Kategori: Anne – Çocuk

  • Çocuklarda bilişsel gelişim ve beslenme

    Çocuklarda bilişsel gelişim ve beslenme

    Yeni doğan çocuğun başetmesi gereken en önemli problem yaşadığı dünyayı öğrenmesi anlamasıdır. Bu problem yetişkinlere kolay görünebilir. Yetişkin dünyanın kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir. Çocuk dünyanın kapsamında olan sayısız şeyi öğrenmekle karşı karşıyadır.

    Bireyin, çevresindeki dünyayı anlamasını ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerde gelişime BİLİŞSEL GELİŞİM adı verilmektedir. Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi, dünyayı anlama, düşünme yollarının daha kompleks ve etkili hale gelme sürecidir.
    Piaget, Bruner ve Vygotsky çocuğun çevresindeki dünyayı değişik yaşlarda nasıl ve niçin böyle gördüğünü ve algıladığını belirlemeye çalışmışlardır.

    PLAGET’YE GÖRE GELİŞİM DÖNEMLERİ

    Plaget, bilişsel gelişimi dört temel evreye ayırmıştır. Bunlar sırasıyla; duyusal motor, işlem öncesi, somut işlemler, soyut işlemler dönemleridir. Plaget’ekibi göre çocuk bir dönemde kazanması gereken tüm şema ailesine sahip olup gerekli biliş yapılarını oluşturduğunda o dönemdeki gelişimini tamamlamaktadır.

    Plaget tüm çocukların bu gelişim aşamalarının sırasıyla geçirmesi gerektiğine inanmaktadır. Bir gelişim dönemini atlayarak diğerine geçemez. Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları birbirinden faklılık gösterebilir.

    Çocuklarda bilişsel gelişim, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Çocuklarda bilişsel gelişim potansiyelinin genetik olduğu, fakat yeterli beslenme ve zengin uyarıcıların da bilişsel gelişim üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu belirlenmiştir.

    Yeterli ve dengeli beslenmenin toplum sağlığı üzerindeki olumlu etkileri kanıtlanmış bir ger- çektir. İnsan vücudu bir makine gibidir ve çalışmak için enerjiye ihtiyaç duyar, bu enerjinin sağlanması için, yeterli ve dengeli beslenmek gerekmektedir.

    Beslenme, karın doyurmak değil, vücutta yeni dokuların yapılması, eskiyen hücrelerin onarılması, hastalıklara karşı vücut direncinin sağlanması, kısaca büyüme, gelişme ve sağlıklı olarak yaşamın devamı için, besinlerin vücuda alınması ve kullanılması olarak tanımlanmaktadır.

    Dünyada her yıl, bir milyon dört yüz bin bebek sinir sisteminin gelişimiyle ilgili yaşam boyu olumsuz sonuçlar yaratacak olan ağır bir hastalıkla birlikte doğmaktadır. Bu hastalıkların nedenleri büyük ölçüde bilinmemektedir. Ancak doğum ağırlığının düşük olmasıyla zeka geriliği, görme fonksiyonlarında bozukluk, beyin felci, retinopati, körlük ve otizm arasında bağlantı bulunması önemli bir ip ucudur.

    Ayrıca, bu hastalıkların sıklığı doğum ağırlığı 3.5-4.5 kilogram arasındaki bebeklerde % 0.6-0.8 iken, doğum ağırlığı 1.5 kilogramın altında olan bebeklerde bu oran % 20’ye çıkmaktadır. Görünürde birbirinden farklı olan bu hastalıkların ortak yönü beynin gelişme aşamasında ortaya çıkmalarıdır. Fetus ( anne karnındaki bebek ) beyninin gelişiminde, en önemli etmenlerden biri de annenin nasıl beslendiğidir.Çünkü, beyin hücrelerinin bölünmelerinin % 70 kadarı doğum öncesinde tamamlanmaktadır. Bu aşamada plasenta henüz gelişmediği için, embriyonun beslenmesi tamamen annenin sağlığı ve beslenmesine bağlıdır . Bilişsel gelişim üzerinde etkisi bilinen beslenme ile ilgili pek çok faktör olduğu pek çok bilimsel çalışma sonucunda günışığına çıkarılmıştır.

    BESİN ÖĞELERİNİN BİLİŞSEL GELİŞİM ÜZERİNE ETKİLERİ VAR MIDIR?

    Yağ asitlerine bakacak olursak öncelikle yağın, insan yaşamı için gerekli olan temel besin öğelerinden biri olduğunu görürüz. Yağlar, bazı besinlerin doğal bileşiminde bulunur ve insan vücudunda yapılamayan çoklu doymamış yağ asitlerinin vücuda alımını sağlar. Çoklu doymamış yağ asitleri n-3 ve n-6 yağ asitleri olmak üzere 2 grup altında toplanmaktadır. Vücutta yapılamayan ve özel işlevlerinden dolayı elzem olarak kabul edilen bu çoklu doymamış yağ asitlerinin (n-3 ve n-6) miktarları, özellikle anne sütünde inek sütüne göre daha fazladır. Ayrıca, anne sütünde beyin gelişiminde etkin role sahip olan n-3 yağ asitlerinden alfa-linolenik asit (ALA) ve bundan sentezlenen eikosapentoenoik asit (EPA) ve dekosahekzoenoik asit (DHA) bulunmasına karşın, inek sütünün bileşiminde bu yağ asitleri bulunmadığı yapılan pek çok bilimsel çalışmada gösterilmiştir.

    Beyin gelişiminin hızlı olduğu gebeliğin son üç ayında, anne plasenta aracılığıyla fetusa n-6 yağ asitlerinden AA (Araşidonik Asit) ve n-3 yağ asitlerinden DHA’yı sağlamaktadır. Diyetle DHA’nın yetersiz alınmasının da öğrenmeyi olumsuz yönde etkilediği pek çok çalışmada görülmüştür.. Merkezi sinir sisteminin gelişimi doğumöncesi(prenatal) yaşamın son ve postnatal ( doğumsonrası )yaşamın ilk aylarında tüketilen yağların kalitesine ve miktarına bağlı olduğu unutulmamalıdır.. Doğumöncesi ve doğumsonrası dönemde bebeklere bu yağları, plasenta aracılığıyla doğum öncesi ve sonra da anne sütü sağlamaktadır . Anne sütü immatür ( olgunlaşmamış ) beyin gelişimi için gerekli olan tüm besin öğelerini içerdiği için nörolojik fonksiyonların mükemmel ve hızlı gelişimini sağlamaktadır. Anne sütünün yapısında bulunan çoklu doymamış yağ asitleri, özellikle de DHA ve AA nörolojik gelişimi olumlu yönde etkilemektedir.

