Kategori: Anne – Çocuk

  • Çocuklara Hayvan Sevgisi Aşılama

    Çocuklara Hayvan Sevgisi Aşılama

    Dünyayı birlikte paylaştığımız tüm canlılar, sevgiyi fazlasıyla hak ediyor. Hayvan sevgisini ufak yaşlarda kazanan çocuklar ise mutlu, özgüven sahibi ve daha sosyal bireyler olarak yetişiyor. Hem hayvanlarla doğada vakit geçirip sosyalleşmeleri hem de koşulsuz sevgiyi tatmaları için çocuklarda hayvan sevgisioldukça önemli bir konu.

    1. Çünkü hayvan sevgisiyle büyüyen çocuklar…

    cocuk_hayvan_iliskisi

    Fotoğraf: english.cri.cn

    Sevgiyi, bağlılığı, sorumluluğu ve paylaşmayı küçük yaşlardan itibaren öğrenir. Doğada kendisi dışındaki canlılara zarar vermemesi gerektiğini, her canlıya karşı sorumluluğu olduğunu bilir. Sevgi dolu, sabırlı ve dost canlısı çocuklar yetişir. Ayrıca hayvanlarla fiziksel etkileşime giren çocuklar, doğada daha fazla vakit geçirdikleri gibi daha çok hareket de ederler. Böylece obezite gibi çağımızın sık rastlanan sorunlarına yakalanma riskleri de azalır.

    2. Hayvan korkusunu yenmek

    cocuklara_hayvan_sevgisi_asilama

    Fotoğraf: s-media-cache-ak0.pinimg.com

    Çocuklar, ilk korkuları genelde ebeveynlerinden öğrenir. Dolayısıyla siz korkuyor olsanız bile çocuğunuza korktuğunuzu belli etmemeli, hayvanlarla karşılaştığınızda büyük tepkiler vermemeye gayret etmelisiniz. Çocuğunuz hayvan korkusu edindiği zaman da aşırı tepki göstermemeli, durumu son derece doğal karşılamalısınız. Sizin sakin tavrınızı gören çocuğunuz, bu durumun ne kadar normal olduğunun farkına varıp korkusunu yenebilecektir.

    3. Kitaplar ve oyuncaklar

    cocuk_hayvan

    Fotoğraf: s-media-cache-ak0.pinimg.com

    Hayvanlarla çocuğunuzun kaynaşmasını sağlamak için bu yönde yayınlar alabilir, tüm dünyadaki çeşitli hayvanları öğreten resimli ya da sesli kitapları birlikte inceleyebilirsiniz. Çocukların geceleri sarılarak uyudukları pelüş hayvanlar bile hayvanlarla kuracakları sıcak bağı etkileyecektir.

    4. Sokak hayvanlarına yardım

    cocuk_hayvan_sevgisi

    Fotoğraf: 3.bp.blogspot.com

    Hayvansever olarak yetiştirmeye çalıştığınız çocuğunuzun çevreye daha duyarlı olması için sadece evdeki hayvanlara değil, sokaktaki hayvanlara karşı da sevgi dolu olmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için çocuğunuzla beraber hayvan barınakları ziyaretleri gerçekleştirebilir, sokağınızdaki hayvanları besleyebilirsiniz. Sokak hayvanlarına çocuğunuzla beraber yuva yapmak ve onların konforunu sağlamak da çevreye karşı duyarlılığını geliştirip sorumluluk duygusunu arttıracaktır.

    5. Evcil hayvanını kaybeden çocuğa yaklaşım

    hayvan_cocuk_sevgisi

    Fotoğraf: www.magic4walls.com

    Evcil hayvanınızın hayatı sona erdiğinde, ona bağlanan çocuğunuz da en az sizin kadar üzülecektir. Hatta çoğu ebeveyn, çocuğunun küçük yaşta böyle bir üzüntü yaşamasını istemediği için evcil hayvan beslemekonusuna mesafeli yaklaşır. Ancak çok sevdiği dostunu kaybeden çocuk, zorluklarla ve üzüntülerle baş edebilmeyi öğrenecektir. Tabii bu, acısını yaşamayacağı anlamına gelmiyor. Çocuğunuzun üzüntüsünü yaşaması için ona alan tanımalı, acısına ortak olmalısınız. Belki akşamları yatmadan önce yaşlı dostunuzla yaşadığınız anıları çocuğunuzla paylaşarak onu sevgiyle anabilirsiniz. Bu süreçte yeni bir hayvan almayı teklif etmek ya da daha fazla üzülmemesini istemek, çocuğunuzu incitebilir. Ancak teklif çocuğunuzdan gelirse yeni bir hayvan alma fikrini değerlendirebilirsiniz.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Oyun Halısı Nasıl Seçilir?

    Oyun Halısı Nasıl Seçilir?

    Bebeğin doğumundan itibaren kullanabileceğiniz, eğlenceli ve geliştirici ürünler arıyorsanız ilk seçiminizi oyun halısından yana yapabilirsiniz. Yumuşak tabanı ve üzerindeki çeşitli şekillerdeki oyuncakları ile bebeklerin ilgisini her an canlı tutan oyun halıları 8 aylık bebeklere kadar kullanılabiliyor. Peki, bebeklere oyun halısı seçerken nelere dikkat etmek gerekiyor?

    1. Ürün özellikleri
    Bebeğinizin yalnız başına da keyifli vakit geçirmesini sağlayan oyun halılarını satın alırken dikkat etmeniz gereken özelliklerin başında, ürünün nasıl bir materyalden yapıldığı geliyor. Bebeğiniz için her şeyin en sağlıklısını seçmek birinci önceliğiniz olduğundan, tercih edeceğiniz oyun halısının zararlı bileşenleriçermediğinden emin olmalısınız.

    oyun_halisi_alirken_dikkat

    2. Gelişime katkısı

    Oyun halıları bebekleriniz için eğlenceli bir alternatif olmasının yanı sıra, gelişime de birçok katkı sağlar. Örneğin sarkan oyuncakları yakalama aktivitesi sunan oyun halıları, yattığı yerden uzanan bebeklerin kas gelişimine katkıda bulunur. Sesli ve ışıklı oyuncakların nasıl çalıştığını keşfetmek, sebep-sonuç ilişkisinin öğrenilmesini kolaylaştırır. Yuvarlanma, emekleme ve oturma gibi becerileri de geliştiren bu oyuncaklar, bebeklerde el-göz koordinasyonu ve kavramlar arasında bağlantı kurma gibi yetenekleri de pekiştirir.

