Kategori: Anne – Çocuk

  • Kekeleyen çocuk genelde daha zekidir

    Kekeleyen çocuk genelde daha zekidir

    İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğünden, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü dolayısıyla yapılan yazılı açıklamada, “Kekeleyen çocuklar genelde düşünülenin tersine zekidir. Çocuklar hızlı düşündüğü için düşünme hızı önde konuşma hızı arkada kalır” ifadesine yer verildi.

    Kekemelik; bireyin konuşmasının, gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozulması, konuşmanın doğal akışının bir biçimde kesintiye uğraması olarak tanımlanıyor.

    Kekemelik, bireyin istemsiz olarak sesleri uzatması, kimi sesleri üretirken zorluk çekmesi, bir sesi, heceyi, ya da sözcüğü tekrarlaması, sözcükleri parçalaması, sözcükleri fiziksel bir gerginlikle söyleme biçiminde görülüyor.

    Bu duruma göz kırpma, tikler, dudak ve yüz hareketleri, kafa hareketleri, nefes alma davranışları ya da yumruk sıkma gibi motor davranışlar da eşlik edebiliyor.

    İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğünden, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü dolayısıyla yapılan yazılı açıklamada, dil ve konuşma gelişimi sırasında her 100 çocuktan 4’ünde erken dönem kekemelik belirtisi görüldüğü belirtildi.

    Kekemeliğin nedenleri hakkında kesin bilgilerin bulunmadığına vurgu yapılan açıklamada, nedenlere yönelik çalışmaların beynin çalışma sisteminden kaynaklanması üzerine olduğu bildirildi. “Kalıtımsal, yapısal bir bozukluk, stres-kaygı ve çevresel yanı olduğu da düşünülmektedir. Ancak, yaygın olarak kekemeliğin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığı görüşü hakimdir” denilen sorunla ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

    DÜŞÜNME HIZI ÖNDE, KONUŞMA HIZI ARKADA KALIR

    “Araştırmalar, eğitim çağındaki çocuk ve gençlerin yüzde birinin bu sorundan etkilendiğini göstermektedir. Çocukluk döneminde kekelemenin geçici olarak ortaya çıkma nedeni, çocuklardaki düşünme hızının konuşma hızından daha fazla olmasıdır. Kekeleyen çocuklar genelde düşünülenin tersine zekidir. Çocuklar hızlı düşündüğü için düşünme hızı önde konuşma hızı arkada kalır. Aile tarafından çocuğun konuşmasının düzeltilmesi için baskı yapılmazsa kekemelik kendiliğinden de geçebilir. Kekemeliğe sebep olan faktörler korku ve strestir. Ebeveynlerin beklentilerini yerine getiremeyen, baskı ve kontrol ruhuyla büyütülen bir çocukta da kekemelik ortaya çıkabilir.”

    Açıklamada, kekemeliğin bazen kendiliğinden düzeldiği, bazen de uygun tedavilerlekontrol altına alındığına dikkat çekildi.

    Kekemelik tedavisinde temel amacın kekemeliği kontrol altına alarak akıcı konuşmayı sağlamak olduğu ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    KEKELEYEN ÇOCUĞA YAKLAŞIM NASIL OLMALI?

    “Dil ve konuşma terapistinden yardım alınabilir. En sık kullanılan tedavi yaklaşımları davranış modifikasyonu, nefes egzersizleri ve konuşma terapisidir. Bazı çocuklarda ilerleyen dönemlerde kendiliğinden ortadan kalktığı da görülür. Aileler çocuklarına konuşması konusunda baskı yapmamalı, kelime ya da cümlelerini düzeltmemeli ve tamamlamamalıdır. Çocuğun kendini rahatça ifade etmesine olanak tanımalı, konuşurken sabırla dinlemeli, çocuğun dikkati konuşması üzerine çekilmemelidir. Alay etme, utandırma, zorlama gibi tutumlardan kaçınılmalıdır.”

     

    Kaynak: ntv.com.tr

  • Çocuklarda büyüme geriliğine dikkat

    Çocuklarda büyüme geriliğine dikkat

    Büyüme geriliği, çocuğun boyunun, toplumdaki yaşıtlarına ve hemcinslerine göre kısa olması veya büyüme hızının yavaş olması şeklinde tanımlanıyor. Çocuğun boyunun toplum ortalamasının iki standart sapma altında olması, çocukta boy kısalığı olduğuna işaret ediyor. Olası bir büyüme geriliği sorununu zamanında teşhis edebilmek için çocuk hekimi veya aile hekimi muayenelerinde çocuğun boy ve ağırlık artışının izlenmesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Tarım, büyüme geriliği konusunda önemli bilgiler verdi.

    Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Tarım, büyüme geriliğine neden olan etkenler hakkında şunları söyledi: “Büyümeyi etkileyen faktörler genetik veya çevresel olabilir. Bütün bu faktörlerin birleşik etkisi büyüme hızını ve nihai boyu etkiler. Genetik boy kısalığının nedeni kısa boylu ebeveynler olabileceği gibi Turner sendromu, Down sendromu gibi kromozom hastalıkları da olabilir. Çevresel faktörlere bağlı boy kısalığının en önemli nedeni ise beslenme yetersizliğidir. Bu durum sosyoekonomik nedenlere bağlı olabileceği gibi beslenmeyi olumsuz etkileyen sistemik hastalıklara da bağlı olabilir. Son olarak, bütün organların kronik hastalıkları büyüme geriliğine neden olabilir. Hatta bazen önemli sağlık sorunlarının ilk bulgusu büyüme geriliği olabilir. Ayrıca düşük doğum ağırlığı, doğuştan kemik hastalıkları, metabolik hastalıklar, karaciğer, böbrek, kalp, akciğer, kemik ve barsakların kronik hastalıkları, kronik enfeksiyonlar, iyi kontrol edilmeyen diyabet, bazı ilaçların uzun süreli ve yüksek dozda kullanımı (kortizol gibi), tiroid hormonu, büyüme hormonu ve cinsiyet hormonlarının yetersizliği büyüme geriliğine neden olabilir.”

    cocuklarda_buyume_geriligi

    Çocukların boy ve ağırlık artışı düzenli olarak izlenmeli

    Olası bir büyüme geriliği sorununu zamanında teşhis edebilmek için çocuk hekimi veya aile hekimi muayenelerinde çocuğun boy ve ağırlık artışının izlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ömer Tarım şöyle devam etti: “Aileler hekime çocuğun büyümesinin normal olup olmadığını sormalıdır. Büyüme geriliği bazen küçük kardeşin boyunun büyük kardeşi geçmesiyle fark edilebilir. Bu kadar gecikmemek için bazı kolay rakamlar yol gösterici olabilir. Normal bir çocuğun boyu doğumda 50 + 2 cm’dir ve ortalama 1 yaşında 75 cm’ye ulaşır. Bundan sonra senelik büyüme hızı ikinci yılda 12,5, üçüncü yılda 10, dördüncü yılda 7,5 ve erken okul yaşında her yıl 5 cm kadardır. Aileler ve hekimler büyüme hızında görülebilecek yavaşlamalara dikkat etmelidir. Ayrıca çocukların aynı giysileri bir yıldan daha uzun süre giyebilmesi de ailelere ipucu verebilir.”

    Kızların boyu adet döneminden sonra da uzar

    Çocuklardaki uzama hızının ergenlik döneminde kızlarda yılda 8-10 cm’ye, erkeklerde 10-12 cm’ye ulaştığını belirten Prof. Dr. Ömer Tarım, kızlardaki büyümenin, yaygın kanının aksine adet dönemiyle birlikte durmadığını vurguladı. “Büyüme süreci epifiz hatlarının kapanması ile sona erer. Epifizlerin kapanması ergenliğin temposu ve evresine bağlıdır ve kemik yaşı 15 oluncaya kadar devam eder. Kemik yaşı, her zaman takvim yaşı ile aynı değildir.    Kızlarda yılda ortalama 8-10 cm, erkeklerde 10-12 cm uzama normaldir ve bu hızlı büyüme süreci 1 veya 2 yıl sürebilir. Epifiz hatları açık olduğu sürece büyüme devam edebilir. Ancak adet gören bir genç kız, hızlı büyüme dönemini tamamlamıştır ve adet gördükten sonra, eğer epifizler açıksa, ancak 6-8 cm kadar uzayabilir. 