    Beynin %60’ı lipitlerden( yağlardan ) oluşmuştur. DHA ve AA beyin yapısını oluşturan en önemli lipit bileşenlerindendir.

    Bir çalışmada anne sütüyle beslenen bebeklerin kan DHA konsantrasyonlarının formüla mamalar ile beslenenlere kıyasla daha yüksek olduğunu saptarken, yapılan bir başka çalışmada, anne sütü alma süresinin uzamasıyla beyin korteksi DHA içeriğinin önemli düzeyde arttığı bulunmuştur .

    Buna ek olarak, eritrosit DHA düzeyi ile beyin korteksi DHA düzeyi arasında önemli korelasyonlar bulunmuştur. Farklı bir çalışmada da serum DHA konsantrasyonu ile Bayley mental ve psikomotor gelişim testleri sonuçları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptamışlardır. Bazı çalışmalarda serum ve eritrosit DHA düzeylerinin formüla mama ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenenlere kıyasla daha düşük olduğu, primatlar ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda da anne sütüyle beslenen bebeklerin görüntü keskinliği testi puanlarının formüla ile beslenenlere kıyasla daha yüksek olduğu ve bu performansın eritrosit DHA konsantrasyonu ile ilişkili olduğu belirtilmiştir.

    Sonuç olarak, anne sütünde bulunan besin öğelerinin prematüre ve normal zamanda doğan bebeklerin nörolojik gelişimleri üzerinde önemli etkilere sahip olduğu saptanmıştır

    Elzem yağ asitlerinden n-3 ve n-6 yağ asitleri, organizmada bazı desatürasyon( doymuş bileşiği doymamış hale çevirilmesi ) enzimleri için yarışırlar. Bu nedenle diyette n-6/n-3 oranı metabolik açıdan önemlidir. Hayvanlarda da büyüme sırasında n-3 yağ asitlerinin diyetle yetersiz alımının beyin ve retina DHA düzeyini azalttığı, bu durumunda, görme fonksiyonlarını ve öğrenme performanslarını etkilediği bulunmuştur.

    Gün geçmiyor ki konu ile ilgil bu sonuçları destekleyen bir çalışma olmasın, örneğin,yapılan bir diğer çalışmada gebe ve emzikli ratlar 5 gruba ayrılarak, n-6/n-3 oranı en düşük 0.32, en fazla 49 olan farklı diyetler verilmiştir. n-6/n-3 oranı düşük diyet alımının ilk günlerde rat yavrularının doğum ağırlıklarını etkilemediği, 15. günün sonunda ise ağırlıklarında %12 oranında azalma olduğu kaydedilmiştir.

    Büyümede görülen bu olumsuzlukların, linoleik asidin AA’in yerine geçemediği sürelerde devam ettiği görülmüştür. Diyetin beyin yağ asidi örüntüsünü açıkça etkilediği, diyet DHA düzeyinin artmasıyla, beyin DHA düzeyinin de arttığı ancak AA düzeyinin azaldığı görülmüştür. Diyete AA ilavesi beyin AA düzeyini artırırken, DHA düzeyini azaltmıştır. Diyetin n-6/n-3 oranındaki deği- şiklikler ratların gizlenmiş yerleri öğrenmelerini etkilemezken, düşük n-6/n-3 oranına sahip diyetle beslenen ratların daha yavaş yüzdüğü görülmüştür.

    Preterm ( zamanından önce doğan )bebeklere EPA ve DHA’dan zengin balık yağı içeren formül mamaların verildiği bir çalışmada, bebeklerin görme fonksiyonlarında gelişme saptanırken, ilk yıllardaki büyümelerinde azalma kaydedilmiştir. Azalan büyümelerinin psikomotor gelişim skorunun düşüklüğü ile ilişkili bulunmuştur .Diyetin n-6/n-3 oranının 5/1-15/1 arasında olması gerektiği önerilse de Amerikan Pediatri Akademisinin elzem yağ asitlerinin gereksinimi konusunda halihazırda fikir birliği net değildir.

    Çoğu araştırmada bebeklerin özellikle görme ve nöral fonksiyonlarının gelişiminde, çoklu doymamış yağ asitlerinin olumlu etkileri olduğu belirlendiği görülmektedir.

    Anne sütü bebeklere elzem yağ asitlerini sağlayan çok önemli bir kaynaktır. Son yıllardaki teknolojik gelişmeler, çoklu doymamış yağ asitlerinin klinik uygulama alanlarında da kullanımına olanak sağlamıştır.

    1990’lardan önce pek çok bebek formülalarının ALA konsantrasyonu düşük bulunmuştur. Fakat şimdilerde gelişmiş ülkelerde tüm bebek formülalarına ALA ilavesi yapılmaktadır. Avrupa ve Japonya’da bazı üretici firmalar DHA, DHA ile birlikte AA veya 18:3 n-6 yağ asitlerini preterm (zamanından önce doğan) ve term (zamanında doğan) bebek formülalarına eklemektedirler.

    Memelilerin beyninin gri maddesi ve retinadaki lipit içeriğini AA ve DHA oluşturmaktadır. Bu çoklu doymamış yağ asitleri linoleik asit ve ALA gibi diyetle alınan yağ asidi öncülerinden, bir seri desatürasyon ve elengasyonlarla türetilmektedir. AA ve DHA, erken postnatal dönemde beynin büyüme hızının maksimum düzeyde olduğu ve besin öğesi yetersizliklerine daha hassas olan 3. trimesterde beyinde hızla çoğalmaktadır.

    Gelişme döneminde n-3 yağ asitlerinden yetersiz bir diyetin, beyin yağ asidi bileşiminde DHA düzeyinin azalması, n-6 yağ asidi düzeyinin artması gibi karakteristik değişiklikler oluş- turduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarında n-3 yağ asidi yetersizliğinin görme fonksiyonları üzerine etkisini saptamada kullanılan elektroretinogramda DHA’nın uyarırlılık potansiyeli olan membranlarda eşsiz rol oynadığı belirlenmiştir

    Görsel tanıma üzerinde hiçbir etkisi olmadığı halde, DHA eklenmiş diyetle beslenen preterm bebeklerde daha kısa bakma süresi olduğu bildirilmiştir. Bu etki rhesus maymunlarında görülmüş ve daha uzun bakma süresinin düşük DHA konsantrasyonu ile ilgili olduğu bulunmuştur. Bunun nedeninin ise, dikkatini görsel bir uyarıcı- dan değiştirme yeteneksizliği ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür.

