Kategori: Anne – Çocuk

  • Çocuklar neden hırsızlık yaparlar

    Çocuklar neden hırsızlık yaparlar

    5 yaşına kadar çocuklarda mülkiyet duygusu tam gelişmediğinden , etraflarındaki hoşlarına giden ya da ihtiyaç duydukları tüm eşyaları kendilerinin zannederek almaya çalışırlar. Eğer aile bireyleri çocuğa mülkiyet kavramını doğru anlatamazsa ve başkalarının haklarına saygı duyması gerektiğini gerek kendi davranışları ile örnek olarak, gerekse hikayeleştirerek anlatmazlarsa çocuk bu kavramı öğrenemeyecektir.

    Bu nedenle 5 yaşına kadar çocuğun çalma davranışı ciddi bir sorun olarak görülmemekte ancak yetersiz eğitim aldığının bir kanıtıdır. Eğer çocuk ihtiyaç duyduğu kendi eşyalarına yeterince sahipse ve ilkokul çağlarında kendi harçlığını düzenli alıyorsa bu davranışı giderek ortadan kalkacaktır.

    8 yaşından itibaren mülkiyet duygusu gelişen çocuklar, gelişim aşamalarında içinde bulundukları sosyal çevreye adapte olmaya çalışırlar. Uyum ve davranış bozukluğu belirtisi olan çalma davranışı , eğer hala devam ediyor ise tehlike çanları çalmaya başlamış ve mutlaka altta yatan sebep araştırılmalı demektir.

    Hırsızlık nedenleri:

    Patolojik olmayan hırsızlık:

    Yarar sağlamayan hırsızlıklar; genelde çocuklar bu şekilde çalarlar

    Cömertlik hırsızlığı ; çaldığı objeyi dağıtır, başkalarının gözünde değerli olmak için yaparlar

    Gereksinim hırsızlığı; yoksul veya evden kaçan çocuklarda görülür. Çocuğun çok istediği ama almadığı bir şeyi almak için yaptığı hırsızlıktır.

    Ancak hırsızlığın kötü bir şey olduğunu içselleştirmiş olan çocuklarda her ne kadar ihtiyaçları olursa olsun çalma davranışı görülmez. Eğer ailelerinden bu davranışı öğrenmişlerse normalleştireceklerdir.

    Patoljik Hırsızlık:

    Saldırgan; başkasına zarar vermek amacıyla yapılan hırsızlıktır.

    Dürtüsel; çalma eğilimi istemsiz, düşünülmeden ve plansızca dürtüsünü kontrol edemediği için gerçekleşir

    Zevk amaçlı ; daha çok ergenlerde ve çeteleşme eğilimi olan gençlerde görülen ve çalmanın yarattığı hazzın ve heyecanın peşinde koşmalarından dolayı gerçekleşir.

    Telafi hırsızlığı; sevgi eksikliği olan, çekingen, aşağılık duygusu içinde çocukların yaptığı davranıştır. Bazen kardeş kıskançlığı, bazen aile içinde yaşanan problemlerin bir yansıması çocuğun dikkat çekme davranışı şeklinde olabilir.

    Çocuk alamadığı sevgiyi ve doyumu kendi olanakları ile gerçekleştirir. İç dünyasında yaşadığı OEDİPUS çatışmasının dışlaştırılmasıdır. Burada babanın yerini jandarma, polis, yargıç alır.

    Çocuklarınıza aidiyet duygusunu ve başkalarının haklarına saygı duyması gerektiğini öğretin. Siz de doğru davranışlar sergileyerek, onlara örnek olun

    İlkokuldan itibaren yeterli harçlık verin ve parayı nasıl yönetmesi gerektiğini öğretin. Hatta biriktirme davranışı için teşvik edin

    Sevginizi koşulsuz şartsız hissettiririn. Ne aşırı serbest ve ilgisiz davranın ne de aşırı katı ve kuralcı.

    Eğer çocuğunuz küçücük de olsa bir şey çalmaya başlamışsa mutlaka konuyu ciddiye alın ve altında yatan başka bir sebep var mı araştırın.

    Tüm doğru yaklaşımlarınıza rağmen hırsızlığa devam ediyor ise mutlaka bir uzmandan yardım alın ( Psikoterapi ile gelişim süreci değerlendirilecek, oyun ve davranış terapileri ile problemin temel sebebi teşhis edilecektir. Çocuğun iç çatışmalarının yüzeye çıkarılması sağlandıktan sonra benlik güçlendirilmesi çalışmaları ile hırsızlık davranışı ortadan kaldırılmaya çalışılacaktır.

    Dr. Psk. Obengül EJDER

  • Anne erkek çocuk iletişimi

    Anne erkek çocuk iletişimi

    Oğlunuzun büyümesine izin verin: Türk aile yapısında erkek çocuklara sorumluluk verilmemesi, gelecekteki yaşamlarında da sorunlara yol açıyor. Büyüyebilmesi için en azından kendisi ile ilgili sorumlulukları alabilmesi gerekir.

    Kendinizle kıyaslamayın: Kıyaslamak oğlunuzun kendisini mutsuz ve yetersiz hissetmesine neden olur. Bunun yerine annenin oğlundaki farklılıkları görüp, bu yönleri geliştirmesine yardımcı olması gerekir.

    Arkadaşça yaklaşan anne olun: Genç erkeklere ‘arkadaş’ gibi davranmak yerine, annesi olduğunuzu, daima ona destek vereceğinizi hissettirin. Çünkü onun anneye ihtiyacı var.

    Onlarla inatlaşmaktan kaçının: Ergenlik çağında erkekliklerini ispatlamak amacıyla anneyle çatışmaya girmek, sık görülen bir durumdur. Genç erkekler bu dönemde annelerinin desteğini isterler. Bu dönemde onlarla inatlaşmak, aşırı ve mantıksız yasaklarda diretmek inatlaşmalarına yol açar. İnatlaşmak da evden kaçma, okulu bırakma gibi sonuçlar doğurur.