    En önemli belirti büyüme hızının yavaşlamasıdır

    Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Tarım, büyüme geriliği olan çocuklarda görülebilecek belirtileri şöyle özetledi: “Büyüme hormonu eksik olan çocuklar genellikle yaşından daha genç görülür. Yüz görünümü bebeksidir. Bu nedenle aileler çocuğun çok zeki olduğunu düşünebilir. Aslında zekası yaşına uygun, ama görüntüsüne göre öndedir. Sesi ince olabilir. Vücudun orta hattındaki kusurlar uyarıcı olabilir. Örneğin, gözlerin birbirine yakın veya uzak olması, yarık damak-dudak, erkek çocukta penisin küçük olması şüphe uyandırabilir. Eğer asıl sorun beyinle ilgili bir hastalıksa şiddetli baş ağrısı, şiddetli kusma ve sinir sistemi ile ilgili belirti ve bulgular görülebilir. En önemli uyarıcı belirti büyüme hızının yavaşlamasıdır ve yukarıdaki belirti ve bulguların hiçbiri olmayabilir. Büyüme geriliği ne kadar erken fark edilirse tedavi şansı o kadar yüksektir. Çünkü zamanla uzun kemiklerimizde yer alan ve epifiz denen büyüme hatlarının kapanması ile boy uzaması durur.”

     Hormon bozukluğuna bağlı ergenlik gecikmesi kalıcı boy kısalığına neden olabilir

    Her ergenlik gecikmesinin olumsuz sonuçları olmadığının altını çizen Prof. Dr. Ömer Tarım şunları söyledi: “Ergenlik gecikmesi, genellikle kemik yaşının da geri olduğu bir durumdur ve nihai boy açısından avantaj olabilir. Bu tarz ergenlik gecikmeleri ailesel olabilir ve yapısal büyüme geriliği olarak bilinir. Ancak ergenlik gecikmesi beyinde yer alan hipotalamus ve hipofiz bezindeki bir soruna bağlı ise, bu gecikme büyüme hormonu ve tiroid hormonlarının da eksikliğine neden olur ve eğer tedavi edilmezse, kalıcı boy kısalığına yol açabilir.” Büyüme hormonu eksikliğinin nedeninin genellikle bilinmediğini belirten Prof. Dr. Ömer Tarım şöyle devam etti: “Büyüme hormonu eksikliği bazen ailesel olabilir. Bazen de kafa travmasından sonra beyinde bulunan hipofiz veya hipotalamus bezinin zedelenmesine bağlı olabilir. Ayrıca kortizol tedavisi de büyüme hormonu salgılanmasını baskılayabilir. Büyüme hormonu sevgisiz ortamlarda yaşayan çocuklarda psikolojik nedenlerle de baskılanabilir. Çok nadiren beyin tümörlerinde de büyüme hormonu ve hipofizden salgılanan diğer hormonlarda yetersizlik olabilir.”

    Sağlıklı büyüme için sağlıklı beslenme ve spor şart

    Prof. Dr. Ömer Tarım, sağlıklı büyüme için dengeli beslenme ve sporun şart olduğunu belirtti. “Sağlıklı beslenme, bütün besin öğelerini içeren dengeli beslenmedir. Ana besin öğeleri olan protein, karbohidrat ve yağ yanında yeterli mineral ve vitamin içeriği de önemlidir. Yeterli enerji alımının sağlanması için ara öğünlerle desteklemek yararlı olabilir. Tabi aşırı enerji alımının obeziteye neden olabileceği de hatırlanmalı ve obeziteden kaçınılmalıdır. Özellikle ayaküstü yenen gıdalar gerekli besin öğelerinden çok enerji içeriği yüksek olduğu için obeziteye neden olabilir. Çocukların sağlıklı büyümeleri için öncelikle sağlıklı beslenmeleri ve spor yapmaları gerekir. Özellikle zıplama gerektiren sporların büyümeyi hızlandırdığı bilinmektedir. Yüzme de kasların kemiklere yaptığı bası ile büyümeyi olumlu yönde etkileyebilir. Büyümek için düzenli ve yeterli uykunun önemi yadsınamaz. Son olarak, tabi genel sağlığın korunması ve eğer varsa kronik hastalıkların iyi kontrol ve tedavi altında olması gerekir.”

  • Grip Olan Anne Emzirebilir mi?

    Grip Olan Anne Emzirebilir mi?

    Sonbaharın iyiden iyiye kendini göstermeye başlamasıyla grip sezonu da açıldı. Peki, emziren anneler grip salgınına yakalandıklarında ne yapmalılar? Emzirmek hem anne hem de bebek için çok önemli bir süreç. Bu süreçte annenin kendi sağlığını koruması bebeğin sağlığını korumak kadar önemli. Anne sütünün, bebeği her türlü hastalıktan koruduğu ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen bir gerçekken annelerin grip olduklarında bebeği emzirmeye devam edip etmemesi, akıllarda bir soru işareti bırakabiliyor.

