, kaliteli zaman geçirelim fikriyle yaptırmasını beklediğim çatıda atılı bisikleti, kendi kaliteli zamanım için ben alanı için almaya karar verince kalkıp yaptırmaya götürdüm. Şimdi kursuma bisikletle gidip geliyorum. Şu güzel havalarda, bu şehirde araç içinde yolculuk etmek aptallıkmış diyorum kendime, kendimi ne çok havasız yere hapsetmişim... Şimdi gözümü patenlere diktim. :))

Annemin kemiğini kırarsın diye korkup yasakladığı patenler... Harçlığımla güç bela biriktirip aldığım ve annemin hemen elimden alıp başka birine verdiği patenler... Onlara 31 yaşında sahip olacak ve elalem ne der çekinmesi yaşamadan bineceğim. 70 yaşında hissettiğim ruhum, şimdi 16... Bedenim hala paten için uygunken, neden olmasın?

Gökyüzünü hissedebiliyorum.
Tüm çiçeklerin kokusunu alıyorum.
Yeniden istediğim gibi resim yapabiliyorum.
Yeniden, istediğim, olduğum ben'im.
Adım adım, hayalin gerçeğini yaşıyorum.
 
Son düzenleme:
Son durumu yazmak istedim, ara ara yazmaya devam edeyim yine:

Şu an hazırlanıyorum bir yandan, kursa yetişmek için. Baya uyuyup, güne sarhoş gibi uyandığım bir günü yaşamaktayım. Hala kahve içerek ayılmaya çalışıyorum. Sabah oğlanı da alıp çıkmış eşim, annemlere götürmüş kahvaltıyı orada yapmışlar, beni uyandırmak istememiş. Ben de Allah ne verdiyse uyumuşum... 11 buçuk gibi uyandım, kahvelere sarıldım, çantamı topladım vb. birazdan bi duşa girip kendime ayar çekip çıkacağım. Dedim madem geç kaldım, 10 dk daha kalıveririm nolcak, birkaç şey yazayım buralara.

Depresyonun teğet geçtiği bir dönem yaşadım, girer gibi yapıp slalom çekip çıktım diyelim daha doğru olacak.
"Bunu niçin yaşıyorum" "Ne derdim var?" sorularını çok sorduğum bir süreci ardımda bırakırken, derdimin ne olduğunu net anlamanın huzuru ile, yeniden kendimle tanıştım. Ergenliğimin bittiği hissine kapıldım, bir değişik emin olma hali ve özgürlük... Hafifim... Dünyaya karşı çok hafif ve anlamak için yeniden açığım.

Kendini, ne istediğini unutmuş, kaybetmiş biri olduğumu fark etmem sanırım çocuğumla ortaya çıktı, doğumumla yani. Ona bakınca, onu yetiştirme hayallerini kurarken, anneme karşı hala daha aşamadığım bir öfke ile dolu olduğumu gördüm.Buraya, birbirinden farklı kelimelerle, farklı konularda olsun, yazdığım tek şeyin "Olduğum şeyi yaşamak ve kabul ettirmek" olduğunu fark ettim. Annemin, beni olduğum gibi kabulü, kabul etmese de benim o geç kaldığımı hissettiğim, derine bir yere itip vazgeçeceğim derken kendimi hasta ettiğim esas, gerçek Gangstayı yaşamak....

Beni bu konuda duygusallaştıran şeyin, ergenliğimde yaşadığım ve annem de dahil başka birine önemsiz gelebilecek pek çok şeyin birleşimi olduğunu yakaladığımda, tek tek ayıklamaya başladım. Bu okul seçimimden, en özel sırların suistimaline kadar uzanan bir şeylerin yumağıydı. Bir manipülasyon içinde zannetme, bir illüzyon içinde hapis, bir anlamaya çalışma hali içinde kırgınlık... Şimdi, bir anne olarak anneme yarı yarıya hak verirken, kendisini evladı yerine koymadan düşündüğü için ona kırgın olduğumu anımsadım. Çok açmak istemiyorum, bir sırrımı teyzem ile paylaşmıştı. O sırrın içine kuzenim dahildi ve söz vermiştim ona. Annemden de söz almıştım. Annem güvendiğim anneyi o gün yıktıktan sonra, kendi kızını senelerce tanımaktan men edilmiş bir kadın oldu. İçimi net olarak ona hiç açmadım. Anladım ki beni tanımıyor annem. Bu bizim kopma, benim kendimi gizlerken tasmalanma halimin başlangıcıydı.

