Anksiyete bozuklukları (Bunaltı - Kaygı)

therita

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
12 Temmuz 2006
82
1
A- Panik Bozukluk
B- Sosyal Fobi
C- Özgül Fobi
D- Saplantı-Zorlantı Bozukluğu (Obsesif-Kompulsif Bozukluk)
E- Travma Sonrası Stres Bozukluğu
F- Akut Stres Bozukluğu
G- Yaygın Bunaltı Bozukluğu
H- Somatoform Bozukluklar
I- Yapay Bozukluk
J- Disosiyatif Bozukluklar

A. Panik Bozukluk :

Panik Atağı (Panik Atak): Kendi başına bir hastalık değildir. Panik atağı değişik hastalıklarda ortaya çıkabilir (Panik bozukluğu, sosyal fobi, hipertiroidi, özgül fobi, saplantı-zorlantı bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, madde kötüye kullanımı gibi). Panik atağı bir grup belirtinin dördü veya fazlasının birden başlayıp 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı yoğun bir korku ve rahatsızlık dönemidir:

Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama veya kalp hızında artış, terleme, titreme veya sarsılma, nefes darlığı veya boğuluyor gibi olma, soluk kesilmesi, göğüs ağrısı veya göğüste sıkıntı, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, düşüp bayılacakmış gibi olma, gerçek dışılık duyguları veya benliğinden sıyrılma (depersonalizasyon), ölüm korkusu, uyuşma-karıncalanma duyguları, üşüme-ürperme-ateş basmaları.

Panik bozukluğu kendiliğinden panik ataklarıyla ortaya çıkar; bazen tabloya agorafobi eşlik eder. Yani açık alanlarda bulunmaktan, ev dışında tek başına kalmaktan, kalabalıkta bulunmaktan korku olabilir. Yeniden panik atağı bekleme, denetimini kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma korkusu olabilir. Ataklar haftada 2-3 kez yineleme eğilimindedir. Tedaviye verdiği yanıt iyidir.
Tedavisinde öncelikle antidepresanlar, bunaltı giderici ilaçlar, kendini tanımaya yönelik psikoterapi, özellikle kaçınma davranışlarını denetlemeye yönelik davranışçı psikoterapi, bilişsel psikoterapi gibi seçenekler vardır.

B. Sosyal Fobi

Kişinin tanımadık insanlarla karşılaştığı veya başkalarının gözünün üzerinde olabileceği bir veya birden fazla toplumsal durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyması halidir. Komik duruma düşeceği veya utanç duyacağı biçimde davranacağından korkar. Korkusunu aşırı veya anlamsız olduğunun farkındadır. Korkular çoğu sosyal durumu kapsıyorsa Çekingen Kişilik Bozukluğu anlamına gelir ve ek tanı konabilir. (Söyleşileri başlatma ve sürdürme, küçük topluluklara katılma, karşı cinsle çıkma, üstleriyle konuşma, toplantılara gitme gibi konularda). Eleştirilmeye, olumsuz değerlendirilmeye, reddedilmeye aşırı duyarlılık, hakkını savunmada güçlük çekme, aşağılık duygusu veya özgüven düşüklüğü vardır.
Sağaltımda antidepresanlar, duyarsızlaştırma, seans sırasında deneme, ev ödevleri, yüzleştirme gibi davranışçı psikoterapi yararlı olabilir.

C. Özgül Fobi :

Kadınlar arasında en yaygın ruhsal bozukluktur. Korkulan nesneler ve durumlar hayvanlar, fırtınalar, yükseklik, hastalık, yaralanma ve ölüm olabilir. Alt tipler bunların baskın alanına göre; hayvan tipi, doğal çevre tipi, kan-enjeksiyon-yara tipi, durumsal tip ve diğer tiptir.

Fobik uyaranlarla karşılaşma veya karşılaşma beklentisi ile aşırı veya anlamsız, belirgin ve sürekli korku başlar, hatta panik atağı biçimini alabilir. Kişi korkusunun aşırı veya anlamsız olduğunu bilir. Fobik durumdan kaçınılır veya yoğun sıkıntıyla buna katlanılır.

En yaygın denenen tedavi yüzleştirmeye dayanan davranışçı psikoterapidir. Kademeli uygulanır. Duyarsızlaştırma amaçlanır. Gevşeme teknikleri de öğretilir.

D. Saplantı-Zorlantı Bozukluğu (Obsesif-Kompulsif Bozukluk):

Halk arasında "temizlik hastalığı" olarak tanınır. Saplantı (obsesyon) yineleyici ve zorlayıcı düşünce, duygu, dürtü veya hayallerdir. Zorlantı ise (kompulsiyon) sayma, kontrol etme, kaçınma gibi bilinçli, standardize, yineleyici düşünce veya davranıştır. Tipik olarak saplantılar kişinin bunaltısını arttırır, zorlantılar ise azaltır. Zorlantıya direnmeyle (yapmamayla) da sıkıntı artar. Rahatsızlık verici dürtü veya düşünce sadece gerçek yaşam sorunları hakkındaki aşırı üzüntüler değildir. Kişi ya bunlara önem vermemeye, baskılamaya veya başka bir düşünce veya eylemle etkisizleştirmeye çalışır.