    Yeterli zaman ayırın dinleyin: Çatışmalı ergenlik döneminde oğlunuzla iletişimi bırakmayın. Arkadaşlarını küçümseyip ‘saçını beğenmedim, o çocuk tembel, onunla niye arkadaşlık ediyorsun’ gibi cümleler kurarak yaklaşmayın. Bu tür yaklaşımların çocuğunuzu sizden uzaklaştıracak davranışlar olduğunu unutmayın.

  • Anne kız iletişimi

    Anne kız iletişimi

    Anne- kız iletişiminde neler yapılmalı, nelerden kaçınılmalı?

    İki taraf da birbirinin sevgisinden emin olmalı.

    Suçlayıcı bir tavırla iletişim kurmaktan kaçınılmalı, aşırı kontrolcü tavırlarla kızına yaklaşmamaya özen göstermeli.

    Anne kızına sorunlarında yanında olduğunu gösterirken, bir arkadaş gibi değil anne olduğunu hissettirerek davranmalı.

    Anne kızına karşı iyi bir dinleyici olmalı.

    Kızlar anneleriyle yaşadıkları olumsuzlukları ve onlardan gelen eleştirileri kişisel almayarak ılımlı olmaya çalışmalı.

    Annenin kızına iyi bir rol modeli olması, gelecekte kızının cinsel kimliğini, rolünü etkileyeceğinden bu konuda dikkatli olunmalı.

    Anne hep kaygılı ve korkularla dolu olarak kızına yaklaşırsa, kızının gelecekteki hayatı da olumsuz etkilenecektir.

    Annenin çatışmalı durumun farkına varması ve duygularının da farkında olması lazım.

    Sorun çözümünde hep şimdi ve burada ne olduğu tartışılmalı, geçmişteki sorunların üzerinde durulmamalı.

    Sabırlı olmak, ruhsal ve duygusal bağlılığı artırmak gerekir. Küçük adımlar atmak, değişiklikleri bir anda yapmamak büyük önem taşıyor.

    Anne kız ilişkisinde daha fazla konuşma var, çok detay işin içine girdiğinden çatışma oluyor. Bu nedenle duygular iyi tahlil edildikten sonra çok gerekli ve önemli bulunan konular konuşulmalı.

    Dr. Psk. Obengül EJDER tarafından yazılmıştır.

  • Anne baba tutumları

    Anne baba tutumları

    Kişilik gelişimi yaşam boyu süren, genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak şekillenen bir olgu olsa da,çocukluk dönemi kişiliğin gelişmesi ve şekillenmesi açısından çok önemlidir. Erken çocukluk dönemi olarak adlandırdığımız 0-6 yaş arasındaki dönem çocukların çevreleri ile etkileşimlerinden en çok etkilendiği, kişiliklerinin büyük ölçüde şekillendiği dönemdir.Bu dönemde çocuk, sosyal bir birey olmayı öğrenirken, kişilik oluşumu açısından gerekli olan özdeşimi model alarak yapar. Çocuğun özdeşim kurmak için seçmiş olduğu model genellikle anne babasıdır, bu nedenle ebeveynlerin çocuğa karşı tutumunun yanı sıra kendi aralarındaki iletişimleri de çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi açısından önemli bir etkendir.

    Anne babanın çocukla nasıl iletişim kurduğu, sevginin nasıl ifade edildiği, çocuğun aile içinde bir birey olarak kabul edilip edilmediği, eğitimde kullanılan disiplin yöntemleri anne baba tutumlarını belirleyicidir. Bu tutumları şekillendiren pek çok etken vardır; anne babanın yetiştikleri aile ortamı, eğitim seviyeleri, genç yada geç yaşta anne baba olmaları, yaşam olaylarının aile üzerindeki etkileri, çocuğun dünyaya geliş zamanındaki ailenin içinde bulunduğu durum, çocuğun istenip istenmemesi, ailenin içinde bulunduğu kültürel faktörler gibi.

    Çocuğun anne babasından aldığı iki temel şey vardır; sevgi ve eğitim. Her ikisinin de yetersiz veya aşırı olduğu durumlarda çocukta olumsuz davranışlar gözlemlenebilir. Sağlıklı bir birey anne babasından sevgi ve eğitimi dengeli bir şekilde alarak gelişir. Ailelerin sevgi ve eğitim ( disiplin) konusundaki aşırılığı veya yetersizliği çocukta sağlıksız psikososyal gelişim özellikleri görülmesine neden olabilmektedir. Aşırı sevgi gösteren ebeveynlerde çocuğa karşı aşırı kollayıcı, koruyucu tutum, çocuğun bir birey olarak özerklik gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve çocuğu anne babaya karşı bağımlı hale getirmektedir. Yetersiz sevgi gören çocukta ise, sevgi ve güven eksikliğinden yoksun olarak daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Eğitim konusunda ise, sıkı disiplin tutumu içindeki aileler çocuğa yaşından fazla sorumluluk yüklemekte, katı kurallar koyma ve ceza yöntemi olarak sıklıkla dayağa başvurmaktadır. Gevşek eğitim tutumu sergileyen ailelerde ise çocuğun her yaptığı hoşgörü ile karşılanır. Bunların yanı sıra tutarsız anne baba tutumu vardır ve bu ailelerde ne zaman nasıl bir disiplin tutumu sergileneceği belli değildir, çocuğa karşı tutumun zamanla tutarsız farklı olabileceği gibi, anne babanın çocuğa yaklaşımı konusunda tutarsızlık, eşler arasında farklılık da söz konusu olabilmektedir.

    Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumları

    Bu tutumu sergileyen anne babalarda çocuğa karşı sevgi aşırıdır ve disiplin yok denecek kadar azdır. Ebeveynler çocuğun her istediğini anında yaparlar ve çocuğa karşı aşırı koruyucu, kollayıcı tutum gösterirler, çocuğa karşı denetim ve sınırlama yoktur ve otorite sağlayamazlar. Genellikle bu tutuma sahip ailelerin tek çocuklu, geç yaşta ve zorluklarla çocuk sahibi olmuş, ilk çocuğunu kaybetmiş veya kendi ailesinden yeterli sevgi görememiş katı kurallarla yetişmiş aileler olduğu gözlemlenmektedir. Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne babaya bağımlılık görülmektedir. Gevsek disiplinle yetişen bu çocuklar genellikle okul dönemine geldiklerinde karşılaştıkları kurallar karşısında hayal kırıklığına uğramaktadırlar ve aile dışındaki sosyal çevrede ilişkilerde başarısızlık yaşamaktadırlar. Çocukluğundan beri benmerkezci yaşayan birey, erişkinlik döneminde sosyal norm ve toplumsal ahlaki değerlere uygun davranma konusunda kendisini değiştiremez. Çocuk belli bir disiplin anlayışı ile kendisine doğru ve yanlışın gösterilmediği, sorumluluk almadığı bir ortamda yetiştiği için erişkinlik yaşamında da sorumluluk taşımayan, doyumsuz, dürtülerini kontrol edemeyen birey haline gelebilir.

    Mükemmelliyetçi Anne Baba Tutumları

    Bu ailelerin tutumları aşırı sevgi ve sıkı disiplin şeklindedir. Anne baba bir yandan aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum içerisindeyken diğer yandan çocuktan yaşının üzerinde bir davranış örüntüsü beklemektedir. Bu tarz aileler daha çok eğitim ve sosyokültürel düzeyi yüksek ailelerdir ve çocuklarını kendileri belirlediği bir kalıba göre yetiştirmek isterler. Çocuğun bir birey olarak gelişimi, kendi tercih ve davranışları aile tarafından desteklenmez. Bu tutumdaki anne babalar çocuğunu olduğu gibi kabul etmezler, her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Bu tarz ailede yetişen çocuklar genellikle yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan birey haline gelirler. Anne baba sevgiyi genellikle başarı beklentisi ile sundukları için çocuğa göre sevginin koşulu başarıdır ve başarısızlığı anne babasının sevgisini kaybettirecek bir tehtit olarak algılar, bu durumda yoğun anksiyete gözlemlenebilir.Kendi doğal içgüdüleri ve ailesinin kendisinden beklentileri arasında sıkışıp kaldıkları için, çok fazla çelişki yaşarlar.Bu çocukların ileride nevrotik olma ihtimalleri çok yüksektir

    Otoriter ve Reddedici Anne Baba Tutumları

    Bu tutumu sergileyen ailelerde çocuğa karşı sevgi ve şefkat yoktur ve eğitim konusunda sıkı bir disiplin vardır. Genellikle çocuk hata yaptığında dayak ve şiddet olarak çocukta cezalandırma yoluna gidilir. Anne babada otorite hakimdir ve çocuğa söz hakkı tanınmaz bu durumda çocuk anne ve babası ile ilişkisini korkuya dayalı geliştirir. Bu korku hissinden dolayı çocuklar genelde anne babaya karşı uysal, dürüst görünür fakat içten içe nefret,öfke,düşmanlık hissine kapılabilirler. Öfke duygularını cezalandırılma korkusu ile dışa vuramadıklarından genelde kendilerine yöneltirler ve bu nedenle bu çocuklarda antisosyal davranışlar,saldırganlık sık görülebilmektedir. Bu tutumla yetişen çocuklar kaygılı, güvensiz,suç işlemeye meyilli, insan ilişkilerinde başarısız ve tutarsız kişilik geliştirebilir. Genellikle karşı çıkma ve saldırganlık ile kendilerini kabul ettirmek isterler, sevgiden uzak bir ortamda yetiştirildikleri için sevgiyi öğrenemez ve kendi çevrelerindekiler sevgi gösteremezler.

    İlgisiz ve Kayıtsız Anne Baba Tutumları

    Bu ailelerde çocuk başıboş bırakılmakta ve neredeyse çocuğun temel ihtiyaçları dışında çocukla hiç ilgilenilmediği gözlemlenmektedir. Disiplinsizlik söz konusudur ve bunun nedeni ilgisizliktir. Bu tutum daha çok sosyoekonomik düzeyi düşük ,çok çocuklu ,ve her iki ebeveynin de yoğun çalıştığı ailelerde görülmektedir. Bu tip ailelerde çocuk, fiziksel ve duygusal yalnızlık içindedir ve anne baba çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Bu tutumla yetiştirilen çocukların genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Anne ve babasını kendisine model alamadığı için dışarıdan bir modelle ve çoğunlukla da olumsuz bir modelle özdeşim yapması olasıdır ve zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Aile içinde ilgi göremeyen çocuk, dikkat çekmek için çevresine zarar verici davranışlar sergileyebilir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme yada konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir.

    Tutarsız Anne Baba Tutumları

    Bu tarz ailelerde genellikle anne babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir. Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durumda çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda çelişki yaşamaktadır ve dolayısı ile ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler.Farklı zamanlarda gösterilen tutarsız tutumun yanı sıra, anne ve babanın birbirlerinden farklı tutum içerisinde olmaları da tutarsız anne baba tutumları içerisine girer. Anne ve babanın farklı disiplin anlayışı geliştirmesi sonucunda anne için doğru olan bir şey baba için yanlış olabilir. Bu tarz durumlarda anne ve baba mutlaka aynı görüşe sahip olmalı, biri davranışı olumlu görüp diğeri ceza uygulamamalıdır. Çocuk davranışını onaylayan ebeveyne yakın hissederken diğerine karşı öfke duyabilir bu da aile içinde kutuplaşmalara neden olur.Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.

    Olumlu ve Sağlıklı Aile Tutumu

    Olumlu ve sağlıklı aile tutumu sevgiyi ve eğitimdeki disiplini dengeli bir şekilde barındıran ve çocuğun temel ihtiyaçlarını en olumlu şekilde karşılayan tutumdur. Tutarlı, esnek, ceza kadar ödülü de barındıran disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir. Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına, içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerine uygun olmalıdır ve anne babalar çocuklarına disiplin verirken aynı zamanda sevgi ve hoşgörüyü yeterli düzeyde göstermelidir. Olumlu davranışlar desteklenerek ödülle pekiştirilmeli, olumsuz istenmeyen davranışlara yönelik cezalar da çocuğun özüne değil, davranışına yönelik olmalıdır. Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde çocuğuna yansıtan ailelerde, çocuk kendi benliğini tanıma, kendini geliştirme imkanı bulur. Doğruları ve yanlışları ile kendisinin değerli olduğunu, kabul gördüğünü mesaj olarak algılayan çocuk, yapıcı,yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirir.