Dün oturdum anlattım. "15 senedir senin neye itiraz edip neyi nasıl istediğini dinledim ve seni tanıyorum. Ancak sen 16 yaşından sonraki Gangstayı tanımıyorsun ve onun sana kendisini anlatmasına fırsat vermiyor, dinlemiyorsun. Bu kendi kızınla son tanışma fırsatın, onun sana son kendini açma girişimi, bu yüzden iyi dinle, işit, duy ve anla. Çünkü senin biçtiğin hayatı niçin yaşamak istemediğimi, seni kopyalamaktan neden şu an vazgeçtiğimi hiçbir zaman anlayamayacaksın" dedim.

Konuştuk. Ağladı. Çok ağladı... Sarıldı, özür diledi.
Fark ettik ki, zaten ben annemi olduğu gibi kabul etmişim. O beni olduğum gibi kabul etmese de bunu umursamamışım ve fakat onun, bunun farkındaymış gibi davranıp aslında farkında olmaması da beni öfkelendiren bir nokta imiş. Onu da aştık.
Bunları psikologsuz yapmış olmam; 15 sene boyunca kendi kendimin doktoru olmayı da başarabilmemle alakalı. Tek başınalık hissim içinde, diplomasız bir psikolog yetiştirdim. Bu gerekiyordu belki de, kendimi bundan sonrasında tartmak, evladımı daha anlayarak yetiştirmek için. Anneme kızmıyorum, onu affettim. Çünkü onun da sebepleri vardı. İyi bir kalbi var, bu yüzden benim de kalbim iyi. Beni iyi biri olarak yetiştirdiği için ona minnettarım.

Dün bu derinler niçin deşildi derseniz, saçlarımı maviye boyamadan önce, mavi saçlı kızına ters ters değil, gülümseyerek bakabilmesi için. Kendimi de onu da biliyorum çünkü.

Dün akşam eşim saçlarımı boyadı. "Yakıştı ha" dedi sonra boyayı yıkayınca. Adamımı seviyorum. O düz bir adam ama seviyor, incitmemeye çalışıyor kendi üslubunca. Arabalara bakıyor, videolara diye sinirlenirdim. Arabayı değiştirmek için bakıyormuş, aile arabası alacakmış... Artık çocukluyuz diye... Kendimi bulup yaşamaya başlayınca, sanki herkesi buldum bir anda.

Bilinçaltı tekniği diyordum ya, soruyordum bir konumda... Bunu kendi kendime yapabilmiş olduğum için, kendimle gurur duyuyorum.

Çift terapisini bırakalı sanırım baya oluyor.
Eşimi anlamadan önce, kendimi anlamam gerektiğini anladım.
Ne istediğimi, neye öfkelendiğimi...
Çünkü adam ne yapsa olmuyordu bir an geliyordu.
Şimdi ne yapsa oluyor.

Kurs derseniz, tam gaz. Haziran sonuna tüm öğrenciler sergimiz olacak, kurs içinde 10 resim çıkardım ve hocamdan aldığım iltifatlara ayrı seviniyorum. İş hayatıma affedersiniz ittiri çektim. Olmam gereken yer burası... Bu iş. Eminim. Öğrenciliğimi bitirince, öğrenci yetiştireceğim bu dalda. Kendi özel kursumu açabilirim, ya da kendi çizgi filmimi yapabilirim. Animasyon bölümü de okuyacağım. Evet, bunları yapacağım çünkü adımlarım gelmeye başladı, başlangıcı geçtim.
Büyük paralara, koca binalar içinde yakamda yazılı bir unvanın prestijine ihiyacım yok. Huzur, benim için orada değil. Bir fırça ve bir tablonun önündeki sandalyede huzur.