Yineleyici davranışlar el yıkama, düzene koyma, kontrol etme, dua etme, sayı sayma, birtakım sözcükleri sessizce söyleme olabilir. Sıkıntı yanı sıra zamanın boşa harcanması da söz konusudur. Takıntı örneğin günde 1 saatten daha uzun zaman alır. Olağan gündelik ve mesleki yaşam bozulur veya etkilenir.

Belirtiler çoğunlukla aniden ve stresli bir olay sonrasında başlar. Tanı ve tedavi utançtan, saklamaktan dolayı 5-10 yıl gecikebilir. Üçte biri önemli ölçüde, yarısı kısmen düzelir, geri kalan ya hasta olarak kalır ya da kötüleşir.

Tedavisinde antidepresanlar, davranış psikoterapisi (karşı karşıya bırakma, zorlantı yanıtını önleme) sayılabilir.

E. Travma Sonrası Stres Bozukluğu :

Herkes için travmatik olacak büyük bir duygusal stresten sonra başlayan bir ruhsal bozukluktur. Kişi gerçek bir ölüm, ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendi veya başkalarının fiziki bütünlüğüne tehdit olayını ya yaşamış, ya karşılaşmış ya da tanık olmuştur.

Bunlara aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşmeyle tepki vermiştir. Tekrar tekrar sıkıntı verici tarzda anımsayabilir; sık sık olayın sıkıntılı düşlerini görebilir; sanki yeniden oluyormuş gibi davranır ya da hisseder, travmatik olayı çağrıştıran iç ya da dış olaylarla karşılaşmaktan yoğun sıkıntı duyar. Travmayla ilgili duygu ve konuşmalardan kaçmaya, ilintili kişiler, etkinlik ve yerlerden uzak durmaya çabalar; travmanın önemli bir yönünü anımsayamaz, eskiden önemsediği etkinliklere karşı ilgi ve katılımı azalır; insanlardan uzaklaşma, yabancılaşma olur, sevememe, bir geleceği kalmadığı duygusuna kapılabilir. Bunlardan başka uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede güçlük, öfke patlamaları, yoğunlaşmada zorluk, huzursuzluk ve aşırı irkilme tepkileri olabilir. Bu belirtilerin 1 aydan uzun sürmesiyle tanı konur.

Hastalık belirtileri travmatik olaydan sonra bir hafta gibi kısa bir sürede de başlayabilir, 30 yıl gibi uzun sürede de başlayabilir. Hastaların %30'u tam düzelir, %40'ı hafif belirtilerle sürer, %10'u değişmez veya kötüleşir.

Tedavide ana yaklaşım destekleme, konuşmaya cesaretlendirme, baş etme yolları için eğitme, hasta ve ailesi için grup terapileridir. İlaç sağaltımı yararlı olabilir.

F. Akut Stres Bozukluğu :

Travma yaratıcı olaydan sonra 4 hafta içinde başlayıp 2 gün - 4 hafta devam eden stres bozukluğu sınıfıdır. Akut stres bozukluğunda sıkıntı verici olayı yaşarken veya sonrasında disosiyatif (çözülme) belirtiler olur. Bunlar:

Uyuşukluk, dalgınlık, tepkisizlik, afallama, yabancılaşma, benliğinin dışına çıkma (depersonalizasyon), travmanın önemli bir yanını anımsayamama gibidir.

Bir yandan da sanki travma yineleyerek yaşanır: Gözüne tekrar tekrar gelen görüntüler, düşünceler, düşler, yanılsamalar, anımsatıcı şeylerle karşılaşınca sıkıntı duyma. Ayrıca travma anılarını uyandırabilecek düşünce, duygu, konuşma, etkinlik, yer ve insanlardan kaçınma çabası olur. Uyuma zorluğu, huzursuzluk, yoğunlaşma güçlüğü, aşırı irkilme gibi bunaltı ve uyarılma belirtileri vardır.

Tedavisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu'nda olduğu gibidir.

G. Yaygın Bunaltı Bozukluğu :

Bireyin sosyal/mesleki yaşamını önemli ölçüde bozan veya aşırı sıkıntıya neden olan, çeşitli bedensel belirtilerin eşlik ettiği en az 6 ay süren bir yaygın endişe halidir. Kişi üzüntüsünü denetlemekte zorlanır. Aşağıdaki belirtilerin 3'ü veya fazlası bulunur:

Huzursuzluk, aşırı heyecan veya endişe, kolay yorulma, düşünceleri yoğunlaştıramama, boş zihin duygusu, kas gerginliği, uyku bozukluğu.