    Son zamanlarda yapılan bir çalışmada AA ve DHA eklenen bir diyetle beslenen on aylık bebeklerin, n-3 yağ asidi içeriği çok düşük olan kontrol maması ile beslenen bebeklerle kıyaslandığında problem çözme becerilerinin geliştiği gözlenmiştir .

    Başka bir çalışmada ise, bu sonucun tersine DHA eklenen mama ile beslenen ondört aylık bebeklerin dil puanlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Ancak bu etkilerin geçici olduğu görülmüştür. Hayvanlarda diyette yer alan kronik LNA eksikliğinin yalnızca retinal ve görsel fonksiyonlarda değişikliğe yol açmadığı, çeşitli öğrenme ve bellek testlerindeki performansta da değişikliklere neden olduğu saptanmıştır. İnsan zekasının gelişiminde beslenmeyle ilgili faktörleri belirleme isteği bağlamında öğrenme üzerindeki vurgu anlaşılabilir olmasına rağmen, bu bakış açısı ile ilgili sorunlar yaratan değişik yöntemsel nedenler bulunmaktadır .

    Diyetin yağ asidi bileşimi bilişsel fonksiyonlarla yakından ilişkilidir. Bu nedenle bebeklere ilk 6 ay tek başına anne sütü verilmeli, anne gerek kendisinin gerekse çocuğunun yeterli ve dengeli beslenmesine özen göstermelidir,Annelerin bebeklerini altı ay sadece anne sütü ile sonrasında ek besine geçiş dahil iki yıl emzırmeyi sürdürmeleri konusunda bilgilenmeleri gerçeği kabul edilmelidir.

     

    Uzm. Dyt. Zühal AYNACI BAYEL

  • İki Haftalık Hamilelik Belirtileri

    İki Haftalık Hamilelik Belirtileri

    Hamilelik başlangıcı olarak adet döneminizin ilk günü hesap edilir. Bu nedenle tıbbi açıdan ilk hafta hamile sayılmazsınız.

    Tıbbi açıdan hamilelik 3 döneme ayrılır.

    1. Trimester (3 ay): Bu dönemde bebeğin organ gelişimi oluşmaya başlar. Bebeğin ilk 13 haftası olup annenin hamilelik sürecine alışma dönemidir.
    2. Trimester (3 ay): Bebeğin 14 ila 24 hafta arasındaki gelişim sürecidir. Bu dönem ise ikinci 3 aylık süreçtir.
    3. Trimester (3 ay): Bu süreç bebeğin 27 ila 40 haftalık arası dönemini kapsar. Doğumun başladığı ve bittiği dönemdir. Buna da son 3 aylık süreç denir.İki Haftalık Hamilelik Belirtileri | 1

    Gebeliğin 1. Haftasıyla ilgili olan bebeğin tüm gelişmelerinden bahsettik. Şimdi de 2. Haftalık gebelikteki sürece bakalım.

    Hamileliğin 2. Haftasında henüz hamile olduğunuzu bilmiyorsunuz. Vücudunuz hamile olmaya hazırlanıyor ve siz bu durumu hissetmiyorsunuz.

    Hamileliğin 2. Haftası yumurtlama döneminizin başlangıcıdır. Bu süreçte hamile olacak anne adaylarında hamilelik belirtileri baş göstermeye başlar. Hangi tür hamilelik belirtileri diyorsanız hemen açıklayalım:

    -Adet döneminizde yaşanan gecikme yaşanır

    -Yoğun mide bulantısı ve kusma meydana gelir

    -Yiyeceklerden tiksinme yaşanır

    -Göğüslerde aşırı hassasiyet meydana gelir

    -Ağızda hissedilen metalik bir tat meydana gelir

  • Çocuğun ateşi kaç derece olmalı?

    Çocuğun ateşi kaç derece olmalı?

    Enfeksiyon hastalıkları daha çok bağışıklık sistemi henüz tam olgunlaşmamış 3 yaş altındaki çocuklarda görüldüğü için, anne ve babaları en çok endişelendiren durumların başında “ateş” geliyor.

    İSTANBUL – Bu nedenle anne ve babaların ateşin nasıl oluştuğu, nasıl ölçülüp değerlendirildiği, ateşe neden olan ciddi bakteri enfeksiyonlarının belirti ve bulgularının neler olduğu, ne zaman ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konularında bilgi sahibi olmaları önem taşıyor.

    Çocuk Doktoru Arzu Özgeneci Öngün, vücuttaki ısı mekanizması hakkında şu bilgileri veriyor: “Ateş, vücudun farklı virüs, bakteri ve diğer mikroorganizmaları tanımlama ve onlarla savaşın nedeniyle ortaya çıkar. Ateşin en sık görülen sebebi enfeksiyonlar olup; çocuklar hayatlarının ilk beş-altı yılında çok sık viral enfeksiyona bağlı ateşli hastalık geçirebilir. Ateşten şüphelenildiğinde, çocuğunuzun mutlaka vücut ısısı ölçülmelidir. Çocuğun alnına dokunularak hissedilen vücut ısısı güvenilir değildir. Termometre elinizden daha hassastır ve gerçek vücut ısısını ölçer.”

    Dr. Öngün’e göre, vücut ısısı, normal seviyenin üzerine çıktığında ateş olarak adlandırılıyor. İnsanlar için ortalama normal vücut ısısı 37°C olarak kabul ediliyor. Beyindeki hipotalamus, termostat gibi görev yaparak vücut ısısını dengeliyor. Hipotalamusun, vücut ısısını yüksek dereceye ayarladığında ateş oluştuğunu belirten Öngün, “Yüksek dereceye ayarlanmaya, kanda bulunan pirojen ismi verilen küçük moleküller sebep olur. Pirojenler, bakteri, virüs veya toksinler gibi dış kaynaklardan gelebilir. Bazı durumlarda, vücut ısısının artmış olması enfeksiyon ile savaşmada yardımcı olurken, bu her zaman geçerli değildir” diyor.