Oğlum, annesinin gülen yüzüyle daha güleç bir çocuk haline geldi. Ay ay büyüdükçe, aklı arttıkça daha bir tatlandı. Her ne kadar sebzeleri seçse ve çorba içmemekte ısrar etse de, teklif var ısrar yok takılıyoruz. Nasıl olsa o sebzeleri çörek-krep olarak bir şekilde yedirebiliyorum iyi günündeyse. Uykuları daha rahat, defalarca uyanmalar bitti. Vs vs...

Şükür diyorum. Hayatımın sabır dönemlerinden çıkıp, bir soluk için şükür dönemlerine girdiğimi hissediyorum.
Şükür... Özgür hissediyorum, mutlu hissediyorum.

Aylardır eşimin, kaliteli zaman geçirelim fikriyle yaptırmasını beklediğim çatıda atılı bisikleti, kendi kaliteli zamanım için ben alanı için almaya karar verince kalkıp yaptırmaya götürdüm. Şimdi kursuma bisikletle gidip geliyorum. Şu güzel havalarda, bu şehirde araç içinde yolculuk etmek aptallıkmış diyorum kendime, kendimi ne çok havasız yere hapsetmişim... Şimdi gözümü patenlere diktim. :))

Annemin kemiğini kırarsın diye korkup yasakladığı patenler... Harçlığımla güç bela biriktirip aldığım ve annemin hemen elimden alıp başka birine verdiği patenler... Onlara 31 yaşında sahip olacak ve elalem ne der çekinmesi yaşamadan bineceğim. 70 yaşında hissettiğim ruhum, şimdi 16... Bedenim hala paten için uygunken, neden olmasın?

Gökyüzünü hissedebiliyorum.
Tüm çiçeklerin kokusunu alıyorum.
Yeniden istediğim gibi resim yapabiliyorum.
Yeniden, istediğim, olduğum ben'im.
Adım adım, hayalin gerçeğini yaşıyorum.
Sizi ayakta alkışlıyorum:KK9::KK9:
 
Son durumu yazmak istedim, ara ara yazmaya devam edeyim yine:

Şu an hazırlanıyorum bir yandan, kursa yetişmek için. Baya uyuyup, güne sarhoş gibi uyandığım bir günü yaşamaktayım. Hala kahve içerek ayılmaya çalışıyorum. Sabah oğlanı da alıp çıkmış eşim, annemlere götürmüş kahvaltıyı orada yapmışlar, beni uyandırmak istememiş. Ben de Allah ne verdiyse uyumuşum... 11 buçuk gibi uyandım, kahvelere sarıldım, çantamı topladım vb. birazdan bi duşa girip kendime ayar çekip çıkacağım. Dedim madem geç kaldım, 10 dk daha kalıveririm nolcak, birkaç şey yazayım buralara.

Depresyonun teğet geçtiği bir dönem yaşadım, girer gibi yapıp slalom çekip çıktım diyelim daha doğru olacak.
"Bunu niçin yaşıyorum" "Ne derdim var?" sorularını çok sorduğum bir süreci ardımda bırakırken, derdimin ne olduğunu net anlamanın huzuru ile, yeniden kendimle tanıştım. Ergenliğimin bittiği hissine kapıldım, bir değişik emin olma hali ve özgürlük... Hafifim... Dünyaya karşı çok hafif ve anlamak için yeniden açığım.

Kendini, ne istediğini unutmuş, kaybetmiş biri olduğumu fark etmem sanırım çocuğumla ortaya çıktı, doğumumla yani. Ona bakınca, onu yetiştirme hayallerini kurarken, anneme karşı hala daha aşamadığım bir öfke ile dolu olduğumu gördüm.Buraya, birbirinden farklı kelimelerle, farklı konularda olsun, yazdığım tek şeyin "Olduğum şeyi yaşamak ve kabul ettirmek" olduğunu fark ettim. Annemin, beni olduğum gibi kabulü, kabul etmese de benim o geç kaldığımı hissettiğim, derine bir yere itip vazgeçeceğim derken kendimi hasta ettiğim esas, gerçek Gangstayı yaşamak....

