Yaklaşık 2–3 yıldır yaşadığım bir süreci en başından anlatmak istiyorum. Çünkü ben bu yola çıktığımda kendimi inanılmaz yalnız hissettim. Gitmediğim doktor, yaptırmadığım test kalmadı ama çoğu zaman “bir şeyin yok” ya da “psikolojik” denilerek geri gönderildim. Belki benim yaşadıklarım birilerinin yaşadıklarıyla örtüşür ve kendini sorgulamaya başlar.
Her şey bir gün aniden başladı. Daha önce anksiyete nedir bilmeyen, hayatını rahat yaşayan, hiçbir şeyi kafasına takmayan biriydim. Bir akşam dışarıda yemek yerken bir anda kendimi çok kötü hissettim. Gözüm karardı, bayılacak gibi oldum, içimi tarif edemediğim bir sıcaklık kapladı. O an bunun ne olduğunu anlamadım, sıcaktan ya da yediklerimden olduğunu düşündüm. Ama o an geçti, asıl süreç ondan sonra başladı.
O günden sonra hayatım ikiye bölündü gibi oldu.
Bir anda vücudum bana yabancılaştı. Çarpıntılar başladı. Tansiyonum yükseliyor gibi hissediyordum. Bazen soğuk terleme, bazen ani sıcak basmaları, bazen de nefes alamıyormuş gibi his. Bağırsaklarım inanılmaz etkileniyordu, şişkinlikler yaşıyordum, bazen bir anda tuvaletim geliyordu. Aylarca süren baş dönmesi yaşadım, her gün. Gerçekten her gün.
Bu süreçte sürekli doktora gittim. Kardiyoloji, dahiliye, acil servis… sayısını hatırlamadığım kadar çok. Tahliller, görüntülemeler, kontroller. Ama sonuç hep aynıydı: bir şey yok.
Bir süre sonra psikiyatriye yönlendirildim. Anksiyete denildi. İlaçlar kullandım. Evet, bazı dönemler biraz iyi hissettirdi. Ama hiçbir zaman “tamam, bu geçti” diyemedim. Çünkü içimde hep bir şey eksik kalıyordu. Sanki bir şey gözden kaçıyordu.
Asıl kırılma noktası şuydu: Ben bu belirtileri yaşarken her zaman panik halinde değildim. Bazen tamamen sakinken bile çarpıntı oluyordu, başım dönüyordu, nefesim daralıyordu. Bu da bana şunu düşündürdü; bu sadece psikolojik olamaz.
Zamanla araştırdıkça ve farklı bir bakış açısına sahip doktorlarla görüştükçe bağırsak sağlığı, histamin hassasiyeti ve SIBO gibi kavramlarla tanıştım. Ve ilk defa yaşadıklarımın bir karşılığı olduğunu hissettim.
Şunu çok net söyleyebilirim: Bu süreç sadece “zihinde” olan bir şey değil. Ama sadece “bedende” olan bir şey de değil. İkisi birbirini besleyen bir döngü.
Bağırsak etkileniyor, vücut reaksiyon veriyor.
Vücut reaksiyon verince zihin alarm veriyor.
Zihin alarm verince vücut daha da tetikleniyor.
Ve bu döngü böyle devam ediyor.
Bu süreçte en zor şeylerden biri de anlaşılmamaktı. İnsanlar yaşamadığı şeyi anlamıyor. Doktorların bir kısmı da yüzeysel bakabiliyor. Ve bir noktadan sonra kendi bedeninle tek başına kalıyorsun.
Benim için en yıpratıcı olan şeylerden biri de kontrol etme ihtiyacıydı. Sürekli nabzımı dinlemek, tansiyonumu ölçmek istemek, bir şey olacak mı diye kendimi izlemek. Bir noktadan sonra bu durum günlük hayatımı yönetir hale geldi.