    ÇOCUK NE ZAMAN ATEŞLİ KABUL EDİLİR?
    Anne ve babaların ateş konusunda çok endişeli davrandıklarını belirten Öngün’ün ailelere önerileri ise şöyle: “Eğer çocuğunuzun vücut ısısı; makattan 38°C üzerinde, kulaktan 37.8°C, koltukaltından 37.2°C üzerinde ise ateşli kabul edilebilir. Tedavi konusunda aileler tarafında çok fazla yanlış uygulama yapılıyor. O uygulamaları şöyle sıralamak mümkün:

    3 ay ve altındaki tüm bebekler mutlaka tıbbi açıdan değerlendirilmeli.
    Susuzluğu engellemek için vücut sıvısını eksik bırakmamak gerekir. Yüksek ateş, özellikler küçük çocuklarda hızlı su kaybına sebep olarak dehidratasyon yaratabilir. Su, çorba, meyve suları verilebilecek iyi seçeneklerdir. Kafein içeren kola ve çay gibi içecekler, idrar söktürücü etkisinden dolayı su kaybına sebep olacağından, içirilmesi engellenmelidir.
    Yemek istemeyen çocuklar beslenmek için zorlanmamalıdır. Çocuk ne yemek istiyorsa kabul edilebilir miktarlarda izin verilmelidir.
    Okula giden çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye kadar evde istirahat etmelidir.
    Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanması, ateşi düşürmede oldukça etkili bir yöntemdir. Soğuk su ve alkol, ateşte daha fazla yükselmeye sebep olacağından ve titreme yaratacağından kullanılmamalıdır. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir.
    Aşırı kıyafet giydirme, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden, çocukları çok az giydirmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır. Terletme yöntemi ile ateş düşürülemeyeceği gibi, daha fazla zarar verebileceği unutulmamalıdır.
    38,9°C’den daha düşük vücut ısısına sahip ateşli çocukların çoğunda; eğer çocuğun genel durumu iyi ise ilaç ihtiyacı olmayabilir. 38,9°C üzerinde ateşli ise asetaminofen veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler, çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir. Çocuğunuzun yaş ve kilosuna göre önerilen dozu bilmiyorsanız, doktorunuza danışmalısınız.
    Reye sendromu olarak bilinen ani karaciğer ve beyin hasarı ile seyreden hastalığa neden olduğu için, 12 yaş ve altındaki çocuklarda aspirin, ateş düşürücü olarak önerilmemektedir.”

    NE ZAMAN DOKTORU ARANMALI?
    Dr. Arzu Özgeneci Öngün’e göre, doktorunuzu aramak için sizi harekete geçirecek ateş; çocuğunuzun yaşına, mevcut olan hastalığına ve ateşe eşlik eden diğer bulguların varlığına göre değişiklik gösterir. “Bu açıdan çocuğunuzun durumu hakkında yorum yapmakta zorluk çektiğinizde en iyi yöntemin, doktorunuza danışmak olduğu unutmayın” diyen Öngün, vakit kaybetmeden doktorun aranması gereken durumları da şöyle sıralıyor:

    3 ay veya daha küçük bebeğinizin ateşi makattan 38°C ve üzerinde ise,
    3-6 aylık bebekte 38,3°C ve üzeri olan ateşte,
    6 aydan büyük bebekte 40°C ateş ölçülüyorsa,
    Ateşle beraber çocuğunuzda susturulamayan sürekli ağlama, ateş düşmesine rağmen huzursuzluğun devam etmesi, sürekli uyuklama hali, bilinç bulanıklığı ve sayıklama, ateşle beraber vücutta kızarıklık bulguları varsa,
    Bebekte susuzluk bulguları (ağlarken gözyaşı olmaması, bıngıldakta çöküklük, dudak ve ağız içi kuruluğu, idrar miktarında azalma gibi) mevcutsa,
    Daha öncesinde veya ateşli iken havale geçirmişse,
    72 saatten daha uzun süre ateşi devam ediyorsa,
    Ateşle beraber öksürük, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, ense sertliği, sık idrara çıkma, idrar renginde değişiklik, karın ağrısı, kusma, ishal, eklemlerde kızarıklık, eklem hareketlerinde kısıtlılık ve şişme mevcutsa.

     

    Kaynak: ntv.com.tr

  • Bebeğinize isim koyarken bu maddelere dikkat edin.

    Bebeğinize isim koyarken bu maddelere dikkat edin.

    Bebeklerime isim koyarken, ilk farkettiğim şey, öncelikle ne kadar çok kişiden hoşlanmadığım olmuştu. 🙂 İsim koymak, gerçekten zor iş ama çok zevkli. Sadece bir kaç noktayı hesaba katarsanız, daha da kolay olacağı kesin… 

    1. Sır olarak saklamayı bir düşünün: Çevrenizdeki çok az kişi, bebeğiniz doğduğu zaman ismini söylediğinizde, “Bizim okulda bu isimli sümüklü bir kız vardı, hep iki sıra sümükle dolaşırdı!” demeye cesaret edebilir. J Fakat bebeğiniz hala karnınızdaysa, bunu söylemekte bir problem görmeyebilirler. Genel olarak, fikrinizi hemen değiştirmeseniz bile, o çok sevdiğiniz isim, artık farklı şeyler çağrıştırabilir. O yüzden doğana kadar kimseyi söylememeyi düşünebilirseniz.
    2. Sesli olarak söylemeyi deneyin: “Ardaaaa, buraya gel…” “Perçeeeemmm, gel kızım…” Tekrarlayın, talim yapın, deneyin. Sonra bunu, sesinizi daha da yükselterek ve 30 kere üst üste tekrarlayın J Eğer hala içinize siniyorsa, o zaman tamamdır.
    3. En sevdiğiniz isimleri bir kerede kullanmayın: Eğer bebeğinize iki isim verecekseniz, aklınızda bulunsun. Aynı cinsiyetten bir kardeş daha geldiğinde o zaman pişman olabilirsiniz. Elbette ilk bebeğinizse, bunu uygulaması biraz zor olabilir, anlıyorum.
    4. İngilizce’de kulağa nasıl geldiği önemli değil: Yurt dışında okur, belki orada çalışır diye şimdiden sevdiğiniz isimleri elemeyin. Bir kısmını kısaltıyorlar, uzatıyorlar, sonuçta çocuğunuzun da kabul edeceği bir versiyon mutlaka bulunuyor.
    5. Ünlülerin isimlerinden etkilenmeyin: Bebeğinizin ismini ne koyarsanız koyun, ismini de çok seveceksiniz elbette. Ama ünlülerin sağı solu belli olmaz- kalkar da çok abuk subuk bir şey yaparsa, o zaman bebeğinizin ismini duyanlardan büyük çoğunluğu, o ünlüyü zikredecek, siz de 10. defadan sonra sinir olacaksınız.
    6. İki isim arasında kaldıysanız bebeğinizi görmeyi bekleyin: Bu iyi bir fikir olabilir- çok sevdiğiniz iki isim arasında karar veremiyorsanız, bebeğinizi kucağınıza aldığınızda bir tanesi içinizden mutlaka geçecektir…Bana güvenin.
    7. Farkı olmak için işleri zorlaştırmayın: İsim koyarken, karnınızı tatlı tatlı tekmeleyen küçük meleğinizin, ileride yolunun mutlaka bir vergi idaresine düşeceğini gözönünde bulundurun derim. Özellikle bilinen bir ismin farklı dizilişinde (Kayra-Karya,vb) yazım ve hitap hatalarından dolayı, ileride epey bir ah alabilirsiniz J
    8. Kimsenin telif hakkı yok: Hep aklınızdaki bir ismi, en yakın arkadaşınız kendi bebeğine mi koydu? Ya da tam tersi? Boşverin. O isimdeki ilk iki kişi onlar olmayacak. Gerçekten istediğiniz isimse, vazgeçmeyin.