    3. Konforlu ve hijyenik tasarım

    Bebeğinizin kendi başına eğlenmesini sağlayan oyun halılarını tercih ederken alta denk gelen kumaşın yumuşacık olmasına özen göstermelisiniz. İçerisindeki oyuncakların takılıp çıkarılabilir olması, bebeklerin dilediklerinde sevdikleri oyuncaklarla oynayabilmeleri açısından da önemlidir. Ayrıca oyun halısını saran kumaşların anti bakteriyel ve yıkanabilir özellikte oluşu, bebeğin hijyeni açısından önemlidir. Unutmayın ki bebeğiniz buradaki oyuncaklarla dişlerini kaşımak isteyebilir. Dolayısıyla parçaların yutulabilir büyüklükte olmaması da bir diğer dikkat edilmesi gereken noktadır.

    Bebeklerin sesli, ışıklı ve renkli oyuncaklara çok daha tepkisel yaklaştığını biliyoruz. Bu nedenle seçeceğiniz oyun halısındaki oyuncakların böyle olmasına özen gösterebilirsiniz. Özellikle bebekler aynalara bayılır. Ayrıca unutmayın; bebeğiniz bu oyuncaklara en başta biraz çekingen ve korku dolu gözlerle yaklaşabilir. Bunun için ona biraz zaman tanıyabilir, oyun halısındaki oyuncakları keşfetme aşamasında onun yanında olabilirsiniz.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Arabalardaki bebek koltukları kalbi durdurabilir

    Arabalardaki bebek koltukları kalbi durdurabilir

    Araç içi bebek koltukları hayat kurtarıyor. Ancak Doç. Dr. Defne Kaya, 1 yaşından küçük bebeklerin 30 dakikadan uzun süre araç içi bebek koltuğunda kalmasının, bebeğin kalbini durdurabileceğini söyledi.

    Uzmanlar, 1 yaşından küçük bebeklerin omurga sağlığının korunması, solunum ve kalp sağlığının tehlikeye atılmaması için, araç içi bebek koltuklarının 30 derece eğimli olmasına, yolculukların ise 30 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya da, 1 yaşından küçük bebeklerin, araç içi bebek koltuklarında 30 dakikadan daha uzun süre oturtulmasının kalbi durdurabileceğini aktardı.

    Bir araştırmaya göre 40 derece eğime sahip araç içi bebek koltuklarında yarım saatten daha fazla oturanların, yatan bebeklere oranla kalp hızları ve soluklarının arttığını, kandaki oksijen seviyesinin de düştüğünü söyleyen Doç. Kaya, şöyle konuştu:

    bebek_koltuklari

    “Araştırmayla; 1 yaşından küçük 40 bebeğin; solunum frekansı, kalp hızı, kandaki oksijen ve karbondioksit seviyelerinin, araçların hareket hızlarına ve bebek koltuklarının eğimlerine göre değişimleri ölçüldü. En az olumsuz etkinin araba hareketsiz iken 30 derece eğimli araç bebek koltuğu ortaya çıktı. Buna karşın araba hareketsiz olsa bile 40 derece eğimli koltuğun bebeğin solunum frekansını ve kalp hızını artırdığı belirlendi. Saatte 50 km hızla giden bir araçta ise 40 derece eğimli bebek koltuğunda yolculuk yapan bebeğin vücudundaki oksijen miktarı %5 düşüyor.”

    “BEBEĞİN YÜZÜNÜ, HARAKETLERİNİ VE NEFESİNİ DÜZENLİ KONTROL EDİN”

    Doç. Dr. Defne Kaya, yolculuk sırasında bebeklerin sağlığı açısından ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalara değindi ve şu önerilerde bulundu:

    “Bir yaşından küçük bebeklerin omurga sağlığının korunması, solunum ve kalp sağlığının tehlikeye atılmaması için araç içi bebek koltuklarının 30 derece eğimli olmasına, yolculukların 30 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmeli. Ayrıca bebeğin yüzü, hareketleri ve nefesi düzenli olarak kontrol edilmeli.”

  • Kışlık Bebek Ayakkabısı Seçimi

    Kışlık Bebek Ayakkabısı Seçimi

    Bebeğinizin ilk adımlarını heyecanla beklediniz ve o an geldi. Kış da kapıdayken onların ayaklarını sıcacık tutacak, aynı zamanda gelişimi destekleyecek doğru modellerde ayakkabıları seçmek gerekiyor. Peki, ama nasıl? Sizin için araştırdık.

    Bebekler İçin Kışlık Ayakkabı Seçimi
    Bebekler İçin Kışlık Ayakkabı Seçimi

    1. Ayakkabının Şekli

    Hem ayakların rahat etmesi hem de doğru gelişmesi için dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri şeklidir. Bebekler için seçilecek ayakkabının, yazlık ya da kışlık fark etmeksizin burnu yuvarlak olmalıdır. Bu durum, parmakların rahat hareket etmesini sağlayacaktır.

    2. İç Taban Yumuşaklığı

    Bebekleriniz için seçeceğiniz ayakkabı ya da botta dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da iç tabanın yumuşaklığı. Ayağı iyi kavrayan yumuşak tabanlı ayakkabılar, özellikle yürümeye yeni başlayan çocukların yere sağlam basmasını sağlayarak düşmeleri büyük ölçüde engeller.

    3. Alt Taban Özellikleri

    Bebeklerin yere sağlam basmasını sağlayan bir diğer özellik ise alt taban seçimidir. Kaymaz özellikli, soğuğu geçirmeyecek ve yeri sıkıca kavrayacak ayakkabılar seçmek önemlidir. Ancak çok sert ve kalın tabanların, bebeklerin sendelemesine yol açacağını da unutmamalı ve seçimi yaparken ortopedik tabanlara yönelmelisiniz.

    4. Hareket Özgürlüğü

    Genellikle kışlık ayakkabı denince akla botlar gelir. Bebekler için ayakkabı ya da bot seçerken de aynısını düşünebilirsiniz. Ancak seçeceğiniz botta en önemli özellik, bileğin kolayca hareket ettirilebilir olmasıdır. Aksi takdirde bebeğiniz, ilk adımlarında dengede durmakta zorlanacaktır.

    5. Bağcıklara Dikkat!

    Bebeğinizin ilk adımları için heyecanlısınız ve ona en güzel ayakkabıları almak istiyorsunuz. Çevrenizde sizi saran öyle güzel modeller var ki! Ancak unutmayın, size çok sevimli görünen bazı modeller pek işlevsel olmayabilir. Bağcık konusunda olduğu gibi. Çok uzun bağcıklara sahip ayakkabılar bebeğin takılıp düşmesine neden olabileceği gibi giydirip çıkarma konusunda sizin için de pek pratik olmayabilir. Bağcıklı olduğu halde yan tarafında fermuarı bulunan ayakkabılar her zaman daha rahat olacaktır.

    bebek_ayakkabisi

    6. İdeal Sıcaklık

    Kışlık bebek ayakkabısı seçiminde dikkat etmeniz gereken konulardan biri de soğuğa karşı dayanıklılık. Ayakkabıların hava alma özelliğine sahip olduğuna ve ayakları terletmeyecek ideal ısıyı koruduğuna da dikkat etmek gerekiyor.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Bebekler için rahat uyku beşiği

    Bebekler için rahat uyku beşiği

    ABD’li çocuk doktoru Dr. Harvey Karp, bebekler için yenilikçi bir beşik geliştirdi.