Beni bu konuda duygusallaştıran şeyin, ergenliğimde yaşadığım ve annem de dahil başka birine önemsiz gelebilecek pek çok şeyin birleşimi olduğunu yakaladığımda, tek tek ayıklamaya başladım. Bu okul seçimimden, en özel sırların suistimaline kadar uzanan bir şeylerin yumağıydı. Bir manipülasyon içinde zannetme, bir illüzyon içinde hapis, bir anlamaya çalışma hali içinde kırgınlık... Şimdi, bir anne olarak anneme yarı yarıya hak verirken, kendisini evladı yerine koymadan düşündüğü için ona kırgın olduğumu anımsadım. Çok açmak istemiyorum, bir sırrımı teyzem ile paylaşmıştı. O sırrın içine kuzenim dahildi ve söz vermiştim ona. Annemden de söz almıştım. Annem güvendiğim anneyi o gün yıktıktan sonra, kendi kızını senelerce tanımaktan men edilmiş bir kadın oldu. İçimi net olarak ona hiç açmadım. Anladım ki beni tanımıyor annem. Bu bizim kopma, benim kendimi gizlerken tasmalanma halimin başlangıcıydı.

Dün oturdum anlattım. "15 senedir senin neye itiraz edip neyi nasıl istediğini dinledim ve seni tanıyorum. Ancak sen 16 yaşından sonraki Gangstayı tanımıyorsun ve onun sana kendisini anlatmasına fırsat vermiyor, dinlemiyorsun. Bu kendi kızınla son tanışma fırsatın, onun sana son kendini açma girişimi, bu yüzden iyi dinle, işit, duy ve anla. Çünkü senin biçtiğin hayatı niçin yaşamak istemediğimi, seni kopyalamaktan neden şu an vazgeçtiğimi hiçbir zaman anlayamayacaksın" dedim.

Konuştuk. Ağladı. Çok ağladı... Sarıldı, özür diledi.
Fark ettik ki, zaten ben annemi olduğu gibi kabul etmişim. O beni olduğum gibi kabul etmese de bunu umursamamışım ve fakat onun, bunun farkındaymış gibi davranıp aslında farkında olmaması da beni öfkelendiren bir nokta imiş. Onu da aştık.
Bunları psikologsuz yapmış olmam; 15 sene boyunca kendi kendimin doktoru olmayı da başarabilmemle alakalı. Tek başınalık hissim içinde, diplomasız bir psikolog yetiştirdim. Bu gerekiyordu belki de, kendimi bundan sonrasında tartmak, evladımı daha anlayarak yetiştirmek için. Anneme kızmıyorum, onu affettim. Çünkü onun da sebepleri vardı. İyi bir kalbi var, bu yüzden benim de kalbim iyi. Beni iyi biri olarak yetiştirdiği için ona minnettarım.

Dün bu derinler niçin deşildi derseniz, saçlarımı maviye boyamadan önce, mavi saçlı kızına ters ters değil, gülümseyerek bakabilmesi için. Kendimi de onu da biliyorum çünkü.

Dün akşam eşim saçlarımı boyadı. "Yakıştı ha" dedi sonra boyayı yıkayınca. Adamımı seviyorum. O düz bir adam ama seviyor, incitmemeye çalışıyor kendi üslubunca. Arabalara bakıyor, videolara diye sinirlenirdim. Arabayı değiştirmek için bakıyormuş, aile arabası alacakmış... Artık çocukluyuz diye... Kendimi bulup yaşamaya başlayınca, sanki herkesi buldum bir anda.

Bilinçaltı tekniği diyordum ya, soruyordum bir konumda... Bunu kendi kendime yapabilmiş olduğum için, kendimle gurur duyuyorum.

Çift terapisini bırakalı sanırım baya oluyor.
Eşimi anlamadan önce, kendimi anlamam gerektiğini anladım.
Ne istediğimi, neye öfkelendiğimi...
Çünkü adam ne yapsa olmuyordu bir an geliyordu.
Şimdi ne yapsa oluyor.

Kurs derseniz, tam gaz. Haziran sonuna tüm öğrenciler sergimiz olacak, kurs içinde 10 resim çıkardım ve hocamdan aldığım iltifatlara ayrı seviniyorum. İş hayatıma affedersiniz ittiri çektim. Olmam gereken yer burası... Bu iş. Eminim. Öğrenciliğimi bitirince, öğrenci yetiştireceğim bu dalda. Kendi özel kursumu açabilirim, ya da kendi çizgi filmimi yapabilirim. Animasyon bölümü de okuyacağım. Evet, bunları yapacağım çünkü adımlarım gelmeye başladı, başlangıcı geçtim.
Büyük paralara, koca binalar içinde yakamda yazılı bir unvanın prestijine ihiyacım yok. Huzur, benim için orada değil. Bir fırça ve bir tablonun önündeki sandalyede huzur.