Bunlardan başka titreme, huzursuzluk, baş ağrıları, soluk daralması, aşırı terleme, çarpıntı, sindirim sistemi belirtileri olabilir.
Bu hastalar çoğunlukla pratisyen veya dahiliye uzmanlarına başvurur. Ellerinde uzun bir tahlil listesi olabilir.

Tedavi için en etkili yaklaşım psikoterapi, ilaç ve destekleyici yöntemlerin bir arada kullanılmasıdır. İlaç tedavisi 6-12 ayda tamamlanabileceği gibi yaşam boyu sürdürmek de gerekebilir.

H. Somatoform Bozukluklar:

a. Bedenselleştirme (Somatizasyon) Bozukluğu :

Birkaç yıllık bir dönem içinde ortaya çıkan, tedavi arayışlarıyla sosyal/mesleki veya önemli diğer işlev alanlarında bozulma ile sonuçlanan, 30 yaşından önce başlamış çok sayıda bedensel yakınma öyküsü ile belirli bir bozukluktur.

En az 4 ağrı belirtisi, 2 sindirim sistemi belirtisi, 1 cinsel belirti, 1 yalancı nörolojik belirti bu bozukluğun tanısı için zorunludur. Ağrı belirtileri; baş, karın, sırt, eklemler, kol-bacaklar, göğüste, dışkılamada, adette, cinsel ilişki sırasında veya idrar yapma sırasında. Sindirim belirtileri; bulantı, şişkinlik, kusma, ishal, birçok yiyeceğin dokunması. Cinsel belirtiler; cinsel ilgisizlik, sertleşme veya boşalma bozukluğu, düzensiz adet, aşırı kanamalı adet, gebelikteki aşırı kusma. Yalancı nörolojik belirtiler; koordinasyon veya denge bozukluğu, güç kaybı veya felç görünümü, yutma güçlüğü, boğazda düğümlenme, ses kısılması, idrar çıkaramama, varsanılar(olmayan sesleri işitme, görüntüleri görme gibi), dokunma veya ağrı duyusu kaybı, çift görme, körlük, sağırlık, katılıp kalmalar, anımsayamama halleri, bayılma olmadan bilinç sislenmesi.

Bir tıbbi durum/hastalık olsa bile ortaya çıkan toplumsal/mesleki bozulma beklenenden çok daha fazladır. Tam düzelmenin az olduğu kronik gidiş gösterir. Çökkünlük (depresyon) eklenebilir.
Tedavisinde olanak dahilinde ilaçlardan kaçınmalı, doktor doktor gezme önlenmeli, destekleyici veya kendini tanımaya yönelik psikoterapi denenmelidir.

b. Sinirsel Bayılma (Konversiyon Bozukluğu) :

Bilinen bir nörolojik veya tıbbi hastalıkla açıklanamayan bir veya daha fazla nörolojik belirtinin bir arada olmasıyla belirli bir bozukluktur. Felç, körlük ve konuşamama en sık görülen belirtileridir. Belirtiler duyusal, motor ve nöbet belirtileri olarak 3 kümede yer alır. Duyusal olanlar; kol-bacaklarda duyu kaybı, uyuşma-karıncalanmalar, vücudun sağ ya da sol tarafını tutan duyu kayıpları, sağırlık, körlük şeklindedir. Motor belirtiler yürüyüş bozukluğu, kas zayıflığı ve felci içerir. Bir, iki veya bütün kol-bacaklar tutulabilir. Sara hastalığını andıran nöbetler olduğu gibi hastaların üçte birinde saranın bir türü aynı zamanda bulunabilir. Hastalık sonucu görev ve zorunlulukların gevşetilmesi, destek alma, hastalık yoluyla denetleme gücü kazanma olabilir.

Tedavide kendini tanımaya dönük veya destekleyici psikoterapi önceliklidir. Terapide hem ilgi hem de otorite sağlanmalıdır.

c. Somatoform Ağrı Bozukluğu :

Vücutta bir veya daha çok yerde tıbbi ve nörolojik nedenlerle açıklanamayan ağrı vardır. Sonunda ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi, veya sürmesinde ruhsal nedenlerin rolü olduğu yargısına varılır. Bilinçli bir amaca yönelik veya yalandan yapılmış değildir. 40-50'li yaşlarda zirve yapar. Kol gücüyle çalışılan mesleklerde daha çoktur.