    Kaynak: hepsiburada.com / IŞIL KONAKÇI

  • Annenin çocuğu ile ‘anneciğim’ diyerek konuşması doğru mu?

    Annenin çocuğu ile ‘anneciğim’ diyerek konuşması doğru mu?

    Sevgi gibi yoğun bir duygu yaşandığında, fiziksel ve sözel tepkiler oldukça çeşitlilik gösterir. Bazen farkında olmadan diş sıkmak, bazen de karşıdaki kişiyi sıkıştırmak… Hele ki konu çocuklar ise, hem sevginin yoğunluğu hem de çıkış şekli oldukça zenginleşir. Sevgi, istisnasız en besleyici ve değerli duygudur. Fakat bazı sık kullanılan sevme davranışları, bu süreçte çocuklar için oldukça kafa karıştırıcı olabilir.

    ÇOCUĞUNUZU DUDAKTAN ÖPMENİZ DOĞRU MU?

    Ebeveynlerin çocukları dudaktan öperek sevgi göstermesi, cinsel gelişim açısından yanlış mesajlar iletir. Özellikle çocukları cinsel istismara karşı korumayı arzularken, bu tip bir sevgi gösterimi, birbirini seven herkesin dudaktan öpüşebileceğine dair bir düşünce yaratabilir ve çocukları “kötü” dokunuşlara karşı korunmasız kılabilir.

    Ebeveynlerin çocukları dudaktan öpmeleri, cinsel gelişimde önemli yeri olan, aile içi hiyerarşi/nesil farkı (anne-babanın, ebeveynliğin yanı sıra çift ilişkisinin olması, yetişkinler olarak çocukları koruyucu rolde olmaları) konusunda çelişkiler yaratarak, kaygıya sebep olur.

    ÇOCUKLARA ‘AŞKIM, SEVGİLİM’ DEMEK NE DERECE DOĞRU?
    Buna benzer olarak bir diğer sıkça yapılan davranış ise, çocuklara “Aşkım, sevgilim” diyerek sevgi göstermektir. Bu çocukların kendilerini aile içinde konumlandırmasında ve nesil farkını algılamalarında zorluk yaratır.

    Çocuklar, anne veya babanın sevgilisi yerine geçemezler. Kimse de onlardan böyle bir beklenti içinde değildir. Fakat bu sözcükler, hayatı oldukça somut algılayan çocuklar için kafa karıştırıcı ve kaygı verici olur.

    ISIRARAK, VURARAK VE KÜFÜRLE SEVMENİN OLUMSUZ ETKİLERİ NELER?

    Çocukları vurarak, ısırarak veya küfürle sevmek, yine çocuğun zihninde kabul edilen ve edilmeyen davranışların oturmasında zorluklar yaratır. Özellikle duyguları tanıma, fark etme ve kontrol etmeyi öğrenme aşamasında olan çocuklar, öfke ve sevgi ifadesinin iç içe geçtiği bir model ile karşılaşırlar.

    Bu model, okulda veya sokakta ona vurulduğunda, bu davranışı bir “tehlike” sinyali olarak algılayamamasına veya yaşıtları ile vurarak ilişki kurmasına sebebiyet verebilir. Bu tip çocuklar, okulda “çok hırçın, agresif, öfkesini kontrol edemiyor” Şikayetleri alabilir veya ev içinde kendini vurarak ifade edebilir.

    ‘ANNECİĞİM, BABACAĞIM’ DİYEREK SEVMENİN SAKINCASI NEDİR?

    Son dönemlerde en sık olarak duyduğumuz bir başka yaklaşım ise çocukları, “Anneciğim, babacığım” diyerek sevmektir. Çocukların yetişkinleri model alarak öğrendiği, onların verdiği güven ve koruyuculuk ile büyüdükleri bu dönemde, onlardan kelime anlamıyla, “Anneniz veya babanız” olmalarını beklemek oldukça korkutucudur.

    Özellikle çocukların dünyayı somut olarak algıladıkları dönemde, kendi ebeveynlerine “Annelik-babalık” yapma düşüncesi, ebeveynlerin sunduğu güven duygusunu zedeler.

  • Ek Gıdaya Geçişte BLW Yöntemi

    Ek Gıdaya Geçişte BLW Yöntemi

    Bebeğinizin ek gıdaya geçiş sürecinde uygulayacağınız bu yöntem tüm yeme alışkanlıklarını etkileyecek.

    Bebeklerin ek gıdaya geçiş süreci pek çok anne için hem zorlu hem de biraz rahatlatıcı bir süreç. Bebeğin yavaş yavaş anne sütüne alternatif besinler alması, anneyi bir nebze özgürleştirirken bir yandan bu süreçte hangi yöntemle ilerleneceği konusunu iyice düşünmek gerekiyor. Ek gıdaya geçiş dönemini hem anneler hem de bebekler için daha keyifli kılan bir önerimiz var: BLW yöntemi .