    Sabah’ta yer alan habere göre dünyanın ilk akıllı beşiğinde, yan veya karın üstü yatma, ağlama ve acıkma durumunda özel mod ve bebeği sallayarak uyutma olmak üzere 5 özellik bulunuyor.

    Bebeğin ağlaması ve acıkması durumunda özel bir moda giren beşik bebek huysuzlandığında hafifçe sallanarak uyumasını sağlıyor. Ses ve hareket sensörü bulunan SNOO isimli beşik sadece bebeğin ağlamasına cevap vermiyor, ailelerin de bebeklerinin acıktığı için mi yoksa ilgi istemesi nedeniyle mi ağladığını anlamasını sağlıyor.

    Beşik, ağlayan bebeğin susması için özel bir müzik çalıyor ve bebeğin sallandığını hissetmesi için hafif bir titreşim yayıyor.

  • Çocuklarda inatçılık

    Çocuklarda inatçılık

    Anne babaların çocuklarını yetiştirirlerken yaşadıkları sorunlardan kendilerini en çok zorlayanlarından biri; çocuklarının evdeki kuralları hiç önemsemeyen, laf-söz dinlemeyen, başına buyruk hareket eden inatçı davranışlarıdır. Acaba bu inatçı davranışlar, normal gelişim dönemine mi ait, yoksa bir davranış problemi haline dönüşmüş hali midir? Öncelikle belirtmek gerekir ki; inatçılık, duygusal gelişimin bir sonucudur. Elbette normal gelişim dönemlerinde yaşanan inatçı davranışlar da, yanlış tutumlar nedeniyle, bir davranış problemi haline gelebilmektedir. Peki, normal inatçı davranışlarla, bir davranış bozukluğu olarak inatçılığı nasıl ayırt edebiliriz? Bunun için öncelikle gelişim dönemlerinin nasıl yaşandığına bakalım.

    İlk kritik dönem “birinci yaş dönemi”dir. Çocuk bir yaşından sonra yani yürümeye başladıktan ve yavaş yavaş konuşmaya başladıktan sonra, inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne babanın dediğinin tersini yapmaktan ve kuralları çiğnemekten zevk alır gibidir. Anne “Yapma!” dedikçe, çocuk inadına istenmeyen davranışı tekrarlar. Gözünün içine baka baka hem de.

    İstenmeyen davranışları tekrarlayan bir çocuğun amacı, sizi kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Niyeti, koyduğunuz kuralın veya istemediğiniz davranışın ne kadar önemli olduğunu test etmektir. Siz aynı olumsuz davranışa aynı tepkiyi gösterdikçe ve bundan taviz vermedikçe gerçeği kabullenir ve sınırları daha fazla zorlamaz.

    Anne-baba bu süreçte çocuğun üzerine çok fazla giderse, çocukla inatlaşırsa, cezalar verirse hem bu kritik dönem sağlıklı bir şekilde atlatılamamış olur, hem de davranış problemi haline dönüşebilir.

    İkinci kritik dönem “2,5 yaş dönemi”dir. Kas, kemik ve sinir sistemi yönünden yani fizyolojik olarak hızlı bir gelişme gösterdiğinden, uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye ‘Hayır!’ diyen isyancı bir kişilik sergiler. Psikolojik yönden de “bağımsızlık çabası” içindedir. Yardım istemez, her şeyi kendi başına yapmak ister. Bir yandan da her istediğini kendisi yapamadığının da farkındadır. Bu nedenle engellenmişliğin gerginliğini yaşar.. Aslında bu davranışlarıyla “ben de varım, benim düşüncelerim de değerli ve geçerli” demektedir.

    Çocuk, yavaş yavaş kendi varlığını keşfeder ve kendini kabul ettirmek için çaba gösterir. Pek çok dengesiz davranış gösterir. Çok istediği bir şeyi, aniden “ben artık onu sevmiyorum” diyebilir. Bu dönemde anne ile çocuk arasında en sık çatışmalar tuvalet ve temizlik konusunda yaşanır. Anne babanın yapacağı en iyi şey, bir yıldan fazla sürmeyecek olan bu dönemde, çocuktan sevgisini esirgememek ve zor da olsa sabretmektir. Dönem sağlıklı bir şekilde atlatılırsa, çocuk kendiliğinden sakinleşir ve rahatlar.

    inat_cocuklar

    Üçüncü kritik dönem “4 yaş dönemi”dir. Bu dönemde çocuk kendi başına buyruk, kafasına estiği gibi hareket eden, sağda solda dolaşan, çok konuşan, istekleri hiç bitmeyen, durmadan soru soran ancak cevabını dinleme sabrı göstermeyen, başladığı işi yarım bırakan sabırsız bir çocuktur. Ancak bununla beraber 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değildir. Sabırla soruları cevaplanmalı, istekleri kurallar ve imkânlar dâhilinde karşılanmalıdır.

    Dördüncü kritik dönem “6 yaş dönemi”dir. İnatçı ve olumsuz davranışlarıyla sanki 2,5 yaş çocuğu geri gelmiş gibidir. Anne babalar 5 yaşındaki o uyumlu ve uzlaşmacı çocuğun nasıl olup da böyle zıt bir kişilik sergilediğine anlam veremezler. “Bu çocuğa ne oldu, birden huyu çok değişti?” derler. Çocuğun kritik dönemde olduğu unutulmazsa, okula başlama sürecine sağlıklı ve başarılı bir geçilecektir.

    Beşinci ve son kritik dönem “ergenliğe geçiş dönemi”dir. Çocuk 12-13 yaşlarında hızlı bir cinsiyet hormonları salgısına maruz kaldığından, bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanır. Küçük şeyleri problem yapar, hemen ağlar, çabuk kızar, eleştiriye ve nasihate sert tepki verir. Sizler daha uyarılara ve nasihate başladığınız anda, sıkılmaya ve sizi dinlememeye başlar. Fiziki görünümünü aşırı önemser. Tek bir sivilce bile onu hayata küstürebilir. Okul başarısında düşme görülebilir. Odası dağınık, genellikle duvarları posterlerle kaplıdır. Yüksek sesle müzik dinler. Verilen harçlığı beğenmez. Modaya göre giyinme, erkeklerde saç uzatma ve marka takıntısı başlar. Bu dönemde de genç ergen, kişiliğinin kabul edilmesi için çevresindekilerle inatlaşır ve çatışır.

    Little Girl Covering Ears ca. 2000
    Little Girl Covering Ears ca. 2000

    Unutulmamalıdır ki; bundan önceki kritik dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatan, kurallar içinde özgür kalan, anne babanın hoşgörü ve sabrıyla büyüyen, sevildiğinden ve değer verildiğinden emin, özgüven duygusu gelişmiş çocuklar ergenliğe geçişi kolay atlatırlar.