Dışarı çıkarken eskisi kadar rahat değildim. Bir yerde otururken hep tetikteydim. Yediğim her şeyi sorguluyordum. Bir belirti hissettiğim anda zihnim en kötü senaryoya gidiyordu.
Ve şunu fark ettim: Bu durum sadece fiziksel belirtilerle değil, aynı zamanda kontrol etme ihtiyacıyla büyüyor.
Çünkü kontrol ettikçe beyin şunu öğreniyor: “Demek ki tehlike var.”
Ama aslında olan şey çoğu zaman şu: Vücut alarm veriyor ama ortada gerçek bir tehlike yok.
Bu süreç bana çok şey öğretti. Belki de hayatımda hiç öğrenmek istemeyeceğim şeyleri. Ama en önemlisi şu oldu:
Her şeyi tek başıma kontrol etmek zorunda değilim.
Ben yıllarca her şeyi kendi başıma halleden biriydim. Yardım istemeyen, dayanıklı, güçlü olduğunu düşünen biri. Ama bu süreç bana şunu gösterdi; bazen mesele güçlü olmak değil, doğru yerden destek almak.
Şu an hâlâ tamamen “bitti” diyemem. Ama eskisi gibi de değilim.
Beslenmeme dikkat ettiğimde, bağırsak sağlığıma odaklandığımda, stresimi biraz daha yönetebildiğimde belirtiler ciddi anlamda azalıyor. Ama en büyük fark şu oldu:
Artık her hissi kontrol etmeye çalışmıyorum.
Çünkü şunu öğrendim: Kontrol etmek iyileştirmiyor, aksine uzatıyor.
Eğer bu yazıyı okuyup kendinden bir şey bulan biri varsa şunu bilsin:
Yalnız değilsin.
Bu hisler gerçek.
Ama bu durumdan çıkış da var.
Sadece bazen doğru soruyu sormak gerekiyor:
“Bende ne var?” değil
“Bu sistem neden böyle çalışıyor?”
Cevap orada başlıyor.
Benim önerim yaşadığınız şehir de iyi bir fonksiyonel tıp doktoru bulmak evet biraz maliyetli ama bu süreç benden bi 20 sene götürdü ruhen keşke giden maddiyat olsaydı ama ruhum aynı kalsaydı
Her şey bir gün aniden başladı. Daha önce anksiyete nedir bilmeyen, hayatını rahat yaşayan, hiçbir şeyi kafasına takmayan biriydim. Bir akşam dışarıda yemek yerken bir anda kendimi çok kötü hissettim. Gözüm karardı, bayılacak gibi oldum, içimi tarif edemediğim bir sıcaklık kapladı. O an bunun ne olduğunu anlamadım, sıcaktan ya da yediklerimden olduğunu düşündüm. Ama o an geçti, asıl süreç ondan sonra başladı.
O günden sonra hayatım ikiye bölündü gibi oldu.
Bir anda vücudum bana yabancılaştı. Çarpıntılar başladı. Tansiyonum yükseliyor gibi hissediyordum. Bazen soğuk terleme, bazen ani sıcak basmaları, bazen de nefes alamıyormuş gibi his. Bağırsaklarım inanılmaz etkileniyordu, şişkinlikler yaşıyordum, bazen bir anda tuvaletim geliyordu. Aylarca süren baş dönmesi yaşadım, her gün. Gerçekten her gün.
Bu süreçte sürekli doktora gittim. Kardiyoloji, dahiliye, acil servis… sayısını hatırlamadığım kadar çok. Tahliller, görüntülemeler, kontroller. Ama sonuç hep aynıydı: bir şey yok.
Bir süre sonra psikiyatriye yönlendirildim. Anksiyete denildi. İlaçlar kullandım. Evet, bazı dönemler biraz iyi hissettirdi. Ama hiçbir zaman “tamam, bu geçti” diyemedim. Çünkü içimde hep bir şey eksik kalıyordu. Sanki bir şey gözden kaçıyordu.