Bilinçdışında ağrıyı hak ettiği duygusuyla ilaçlara yanıt vermeyebilir. Ameliyat isteğinde ısrar edebilirler. Tedavisinde sakinleştiriciler genellikle yararsızdır. Antidepresanlar, davranışçı ve kendini tanımaya yönelik psikoterapi yararlı olabilir.

d. Hastalık Hastalığı ( Hipokondriyazis ) :

Bu hastalıkla kişi vücut belirtilerini yanlış yorumlayarak ciddi bir hastalığı bulunduğu veya oluşacağı korkusuyla uğraşır. Yeterli tıbbi inceleme ve beden sağlığı güvencesine karşın düzelme-rahatlama olmaz. En az 6 ay süren bu hastalık kişi için belirgin sıkıntı kaynağı, mesleki, toplumsal işlevsellikte bozulmaya yol açmaktadır. Bazı hastalar duydukları kaygının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul edemezler.
En sık 20-30'lu yaşlarda başlar. Fiziksel hastalık eşikleri ve katlanma güçleri düşüktür. Hasta rolünün kabulü de önemli bir beklentidir. Bu bir kaçış yolu sunar. Hastaların %80'inde ek olarak depresif hastalıklar, bunaltı bozuklukları olur. Hastalık hastalığının uzun sessiz dönemleri olabilir.

Ruhsal tedaviye genellikle dirençlidir. Kendini tanımaya yönelik psikoterapiye fazla yanıt yoktur. Grup psikoterapisi, düzenli ve sık görüşmeler, kanlı tanı ve tedavi yollarından kaçınma, hastalık rolünü pekiştirmeden destekleme tedavi ilkeleridir.

e. Vücut Dismorfik Bozukluğu :

Hayali bedensel bir kusur ile uğraşma veya çok ufak kusurların çarpıtılıp abartılmasıdır. Psikiyatristten çok dermatolog, dahiliye veya plastik (estetik) cerrahlara başvururlar. 15-20 yaşlarda başlar, %90'ı en az bir depresyon dönemi geçirmiştir.
En sık endişe kaynağı olan beden bölümü burundur. Endişe kaynağı zamanla değişebilir. Aynaya aşırı bakma, yansıtıcı yüzeylerden kaçınma, giyim ve makyajla gizleme çabası, sosyal ve mesleki geri çekilme olabilir.

Tedavide antidepresanlar ve psikoterapi düşünülmelidir.

I. Yapay Bozukluk :

Yapay bozukluğu olan hastalar istemli olarak tıbbi veya ruhsal bozukluk belirtileri gösterir, öykü ve belirtilerini yanlış tanıtırlar. Tek görünür amaç hasta rolü takınmaktır. Hastaneye yatış temel amaç veya yaşam biçimi olabilir. Tanı için hastayı tanıyan birinden ek bilgi almak önemlidir.

Ruhsal belirtilerle giden yapay bozuklukta sınır (borderline) kişilik bozukluğu olabilir. Dinleyenin ilgi göstermesi hastayı hoşnut eder, belirtiyi pekiştirir. Çelişkili ve yanlış bilgi verirler. Çoğu hasta saygın birinin kimliğini takınır.

Fiziksel belirtilerle gidiş ön plandaysa hastane bağımlılığı, cerrahi girişim bağımlılığı, profesyonel hasta sendromu gibi adlarla anılırlar. İlaç veya madde alarak fiziksel belirti oluşturabilirler. İsteyici ve zor hastalardır; hekimi suçlama, dava tehdidi olabilir.

Tedavisi zordur; özgül etkili tedavisi yoktur. Hekim ve tedavi ekibinde güçlü olumsuz duygulara yol açar. Maske düşürücü tavırdan kaçınmalıdır. Birinci basamak (sağlık ocağı) hekimiyle işbirliği yararlı olabilir.

J. Disosiyatif Bozukluklar :

a. Disosiyatif Amnezi (D.Unutma) :

Disosiyatif bozuklukların temel sorunu bilincin "bölünmez" durumunun kaybıdır; bu bir karmaşaya yol açar. Disosiyatif amnezideki anahtar belirti hastanın belleğindeki depolanmış bilginin anımsanamamasıdır. Bu unutkanlıkla açıklanamaz, altta bir beyin bozukluğu yoktur, stresli ve acı veren olaylarla ilgilidir.
En sık görüleni sınırlı bellek kaybı olup birkaç saat-birkaç günlük bellek kaybıyla sonuçlanır. Genellikle birden bire sonlanır, az sayıda yineleme ile tam iyileşir.

Tedavide hastaya unuttuklarını anımsayacak kadar gevşeme sağlayan, damardan gevşetici ilaçlar yararlı olabilir.

b. Disosiyatif Füg (D. Kaçım):

Disosiyatif fügü olan hastalar, geçmişini unutup birden evlerinden veya bildik iş ortamlarından uzaklaşır ve önceki isim, aile, iş gibi önemli kimlik özelliklerini anımsayamazlar. Tamamen yeni bir kimlik ve iş edinirler. Her şeyi unuttuğunun farkında değildir; sessiz, sade, el-etek çekmiş gibidirler.