    Şimdi kritik dönemlerle sınırlı kalmayan, davranış problemine dönüşmüş olan İnatçılığı inceleyelim.
    Davranış Bozukluğu Olarak İnatçılık
    İnatçılığın davranış bozukluğu olarak kabul edilmesi için, sözü edilen yaşların dışında da çocuğun inatçı davranışlarının yoğun olarak sürüyor olması gerekmektedir. İnatçı çocuk, öfkesini sağlıklı bir şekilde yaşayamayan, kendisini ifade edemeyen çocuktur. Şimdi bir davranış bozukluğu olarak inatçılığın nedenlerini inceleyelim.

    İnatçılığın Bazı Nedenleri:
     Bedensel rahatsızlıklar, geçirilen ateşli hastalıklar,
     Çocuğun normal inatçılık dönemlerinde (kritik dönemler) çok üzerine gidilmesi,
     Tuvalet eğitimi sırasında zorlu bir süreç geçirilmesi,
     Yemek yemesi konusunda çocuğun çok fazla üzerine gidilmesi,
     Aşırı titiz ve ayrıntılara önem veren anne modelleri,
     Çocuğun isteklerini yerine getirme konusunda dengeli ve tutarlı olmayan tutumlar,
     Çocuğu “inatçı” olarak etiketlemek,
     Anne babaya kızan çocuk, gizli bir öç alma duygusuyla inatçılık yapabilir.
     Kardeş kıskançlığı, kardeşinin kendisinden daha fazla sevildiği düşüncesi,
     Baskıcı anne-baba tutumu,
     Çocuğu inatçılık davranışına iten sebeplerden biri, çoğu zaman anne-babanın da onunla birlikte aynı dili kullanarak inatlaşmasıdır. İnatlaşmakla, kararlı tutum birbirinden farklıdır. Kararlı tutum geliştirmek, istemediğiniz bir davranış yaptığında tutumunuzun hep aynı olmasıdır. İnatlaşmak ise, karşılıklılık gütmektir. Sen yatağını toplamadın, ben de sana yemek hazırlamayacağım gibi.

    Şimdi anne-babaların çocuğundaki inatçı davranışları olabildiğince azaltmak için neler yapabileceğine bir bakalım:
    Çocuk gelişimi ve psikolojisi ile ilgili doğru bilgilere sahip olmak, anne babaların işini kolaylaştıracaktır. Bunun için kitaplardan, eğitim seminerlerinden, anne-baba okullarından ya da bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

    Çocuk yetiştirirken olabildiğince esnek, hoşgörülü, sabırlı ve paylaşımcı olunmalıdır.

    Tuvalet ve beslenme eğitimi dönemlerinde baskıcı ve ısrarcı olunmamalıdır. Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusunda çok katı ve ısrarcı oluşu, çocuğu pasif direnmeye götürür. Çok karışan, çok söylenen, ayrıntılar üzerinde çok duran, mükemmeliyetçi bir anne, çocuğunu böyle bir savunma yoluna kolayca itebilir.
    Çocuğunuz sizinle inatlaşırken, onu cezalandırmak yerine inatlaşma nedenleri bulunmalı ve çözüm yolu bulma yönünde çaba gösterilmelidir.

    Aile, sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için kabul edilmiş uygun davranış biçimlerini içeren birer model oluşturmalıdır; çocuğuna örnek olmalıdır.

    Aileler, çocuğun haklı istek ve ihtiyaçlarına duyarsız kalırken, huysuzlandığında onu başından savmak için yerli yersiz beklentilerini karşılayarak inatçı olmasına davetiye çıkarabilmektedirler. Oysaki çocuğa belli kurallar koyularak, haklı istekleri karşılanırken, yerli yersiz isteklerini karşılamama konusunda kararlı olunmalıdır.

    “Hayır” diyen çocukla alay edilmemeli, ceza ile korkutulmamalı, kimin güçlü olduğunu ispatlamak için zor kullanılmamalıdır. Bazen çocuk sizin sevginizi, sabrınızı, kendisine ne kadar katlanabildiğinizi denemek için “Hayır” diyerek inatlaşabilir. Yerli yersiz sinirlenir, bağırıp çağırır ve hele ceza verirseniz “Haklıymışım, beni sevmiyorlar” diye düşünebilir.

    İnadını fazla önemsediğimiz, kızdığımız veya üzüldüğümüz zaman çocuğunuz, inadı size karşı bir silah olarak kullanabilir.

    Sabah kahvaltısına kalkmak istemeyen bir çocuğun tepesine dikilip “Haydi kalk çayın soğuyor” diye ısrar etmeye gerek yoktur. “Sen bilirsin, eğer kahvaltıya gelmezsen ayrıca senin için kahvaltı hazırlayamam, öğleye kadar aç kalırsın” diyerek seçimi ona bırakabiliriz. Bir veya iki saat sonra kalkıp kahvaltı istediğinde “Hayır, öğle yemeğine kadar aç kalmayı kendin seçtin, sana kahvaltı hazırlamayacağım” diyerek inadın da bir bedeli olduğunu öğretmiş olursunuz.

    Zaten çocuk eğitiminde, cezalara yer verilmemelidir. Çocuk sadece yaptığının bedelini ödemeli. Ancak bu bedel ödeme, yaşına ve gelişimine uygun şekilde olmalıdır. Doğada ceza değil, bedel vardır. Acele etmezseniz, uçağı kaçırırsınız.

    Aile büyükleri, çocuk terbiyesine fazla müdahale ederek anne ve babanın işini zorlaştırmamalıdır. Çocuğu dilediği gibi eğitmek, öncelikle anne ve babanın hakkıdır. Bunun olması bizim toplumumuzda gerçekleştirmek biraz zordur; “Anne-babanın yanında çocuk terbiye edilmez” düşüncesi hâkimdir. İş birliğine giren aile büyükleri ile bu iş çok daha kolay oluyor elbette.

    Çocuğa isteklerini olumlu bir dille ifade etmesi hatırlatılmalı, haklı istekleri yerine getirilmelidir. Yerine getirilmeyen haksız ve zamansız isteklerin sebepleri açıklanmalı; bazı isteklere kavuşmak için hak etmesi, beklemesi ve sabretmesi gerektiği öğretilmelidir.

    Çocuğa isteklerini ertelemesi ve bu istekleri kontrol altına alması konusunda destek olunmalıdır.
    Arkadaşları ve diğer yetişkinlerle nasıl sağlıklı iletişim kurabileceği konusunda yardımcı olunmalıdır.
    İnatçı olan bir çocuğun inatçılık davranışını pekiştirebilecek ve devamına yol açacak her türlü tutum ve davranıştan kaçınılmalıdır.