    BLW yöntemi nedir?

    Ek gıdaya geçiş döneminde uygulanan bir beslenme yöntemi olan BLW’nin açılımı, Baby Led Weamingyani Bebek Liderliğinde Beslenme . Bebeklerin anne sütünden ek besinlere geçişinde yiyecekleri keşfetmelerine izin veren bu beslenme tarzında kontrol anneden çok bebeklerde oluyor. Yani siz bebeğinizin yiyeceği porsiyonları hazırlıyorsunuz. O da ihtiyacı olan besinden istediği ölçüde yiyor.

    Uygulama nasıl olmalıdır?

    6 ve 9. aylar arasında, yani ek gıdaya geçiş döneminde başlanan BLW yöntemi ile bebeğinizin yiyecekleri kendisinin keşfetmesi, yemeğe dokunması, onu hissetmesi beklenir. Ancak bu elbette bebeğin her besini yiyeceği anlamına gelmiyor. Bebeğinizin kaçıncı ayda olduğuna uygun olarak, doğru porsiyonlar şeklinde hazırlanan besinleri bebeğinizin kendi başına yemesini teşvik eden bu yöntemin başlangıcında yiyecekler püre kıvamında verilir. Ardından aylar ilerledikçe taneli beslenmeye geçilebilir.

    Doğru pozisyonda yemek

    Bebeğin sofraya daha kolay adapte olmasını sağlayan bu yöntem, bebeğin yatar pozisyonda olup ağzına kaşıkla mama verildiği yönteme göre çok daha işlevseldir. Mama sandalyesinde oturarak tüm aileyle bir arada yemek yemeğe alışan bebek, ilerleyen dönemlerde de bu alışkanlığı korur; sofra kültürünü ve nasıl yemek yeneceğini öğrenmiş olur. Elle yemekten çatal-kaşık kullanımına geçişte de zorlanmadan kontrolü ele alabilir.

    BLW yöntemi hangi konularda fayda sağlar?

    Bebeğin yavaş yavaş, istediği kadar yemeyi öğrendiği bu yöntem, ilerleyen dönemlerde de bebeklerin çok fazla yemek ayırt etmemesini ve pek çok lezzeti deneyimlemek istemesini sağlar. Ayrıca yemeği ne şekilde yiyeceğinin bilincinde olan bebek, kendi yerinde yeme alışkanlığı edinir. Gelişim döneminde bebeğin el-göz koordinasyonunu, kavrama ve çiğneme becerilerini geliştiren BLW yöntemi, anne sütü ve toz mamadan geçişi de hızlandırır. Ancak her ne kadar bebeğiniz kendi başına yemek yeme kabiliyetine başlamış olsa da onu yemek yerken yalnız bırakmamalı, acil bir durumda müdahale edebilecek şekilde kontrolü sağlamalısınız.

     

  • Anneye her ay dadı parası

    Anneye her ay dadı parası

    İzmir, Bursa, İstanbul, Ankara ve Antalya’da çalışan annelere çocuklarının dadı parasını devlet veriyor. Peki her ay 416 euroyu (1.540 TL) bulan parayı nasıl alacaksınız? İşte şartlar…

    Avrupa Birliği ile ortaklaşa yürütülen Evde Çocuk Bakım Hizmetleri Yoluyla Kayıtlı Kadın İstihdamının Desteklenmesi Projesi büyük bir başarıyla devam ediyor. Yeni Asır’dan Faruk Erdem’in haberine göre proje başarılı olunca İzmir, Bursa ve Antalya’dan sonra İstanbul ile Ankara’ya da yaygınlaştırıldı.

    Proje kapsamında 0-2 yaş arası çocuk sahibi kadınların çocuk bakımı dolayısıyla iş yaşamından kopmaması hedefleniyor ve annelere, sigortalı çocuk bakıcısı istihdam etmeleri halinde aylık 416 euro (1.540 TL) destek sağlanıyor.

    KİMLER YARARLANABİLİYOR

    Başvuru tarihi itibariyle 0- 24 ay aralığında (24 üncü ay dahil) çocuğu olmak.

    T.C. vatandaşı olmak.

    Bir işverenin yanında sigortalı olarak tam zamanlı çalışıyor olmak. (SGK’ya en az 30 tam gün primi bildirilmiş olmak.) İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa illerinden birinde çocuğuyla birlikte aynı evde ikamet etmek.

    Asgari ücretin brütünün iki katından fazla maaş almıyor olmak (2016 için 3.294 TL).

    Çalıştırdığı çocuk bakıcısıyla arasında; kendisi veya eşinin birinci derecede, çocuk bakıcısı ile aynı evde oturuyorsa 3. dereceye kadar (3. derece dahil) akrabalık ilişkisi bulunmamak.

    (Bebeğin anneannesi veya babaannesi çocuğa bakıyorsa projeden faydalanmanız mümkün değildir.)

    ÇOCUK BAKICISININ ŞARTLARI

    T.C. vatandaşı ve kadın olmak.

    İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa illerinin birinde ikamet ediyor olmak.

    (Siz hangi ilde ikamet ediyorsanız bakıcınızın ikametgahının da o ilde olması gerekmektedir.) Hizmet akdine tabi Ek-9 kapsamında tam zamanlı sigortalı çalışan olmak. (SGK’ya 30 tam gün primi bildirilmiş olmak.) En az ilkokul mezunu ve en az 18 yaşında olmak.

    HEMEN BAŞVURUN

    Yukarıdaki şartları taşıyorsanız ve yine belirtilen özelliklerde bir çocuk bakıcısı bulmuşsanız hemen başvurarak bu parayı almaya başlayabilirsiniz.

    Böylece hem çalışmaya devam eder hem de çocuğunuzun bakımını yaptırır, bunun için de para ödememiş olursunuz. Başvuruyu www.sgk.gov.tr adresinden yapabilirsiniz. Başvurunuzun kabulünden sonra bakıcı için sigorta yaptırmayı, bakıcının maaşını tam ve zamanında banka aracılığı ile ödemeyi unutmayın. Bu arada çocuğun bakıldığı eve kurum yetkilileri zaman zaman denetim için gidiyorlar ve şartların taşınıp taşınmadığını kontrol ediyorlar.

     

    Kaynak: Milliyet.com.tr

  • Çocuklarda her kaşıntı alerji midir?

    Çocuklarda her kaşıntı alerji midir?