Kendi sergim için de kalan son 15 eseri tamamladım mı tamamdır... Yarı yarıyayım 15 eser var totalde. Bu konuda da babamsız yola çıktım. O gelirse gelecek. Dün ona "Haberin olsun Eylül sonuna sergi planım var, 15 eser kaldı çıkarılacak, onu bu yaz tamamlamayı düşünüyorum. Katılmak istersen diye söylüyorum, haberin olsun. Eylüle kadar kendince çalış. Ben tek açacağım, bana beraber açalım yetiştim dersen seni de dahil ederim" dedim çekildim. "Tamam, Eylül sonuydu değil mi? Tamam" dedi... Evet, beklemiyorum, isterse o yetişsin şimdi.

Oğlum, annesinin gülen yüzüyle daha güleç bir çocuk haline geldi. Ay ay büyüdükçe, aklı arttıkça daha bir tatlandı. Her ne kadar sebzeleri seçse ve çorba içmemekte ısrar etse de, teklif var ısrar yok takılıyoruz. Nasıl olsa o sebzeleri çörek-krep olarak bir şekilde yedirebiliyorum iyi günündeyse. Uykuları daha rahat, defalarca uyanmalar bitti. Vs vs...

Şükür diyorum. Hayatımın sabır dönemlerinden çıkıp, bir soluk için şükür dönemlerine girdiğimi hissediyorum.
Şükür... Özgür hissediyorum, mutlu hissediyorum.

Aylardır eşimin, kaliteli zaman geçirelim fikriyle yaptırmasını beklediğim çatıda atılı bisikleti, kendi kaliteli zamanım için ben alanı için almaya karar verince kalkıp yaptırmaya götürdüm. Şimdi kursuma bisikletle gidip geliyorum. Şu güzel havalarda, bu şehirde araç içinde yolculuk etmek aptallıkmış diyorum kendime, kendimi ne çok havasız yere hapsetmişim... Şimdi gözümü patenlere diktim. :))

Annemin kemiğini kırarsın diye korkup yasakladığı patenler... Harçlığımla güç bela biriktirip aldığım ve annemin hemen elimden alıp başka birine verdiği patenler... Onlara 31 yaşında sahip olacak ve elalem ne der çekinmesi yaşamadan bineceğim. 70 yaşında hissettiğim ruhum, şimdi 16... Bedenim hala paten için uygunken, neden olmasın?

Gökyüzünü hissedebiliyorum.
Tüm çiçeklerin kokusunu alıyorum.
Yeniden istediğim gibi resim yapabiliyorum.
Yeniden, istediğim, olduğum ben'im.
Adım adım, hayalin gerçeğini yaşıyorum.
Bayiliyorum sana ! sen ne istedigini bilen cok guclu bir kadinsin cok cok mutlu ol ❤
 
Owww seve seve okudum :)

Bu sevimli dr adını özelden yazarsan sevinirim.
Keşke gitme imkanımın olduğu bir şehirde olsa.
Veya online terapi falan bile olur.
Sende çok faydalı olmuş çünkü hissettim.

Bu arada daha iyi olmana çok sevindim..:KK66:
 
Owww seve seve okudum :)

Bu sevimli dr adını özelden yazarsan sevinirim.
Keşke gitme imkanımın olduğu bir şehirde olsa.
Veya online terapi falan bile olur.
Sende çok faydalı olmuş çünkü hissettim.

Bu arada daha iyi olmana çok sevindim..:KK66:

Teşekkür ederim.
Bu benim eskiden beridir doktorum, kendisi çift terapisi vermiyor, psikiyatrist. İlaçlı tedavi kısmında işin.
Belli bir samimiyetimiz olduğu için bir nevi kıyak geçti bize diyebilirim ve fakat iyi iki doktor daha tanıyorum burada, biri psikolog, çift terapisi verebilir mi sorabilirim. Teşekkür ederim.