    Kuralları belirlemede ve uygulamada, aile üyeleri arasında uyum ve söz birliği olmalıdır; bunda kararlı ve tutarlı olunmalıdır. Babanın kızdığı bir davranışı anne gülerek karşılar veya “çocuğun üstüne gitme” diyerek korumaya kalkarsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez, ancak fırsatları kollamayı öğrenir.

    Kurallar; gerekli, anlaşılır ve mümkün mertebe az olmalıdır. Gereksiz konularda ve ayrıntılarda fazla kural ve yasaklama getirirseniz bir süre sonra çocuğunuza çok fazla “Hayır” demek zorunda kalırsınız. Bu da çocuğunuzda, kendisine güvenilmediği ve her şeyi yanlış yaptığı duygusu uyandıracak ve sizinle daha fazla inatlaşacaktır.

    Çocuğa ne kadar çok “Hayır” derseniz onun inatçılığını körüklemiş, size “Hayır” demesine zemin hazırlamış olursunuz. Bir şey yapmasını istediğimizde veya sınır koyduğumuzda, sözlerimizi “Hayır” cevabı almayacağımız şekilde ayarlamamız gerekir. Bunu söyleme tarzımız, beden dilimiz, ses tonumuz, kararlı yüz ifademiz önemlidir. Sürekli, gerekli-gereksiz, sırf biz öyle istiyoruz diye, açıklama yapmadan “Hayır” dersek, “Hayır” demeyi öğretiriz.
    Bir kez “Hayır” dediğiniz şeye, zorlanınca “Evet” deme yanlışına düşmeyiniz.

    Çocuğu hırpalamak ve yıpratmak, çok daha kötü sonuçlar doğurabilir ve çocuğunuzu asi konumuna getirebilir. Bundan kaçınmalısınız.

    Her tür davranışta olduğu gibi, bu konuda da çocukları etiketlemek yanlıştır. Başkalarının yanında adeta o yokmuşçasına, “Bu çocuk çok inatçı” şeklinde konuşulursa, çocuk da bu etiket üzerinden hareket edip, inatçı davranışlarıyla gurur duymaya başlayabilir. Olumsuz davranışlarla ilgi çekmeye alışan çocuk, zamanla bu davranışı yaşam tarzı şekline getirebilir ve inatçılık kişiliğinin bir parçası olabilir.

    Kendi kişiliğinizin inatçı yönlerini bulup, kabullenip, buna çözüm bulmaya çalışır ve çocuğunuza olumsuz model olmaktan vazgeçerseniz, hem kendiniz hem de çocuğunuz için önemli bir adım atmış olursunuz.

    Sabırlar ve kolaylıklar diliyorum…

    Güzide TÜRKYILMAZ
    Uzman Psikolojik Danışman

  • Çocuğunuz internet bağımlısı mı?

    Çocuğunuz internet bağımlısı mı?

    Çocuk, terbiyesini internetten değil anne babasından almalıdır..

    Çocuğunuz internet bağımlısı mı?

    Günümüzde internet kullanımı, neredeyse kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak her şeyde olduğu gibi, bu konuda da dikkatli olunmaz ve aşırılığa kaçılırsa sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde sosyal yaşamı etkilemeye başlayan internetin, başta çocuklar ve gençler olmak üzere nüfusun büyük çoğunluğunu etkisi altına aldığı görülmektedir.

    Bir yandan internet ve bilgisayar oyunları çocuk ve gençlerin bilgiye ulaşmalarını, araştırma yapmalarını, problem çözme, yaratıcılık, kritik düşünme gibi kişisel gelişimlerini destekleyen teknolojik bir muci­ze olarak değerlendirilirken; diğer yandan aşırı, kont­rolsüz, amacı dışında ve bilinçsiz kullanım yönü ile de kaygılara ve korkulara neden olarak, kişisel becerile­rin gelişmesini negatif etkilediği düşünülmektedir

    Holman ve ark. (20) tarafından yapılan çalışmada, yaygın internet kullanan ve bilgisayar oyunları ile zamanını geçiren çocukların,sosyal gelişimlerinin önemli ölçüde gerilediği, bu çocukların özgüvenleri­nin düşük, sosyal kaygı düzeylerinin ve saldırganlık davranışlarının yüksek olduğu bulunmuştur.

    Anne babalar bilgisayar oyunlarını; çocuğun evde yaramazlık yapmaması, kendilerini rahatsız etme­mesi ve onları oyalaması için gerekli bir araç olarak görerek çok büyük bir yanlış yapmaktadırlar.

    internet_bagimlisi_cocuk
    Çocuğunuz internet bağımlısı mı?

    İnternetin çocuklarda yaratabileceği fiziksel ve sosyal etkiler nelerdir?

    Yoğun internet/bilgisayar kullanımı, göz bozukluğu, postur/duruş bozuklukları gibi fiziksel etkilere sebep olabilir.

    Yoğun ve kontrolsüz internet kullanımı sosyal anlamda ise;

    -Hazır olmadan ulaştığı bilgi, görüntü ve videolardan dolayı , bunların yorumlanmasında zorluk çekerek travma yaşamasına,

    -Gelişim olarak erken dönemde bazı sakıncalı deneyimler yaşamasına,

    -Dış/gerçek dünyadan uzaklaşmasına,

    -Daha bireysel ve ben merkezci olmasına,

    -Arkadaşlık ve diğer sosyal becerilerin olumsuz etkilenmesine,

    -Giderek farkında olmadan yalnızlaşmasına ve bundan rahatsız olmamasına,

    -Ailevi ilişkilerin zayıflamasına,

    -Problem çözme becerilerinin gelişmemesine neden olabilir.

    internet_bagimlisi
    İnternet bağımlısı çocuk

    Çocuklarımızın daha bilinçli ve güvenli Internet kullanıcıları olmalarına yardımcı olacak bazı öneriler aşağıda sıralanmaktadır:

    1- Her şeyden önce çocuğunuzla iyi bir iletişim içinde olunuz. Çocuğunuzun arkadaşları, zevkleri, korkuları, sevdikleri ve sevmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuza, her konuyu sizinle paylaşabileceği güvenini veriniz. Sizin yetersiz kaldığınız konularda bir uzmandan yardım alınız.

    2- Çocuğunuzun internete girdiği bilgisayarın çocuğun odasında olmamasına, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat ediniz.

    3- Çocuğunuzun internette kalma süresine ve bilgisayar kullanma süresine mutlaka sınırlama getiriniz. Çocuğunuzun yaşına uygun olacak kullanma süresini belirleyiniz. Unutmayınız ki, uzun süre bilgisayar veya internet kullanımı çocuğunuzun sosyalleşmesine olumsuz etki yapabileceği gibi hareketsiz kalmasına, bazı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilecektir. Çocuğunuzun oyuna, kitap okumaya, spor yapmaya ve sanata vakit ayırmasını sağlayınız.