    Psikolog Aslı Acar

  • Türk anneler bebeklerini doğru besleyemiyor

    Türk anneler bebeklerini doğru besleyemiyor

    Annelerin en büyük kaygısı, bebeğini sağlıklı bir şekilde büyütmek. Ancak bu süreçte yapılan çok önemli hatalar, bebeğe büyük hasar veriyor. Türkiye’de ilk 6 ayda doğru beslenen bebeklerin sayısı sadece yüzde 10. Bu tabloya göre Türk anneleri dünya ortalamasının çok gerisinde yer alıyor. İşte araştırma sonuçlarına göre anne sütünün önemi ve en sık yapılan hatalar…

    Posta.com.tr dan Senim TANAY KARAKUŞ ‘un haberine göre…

    Anne sütü, hiç şüphesiz bebeğin beslenmesinde oldukça önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle pek çok sağlık otoritesi, bebeğe ilk 6 ayda sadece anne sütü verilmesini, 6. aydan itibaren ek gıdalara geçilmekle birlikte 2 yaşa kadar anne sütüne devam edilmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Ancak buna rağmen birçok anne, bebeklerini “daha sağlıklı” büyütmek için hatalı yöntemlere başvurmayı tercih ediyor. Bunlar arasında anne sütünü erken kesmek, ek gıdaya çok erken başlamak gibi bebeğin metobolizmasında olumsuz etkiler yaratacak tutumlar da yer alıyor. Öyle ki bebeğine kilo alsın diye ciğer, çiğ köfte yedirenler bile var.

    bebek_beslenme

    Geçen günlerde, 40 yıldan bu yana anne sütünün özelliklerini araştıran Nutricia Anne Sütü Araştırma Merkezi’nin Hollanda’da bulunan merkezinde anne sütü ve emzirme üzerine oldukça önemli bilgiler paylaşıldı. Biz de toplantısı sonrası Danone Türkiye Entegrasyonu Genel Sekreteri Dr. Yalım Üner ile buluşup araştırmanın detaylarıyla ilgili konuştuk.

    İLK 100 GÜN ÇOK ÖNEMLİ

    Anne sütü bebekler için neden bir mucize?

    Her bir damla anne sütü içerisindeki binlerce farklı molekül, bir orkestranın müzisyenleri gibi uyum içinde birlikte hareket ederek bebeğin gelişimi için en uygun beslenmeyi sağlar. Anne sütündeki temel bileşenler; laktoz, yağ, protein, prebiyotikler, LCP’ler, nükleotidler, vitamin ve minerallerdir. Bu bileşenler de özellikle bebek dünyaya geldikten sonra gelişmeye devam eden bağışıklık sistemi ve beyin gelişimi için çok önemlidir. Doğum esnasında bu sistemler henüz olgunlaşmamıştır. Beyin ilk 3 yıl içinde olması gereken yapının yüzdew 80’ine ulaşacaktır. Bununla beraner bağışıklık sistemi de ancak yıllar içinde savunma işlevini yerine getirebilecek yapıya kavuşacaktır. İlk 1000 gündeki gelişim düzeyleri, hayatın devamında birey için çok çok önemli olacaktır. Bu dönemdeki bir sorun da daha sonra telafi edilemeyebilir.

    Anne sütü bebeğin özellikle bağışıklığına ne gibi katkılar sunuyor?

    Anne sütü bağışıklık sistemi güçlendiriyor, daha az hasta olmasını sağlıyor, fiziksel ve beyinsel gelişimine katkı sunuyor, bebeğin ilerleyen dönemlerde daha az kronik hastalıklara yakalanmasını sağlıyor, solunum yolu, mide-bağırsak, alerji gibi hastalıklar daha az görülüyor. Dış faktörlere duyarlı olan bebekler, anne sütünden aldıkları koruyucu antikorlar sayesinde hastalıklarla daha kolay mücadele edebiliyorlar. Anne sütünün prebiyotik içeriği bağışıklık sistemini geliştiren temel içeriklerdendir. Doğru prebiyotiklerin bağışıklık sistemin gelişiminde büyük payları olur. Dolayısıyla anne sütü formül mama ile desteklenmek istenildiğinde mamada da benzer prebiyotiklerin olduğu kontrol edilmelidir.

    bebek_bakimi

    TÜRK ANNELERİ DÜNYANIN GERİSİNDE

    Türkiye’de anne sütüne gerekli önem veriliyor mu? Araştırmalar ne diyor?

    Anne sütünün sayısız faydalarına karşın ülkemizde ilk 6 ayda yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklerin sayısının giderek azalıyor. İlk 6 ayda, çoğu annemiz sadece anne sütü vermek yerine bebeklerin midelerinin yüzde 23’ünü katı gıda ile doldurmayı tercih ediyor. 6. aydan sonra da öğünlerinin çoğunluğunun katı gıda değil, anne sütü olması gerekirken maalesef durumun tam tersi olduğunu görüyoruz. Oysa anne sütü eşsiz bir besin ve tüm bebeklerin 2 yaşına kadar yeterli miktarda alması önerilmektedir. İlk 6 ayda doğru beslenen bebeklerin sayısı sadece yüzde 10. Dünya ortalaması ise yüzde 38. Çok gerilerdeyiz. Biz, bebeğe anne sütünü az veriyoruz. Yerine ise doğru sütü değil, katı besini koyuyoruz. 6-12 aylık bebeklerin midesinin yüzde 70’ini katı besinle dolduruyoruz. Bu çok yanlış! Ek besin miktarı 6.-9.aylar arasında 200 ml’i geçmemelidir. Yoksa yeterli süte yer kalmaz ki, Türkiye’deki durum da budur.