    Çocuklarda her kaşıntı alerji midir? Pek çok anne “ne şikayetiniz var ?” sorusuna “çocuğun alerjisi var” cevabını vermektedir. Ancak derideki kaşıntılı durumların hepsi alerjik değildir. Annede, babada veya her ikisinde alerjik bir hastalık olması, sarı veya kızıl saç rengi, mavi-yeşil göz rengi, beyaz tenli olmak alerjik durumlara yatkınlık oluşturur. Alerjik bir deri hastalığının tanısı lezyonların yerleşim yeri ve tekrarlayıcı vasıfta olması ile konulmaktadır. Çocukluk çağı alerjik deri hastalıklarının en önemlisi “atopik dermatit”’tir. Atopik dermatit bebeklik döneminde özellikle yaşamın ilk iki ayından sonra yanaklarda kızarıklık ve sulantılı döküntüler olarak başlar ve bir yaşa kadar yılda en az üç kez tekrar eder. Çocukluk çağında ise deri döküntüleri kolların dış kısmı ve bacakların ön yüzüne yerleşmektedir. Erken büyüme döneminde ise kolların iç kısmında ve bacak arka yüzlerinde daha kuru, kaşıntılı ve deride çatlaklara yol açan bir durum alır. Ancak ellerde ve ayaklarda sık tekrarlayan ekzemalar, göz ve ağız çevresinde yara ve çatlaklar da atopik dermatit bulgularındandır. Ayrıca dışarıdan temas eden maddelerle de deride döküntüler gelişebilmektedir. Bu tarz deri döküntüleri çoğunlukla tahriş yoluyla oluşur. Örneğin; temizleme mendilleri, sıvı el sabunları, sentetik ve naylon giyecekler, çamaşırların iç kısmındaki etiketler, boyalar ve oyun hamurları gibi. Bu malzemeler ile meydana gelen deri ekzemaları alerjik de olabilirler. Tanı için “deri yama testleri” denilen alerji testleri yapılmaktadır. Bu testler alerjenlere gereksiz duyarlılığa neden olacağından hızlı yayılım gösteren, tedaviye cevap vermeyen ve alınan tedbirlere rağmen tekrar eden durumlarda yapılmalıdır. 6 yaştan önce ise yapılmamalıdır. Yiyeceklerle meydana gelen alerjiler ise “deri prick testleri” ile tespit edilmektedir. Gereksiz alerjik duyarlılığa neden olabileceğinden 3 yaştan önce yapılmamalıdır. Bu nedenle annenin gözlemi çok önemlidir. Nefes darlığı, solunum güçlüğü, dil ve dudakta şişlik gibi bulgulara eşlik eden deri döküntülerinin alerjik olma ihtimali yüksektir ve mutlaka hekime başvurulmalıdır.

    Deri döküntülerine ateş eşlik ediyorsa viral veya bakteriyel enfeksiyona bağlı olabileceğinden annelerin bu konuda dikkatli olması gereklidir. Çocukluk çağında kaşıntıya neden olan diğer önemli nedenler ise bit, pire ve uyuza bağlı parazitik enfeksiyonlardır. Kaşıntı ve döküntünün çok kısa sürede ortaya çıkması ve aile öyküsünün olması tanıyı düşündürür.

  • Konsept Bebek Fotoğrafı Nasıl Çekilir?

    Konsept Bebek Fotoğrafı Nasıl Çekilir?

    Konsept Bebek Fotoğrafı Nasıl Çekilir? Anne karnında büyümeye başladığı ilk andan itibaren bebeğinizle ilgili her ayrıntı, büyük bir heyecan ve sevinç kaynağı. Henüz yaşadığı dünyanın farkına varmadığı ve kendini ifade edemediği ilk günlerse paha biçilemez. Bugünleri farklı konseptlerle ölümsüzleştirip yıllar sonra baktığınızda gözlerinizin içinin gülmesini sağlayacak özel hatıralar yaratmaksa sizin elinizde! İhtiyacınız olan tek şey biraz ilham…

    Konsept Bebek Fotoğrafı Nasıl Çekilir?

    Bir tema belirleyin

    konsept_bebek_fotosu
    Fotoğraf: 1.bp.blogspot.com

    Belirleyeceğiniz tema konusunda çok fazla düşünmenize gerek yok. Çevrenize bir bakın. Sonbahar, kış, belki de yeni yıl! Yararlanabileceğiniz pek çok konu var. Sokağın renkleri, yağmurlu bir akşamüstü, dökülen sapsarı yapraklar ya da yakında başlayacak karlı günler… Bebek fotoğraf çekimi için ilhamınızı bulun ve elinizdeki materyallerle hayallerinizi bir araya getirmeye başlayın.

    Elinizdeki malzemeleri değerlendirin

    bebek_fotografi_cekimi
    Fotoğraf: 1.bp.blogspot.com

    Bebeğinizle konsept fotoğraf çekimi için bir alışveriş listesi yapıp yollara koyulmanızın hiç gereği yok. Elinizdeki kumaş parçalarını, perdeleri, bebeğinizin battaniyelerini, hatta gömlekleri kullanarak yepyeni dünyalar yaratabilirsiniz. Daha önce yapılmış örnekleri inceleyerek elinizdeki materyalleri nasıl kullanacağınızı planlayabilirsiniz. Bir kez denedikten sonra, çevrenizdeki her objeyi, yeni bir konsept yaratmak üzere kullanılabilecek materyaller olarak görmeye başlayacaksınız!

    Bebeğin en mutlu anını yakalayın

    bebek_fotosu
    Fotoğraf: 4.bp.blogspot.com

    Uykusunu almış, karnı doymuş ve altı temizlenmiş bir bebek, mutlu bebektir! Şimdi biraz da sizin tatlı sözlerinizle şımarmasına ve kameraya gülücükler saçmasına izin verin. Bu arada pek çok fotoğrafçı, bebek uyurken de mükemmel fotoğraflar yaratabiliyor. Bizce her ikisini de deneyin ve en iyilerine siz karar verin. Zaten içinde bebeğinizin yer aldığı her fotoğraf çok değerli.