Nadir görülür. En sık savaş sırasında, doğal afet sonrasında, evlilik dışı ilişki gibi kişisel krizler sonucunda ortaya çıkar. Bazı kişilik bozuklukları füge yatkınlık sağlar: borderline, şizoid, histrionik. Genellikle saatler veya günler sürer, seyrek olarak yılları bulur.

Kendiliğinden ve hızlı iyileşir; tedavide psikoterapi yararlı olabilir.

c. Yabancılaşma (Depersonalizasyon Bozukluğu) :

Kişinin kendi zihinsel süreçlerinden veya bedeninden ayrıldığı duygusunun olduğu veya bunlara dışarıdan bir gözlemciymiş gibi bakıyor olduğu sürekli veya yineleyen yaşantılar biçimindedir. Bu sırada kendilerini mekanik, rüyada veya bedenlerinden ayrı olarak hissedebilirler.

Bu bozuklukta derealizasyon (yabancılaşma) belirtisi de olabilir: dış dünyadaki nesneleri yabancı veya gerçek dışı olarak algılama. Geçici yabancılaşma herkeste olabilir. Çoğu hasta gerçeklik hislerindeki bozulmanın farkındadır.

Tedavide nörotik belirtiler ön plandaysa kendini tanımaya yönelik psikoterapi hastanın kişiliği, insan ilişkileri, yaşam durumunun değerlendirilmesine odaklanabilir.

d. Çoğul Kişilik (D. Kimlik Bozukluğu) :

Süregiden (kronik) bir disosiyatif bozukluktur. Kişide iki veya fazla kimlik ya da kişilik durumu vardır. Her kişilik kendi içinde oldukça süreklilik gösteren bir çevre ve benlik algısı, ilişki kurma ve düşünce biçimine sahiptir. En az ikisi kişinin davranışlarını zaman zaman denetimi altında tutar. Önemli kişisel bilgileri unutma, sıradan unutkanlıkla açıklanamayacak ölçüdedir. Hemen %100’ü çocuklukta travmatik olay yaşamıştır (en sık fiziksel ve cinsel kötüye kullanım, özellikle de ensest). Ayrıca bu bozukluğa eğilim, çevre etkenleri ve destek yokluğu da hesaba katılmalıdır.

Sıklıkla yanlış tanılarla izlenirler. Bir kişilikten diğerine geçiş ani ve dramatiktir. Kişilikler birbirinden haberli olmayabilirler (amnezi), haberdar kişilikler birbirini arkadaş, eş veya rakip/düşman olarak görebilir.

Tedavide en etkili yaklaşımlar hipnoz veya ilaç destekli görüşmelerle kendini tanımaya yönelik psikoterapidir. Antipsikotik ilaçlar kullanılmaz. Düzelme aşamasında çoğunlukla travma sonrası stres bozukluğu belirtileri çıkar ve antidepresan veya sakinleştiriciler gerekebilir.Süregiden (kronik) bir disosiyatif bozukluktur. Kişide iki veya fazla kimlik ya da kişilik durumu vardır. Her kişilik kendi içinde oldukça süreklilik gösteren bir çevre ve benlik algısı, ilişki kurma ve düşünce biçimine sahiptir. Kişiliklerin en az ikisi kişinin davranışlarını zaman zaman denetimi altında tutar. Önemli kişisel bilgileri unutma, sıradan unutkanlıkla açıklanamayacak ölçüdedir. Hemen %100'ü çocuklukta travmatik olay yaşamıştır (en sık fiziksel ve cinsel kötüye kullanım, özellikle de ensest). Ayrıca bu bozukluğa eğilim, çevre etkenleri ve destek yokluğu da hesaba katılmalıdır.

Sıklıkla yanlış tanılarla izlenirler. Bir kişilikten diğerine geçiş ani ve dramatiktir. Kişilikler birbirinden haberli olmayabilirler (amnezi), haberdar kişilikler birbirini arkadaş, eş veya rakip/düşman olarak görebilir.