En azından şehri özelden yazıyorum, gelip gelmeme fikrini tartarsın.
 
Teşekkür ederim.
Bu benim eskiden beridir doktorum, kendisi çift terapisi vermiyor, psikiyatrist. İlaçlı tedavi kısmında işin.
Belli bir samimiyetimiz olduğu için bir nevi kıyak geçti bize diyebilirim ve fakat iyi iki doktor daha tanıyorum burada, biri psikolog, çift terapisi verebilir mi sorabilirim. Teşekkür ederim.

En azından şehri özelden yazıyorum, gelip gelmeme fikrini tartarsın.
Şehri genelden yazsan ona göre detaylar için seni rahatsız etsek :)
 
Selamlar :KK33:

Güzel bir günden merhabalar... Güzel bir gün çünkü çok özlediğim "İşte anlıyoruz birbirimizin derinini" dediğim, gözünden o güzelliği, aynılığı-aynalığı aldığım bir arkadaşım ile buluştum bugün. Bir seneyi geçmiş görüşmeyeli, "Ne kadar oldu? Bir sene oldu mu?" dediğimde "Oldu ya :)" dedi... Dedim "Depresyonumsu bir keşifteydim ve kendimi dinlemek istedim" dedi "Anladım :) Neler duydun peki anlatsana" dedi... Kendisi, arkadaşım ve doğum zamanı ayrıca gittiğim psikologum olur :KK70:

(Çok fazla psikolog-psikiyatr biriktirmiş ailem yapmışım sanırım. Hepsine farklı bir ben anlatmak istediğimden sanırım, bir işte X bey biliyor bütünü :)) Hepsi ayrı bir duygumu taşımada yardım etmişler sağ olsunlar)

Bu arkadaşımın yeri de çok özel, benzer yerlerden geçtiğimizden belki de... O psikolog, ben hasta :KK70:
Dedim "Ergenliğimin bitişinin müjdesini sana vermeye geldim :KK70: " "Biliyor musun benimki de yeni bitti gibi, çaktırma :)" dedi.
Konuştuk, muhabbet, en azından ayda bir görüşelim buluşalım dedik. Nasıl olsa evime yakın sayılır, onun için de zaman ayırmam gerektiğini fark ettim. Biz hasta-doktor olarak tanışıp, iki arkadaş olmuş insanlarız... Normal çevrem, beni hasta eden şeyleri barındırıyordu belki de bilmiyorum; bazı arkadaşlarım boş geliyordu, bir yalnızlık hissine çok çabuk sürüklenirdim onlarla sohbetimde ve basit gezmeler harici onlarla olmayı vakit kaybı olarak görürdüm. Sadece iki dostum dediğim insan varsa, biri 50 küsur yaşında, biri 60 küsur (Ve şu an şehir dışında)... Eh insan biraz da akran istiyor, çünkü yaşanmışlıklar paralelde olunca nasihat tarafına çok geçilmiyor, daha çok sohbet oluyor :))... Sohbete aç kalmıştım biraz şu ara. Eşimle de bir yere kadar, malum, kendisi düz adam Sami abi olduğundan :KK70:

Annemle süperiz deyip dilimi ısırmak istiyorum bu arada. Dün misafirleri vardı, gezmediği zamanlarda misafir ağırlar da. :KK53:
Dedim hadi tatlısını ben yapayım bi sürpriz olsun, güzellik olsun. Araştık "Akşama misafirim var, ani haberim oldu beni meşgul etme bi ton işim var" dedi. Dedim "Akşama böreğini yemeye geliriz biz de". Sonra girdim mutfağa... Çikolatalı pasta yaptım kocaman. Bir yandan resim yapıyorum tabi, oğlan uyurken Alice kızımın (Yeni başladığım tablo) gözlerine başlayayım dedimdi, eh annem için bir şeyler de yapmak isteyince, bir yandan iki kirpik atıyorum, bir yandan kek karıyorum filan. Sonra dedim kendime "Pastaya çikolata yerine kahverengi akrilik boya dökmeden önce resim faslını şimdilik kapasan mı Gangsta?" :KK70:

