Benim eşimde de dehb var ve üstelik kendisi akademisyen. Evden hiçbir zaman tek seferde çıkamayız mutlaka bir geri döner, unuttuğu bir şeyi alırız. Ders materyallerinin içinde olduğu flaş diski bile çok kez evde unuttuğu olmuştur ben bir şekilde dersine yetiştirmişimdir. Bazen yerinde duramaz, kımıl kımıldır. Çok şakacıdır, komiktir, çok farklı çalışır kafası ama bazen deli eder beni. İşte öyle anlarda, o deli olduğum anlarda isyan etmemek ya da ona "sen şöylesin" dememek için soluklanmaya kaçarım. Ya çıkar bir sigara içerim, ya ufak bir yürüyüş...
Çünkü bu bir ekip işi. Dehb bir hastalık değil ve ben, onun bu durumundan önceden de haberdardım. Siz de muhtemelen 2 çocuktan önce ya da 2 çocuk arası bir zamanda haberdardınız. Cüzdanınızın kaybolması çok üzücü, bir sürü evrakı yenilemekle uğraşacaksınız, maddi kaybınız olmuş ve olacak ve evet biliyorum çok sinir bozucu, hayal kırıklığına uğradınız, siz kendi tanınızla ve çocuklarınızın, evin yüküyle uğraşırken onun da sizinle beraber bu yükü sırtlamasını istiyordunuz, bunu hayal ediyordunuz ama her şeye rağmen o hâlâ sizin sevdiğiniz, evlendiğiniz insan. Çocuklarınızın babası. Dehb tanısından sonraki süreci yönetmekteki isteksizliğiyle, disiplinsizliğiyle alakalı şikayetlenmenizi anlarım. Bunu eşinizle daha açık ve sakin bir tonda konuşabilirsiniz. Dehb tanılı insanlar doğru yönlendirmelerle tamamiyle normal, ortalama bilişsel hareketlere ve dürtüselliğe yakın bir hayat yaşayabiliyorlar.
Üstelik şimdi cüzdan gitmiş, kartlar, kimlikler, bunların hepsi tabii para; eşiniz belki klinik işini daha fazla ciddiye almaya başlar, uygun bir konuşma ve yönlendirmeyle terapiye sıcak bakabilir, ilaçlarını kullanma konusunda daha disiplinli davranabilir. Kabul edelim ya da etmeyelim, malum, erkekler giden para olunca şöyle bir yutkunup silkelenip kendilerine gelebiliyorlar :)