    Çoğu anne, bebeği kilo almadığı için “Sütüm yaramıyor” endişesine yapılıyor.  Gerçekten böyle bir durum söz konusu mu?

    Annenin sütünün yaramaması söz konusu olamaz. Miktarı az olabilir ama burada da anne asla kendisini kötü hissetmemeli ve süt vermeye devam etmelidir.

    ANNE SÜTÜNÜN YERİNİ HİÇBİR ŞEY TUTMUYOR

    Ek gıdaya erken başlama bebekte ne gibi sorunlara yol açar?

    Anne sütü ve verilebilecek ek besinlerle alınan besin bileşenleri birbirinden farklıdır. Anne sütü sadece besin bileşeni de değildir. Bu nedenle ülkemizde yaygın olarak yapılan yanlış, anne sütünün yerini ek besinin tutacağını düşünmek oluyor. Bu mümkün değildir. Basitçe düşünüldüğünde sütü ıspanakla telafi edemeyeceğini herkes bilir ama bebek beslerken bunu genellikle unutuyoruz.

    Emzirmenin bebeğe olan faydasının yanı sıra anneye sağladığı yararlar ne?

    Emziren anne emzirirken sütünün içeriğinde, günlük diyeti ile aldıkları dışında vücudundaki stoğundan da bebeğine besin aktarır. Dolayısıyla daha hızlı kilo verir. Kilo verebilmek için sert diyetlerin yapılmaması gereken bu dönemde, sağlıklı beslenmek ve emzirmek annenin doğum öncesi ölçülerine dönmesi için kolaylaştırıcıdır. Ayrıca emziren annenin bazı kanser türlerine daha az yakalandığı ile ilgili çalışmalar var.

    HER ANNENİN SÜTÜ BEBEĞİNE ÖZEL

    Emzirme-süt- bebek arasındaki ilişki nasıl işliyor? Her annenin sütü sadece kendi bebeğine mi özel?

    Anne sütü bebeğin gelişimi için en uygun beslenmeyi sağlar. Örneğin prematüre bebeği olan annenin sütü, zamanında doğan bir bebeği olan anneye göre farklıdır. Buna bakılıp erken ve zamanında doğan bebekler için üretilen mamalar da farklılaştırılmıştır. Her annenin sütünde kendi bebeğine özel canlı hücreler olduğu da bilinmektedir. Eğer mümkünse bu nedenle her annenin kendi bebeğini emzirebilmesi istenir. Ancak bu olamıyorsa annelerin suçluluk duymasına gerek yoktur. Hekiminden alternatif besleme yollarını öğrenebilir.

    GEREĞİNDEN FAZLA VERİLEN KATI GIDA ANNE SÜTÜNÜ KESEBİLİR

    Ülkemizde özellikle 3. aydan sonra,bir nedenle anne sütü azaldığında, annelerin bir suçluluk duygusuna kapılarak olduğu kadar anne sütünü vermeye devam ettiklerini ve kalan besin ihtiyacını katı besini artırarak karşıladıklarını görüyoruz. Ülkemizde yaygın olarak görülen bu uygulama, hem Sağlık Bakanlığımız hem de Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre yanlıştır. Süt eksikliği varsa bu sadece bebeğe uygun bir sütle tamamlanmalı, yerine sebze çorbası, mevye püresi verilmeye çalışılmamalıdır. Gereğinden çok verilmeye başlanan katı gıda anne sütünün daha da azalmasına neden olur ve kısır bir döngü sonucunda sütün bir süre sonra tamamen kesilmesine yol açar.

    Kaynak: posta.com.tr / Senim TANAY KARAKUŞ
  • Çocuklarda cinsel istismar ve psikolojik etkileri

    Çocuklarda cinsel istismar ve psikolojik etkileri

    Çocuklarda cinsel istismar ve psikolojik etkileri Çocuk istismarı bir çocuğa bir yetişkin tarafından fiziksel ya da psikolojik olarak kötü davranılmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”

    Çocuk istismarının birçok boyutu var; fiziksel istismar, duygusal istismar, ihmal ve cinsel istismar. Bu istismar çeşitlerinden en zor anlaşılan cinsel istismardır. Bunun nedeni kurbanın bunu çeşitli nedenlerden dolayı gizli tutması veya cinsel istismara uğradığını anlayacak yaşta olmamasından kaynaklanmaktadır.

    Çocuklarda cinsel istismar
    Çocuklarda cinsel istismar

    Cinsel istismar, genel tanım olarak, kişilerin başkaları tarafından cinsel olarak kötüye kullanılmaları, suistimal edilmeleri, istemedikleri halde başkalarının cinsel yönelimlerine hedef olmaları durumunu ifade eder.

    Çocuğun cinsel istismarı, kendisinden en az 6 yaş büyük bir kişi tarafından cinsel haz amacıyla zorla ya da ikna edilerek cinsel etkileşime maruz bırakılmasıdır.Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; %30’unun 2-5, % 40’ının 6-10, %30’unun 11-17 yaş grubunda olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle, olguların %70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismarcıların %96’sı erkek ve %80’i de çocuğun tanıdığı birisidir.

    Fiziksel zararla tehditler (çocuğun kendisine veya çocuğun ailesine), evden atılma korkusu, kendisine inanılmaması korkusu, utanma veya suçluluk gibi sebeplerle çocuk cinsel istismara uğradığını söylemekten kaçınabilmektedir.

     

    Cinsel istismara uğrayan çocuklarda,

    Cinsel nitelik taşıyan her şeye karşı olağan dışı bir ilgi gösterme veya bunlardan olağan dışı biçimde kaçınma

    Belli kişi ya da yerlere karşı belirgin bir korku sergileme

    Kendisine herhangi birinin dokunup dokunmadığı sorulduğunda beklenmedik ya da olağandışı bir cevap alma

    Fiziksel muayenelerden olağandışı biçimde ürkme ve kaçınma

    Uyku sorunları veya kabuslar

    Depresyon veya arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma

    Başka çocukları cinsel aktivitelerde bulunmaya sevk etme teşebbüsleri

    Mesane ya da bağırsak kontrolünü aniden yitirme

    Bedenlerinin kirli ya da hasarlı olduğuna dair ifadeler veya genital bölgelerinde bir sorun olduğu korkusu

    Okula gitmeyi reddetme

    Suça yönelme veya davranım bozuklukları

    Ketumluk

    Resimlerinde, oyunlarında, hayallerinde cinsel tacize ilişkin unsurlar

    Olağandışı saldırganlık

    İntihar davranışı görülebilmektedir.