    Emzirmeye Devam

    Bilinenin aksine birçok uzman, annelerin gribe yakalandığında önlemlerini alıp emzirmeye devam etmeleri gerektiğini savunuyor. Anne sütü, içerisinde barındırdığı zengin anti-viral ve anti-bakteriyel maddeler sayesinde bebeği hastalıklardan korumaya yardımcı oluyor. Grip gibi salgın hastalıklar, anne sütünden ziyade havadan damlacık yolu ve yakın temasla bulaşıyor. Bu noktada annelerin önlemlerini alarak bebeği emzirmeye devam etmeleri, ancak yakın temas kurmaktan kaçınmaları şiddetle tavsiye ediliyor. Üstelik annesi grip olduğu halde emzirilmeye devam edilen bebeklerin, üst solunum yollarında oluşan bulaşıcı hastalıklardan korunma şansları da yükseliyor.

    grip_emzirmek

    Alınabilecek Önlemler

    Anneler grip olduklarında hastalığı bebeğe bulaştırmamak için maske kullanabilirler. Özellikle emzirirken maske kullanmaya özen göstermeli ve yarım saatte bir bu maskeyi değiştirmeliler. Göğüs ucunun temiz olduğundan mutlaka emin olmalılar. Maske kullanmadıkları esnada nefeslerini bebekten uzak tutmaları, bebeğin yüzüne hapşırıp öksürmemeleri çok önemli. Aynı zamanda annelerin sık sık ellerini yıkamaları ve içine hapşırıp öksürdükleri mendilleri hemen o an çöpe atmaları gerekiyor. Bu süreçte anne dahil bebeği kimsenin öpmemesi çok önemli. Aynı zamanda hava koşulları ne olursa olsun bebeğin odası dâhil tüm ev, gün içinde birkaç kez havalandırılmalı.

    İlaç Kullanımı

    Emziren annelerin doktorlarına danışmadan ilaç kullanmamaları gerekir. Eğer doktor öneriyorsa bazı ilaçların kullanımı mümkündür. Şayet anne emziremeyecek kadar hasta durumdaysa sütünün göğüs pompası ile biberona sağılması ve bebeğe verilmesi, bebeği hastalıktan korumak için son derece önemli ve gereklidir.

    Annenin Beslenmesi

    Gribe yakalanan anneler, beslenmelerine de çok dikkat etmeli. Emzirdiği için hali hazırda çok fazla sıvı tüketmeye, vitamin ve minerale ihtiyaç duyan anneler bu süreçte gribe yakalandıklarında normal beslenmelerine daha fazla sıvı, bitki çayı ve vitamin eklemeliler. Protein tüketimi süt kalitesi için önem arz ettiğinden asla unutulmamalı. Aynı zamanda anne, bebeği emzirmediği zamanlarda dinleniyor olmalı. Eğer anneler bu süreçte dinlenmezlerse hastalığın süresi uzayabilir ve bu da bebeğe hava yoluyla bulaşma ihtimalini arttırabilir. Kendi sağlığına dikkat eden ve bebeğini emzirmeye devam eden anneler, grip sürecini bebeklerine bulaştırmadan kolayca atlatabilirler.

  • ASMR Nedir

    ASMR Nedir

    ASMR Nedir ? ASMR yani Automonous Sensory Meridian Response (Otonom Duyusal Meridyen Tepki), düşük frekansa sahip seslerle tetiklenen bir his. Beynin rahatlamasını sağlayan bu sesler bazen bir fırça ile saçları tarama, bazen bir gazetenin sayfalarını çevirme, klavye ya da kalemin kağıtta çıkardığı sesler olabilir. Pek çok kişinin bir şekilde yaşadığı ancak tam anlamıyla ifade edemediği bu hisler, 2000’li yılların başında Avrupa ve ABD’de internet ortamında paylaşılmaya başlandı ve sonrasında bilim insanları bu olguya ASMR ismini verdi.

    ASMR Nedir?