Sonra kardeşimi aradım "Ablam, tatlı yaptım gel al, ben oğlanın başını beklerim"... Geldi, aramızda kalsın annem sevinçten ağladı biliyor musun dedi. Ulen bu ailenin tek bipoları ben değilim herhalde dedim :KK70: Dramalardan dramalara, hüzünlerden sevinçlere oooh, hayat bize deli, bize esmelerde :KK70:

Çarşamba kurstaydım, orada başlamıştım zaten Alice kızıma. Hocam "Bunu bir tık ileri taşımaya çalışsan sınırlarını görmen için, tarzını bozmadan daha yumuşak bir gölgeleme yapmaya çalışsan? Daha resim değil, daha canlı bir şey yapabilir misin kendini denesen?" demişti. Orada astar atmaya başlamıştım. Annem için pasta yaptığım gün, bunu biraz başardım. Fırçayı serbest bırakma konusundaki korkumu aştığımı fark ettim daha doğrusu, çok çalışma, tekrar tekrar aynı yeri boyama-kara kalemle tekrar etme 30 sayfa, 40 sayfa... Meyvesini vermeye başladı. Söylemek isterim ki, çalışınca, kafaya koyunca yapılıyor, isteyen herkes de bunu yapabilir. (Mesajımı da vereyim :KK53: ) İşte bugünlük resim konusunda biraz tembelim, belki de dün misafirli ortama uyum ile bölündüğümden (Farkında olmadan misafir ağırlamalı kasıntı ortamda bir tutam gerildiğimden) azcık kafamı arkadaş ziyaretleri ile dağıtmak, kendi sosyal alanım içinde gezinmek istedim.

Bisiklete 2 günlük bir ara verişteyim ya bacaklarım inanılmaz ağrıyor ve affedersiniz camız gibi yiyorum yaa... Kalori yaktıkça vücut "Hani benim kalorilerim?" sinyali çakıyor. Daha çok protein tercih etmeliyim biliyorum (Fitness zamanının kara bir tecrübesi olarak zayıflamaya çalışırken, yanlış beslenme ile ilk ayda 2 kilo almıştım sporla :olamaz:) ama patates kızartmaları filan uçuşuyor gözümün önünde ya bildiğiniz. Oyh... İşte kızartmalara dadandım fena halde, ondan azcık dedim "Gangsta bi yavaş gel kuzum" , bisiklete bir tutam ara verdim. Yaşasın tabanvay :KK70: :KK70:

İşte böyledir... Yazmak istedim. Bir yandan çayımı içiyor, bir yandan müziğimi dinliyorum. Boş durasım, tv izleyesim gelmedi. Oğluş da anneannede, ben evde tek, buralarda biraz gezinmece... :KK15:
 
Ay sıkıntılara kaldım, geleyim buraya yazayım dedim :KK70: :KK70:
Yok ben dengesizim hakket. :KK70: :KK70:
Neden gülüyorum derseniz, kendi tipime gülüyorum. Bugün bi kendi kendine kudurmacalar geldi sebepsiz.

Buraya gelip gidip kah okuyup kah yorum yazıyorum, kah kalkıyorum çamaşır seriyorum, kah makineye tekrar çamaşır dolduruyorum, kah yine gelip buraya dadanıyorum, sonra olmuyor bulaşık makinesini yerleştirip tekrar doldurup çalıştırıyorum, oradan balkonları yıkıyorum şu yağmurlu günde, o da yetmiyor balkondaki çiçeklerin saksılarına takıyorum onları boyamaya kurdele takmaya girişiyorum, oradan hop yine bura, sonra yemeğe kalk, sonra evi süpür, yatakları ora bura at, ora bura kudur da kudur...

Ben bu hallerimi biliyorum, iç sıkıntısından oluyor.
Böyle bi darallar gelince ne yapmak lazım ki? Havalardan mı böyle hissediyorum acep?
Yok... Benim bu şehirden gitmelerim gelmiş. Uzaklara gezmelerim gelmiş...
Uslu uslu evinde işinde otur, takıl işte... Hayır, araya şöyle bi en az 500 km koymadan rahatlayamam.
Evi komple limon sarısına mı boyasam napsam :KK70:
Ya da sahile inip ateş yakıp, gelen polislere mukavemetten kendimi mi tutuklatsam :KK70:
 
X