    Çocuk Cinsel istismar
    Çocuk Cinsel istismar

    Çocuğun cinsel istismara maruz kalmasını önlemek için,

    Çocuklarınıza vücudun özel bölgelerinin doğru adlarını öğretin.

    Sadece yabancıların tehlikeli olduğuna odaklaşmayın. Unutmayın ki çocukların çoğunluğu tanıdığı ve güvendiği kişiler tarafından istismar edilmektedir.

    Çocuklarınıza fiziksel güvenlik ve hangi dokunmanın normal hangisinin normal olmadığını öğretin.

    Çocuklarınızı vücutları hakkında kararların kendilerine ait olduğunu konusunda bilinçlendirin. Başkalarının kendisine dokunmasını istemediğinde hayır demeye yüreklendirin, istismar amaçlı olmasa bile ve başkalarına dokunmamalarını söyleyin.

    Çocuklarınıza kendi bedenlerinin bölgelerine kendilerinin bakmalarını öğretin (Tuvalete, banyoya giderken, tuvalet kağıdı kullanırken vs). Böylece diğer yetişkin ve çocukların yardımına bağımlı olmazlar.

    Psk. Aslı ACAR

  • Ödev İlkokul Çocuklarını Mahvediyor

    Ödev İlkokul Çocuklarını Mahvediyor

    Psikoloji ve nörobilim profesörü Harris Coopers’ın ev ödevleri üzerine yirmi beş yıl boyunca yaptığı çalışma ve analizlerin ortaya çıkardığı sonuç çok net: Ödev, ilkokul öğrencilerini mahvediyor.

    Cooper, Ödev İçin Savaşmak: İdareciler, Öğretmenler ve Ebeveynler İçin Ortak Zemin adlı kitabında ödev ve farklı sınıf seviyelerindeki başarı ilişkisi hakkında ayrıntılar sunuyor. Ödev, lise düzeyinde belli düzeyde bir fayda sağlarken, bu fayda ortaokul öğrencilerinde azalıyor ve Arizona Üniversitesi’nde eğitim profesörü olan Etta Kralovec’in de belirttiği gibi, “ilkokul düzeyinde ödev hiç fayda sağlamıyor.”

    Araştırmaya göre öğretmenlerin ilkokul öğrencilerine ödev vermemesi için pek çok sebep var:

    1. Ödev, çocukların okula karşı tavrını olumsuz etkileyebilir. Okula yeni başlayan çocukların önlerinde daha pek çok okul yılı vardır. Çocukları okuldan soğutmak, öğretmenlerin en son yapması gereken şey olmalı. Bunun yerine, küçük çocukların öğrenirken eğlenmesi gerekir.

    2. Zamanından önce verilen ödev, uzun vadede kişisel ilişkileri zedeleyebilir. Ödev, ebeveynlerle çocukların ilişkilerini güçlendirmeyi ve ebeveynlerin çocuklarının eğitimine katılmasını amaçlarken ilkokul çocuklarında bunun tam tersi bir etki yaratabiliyor. Bu yaştaki çocuklara, ödevlerinin anne-babaları tarafından hatırlatılması gerekiyor. Okulda uzun bir gün geçirmiş olan çocuklar yatmadan önce içinde kesinlikle “ders çalışmak” geçen bir cümle duymak istemiyorlar. Bu genellikle, ödev yapmanın gerçekten faydalı olduğu çok sonraki yılları bile etkileyebilecek üzücü mücadelelerle sonuçlanıyor.

    cocuklarin_odev_yapmamasi

    3. Ödev yanlış bir sorumluluk anlayışı veriyor. Ödevi savunan kimselere göre günlük ev ödevi çocukların sorumluluk sahibi olmasını sağlıyor ama bu ancak daha ileri yaşlarda geçerli. Anne babalar her akşam çocuklarına ödevlerini hatırlatmak zorunda kalırken bu amaç anlamını yitiriyor.

    4. Ödev yüzünden, çocuklara çocukluklarını yaşayabilecekleri daha az zaman kalıyor. Bütün öğrencilerin, özellikle de küçük olanların akşamlarını ve tatil zamanlarını daha fazla fiziksel etkinlikle, dışarıda oynayarak ya da arkadaşlarıyla spor yaparak geçirmeliler. Hem öğretmenler hem de ebeveynler, çocukları böyle etkinliklere daha fazla katılması için yüreklendirebilir.

    5. Çocukların okulda üretken olabilmesi için dinlenmeleri gerekir. İlkokulda verilen ödevlerle ilgili diğer problem, bu ödevlerin genellikle çocukların uyku vaktinden alması oluyor. Çocukların günde ortalama on saat uyuması gerekir. Ertesi gün okulda yüzde yüz varlık gösterebilmeleri için çocukların düzgünce dinlenmeye ihtiyacı vardır.