    4- Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ebeveyn olarak çocuklarınıza iyi birer örnek olunuz. Bilinçli ve güvenli internet kullanım kurallarını öğreniniz ve uygulayınız.

    5- Çocuğunuzla bilinçli ve güvenli internet kullanımı kuralları konusunda konuşunuz. Bu kuralların neler olduğunu anlaşılır bir şekilde açıklayınız ve kuralları kesin olarak koyunuz. Koyduğunuz kurallar ve konuşmalarınızda pozitif tutum sergileyiniz. Olumsuz söylemlerin çocuğunuzla kuracağınız iletişimde çatışmayı artırıcı unsur olabileceğini aklınızdan çıkarmayınız.

    6- Çocuğunuzla ve öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun ve güvenli olan internet sitelerinin adreslerini belirleyiniz. Belirlediğiniz sitelerin adreslerini bilgisayarınızın “sık kullanılanlar” bölümüne kaydediniz. Böylece bu sitelere giriş işlemi daha kolay olacaktır.

    7- İnternette mümkünse çocuğunuzla birlikte gezininiz. Eğer çocuğunuz bu konuda isteksiz ise, sadece sizin ve öğretmenlerinin onayladığı siteleri ziyaret etmesi konusunda çocuğunuzu uyarınız ve takip ediniz.

    8- Çocuğunuzun internet kullanımını sık sık denetleyiniz. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olunuz. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışınız.

    9- Çocuğunuzun internet ortamında güvenliğini sağlamak ve zararlı içeriklerden korumak amacıyla gerekli güvenlik ve filtreleme programlarını edininiz.

    10- Çocuğunuza internet ortamında tanımadığı kişilerle sohbet etmemesini, iletişim kurmamasını öğretiniz.

    11- Çocuğunuzun, ziyaret ettiği sitenin “güvenlikle ilgili sorularını” dikkatlice okumasını, sitenin istenilen bilgileri ne amaçla istediğini öğrenmesini ve gerektiği takdirde velilerine danışarak istenilen bilgileri vermesi belirtiniz. Sizin onayınız olmaksızın kendi ve aile resimlerinizi, adresinizi, telefon numaranızı, okul adını vermemesini sağlayınız.

    12- Çocuğunuza sizin izniniz olmaksızın, kendi adresini, okulunun adını, telefon numaranızı, ebeveyninin iş adresleri ve iş yeri telefon numaraları gibi kişisel bilgileri internet sohbet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretiniz.

    13- Çocuğunuz, internet kullanıcı adını ve şifresini sizin dışında hiç kimseye vermemesi gerektiğini anlatınız.

    14- İnternet ortamında, sohbetlerde çocuğunuzu rahatsız eden görüntü, ses ve yazılar yer aldığı takdirde hemen bulunduğu internet ortamından çıkmasını ve size haber vermesini isteyiniz.

    15- Çocuğunuzun, bir sitede yer alan oyunlara, aktivitelere, yarışmalara katılmadan önce bunların yaşına uygun olup olmadığı konusunda mutlaka size ve öğretmenine danışması gerektiğini belirtiniz.

    16- Çocuğunuza, internet ortamında yeni tanışılan kişilerin her zaman kendileri ile ilgili doğru bilgiler vermeyebileceği, kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler verebileceği gerçeğini anlatınız. İnternet sohbet alanlarında ve haber gruplarında ilk defa karşılaşılan yeni mesaj ve kişileri mutlaka velilerine göstermelerini isteyiniz.

    17- Çocuğunuza, size sormadan internet ortamında alış veriş yapmaması gerektiğini; istenilen kredi kartı numaraları bilgilerini vermemesini öğretiniz.

    18- Çocuğunuzun, internet sohbetlerinde onlardan yapmamaları gereken, ya da onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyiniz.

    19- Çocuğunuzdan, internet sitelerinden bilgisayara yükleyecekleri veya indirecekleri programlar ve içerikler hakkında size haber vermesini, sizin izniniz olmaksızın bu işlemleri yapmamasını isteyiniz.

    20- Çocuklara, internet ortamında başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmamalarını öğretiniz.

    21- Şaka yapmak amacıyla dahi arkadaşlarıyla hatta hiç kimseyle korkutmak amacıyla tehdit edici bir üslupla iletişim kurmamalarını anlatınız. Günlük hayatta olduğu gibi, internette de kötü ve kaba kelimeler kullanmamalarını, kibar ve güzel bir dil kullanmalarını isteyiniz.

    22- Çocuğunuzun, internet ortamında kaba dil kullanan, onları rahatsız ve tehdit eden kişileri size haber vermesini isteyiniz. Bu davranışlarda ısrarcı olanları emniyetin ilgili birimlerine ve servis sağlayıcınıza bildiriniz.

    23- İnternet ve bilgisayar evinizde ya da çocuğunuzun okulunda yoksa ve çocuğunuz interneti başka bir yerde kullanmak zorunda ise bu yerin neresi olduğu hakkında bilgi sahibi olunuz. Sizin izniniz olmaksızın bu yerlere gitmemesi gerektiği konusunda çocuklarınızı uyarınız. Çocuklarınız için uygun olmayan (sigara içilen, filtreleme kullanmayan işletmelerde) ortamlarda bulunmamaları konusunda çocuklarınıza bilgi veriniz. Bunu yaptığınızda sözünüzün geçerli olabilmesi için, sizin çocuğunuzla güven temelli bir ilişkiniz olması gerektiğini unutmayınız.

    24- Unutmayınız ki yanlarında velisi olmayan 12 yaşın altındaki çocukların internet kafelere alınmaması gerekir. Yaşları tutmadığı halde çocukları kabul eden işletmeler aslında kanuna aykırı işlem yapıyor demektir. Lütfen onlar dikkat etmese bile bu kurala sizler dikkat ediniz ve gerekli ise çocuğunuzla birlikte bu yerlerde bulununuz.

    Tüm bunları yaparken; Çocuğunuzun size güvenmesini sağlayınız. Çocuğunuza kızmayınız, korkutmayınız. Çocuğunuza her konuda destek vereceğinizi hissettiriniz. Eğer siz çocuğunuzun eğitiminde, ilişkinizde boşluklar oluşmasına izin verdiyseniz, çocuğunuz, bu boşluğu sizin uygun bulmayacağınız şekilde doldurmaya çalışacaktır.

    Lütfen çocuklarımıza sahip çıkalım…

    Güzide TÜRKYILMAZ

    Uzman Psikolojik Danışman/Pedagog

  • Çocuklarda Bitki Çaylarına Dikkat!

    Çocuklarda Bitki Çaylarına Dikkat!