Asıl kırılma noktası şuydu: Ben bu belirtileri yaşarken her zaman panik halinde değildim. Bazen tamamen sakinken bile çarpıntı oluyordu, başım dönüyordu, nefesim daralıyordu. Bu da bana şunu düşündürdü; bu sadece psikolojik olamaz.
Zamanla araştırdıkça ve farklı bir bakış açısına sahip doktorlarla görüştükçe bağırsak sağlığı, histamin hassasiyeti ve SIBO gibi kavramlarla tanıştım. Ve ilk defa yaşadıklarımın bir karşılığı olduğunu hissettim.
Şunu çok net söyleyebilirim: Bu süreç sadece “zihinde” olan bir şey değil. Ama sadece “bedende” olan bir şey de değil. İkisi birbirini besleyen bir döngü.
Bağırsak etkileniyor, vücut reaksiyon veriyor.
Vücut reaksiyon verince zihin alarm veriyor.
Zihin alarm verince vücut daha da tetikleniyor.
Ve bu döngü böyle devam ediyor.
Bu süreçte en zor şeylerden biri de anlaşılmamaktı. İnsanlar yaşamadığı şeyi anlamıyor. Doktorların bir kısmı da yüzeysel bakabiliyor. Ve bir noktadan sonra kendi bedeninle tek başına kalıyorsun.
Benim için en yıpratıcı olan şeylerden biri de kontrol etme ihtiyacıydı. Sürekli nabzımı dinlemek, tansiyonumu ölçmek istemek, bir şey olacak mı diye kendimi izlemek. Bir noktadan sonra bu durum günlük hayatımı yönetir hale geldi.
Dışarı çıkarken eskisi kadar rahat değildim. Bir yerde otururken hep tetikteydim. Yediğim her şeyi sorguluyordum. Bir belirti hissettiğim anda zihnim en kötü senaryoya gidiyordu.
Ve şunu fark ettim: Bu durum sadece fiziksel belirtilerle değil, aynı zamanda kontrol etme ihtiyacıyla büyüyor.
Çünkü kontrol ettikçe beyin şunu öğreniyor: “Demek ki tehlike var.”
Ama aslında olan şey çoğu zaman şu: Vücut alarm veriyor ama ortada gerçek bir tehlike yok.
Bu süreç bana çok şey öğretti. Belki de hayatımda hiç öğrenmek istemeyeceğim şeyleri. Ama en önemlisi şu oldu:
Her şeyi tek başıma kontrol etmek zorunda değilim.
Ben yıllarca her şeyi kendi başıma halleden biriydim. Yardım istemeyen, dayanıklı, güçlü olduğunu düşünen biri. Ama bu süreç bana şunu gösterdi; bazen mesele güçlü olmak değil, doğru yerden destek almak.
Şu an hâlâ tamamen “bitti” diyemem. Ama eskisi gibi de değilim.
Beslenmeme dikkat ettiğimde, bağırsak sağlığıma odaklandığımda, stresimi biraz daha yönetebildiğimde belirtiler ciddi anlamda azalıyor. Ama en büyük fark şu oldu:
Artık her hissi kontrol etmeye çalışmıyorum.
Çünkü şunu öğrendim: Kontrol etmek iyileştirmiyor, aksine uzatıyor.
Eğer bu yazıyı okuyup kendinden bir şey bulan biri varsa şunu bilsin:
Yalnız değilsin.
Bu hisler gerçek.
Ama bu durumdan çıkış da var.
Sadece bazen doğru soruyu sormak gerekiyor:
“Bende ne var?” değil
“Bu sistem neden böyle çalışıyor?”
Cevap orada başlıyor.
Benim önerim yaşadığınız şehir de iyi bir fonksiyonel tıp doktoru bulmak evet biraz maliyetli ama bu süreç benden bi 20 sene götürdü ruhen keşke giden maddiyat olsaydı ama ruhum aynı kalsaydı