    Küçük öğrenciler için ödeve alternatif yollar

    Öğretmenlerle ebeveynlerin küçük öğrencileri ödeve boğmadan, onları öğrenmeye açık ve hevesli hale getirebilmelerinin pek çok yolu bulunuyor:

    1. Eğlence için okumaya heveslendirmek. Araştırmaya göre, ilkokul seviyesinde kitap okuma ödevden daha çok işe yarıyor. Ebeveynler ve öğretmenler çocukların ilgisini çekebilecek konularda ya onların okumasını isteyebilir ya da kendileri yüksek sesle okuyarak onların dinlemesini sağlayabilir. Bu etkinliği her çocuk için ayrı ayrı düzenlemek, tek tip bir ödeve göre daha fazla çaba gerektirecektir ama eğlence için okumanın faydaları hemen kendini gösterecektir.
    1. Günlük rutin işlerle öğrencilere sorumluluk kazandırın. Çocuklara sorumluluk duygusu kazandırma konusunda sadece ödevlere güvenmeyin, sabahları kalkıp hazırlanmak, yatağını yapmak, ev işlerine yardım etmek hatta bir evcil hayvanına bakmak gibi, onlara sorumluluk sahibi olmayı öğretebilecek daha pek çok günlük alışkanlık vardır.
    1. Onlara her an öğreniyor olduklarını öğretin. İlkokul öğrencileri sürekli öğrenirler bu yüzden ebeveynler ve öğretmenler çocuklara bu kavramı öğrettiklerinde, öğrenmek için ödev yapmak önemini yitirir.
    1. Onları bir müzeye götürün. Bir bilim ya da sanat sergisinde de çok şey öğrenilebilir. Daha önemlisi, bu şekilde edinilen bilgi ve deneyim başka bir şekilde edinilemez. Ebeveynler, çocuklarının ilgisini çekebilecek sergi ve etkinlikleri takip edebilirler.

    Kısacası, idareciler, ebeveynler ve öğretmenler yaratıcılık, sosyalleşme ve öğrenmenin bir araya getirildiği okul sonrası deneyimlerle ilkokul öğrencilerinin eğitimlerini ileri bir noktaya taşıyabilirler.

    Kaynak: lifehack.org/385878/research-finds-the-effects-of-homework-on-elementary-school-students-and-the-results-are-surprising

    Çeviri: egitimpedia.com

  • Yalan Söyleme Alışkanlığı Olan Çocuklara Nasıl Davranılmalı?

    Yalan Söyleme Alışkanlığı Olan Çocuklara Nasıl Davranılmalı?

    Çocukların yalan söylemelerinin birçok farklı sebebi olabilir. Sonucunda ne olacağını bilmedikleri bir tepki, korktukları bir olay, anne babadan ya da çevreden örnek alınan bir davranış, çocukları yalan söylemeye itebilir. Aynı zamanda çocukların hayal ve gerçeği zaman zaman birbirinden ayırt edememeleri ve kolaya kaçmak istemeleri de yalan söylemelerinin sebebi olabilir.

    Yalan mı, Masal mı?

    Öncelikle bir çocuğun ebeveynlerine ya da dışarıya anlattıklarının yalan mı yoksa bir masal mı olduğu tespit edilmeli. Hayal dünyaları çok geniş olan çocuklar, duyanları şaşkına döndürecek hikayeler üretebilirler. Yaratıcılığının en yoğun olduğu zamanları yaşayan çocuk, uydurduğu hikâyelerin gerçekliğine çoğu zaman kendi de inanır. İnandığı bu hikâyelere, anlattıkları kişilerin de inanması için hiçbir detaydan kaçınmayacak çocuğun bu davranışı, şiddetle ya da öfkeyle karşılanmamalıdır. Bu hareket çocuğun yaratıcılığını engelleyecektir. Bu sebeple anne-babaların ilk olarak dikkat etmesi gereken şey, çocuğun söylediklerinin yalan mı yoksa hayal üretimi mi olduğunu tespit etmektir.

    Anne Babalar Ne Yapmalı?

    Çocuğun yalan söylediğini tespit ettikten sonra anne-babaların üzerine düşen bazı görevler bulunuyor. Öncelikle çocuk yalanı kimlere söylüyor ve ne sıklıkla söylüyor bunu anlamalısınız. Eğer çocuğunuz size yalan söylüyorsa sizden korkuyor olabilir ve bunun altında sizin yanlış bir tavrınız yatıyor olabilir. Yalan söylediğini anladığınızda, çocuğa nasihat vermeden önce onu dinlemeli, anladığınızı belirtmeli, bu tavrının sonuçlarını tahmin edemediğini söyleyip doğurabileceği sonuçlardan bahsetmelisiniz. Son alarak da bu davranışı tekrarlamayacağı konusunda ona olan güveninizi hissettirmelisiniz.

    Yol Göstermek

    Çocuklara doğruyu söyleme konusunda yol göstermede en önemli görev yine anne-babalara düşüyor. Ufak çocuklara teatral ya da oyun oynarcasına, masal anlatırcasına bunu aşılamaya çaba gösterilebilir Çocuğa olan sevgi ve güven ona her fırsatta hissettirildiği sürece çocuk, ebeveynleriyle daha açık ve net konuşacaktır. Aynı zamanda aile içinde asla yalan söylenmemesi, çocukların o yaşlarda hayranı oldukları anne-babalarının yolundan gitmelerine katkı sağlayacaktır.

    Doktora Danışmak

    Eğer çocuğunuz sizinle konuştuktan sonra da yalan söylemeye devam ediyorsa bir uzmana danışmakta fayda var. 11 yaşın üzerindeki çocuklar artık yaptıkları ve söyledikleri şeylerin sonucunun iyi ya da kötü olacağını kendi başlarına analiz edebilirler. Eğer çocuk, sadece anne babasına değil etrafındaki herkese sebepsiz yere yalan söylüyorsa bir uzman desteği almaktan asla kaçınmamalısınız. Bu tür yalanlar, patolojik yalanlar olarak da adlandırılır ve konunun bir uzman tarafından daha derin ele alınması gerekmektedir.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Akran Zorbalığı Nedir?

    Akran Zorbalığı Nedir?

    İngilizce bullying olarak adlandırılan ve dilimize akran zorbalığı olarak geçen bu kavram, bir veya daha fazla öğrencinin, kendilerinden güçsüz öğrencileri kasıtlı olarak rahatsız etmeleri şeklinde gerçekleşen bir saldırganlık türü olarak tanımlanabilir. Burada şiddet, fiziksel olabildiği gibi sözel ya da sosyal şiddet şekillerinde de kendini gösterebiliyor.

    Akran Zorbalığı Nasıl Anlaşılır?