    Uzmanlara göre çocuklarda bitki çayı tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar var

    Son yıllarda çocuklarda bitki çayı tüketimi hızla artıyor. Çoğu anne-baba çocuğu huysuzlandığında, uyumadığında ve gaz problemleri olduğunda hemen bitki çayı vermeyi tercih ediyor. Bitki çaylarının zararsız olduğu düşünülüyor ancak bilinçli tüketilmediğinde çocukta bazı yan etkiler görülebiliyor.  Uzmanlar bitki çaylarının bilinçsizce çocuklara verilmesi konusunda anneleri uyarıyor.

    Doğadaki doğal ve bitkisel olan her şey zararsız değildir. Kültürümüz bitki çaylarının zararsız olduğu kanısındadır. Bu nedenle çocuklara sık sık verilmekte. Bu son derece tehlikelidir. Çoğu bitki ilaç yapımında kullanılsa dahi çocuklarda ciddi yan etkilerine sahip.

    'Su' yerine 'bitki çayı' tercih edenler dikkat!

    İşte çocuğunuza bitki çayı hazırlarken dikkat etmeniz gerekenler:

    -Çocuğunuza verdiğiniz bitki çayını doktora danışmadan asla vermeyin.

    -Açıkta satılan bitki çaylarını çocuklarınıza vermemenizde fayda var. Eczanelerde satılanları doktora danıştıktan sonra güvenle çocuklarınıza verebilirsiniz.

    -Çocuğunuz için hazırladığınız bitki çaylarına şeker aromaları vb. şeyler eklemeyin.

    -Bebeğiniz eğer 6 aydan küçükse kesinlikle bitki çayı vermeyiniz. Bu döneme kadar sadece anne sütü ile beslenmelidir.

    -6 ayını doldurmamış bebeklere gaz sancısına iyi gelse bile asla rezene ve anason gibi bitki çayları vermeyiniz.

    -Bitki çayları bebeğe 6 aydan sonra ancak doktora danışılarak verilmelidir. Bebeğinizin bitki çaylarına karşı alerjisi olduğunda istemediğiniz yan etkilere neden olabilir.

    -Çocuklara vereceğiniz bitki çaylarını kaynatmayın. Aynı zamanda uzun süre kullanmayın.

    -Çocuğunuza verdiğiniz bitki çayını ilaç niyetine verdiğinizi unutmayın ve doktorunuzun söylediği ölçünün dışına çıkmayın.

     

  • Erken yaşta yabancı dil öğrenimi

    Erken yaşta yabancı dil öğrenimi

    Erken yaşta yabancı dil öğrenimi zihni geliştiriyor. Dil gelişimi, yenidoğan dönemi ile başlar. Bebeğin ağlamak için çıkardığı sesler bile anne için yol gösterici olur. Bebekler 3 aylık olduktan sonra tek seslilerden oluşan aa, ee sesleriyle uyaranlara tepki verir. Büyüme devam ettikçe dil gelişimi de ilerleyecektir. Bebek yaşta temelleri atılan dil gelişiminin sağlıklı olması için aileler doğumdan kısa bir süre sonra bebeğiyle konuşmalı, yabancı dil gelişimi için hazırlıklara başlamalıdır.

    Bebek yaşta konuşmaya başlayın

    Bebeğin ağız-dudak hareketleri ve nefesini düzenlemesi ile dil gelişimi başlar. İlk 3 ay tamamlandıktan sonra tek sesli heceler, 6 aylık olduktan sonra dört farklı ses çıkarabilir ve adıyla çağrıldığında anında tepki verir. 7. ayda dikkat çekmek için ses çıkarmaya, el hareketlerine başvurur ya da bağırır. 8. ayda tanıdık bazı sözcüklere tepki verir. 6-9. aylar arasında tek heceli (ba-ma) sözcükler çıkar; 7-8.aylarda aynı heceyi tekrarlar (ba-ba-ba; ma-ma-ma) çocuğun çevresindekilerin kelimeleri anlamlandırdığı, sözel uyaranlarla karşılık verdiği durumlarda dil gelişimi hızlanır.

    Dil gelişimini pekiştirmek için…

    12. ayda çocuk ‘hayır’ demek için kafasını sallar ve cümleler yerine tek tek kelimeler kullanabilir. Örneğin; ‘atta’ kelimesiyle dışarı çıkıp gezmeyi ifade eder. Çocuk nesnelerle sözcükleri birleştirmeyi öğrenir. İlk başta bir kelimeyi genelleyerek farklı kişi ya da nesneler için kullanabilir. Örneğin ‘dede’ kelimesini tüm yaşlı insanlara genelleyebilir ya da annesininkine benzer bir çantayı ‘anne’ diyerek genelleyebilir. Ebeveynlerinin ve etrafındakilerin onunla konuşması ve sözcükleri pekiştirmesi dil gelişimini hızlandırır.

    Kelime telaffuzlarında ısrarcı olmayın

    Büyük resimli kitaplardan çocuğa hayvanlar, nesneler tanıtılabilir. Böylece çocuk görsel olarak resmi görür ve sözel olarak anlamlandırmaya çalışır. Çocuk konuşmaya çalıştığında her kelimeyi ağzından almak, konuşması için onu beklememek çocuğun konuşmaya olan gereksinimini azaltır; çocuk konuşmaz çünkü nasıl olsa ebeveynleri onu anlıyordur. Bir kelimeyi söylemesi için aşırı ısrar etme ya da tümüyle çocuğu kendi haline bırakma da olumsuz davranışlardır.

    3 yaşta yabancı dil eğitimi başlamalı

    Yabancı dil eğitimi için 3 yaş sınır olarak kabul edilebilir. 3 yaş ve civarı, öğrendiği dili etkin bir şekilde kullanamasa da 4 yaş ve sonrası için temeller iyi atılmış olur. Bu nedenle 3 yaş itibariyle çocuğun yanında yabancı dilde konuşmak, ilerleyen dönemde yatkınlığını artıracak ve konuşmaya başlaması da o kadar kolay olacaktır.

    Erken yaşta yabancı dil eğitimi için geç kalan aileler endişelenmemeli

    Yabancı dildeki kelimelerin ezgisel bir şekilde ifade edilmesi erken yaşta yabancı dil öğrenimini oldukça kolaylaştırmaktadır. Yabancı dilde söylenen ninni ya da şarkılar, öğrenilen kelimelerin hafızalara kaydedilmesini sağlar. Erken yaşta yabancı dil eğitimine başlayamayan aileler ise endişelenmemelidir. Dil öğrenme yetkinliği ilerleyen yaşlarda da devam eder. 5 yaşında anaokuluna başlayan bir çocuk, eğer yabancı dil eğitimi alıyorsa daha önce dil eğitimi alan arkadaşlarıyla arasındaki farkı kısa sürede kapatacaktır.