    ASMR Deneyimi

    Kuaföre gittiğinizde saçlarınız taranırken göz kapaklarınızı düşürmemek için zorlanıyor ya da birileri sessiz sedasız bir şeylerle ilgilenirken örneğin resim yaparken ya da okuduğu kitabın sayfalarını çevirirken “Şuraya kıvrılıp uyusam” hissine kapılıyorsanız, ASMR’nin tam olarak nasıl bir şey olduğunu deneyimlemişsiniz demektir. Pek çok kişide saç diplerinden ya da ayak parmak uçlarından başlayarak yayılan bir his olan ASMR’de herkes farklı deneyimler yaşayabilir. Bir şeylerin tıkırdaması, sakız çiğneme sesi, kapak açıp kapama ya da hafif kısık ve düşük frekanslı bir ses tetikleyici unsurlardandır.

    asmr_videosu

    ASMR Faydaları

    Pek çok kişinin iç gıdıklaması olarak adlandırdığı ASMR, sadece hoş bir his olmasıyla değil, bazı faydalarıyla da oldukça popüler. Rahatlatıcı bir ses ile yapılan ASMR videosunu, rehber eşliğinde yapılan bir meditasyon gibi düşünebilirsiniz. ASMR sesleri de diğer meditasyon çeşitleri gibi beyni rahatlatıp stresi azaltabilir ve konsantrasyon gücünü arttırabilir. Ayrıca ASMR videoları, uykusuzluk problemi yaşayan insanlar için de bir çözüm olabilir. Özellikle bazı ASMR videolarının tamamen uykuya dalmayı tetikleyecek nitelikte olduğu bilinmekte.

    ASMR Kaynakları

    Yıllar içinde gitgide büyüyen ve geniş kitlelerce tanınmakta olan bu hissi yaşamayı sağlayacak pek çok Youtube kanalı bulunuyor. Türkçe olarak çok fazla kaynak olmamakla beraber yurtdışında, ASMR videoları yayınlayan kanallar hayli talep görmekte.

    Kanallarda, yemek tarifleri, makyaj önerileri, saç tarama, takı tasarımı, yüz masajı gibi pek çok farklı alanda ASMR videoları yayınlanıyor. ASMR vlogger’larının diğerlerinden farkı ise çok düşük bir ses tonu ile videolar hazırlamaları. Yani bu videolarda amaç yeni şeyler öğrenmek değil, rahatlamak.

    Kendiniz için en iyi ASMR videosunu bulmak içinse birbirinden farklı türlerde hazırlanmış videolara bir göz atmanızı öneririz.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Kesin sonuç için ultrason yapılması şart!

    Kesin sonuç için ultrason yapılması şart!

    “Ye tatlıyı doğur Hakkı’yı ye ekşiyi doğur Ayşe’yi sözünün hiçbir geçerliliği yok” diyen Op. Dr. Murat Gök, “Ailelere bebeğin cinsiyetini ultrasonla belirlemelerini tavsiye ediyorum” dedi.

    Yeni Asır’da yer alan habere göre Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Gök, hamile karnının sivri ya da geniş olmasının cinsiyetle değil, hamile olan kişinin yapısıyla ve bebeğin pozisyonuyla ilgili olduğunu söyledi. Gök, “Mantığımızı ön plana aldığımızda bunların hiç biri inandırıcı gelmiyor. Anne adayının aldığı gıdanın cinsiyeti belirlemede etkisi yoktur. Hamilenin karnını sivri görüp bebeğin erkek doğduğunu gördüğümüz hamileler olabilir. Ye tatlıyı doğur Hakkı’yı, ye ekşiyi doğur Ayşe’yi sözünün hiçbir geçerliliği yok” diye konuştu.

    Bebeğin cinsel organının oluşmasının 9. haftada başladığını söyleyen Op. Dr. Murat Gök, “Bunu tespit edebilme süremiz 11. ile 12. haftalar arası olur. Bebeğin kız veya erkek olması babadan gelen cinsiyet kromozomlarıyla belirleniyor. Ailelere uzman hekim tarafından ultrason ile cinsiyet tayini yaptırmalarını tavsiye ediyorum” diye konuştu.

    Çin takvimiyle cinsiyet falı bakmayın

    Op. Dr. Murat Gök, Çin takvimine göre cinsiyet tayin etmenin bilimsel olmadığını belirterek, “Bebek yılın hangi gününde doğarsa doğsun kız ya da erkek olma oranı yüzde 50” dedi. Bebeğin cinsiyetinin anne rahmine düştüğü an belirlendiğini, bunun Çin takvimi ile ilgisi olmadığını dile getiren Dr. Gök, “Bir bebeğin, anne rahmine düştüğü gün kromozomal olarak cinsiyeti belirlenir” dedi.