Tedavide en etkili yaklaşımlar hipnoz veya ilaç destekli görüşmelerle kendini tanımaya yönelik psikoterapidir. Antipsikotik ilaçlar kullanılmaz. Düzelme aşamasında çoğunlukla travma sonrası stres bozukluğu belirtileri çıkar ve antidepresan veya sakinleştiriciler gerekebilir
 

adacem

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
7 Şubat 2007
99
0
50
Ben eşimin işsiz kalması nedeniyle hamileliğimin son aylarında başlayan ve doğum sonrası devam eden karamsar bir ruh durumu içindeydim,bebeğimin kırkı çıktı ve benimde iznim bittiği için çalışmaya başladım,tam psikolojimi toparlamaya başlamıştımki işyerinde gözümün önünde bir adam öldü benneyaptımki ,arkasından babamda 2 ayrı kanser çıktı ve ondan sonra ben dibe vurdum.
Sanki heran kalp krizi geçirip veya tansiyonum yükselip beyin kanaması geçirip ölecekmişim gibi,evde yalnız kalamıyordum,sürekli kötü haber alacakmışım gibi,sürekli kötü birşeyler olacakmış gibi hissediyordum.Çantamda tansiyon aleti manyak gibi dolaşıp duruyorum.Psikiyatriste gittim anksiyete bozukluk teşhisi konup ilaç verildi,ilk ilacı alıp sonra düşünmeye başladım herşey benim elimdeydi aslında kendi kendime yenmeye karar verdim ve başka ilaç kullanmadım.
Şimdi,evet tamam %100 iyi değilim ama en azından evde yalnız kalabiliyorum artık.Bu arada tam herşeyi yoluna koymaya başlamıştımki eşimle boşandık benneyaptımki
Allah hepimizin yardımcısı olsun özellikle bu tarz rahatsızlıklarla yaşayanların,Allah aklımıza mukayyet olsun.Sevgiyle kalın
 

adacem

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
7 Şubat 2007
99
0
50
Anksiyete veya endişe, canlılarca deneyimlenen kaygı, korku, gerilim, sıkıntı halidir. Canlıların dış ortama uyum çabasında koruyucu bir tepkidir. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında Anksiyete bozuklukları olarak incelenir. Psikiyatride bir grup hastalığın genel adıdır.
Terleme, titreme, çarpıntı vs. gibi bedensel belirtileri görülebilir. Başına kötü bir şey geleceğini düşünme, rezil olmaktan veya komik duruma düşmekten korkma gibi bilişsel (düşünsel), fakat çoğu kez nedeni belirsiz, tanımlanamayan bir gerginlik durumudur.
Anksiyete, genelde kavramsal, somatik, duygusal ve davranışsal bileşenlere sahip olmak biçiminde tanımlanır . Kan basıncı ve kalp atışının artması, terleme, ana kas gruplarına ani kan akışının hücum etmesi nedeniyle kaslarda gerginlik, bağışıklık ve sindirim sistemi fonksiyonlarının yavaşlaması gibi fiziksel etkileri vardır. Bunlara ek olarak mide bulantısı, el ve ayaklarda soğukluk, titreme -üşüme hissedilir.

Duygusal açıdan ise hastalık korku ve panik hissine neden olur. Kişi her şeyi olabilecek en olumsuz yönüyle ele alır, moral seviyesi an alt düzeydedir. Davranışsal olarak ise hasta, anksiyete kaynağından kaçma eğilimi gösterir. Yine de anksiyeteden sadece patolojik bir durummuş gibi bahsetmek yanlış olur. Bu his, korku, kızgınlık, üzüntü ve mutluluk gibi duygularla beraber gelen, insanoğlunun hayatta kalmasıyla bağlantılı temel duygulanımlardan birisidir.

Anksiyete tedavisi en az bir yıllık ilaç tedavisi şeklinde seyreder. Bunun yanı sıra derin nefes alıp vermek endorfin salgılanmasına neden olduğu için hastaları rahatlatır. Masaj, aromaterapi, telkin gibi yöntemlerinde işe yaradığı bilinmektedir.

Alıntıdır(vikipedia)
 

esocum

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
28 Mart 2008
15
0
bende devamlı bulantı oluyo ve aşırı heyecan doktora gittim ama çare olmadı malesef verdiği ilaçlar daha çok heyecanlanmama sebep oldu bende bıraktım bu hastalığı atlatmış birileri varsa bana öneride bulunabilir mi acaba neler yaptılar nasıl başaçıkıyolar ben başaramıyorum
 

p.i.m.e.a.

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
17 Şubat 2009
121
1
37
yaslılarda anksiyete bozuklukları ile ilgili bi tez yazıcam bu dönem... yardımcı olursunuz umarımm :KK43:
 

abuaslxix

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
23 Ekim 2007
159
0
35
bende de anksıyete bozuklugu cıktı ve ben emzırme donemınde oldugumdan ılac kullanmıyourm bıtkısel ılac yazdı ama kullanmak ıstemıorum bence bulundugu ortAMDA sıkıntı duydugu sey oldugu surece devam eder umarım gecer allah hepımıze yardımcı olsun
 

berenimiz

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
1 Nisan 2008
126
1
bende de anksıyete bozuklugu cıktı ve ben emzırme donemınde oldugumdan ılac kullanmıyourm bıtkısel ılac yazdı ama kullanmak ıstemıorum bence bulundugu ortAMDA sıkıntı duydugu sey oldugu surece devam eder umarım gecer allah hepımıze yardımcı olsun

cnm ben de doğum yapalı 6 ay oldu, doktorum da bana anksiyete bozukluğu için ilaç verdi(lustral) ama kullanmadım, sürekli baş dönmem ve ani kalp carpıntım, fenalasmalarım var. sen neler yasadın? hangi ilacı verdi sana?
yalnız olmadıgımı bilmek sevindirdi beni.... sevgiler.....a.s.
 