    Ailede birden fazla dilde konuşulması dil gelişimini olumsuz etkileyebiliyor

    Dil gelişiminde çocukla bebek gibi konuşmak, çocuğun nesneleri yanlış isimlendirmesine neden olur. Ayrıca bebeksileşme ve bebek gibi davranımlar çocuğun bireysel gelişimine de ket vurabilir. Dil, damak yapısı ile ilgili fizyolojik problemler, işitme-görme algısında sorunlar, zeka geriliği, otizm gibi bozuklukların dil gelişimini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Ayrıca erken dönem anne-bebek ilişkisindeki yoksunluklar, çocuk büyümeye başladığında aile içerisinde birden fazla dilin konuşulması dil gelişimini geciktiren faktörlerdendir.

    Erken yaşta yabancı dil öğrenme zihni geliştiriyor

    Çocuklara bir dili ne kadar erken öğrenmeye başlarsa karar alma, problem çözme gibi kognitif yetenekleri de o kadar hızlı gelişir. 0-2 yaş arasındaki süreçte çocuk maruz kaldığı iki-üç dili öğrenebilmektedir. Erken yaşta yabancı dil öğrenimi çocukta zihinsel kıvraklık, zihinsel esneklik, dinleme yetisi ve hassasiyetini geliştirmektedir. Çocuğun ana dilini anlama yeteneği gelişir ve iletişimi güçlenir.

    Çocuk birden fazla dil konuşabiliyorsa…

    Yabancı dilini ifade edip geliştirebileceği okul seçmek gerekir.

    Yaz tatilinde iletişimin, öz güvenin, yabancı dilinin gelişmesi için yurt dışında yaşına uygun süreli yaz okulu, yaz kamplarına gönderilebilir.

    Yabancı dilini unutmaması için evde konuşmak, birlikte o dile ait bir program izlemek, o dile ait kitap okumak önemlidir.

    Dil bilgisi çok gelişmiş diye sadece dil alanına değil, tüm alanlardaki becerilerinin gelişmesine olanak sağlanmalıdır.

    Sözel olarak kendisini ifade edebileceği etkinliklerle desteklenmelidir.

    Uzm. Psk. Özge Merve TÜRK tarafından yazılmıştır.

  • Çocuklara cinsel bilgi nasıl verilmeli

    Çocuklara cinsel bilgi nasıl verilmeli

    Pek çok anne baba çocukları cinsellikle ilgili bir şeyi merak edip sorduğunda veya herhangi bir oyun oynarken fark ettirdiğinde ne yapacaklarını bilememekteler. Bazen panikle bağırıp çocuklarını azarlayarak susturmaya çalışmakta , bazen de hazır olmadıkları bir zamanda yaşlarından büyük ve soyut kavramlardan bahsederek anlayamayacakları bir dille iyice çıkmaza girebilirler.

    Çocuklarınızla cinselliği konuşabilmek için aile içinde hoşgörü, paylaşım ve güven duygusunun yerleşmiş olması gerekmektedir. Eğer birbirinize yeterince zaman ayıracak bir ilişkiniz varsa çocuklarınız sizinle her türlü konuyu konuşabilecek ve soru sorabilecektir.

    En çok sorulan sorular ve önerilerim

    Komşumun 4 yaşındaki oğlu ile aynı yaştaki kızım oyun oynuyorlardı . Arkadaşı kızıma ”ben doktorum, soyunman lazım, seni muayene edeceğim” diyordu. Panikle odaya girdim ikisini de yarı çıplak buldum. Panikle oğlanı giydirp evine yolladım, kızıma da kızıp bir daha onunla böyle oyunlar oynamak yok diyerek bağırıp , odasına kilitleyerek cezalandırdım.sizce ne yapmalıydım doktor hanım?

    Annenin bu tavrı sonucu iki çocuk da suçluluk duyarak , yaptıklarının yanlış olduğu mesajını almış oldular. Böylece merak ettikleri cinsellikle ilgili soru sorma yolları kapanmış oldu. Oysa ki bu çocuklar oyun ortamında bedenlerinin farklarını merak ediyorlardı ve öğrenmeye çalışıyorlardı.

    Anne odaya girdiğinde oyunu durudurmalı, sakin bir şekilde “ sanırım siz bedenlerinizin neden farklı geliştiğini merak ediyorsunuz. Şimdi güzelce giyinin ve ben size ‘ neden kızlar ve erkekler farklı gelişirler’ i anlatayım.” diyerek çocukların boyuna inmeli ve onlarla göz teması kurarak,

    “ kızların cinsel organları içe doğru gelişir, bu girişe vagina denir. Büyüyüp çocuk sahibi olmak istediklerinde çocuk doğurabilmeleri için , karınlarının içinde iki tane yumurtalığı ve bebeğin yaşayacağı bir evi olur. Buna da rahim denir. Bebeklerini emzirebilmeleri için de memeleri on iki yaşından itibaren büyür ve süt verecek hale gelir. “

    “ erkek çocuklarının ise cinsel organları dışa doğru gelişir, iki tane yumurtalıkları ve bir tane penisleri vardır“

    Bu kadar bilgi bu yaş çocuklar için yeterlidir. Böylece ne zaman merak etseler korkmadan, suçlanmadan annelerine soru sorabilecekleri ve doğru cevabı alabilecekleri mesajı çocuklara verilmiş olacaktır.

    Bir akşam üzeri 9 yaşındaki kızım okuldan geldikten sonra odasında oynamaya başladı. İçeri girdiğimde çıplaktı ve oyuncak bebeği ile öpüşmeye çalışıyordu. Kendimi çok kötü hissettim, hemen bebeği elinden aldım ve kızıma bir tokat attım , sen ne yaptığını sanıyorsun, Allah seni görür ve çarpar dedim. “ Sonra ona vurduğum için çok pişman oldum, sizce ne yapmalıydım?

    Çocuklarınıza cinselliğin utanılacak ve ayıp ve günah bir şey olduğu mesajını vererek onun bir ömür boyu cinsellikten suçluluk duymasına neden olabilirsiniz. Oysa şöyle yaklaşmalıydınız;

    Ön ergenlik dönemi dediğimiz bu yaşlarda daha önce doğru cinsel bilgi almamış olan çocuğunuzun merakını fark ederek, sakin bir şekilde “ hadi gel seninle oyun oynayalım, ancak böyle çıplak oynanmaz, önce giyinelim . Sanıyorum bebeğinin sevgiye ve şefkate ihtiyacı var, ona sarılalım ve yanağından öpelim.” Diyerek oyunun seyrini değiştirmelisiniz.

    “ çocuklar büyüdükçe boyları ve zekaları geliştiği kadar onları büyüten hormonları da gelişir. Bu nedenle yetişkinlerin birbirlerini sevme şekillerini merak ediyor olabilirsin. Ancak yetişkin olduktan sonra birbirlerini çok seven bir kadınla bir erkek sarılıp , öpüşebilir, evlenebilir ve aynı yatakta yatabilir. “ bilgisi bu yaş çocuklar için yeterli olacaktır.

    Dr. Psk. Obengül EJDER tarafından yazılmıştır.