  • Çocuk zekasını kimden alıyor?

    Çocuk zekasını kimden alıyor?

    İskoçya’daki Glasgow Sağlık Merkezi’nin gerçekleştirdiği bir araştırma çocukların zekasını babadan değil, anneden aldığını ortaya koydu. Daha önceki araştırmalarda zekanın babadan geçtiği düşünülüyordu. Ancak, son yapılan araştırmalarda zeka genlerinin X kromozomlarında bulunduğu, söz konusu X kromozomlarından kadınlarda iki, erkeklerde ise bir adet bulunduğu ifade edildi. Genleri dışında, çocukları daha zeki olan kadınların onlarla sıkı bağ kuran anneler olduğunu ve çocukların problem çözme sürecinde onları destekleyen bir pozisyon aldıkları görülüyor. Çocuklarla kurulan duygusal ilişkinin de beyni geliştirdiği, ABD’deki Washington Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma ile ortaya çıktı. Annesinden duygusal destek alan çocukların beyinlerindeki ‘hipokampus’ (hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölge) bölgesinin duygusal olarak annelerinden uzak olan çocuklardan yüzde 10 oranında daha büyük olduğu belirtildi.

     

    Kaynak: gazetevatan.com

  • Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler Bebeğiniz tuvalet alışkanlığı kazanana kadar her zaman pişik olma ihtimali bulunur. Kapalı bezler, cilde yeterince hava aldırmayıp bebeğin hassas cildini tahriş edebilir ve oluşan hassasiyet, bebeğinizin huzurunu kaçırır. Peki, pişik oluşumunu önlemek veya var olan pişik problemini tedavi etmek için neler yapılabilir? Pişiğe dair merak edilenleri anlattık.

    Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler
    Bebeklerde Pişik ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Neden Pişik Olur?

    Altı bağlanarak cildin havasız kalması, altını kirlettiğinde bezin hemen değiştirilmemesi, ıslak ve nemli bebek bezi, alt temizliği için kullanılan çeşitli kimyasallar ya da sadece bezin cilde sürtünmesi gibi durumlarda pişik meydana gelebilir. Bu nedenle pişik oluşumunun neden kaynaklandığı bulmak, pişiğin tedavisi konusunda alınacak ilk önlemdir ve alışkanlıklarda yapılacak bazı ufak değişikliklerle pişik oluşumu önemli ölçüde giderilebilir.

    Pişiğe Karşı Bunlara Dikkat!

    Genellikle genital bölgenin nemli kalması ile artış gösteren pişiği önlemek için bebek bezi sıklıkla değiştirilmeli, altını kirlettikten sonra bebeğin altı ılık su ile yıkanmalıdır. pH değeri bebek cildine uygun ıslak mendiller dışarıda olduğunuz zamanlarda kullanılsa da evdeyken altın yıkanıp kurulanması ve mümkünse bir 15 dakika açık kalarak hava alması önerilir. Ayrıca sürtünmeden kaynaklanan pişiği önlemek için bebeğin bedenine tam uyan bez seçimi yapılmalıdır.

    Bez bağlanırken bel kısmında hafif bir boşluk bırakılması da bezin içinde hava dolaşımına imkân verecektir. Bir diğer önemli nokta ise bezin üzerine giydirilecek giysinin seçimidir. Sentetik olmayan, pamuklu kumaşların tercih edilmesi, bebeğin cildinin hava almasını sağlar. Tüm bunlara ek olarak pişik önleyici bebek bakım ürünleri de kullanılabilir.

    Pişik Önleyici Ürünler

    Bebeklerin bez döneminde sıklıkla karşılaşılan problemlerden biri olan pişik, bebeğin canını sıkıp onu huzursuz edebilir. Bu yüzden pişik oluşumuna karşı pek çok koruyucu ürün geliştirilmiş, bebek bezleri de yüzeyi kuru tutabilecek şekilde tasarlanmıştır. Pişik önleyici kremler, pudralar, organik bebek bezleri ya da alkolsüz ıslak mendil gibi ürünler kullanarak pişik sorunu önemli ölçüde azaltılabilir. Ancak doğru ürün seçimi konusunda kendinize ve bebeğinize biraz zaman tanımalı, farklı markaların ürünlerini deneyerek cildin ne reaksiyon vereceğini gözlemlemelisiniz.