caka

Nirvana
Kayıtlı Üye
2 Eylül 2006
1.202
331
38
canlarım benim aynı rahatsızlık bendede var ben 2 yıldır tedavi görüyorum benim ilerletmemdedi neden kendi başımailacın dozuyla oynamam hatta bırakıp tekrar başlamam oldu size tavsiyem kesinlikle doktorunuza uyun inanın o ne diyosa aynısını birebir yapın sürekli kontrollerinize gidin ben cedrina ve paxera kullanıyorum şimdi çokiyiyim bi sıkıntım kalmadı çok şükür sadece o günleri düşündüğüm zaman boğazım düğümleniyo gibi oluyosüreklibirşeuylerle meşgul olmaya çalışıyorum ilaçların yan etkisi ister istemez oluyo bana çok kiloaldırdı cildimi bozdu hormonalbozuklar vs.benim yaz başında düğünüm olacak ve hemen çocuk istiyoruz o zamanı düşününcede umutsuzlaşıyorum ama doktorum geçmişi ve geleceği düşünme anını yaşadiyo bana o zamana gelincede o şekilde tedavi uygularızdiyo Allah hepimizin yardımcısı olsun arkadaşlar
 

abuaslxix

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
23 Ekim 2007
159
0
35
canım ılacın adını hatırlayamadım ama ıstersen ozelden yazarım bulup sana.ben emzrdıgım ıcın bıtkısel ılac verdı fakat her emzırmeden once gogsunu bosalt dedı malum kızım onbır ayın ıcınde zaten bosaltıo nasıl sagıcamkı her seferınde.benım sıkıntım ıse ıcım daralıyordu nefes almakta gucluk cekıyordum sureklı üff üff dıye derın nefes almaya calısıyordum daha sonra yasadıgım sıkıntılı anarı anlatırken ozelllıkle daha artan usume tuylerım dıken dıken oluoyrdu ıcım de tıtreme fakat dısardan gorunmeyen bır sekılde arkasından aglma mutsuzluk herseyde aglamaya sebep bulma :) her durumda kendımı degerlendırme eskıye donup bunaltı yasama gıbı :) ıns gecer canım senın kıde bende okadar telas yok ama sıkıntı cokk fazla oluyor
 

berenimiz

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
1 Nisan 2008
126
1
canım ılacın adını hatırlayamadım ama ıstersen ozelden yazarım bulup sana.ben emzrdıgım ıcın bıtkısel ılac verdı fakat her emzırmeden once gogsunu bosalt dedı malum kızım onbır ayın ıcınde zaten bosaltıo nasıl sagıcamkı her seferınde.benım sıkıntım ıse ıcım daralıyordu nefes almakta gucluk cekıyordum sureklı üff üff dıye derın nefes almaya calısıyordum daha sonra yasadıgım sıkıntılı anarı anlatırken ozelllıkle daha artan usume tuylerım dıken dıken oluoyrdu ıcım de tıtreme fakat dısardan gorunmeyen bır sekılde arkasından aglma mutsuzluk herseyde aglamaya sebep bulma :) her durumda kendımı degerlendırme eskıye donup bunaltı yasama gıbı :) ıns gecer canım senın kıde bende okadar telas yok ama sıkıntı cokk fazla oluyor

canım özelden msj gönderirsen cok sevinirim, merak ettim.ben de ilaca baslayıp baslamamak konusunda cok kararsızım, ya ilca baslayıp emzirmeyi kesicem ya da hem ilac kullanıp hem emziricem senağlama
basdönmelerim olmasa hiç baslamıcam aslında ama bu bas dönmeleri mahvetti beni , Allah yardım etsin hepimize :Saruboceq:
 

hazal46

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
9 Mart 2008
144
0
benim akşam üstü başlayan boynumdan giren başağrılarım oluyordu.kuvvetli bir ağrı kesiciiçip uyumazsam dahada dayanılmaz oluyordu.bir iki doktora gittim çeşitli ilaçlar verdiler.geçen haftada başka bir beyinciye gittim.bana anksiyete bozukluğu teşhisi koydu.ilaç olarakta citoless verdi.bakalım iyi oluruz inşallah
 

punchlinee

MANGA
Kayıtlı Üye
20 Ekim 2007
785
1
arkadaşlar ilacınızı 2-3 gün alıp sakın bırakmayın.. çünkü anksiyete ilaçları ilk günlerde kaygıları , huzursuzlukları, çarpıntıyı arttırır.. 15 gün dişinizi sıktıktan sonra bambaşka bir kişiliğe bürüneceksiniz.. umursamaz , vurdumduymaz, sakin ve mutlu olacaksınız.. çünkü bu ilaçlar kişinin hormonlarını düzenliyor.. mutluluk hormonları olan, seratonini ve dopamini arttırıyor.. bu düzenleme sürecinde huzursuzluklar artıyor.. ama hormonlar düzene girince mutlu bir insana dönüşüyorsunuz...
 