    Teknik detaylar

    konsept_bebek_fotografi_nasil_cekilir
    Fotoğraf: simdibu.moda

    Elinizdeki malzemeler hazır, bebeğiniz de rahat. Ancak kaliteli bir fotoğraf çekimi için makinenizin ayarları ve ışık derecesi de oldukça önemli. Eğer fotoğraf çekimi konusunda yeniyseniz önerimiz, yarı profesyonel makinalarda otomatik ayarları tercih etmenizden yana. Bu şekilde var olan ışığa göre en iyi fotoğrafları çekebilirsiniz. Fotoğrafı çekerken net ve parlak görüntüler almak istiyorsanız evin en ışık alan yerini tercih etmelisiniz. Gelen ışığı doğru değerlendirmek içinse koyu fon kullanmanızı öneririz. Koyu renkli fon, gece ve uzay temaları yaratmak için harika bir seçim olacak!

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Boğaz reflüsü Çocuklarda Ses Kısıklığı

    Boğaz reflüsü Çocuklarda Ses Kısıklığı

    Ses bozukluğu ya da ses kısıklığı, ses kalitesindeki herhangi bir değişikliği ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bu durum için ses kısıklığı, ses kalitesinin bozulması, sesin çatallı olması, sesin zayıf ya da aşırı kasılmış gibi çıkıyor olması, ses pürüzlülüğü, sesin ince olması, sesin kalın olması gibi değişik tanımlamalar kullanılabilir. Sesin perdesi ya da şiddeti anormal olabilir, ses rezonansı değişmiş olabilir.

    Çocukluk çağında ses kısıklığı görülme oranı %4 ile 23 arasında değişmektedir. Kısıklığın nedeni gırtlak yapısındaki herhangi bir yapısal ya da fonksiyonel neden olabilir.

    Çocukluk çağı ses kısıklıklarının çoğunluğu iyi huylu nedenlere bağlıdır. Bunlar arasında sesin aşırı ya da kötü kullanımı birinci sırada yer alır. Yanlış ya da kötü kullanım, ses tellerinde nodüller, polip, kanama odakları ve hematom oluşmasına yol açabilir. Bu durumun tedavisi, genellikle ses terapisi ile kolaylıkla yapılabilir. Bazı ilerlemiş olgularda mikrolaringocerrahi adı verilen mikroskobik ses teli ameliyatları tedavi yöntemi olarak kullanılır.

    Çocukluk çağı ses kısıklıklarına yol açan ikinci en büyük grup ses telleri ve çevresindeki yapıların iltihaplarıdır. Bunun en sık nedeni viral ya da bakteriyal enfeksiyonlar olmakla birlikte; sesin aşırı kasılarak kullanımı, tekrarlayan öksürük ve boğaz temizleme, hava yoluyla boğazı rahatsız edecek şeylere maruz kalma ve sistemik hastalıklar (tiroid bezinin az çalışması gibi) da nedenler arasındadır.

    Çocukluk çağının nadir görülen ancak önem arz eden bir başka ses kısıklığı nedenidoğuştan gelen hastalıklardır. Bunlar arasında ses telleri arasında perde (web), ses teli kisti ve ses tellerinde hemanjiom en sık görülenlerdir.

    Hormonal nedenler çocukluk çağı ve ergenlik döneminde ses kısıklığına yol açabilir.Tiroid bezinin çalışma bozuklukları (guatr ve diğer tiroid hastalıkları) ve androjen hormon tedavileri bu gruba ait örneklerdir.

    Ses telleri ya da gırtlağı etkileyen travmalar da ses kısıklığı nedenlerindendir.Yanıcı ya da yakıcı maddelerin solunması ya da yutulması, künt ya da kesici cisimlerle boyunda oluşan travmalar ve diğer nedenlere bağlı yapılan cerrahiler sırasında hasta uyutulurken kullanılan tüpe ait travmalar bu grup içerisinde değerlendirilebilir.

    Çocukluk çağında nadir olsa da iyi ya da kötü huylu tümörler de ses kısıklığı nedenlerindendir. İyi huylu olanlar arasında en sık papilloma ve hemanjiom, kötü huylu olanlar arasında en sık rabdomyosarkomgörülmektedir.

    Ses teli felci, ses tellerinin hareket etmesini sağlayan sinir uyarısının kesilmesine bağlı olarak tek ya da çift taraflı (hem sağ hem sol) ses telinin hareket etmemesi durumudur. Tek taraflı olduğunda en rahatsız edici belirti ses kısıklığı iken, çift taraflı olduğunda nefes alma güçlüğü ses kısıklığından daha rahatsız edici bir hal alır. Ses teli felci en sık başka ameliyatlardan sonra görülür. Bu ameliyatlar arasındatiroid (guatr) cerrahileri, boyun ameliyatları, kalp damar ameliyatlarısayılabilir. Bazen nedensiz olarak bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkabilir. Bağışıklık sistemi hastalıkları, baş boyun tümörleri, doğum travması gibi nedenler de ses teli felcine yol açabilir.

    Boğaz reflüsü (laringofaringeal reflü, gastroözefagolaringeal reflü), midenin asit içeren içeriğinin önce yemek borusuna ardından ses telleri bölgesine geri kaçmasıdır. Bu asit içeriğinin ses telleri ve çevresine teması uzun süreli bir ödeme ve ses kalitesinin bozulmasına yol açabilir.

    Kısa ya da uzun süreli ses kısıklığı olan bazı hastalarda ise kulak, burun, boğaz, baş, boyun ve ses yolu muayenesinin tamamen normal olduğu görülebilir. İnsan sesi, psikolojik ve fiziksel iyi oluşumuzun bir son ürünüdür. Bu nedenle, bu hastalardapsikojenik bazı nedenlerin ses kısıklığına yol açabileceği göz ardı edilmemelidir.Kaygı bozuklukları (anksiyete), depresyon, kişilik bozuklukları ve konversif reaksiyonlargibi birçok değişik psikiyatrik durum da ses kısıklığı nedenidir.

    Çocuklardaki ses kısıklığının tedavisi, yukarıda arz edilen ilgili nedene göre yapılır. Çoğu olguda aile ile birlikte ev içerisinde ses sağlığı için alınacak bazı önlemler tedavide ve sıkıntının tekrarlamasının önlenmesinde etkili olur. Bazı olgulardacerrahi, bazı olgularda ise ilaç tedavileri tedavi için bir gerekliliktir. Ses terapisi ise tüm olgularda kullanılması yarar sağlayan, tanıya göre ana ya da yardımcı tedaviyi oluşturan bir iyileştirme yöntemidir.

    Prof. Dr. Haldun OĞUZ