    Çocuğun okulda zorbalığa uğradığını gösteren bazı işaretler takip edilebilir. Arkadaşları tarafından bir şekilde şiddete maruz kalan çocuk, okula devam etmek istemeyebilir veya yalnız başına okula gitmekten çekinebilir. Eve geldiğinde eşyaları ya da giysileri zarar görmüş, bedeninde ise darp izleri olabilir. Bazı çocuklar bu durumu aileleri ile paylaşırken bazıları da içine kapanır. Bu nedenle çocuğunuzun davranışlarını gözlemlemeniz ve en ufak bir kaygınızda müdahale etmeniz önerilebilir.

    Akran Zorbalığının Yarattığı Problemler

    Çocuklukta akran zorbalığına maruz kalan bireyler, kendine güven eksikliği başta olmak üzere pek çok sorunla karşılaşabilirler. Üstelik bu durum yetişkinliğe de etki edebilir. Kendilerine ve diğer insanlara güvenmeyen, sosyal ortamlarda bulunmaktan keyif almayan, ani öfke krizleri yaşayan ya da şiddete meyilli kişiler haline gelebilirler. Uyku ve yeme bozuklukları, genel depresif ruh hali, kaygı ve stres gibi problemler, akran zorbalığına uğrayan çocuk ve yetişkinlerin karşılaşabileceği genel problemlerdir.

    Akran Zorbalığına Karşı Neler Yapılabilir?

    Çözüm konusunda öncelikle ailenin kendi içinde net bir tavır sergilemesi önemlidir. Şiddete şiddetle karşılık vermenin bir çözüm olmadığını aile benimsemeli, çocuğa da bu noktada destek vermelidir. Şiddet gören çocuğun ailesinin, okul ve rehberlik servisi ile görüşmesi, hatta şiddeti uygulayan çocuk ya da çocukların aileleri ile bir araya gelinmesi de önemli adımlardandır.
    Aile, okul yöneticileri ve öğretmenlerin durumdan haberdar olup zorbalık karşısında net bir tavır sergilemesi gerekir. Zorbalık karşısında durmamak, davranışın tekrarlanmasına sebep olabilir. Bu nedenle yetişkinlerin bu konuya karşı duyarlı davranması gerekir. Ayrıca zorbalığa maruz kalan ve şiddeti uygulayan çocukların psikolojik destek alması da şiddete başvurmanın alında yatan nedenin bulunması ve bu durumla nasıl baş edileceği konusunda yardımcı olabilir.

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com/bebek-anne/

  • Gebelik hesaplama nasıl yapılır?

    Gebelik hesaplama nasıl yapılır?

    Gebelik hesaplama nasıl yapılır? Anne olmak çok güzel bir duygudur. Her genç kızın hayalini süsler anne olmak. Bunun için öncelikle mutlu bir yuva gereklidir. Mutlu çiftlerin en büyük özlemi bir evlat sahibi olmaktır. Anne adayı hamile olmayı ister ve bir bekleme sürecine girer. Adet gecikmesi ve idrar testi veya kan testi ile gelen süper haberle gebe kaldığını öğrenir. Bu durum merak, endişe ve korku ile birlikte büyük bir heyecan oluşturur. Gebelik hesaplama nedir, nasıl olur? Bu konular hakkında sorular kafasında oluşur.

    Gebelik hesaplama nedir?

    Gebelik sürecinin takibi için gebeliğin hesaplanması oldukça önemlidir. Gebelik süreci bebeğin gelişi olası müdahaleler bakımından hem bebek için hem anne adayı için önemli bir süreçtir. Uzmanlar gebelik süresini 9 ay 10 gün olarak saptamışlar ve aylara bölmüşlerdir. Daha sonra gelişen teknolojinin de desteği ile gebeliği hafta hafta takip edip bebekte ki gelişmeleri haftalık olarak gözlemleyebilmişlerdir. Günümüzde artık bebekler aydan aya değil haftadan haftaya gözlemlenmekte ve 3 aylık, 5 aylık şeklinde değil de 14. Hafta 17. Hafta şeklinde bilgi verilmektedir. Hamilelik Hesaplama

    Gebelik hesaplama nasıl olur?

    Anne adayının son adet tarihinden (sat) başlayarak tam 40 hafta sayılır ve bebek hafta hafta takip edilir. Ayrıca son adet tarihini bilen anne adayları pratik bir çözümle doğumunun ne zaman gerçekleşeceğini kolayca bulabilir. Şöyle ki: son adet tarihinden 3 ay evveline gidilir ve üzerine 7 ilave edilirse işte sizin aşağı yukarı doğum yapacağınız tarihi bulmuş olursunuz.

    Hafta hafta ve ay ay gebelik hesaplanması

    • Hafta ve 4. Hafta: 1. Ay oluyor: bu haftalar gebe olduğunuzdan habersiz heyecanla bekleme haftaları
    • Hafta ve 8. Hafta: 2. Ay oluyor: bu haftalar aşerme dönemi ve bebeğin kafatasının oluşmaya başladığı haftalar. Bebeğiniz henüz embriyo
    • Hafta ve 13. Hafta: 3. Ay oluyor: bu haftalar mide bulantıları devam, bebeğin gövdesi oluşuyor. Bebeğiniz fetüs artık.
    • Hafta ve 17. Hafta: 4 ay oluyor: bu haftalar bebeğin organları oluşmuş ve artık hareket ediyor. Bu ay cinsiyeti de belirgin
    • Hafta ve 21. Hafta: 5. Ay oluyor: bu haftalar bebeğiniz güçlendi organları gelişti ve artık hızlı tekme atıyor
    • Hafta ve 26. Hafta: 6. Ay oluyor: bu haftalar bebeğinizin iç organları gelişiyor.
    • Hafta ve 31. Hafta: 7. Ay oluyor: bu haftalar bebeğinizin teni şeffaflığa veda edip ten rengini alıyor. Ve vücudunu tüycükler kaplıyor
    • Hafta ve 36. Hafta: 8. Ay oluyor: bu haftalar bebeğiniz iyice gelişti. Akciğer ve bağırsak gelişimi tamamlanıyor.
    • Hafta ve 40. Hafta: 9. Ay oluyor: bu haftalarda herhangi bir gün artık bebek geliyor.

     

    Kaynak: jinekoloji.com