punchlinee

MANGA
Kayıtlı Üye
20 Ekim 2007
785
1
benim akşam üstü başlayan boynumdan giren başağrılarım oluyordu.kuvvetli bir ağrı kesiciiçip uyumazsam dahada dayanılmaz oluyordu.bir iki doktora gittim çeşitli ilaçlar verdiler.geçen haftada başka bir beyinciye gittim.bana anksiyete bozukluğu teşhisi koydu.ilaç olarakta citoless verdi.bakalım iyi oluruz inşallah

citoles ben de kullandım.. citoles, cipram ve citol birbirinin muadili ilaçlar.. faydasını görürsün ama tek dezavantajı kilo yapabilir.. ancak bünyeye göre de değişiyor.. ben de kilo yapmıştı....
 

crowne1

Aktif Üye
Kayıtlı Üye
27 Şubat 2009
13
0
endişe ve kaygı eğer kişinin kendi kendini telkin etmesi ile geçmiyorsa, dr agitmekte fayda var diye düşünüyorum , ancak, endişeler , korkular; paylaştıkça hafifliyor üzüntülerimiz ve sevinçlerimiz nasıl paylaşıyorsak bunuda en yakınlarımıza anlatıp yükü biraz üzerimizden atabiliriz, fakat yinede kaygı ve endişenin kaynağı kutulumadan bu dert olmak çıkmaz gibime geliyor, ilaç kulanmak ise ağır vakalarda bence mutlaka kullanılmalı ama kararımızı tam vermeliyiz, piskolijde yarıda kesilen ilaçlar dozunu azalratak alınanlar da dahil olmak üzere yarardan çok dengemizi dahada bozmaya sebeb verebilir , hepinize huzurlu ve sağlıklı yarınlar dilerim
 
L

luise

Ziyaretçi
Selam bende yaklasik 7 senedir var bir dönem ilac kullandim düzeldi (ama asiri kilo aldim)daha sonra 4 sene falan iyiydim yani tam bir iyilesme denemez ama eskiye göre cok daha iyiydim son alti aydir tekra kötü olmaya basladim doktora gittim tekrar ilac verdi ama kullanmaya korkuyorum daha bu kilolari verememisken tekrar kilo almak istemiyorummmmmmm
 

panik_kiz

bal gibi...
Kayıtlı Üye
12 Eylül 2008
106
0
selam arkadaşlar 2 senedir panikatağım ilaç tedavisi görüyorum panikatak belirtilerini biliyorum ama 2 saat önceki gibi olmamıştı.başım ensem ile birlikte ağırmaya başladı ve bu ağrı giderek şiddetlenmeye başladı sanki başımın üstünde ağır bir şey var gibi.ve sonra başım alnıma doğru uyuşmaya başladı sol kolumda ağrı omuzlarıma doğru bir ağırlık..çığlık attım anne geliyor diye 15 saniye falan sürdü nefesimin tıkanıklığı çok kötüydü :'(
 

punchlinee

MANGA
Kayıtlı Üye
20 Ekim 2007
785
1
geçmiş olsun canım...böyle durumlarda çok derin nefes alıp vermeye çalış ve boğazını tahriş etmeyecek şekilde öksür...baya işe yarıyor....
 

panik_kiz

bal gibi...
Kayıtlı Üye
12 Eylül 2008
106
0
teşekkürler canım derin nefes almıştım belkide ondan kısa sürdü öksürüğü deniyicem çok teşekkürler sağlıklı günler
 

Mini_mini

Nirvana
Anneler Kulübü
Kayıtlı Üye
26 Ağustos 2007
3.803
3.993
Benımde bu sorundan var sanırım kızlar bazen oyle oluyorkı sankı gelecegım hıc olmayacak basıma kotu seyler gelecek ben mutlu olmaya layık dıılım gıbı seyler gelıyor sureklı aılemden bırının basıma bısı gelecek dıye dusunuyorum sonra bı tıtreme huzursuzluk bogulacak gıbı olma halsızlık oluyor sızde de bunlar oluyor mu
bu soyledıgınız ılacları recetesız alabılırmıyız doktora mı gıtmemız lazım
 
Son düzenleyen: Moderatör:
X