    Pişik Tedavisi

    Pişik tedavisinde bebeğin cildi ile uyumlu pişik kremleri önemli yer tutsa da zaman zaman pişiğin enfeksiyon kapması ve gittikçe yayılması da görülebilir. Bu durumda doktorunuza başvurmak en doğrusudur. Ayrıca alınan tüm önlemlere ve kullanılan ürünlere rağmen pişiğin 1 haftadan uzun sürmesi durumunda da doktorla iletişime geçmekte fayda var.

     

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com

  • Anne sütünün 10 önemli faydası

    Anne sütünün 10 önemli faydası

    Özellikle ilk 6 ayda yeterli kilo alan bebekte anne sütü dışında hiçbir ek gıdaya da gerek olmuyor. Anne sütünün en önemli etkilerinden biri, anne ve bebek arasındaki bağı güçlendirmesi. Bu nedenle doğumdan hemen sonra bebeğin anne memesiyle tanıştırılması en kısa zamanda sağlanmalı. ‘Bebek anne sütü ile beslenmeye ne kadar erken başlarsa, anne sütü de o kadar hızla gelecektir’ diyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Tıraş, 1-7 Ekim Dünya Emzirme Haftası öncesinde anne sütünün 10 yaşamsal öneme sahip faydasını anlattı.

    Obeziteyi önlüyor

    Emzirmenin başlangıcındaki ön sütün içeriği ile emzirmenin sonundaki ard sütün içeriği birbirinden farklı oluyor. Ön sütte protein, ard sütte de yağ oranı yüksek oluyor. Bu da bebekte doygunluk hissi sağlayarak obeziteyi önlüyor. Anne sütü prematüre doğan bebek için en uygun komposizyonda oluyor. Bu sayede prematüre bebeğin yeterli kilo almasını sağlıyor.

    Ciddi enfeksiyonlardan koruyor

    Anne sütü birçok mikro organizmaya karşı öldürücü etkiye sahip.  İçerdiği özel enzimler sayesinde bebeklere doğal bağışıklık sağlıyor. Bu sayede annenin geçirdiği kızamık, kızıl ve suçiçeği gibi hastalıklara karşı ilk 9 ay bebeği koruyor.

    Alerjik hastalıkları önlüyor

    İlk günlerde gelen anne sütüne kolostrum deniyor. Bu süt bebeğin birçok hastalıklara karşı korunmasını sağlıyor. Yararlı bakteriler bu sütte olgun süte göre çok daha fazla oluyor. Bebeğin yararlı bakterilerle bağırsağın kaplanmasını sağlıyor. Bu sayede alerji yapabilecek maddelerin emilimini engelliyor.

    I.Q. puanları daha yüksek oluyor
    Anne sütü alan bebeklerin ortalama I.Q. puanları diğerlerinde daha yüksek oluyor. “Özellikle prematüre bebeklerde bu durum daha belirgin görülüyor.” diyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Tıraş sözlerine şöyle devam ediyor: “Nedeni tam olarak saptanamamakla birlikte uzun zincirli yağ asitlerinin etkisi olduğu düşünülüyor. Bu konuda çok sayıda çalışma mevcut olup en yeni çalışma Yeni Zelanda’da yapılmış. 1000 üzerinde birey üzerinde yapılan ve bu bireylerin 18 yıllık incelenmesinden oluşan çalışmada, anne sütüyle beslenmiş olanların hem zeka seviyeleri hem de öğrenim hayatındaki başarılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiş.”

    Büyüme faktörlerini etkiliyor

    Anne sütünün içeriğindeki çeşitli büyüme faktörleri bebeğin bağırsak ve beyin gibi birçok organ gelişiminin daha iyi olmasını sağlıyor. Bu gelecekteki bebeğin hayatını etkileyen en önemli özelliklerinden birini oluşturuyor.

    Böbreklerine ek yük oluşturmuyor

    Kolostrum bağırsak hareketlerini de hızlandırarak ilk dışkı çıkışını kolaylaştırıyor. Mikroorganizmalara karşı daha yoğun koruma faktörü içeriyor. Ozmoloritesi daha düşük olduğu için böbrekleri de koruyor.

    Meme kanserine yakalanma riski düşüyor

    Bağışıklık sistemini güçlendiren, enfeksiyon hastalıklarından koruyan anne sütünün bir diğer mucizesi; anne sütüyle beslenen kız çocuklarının ileride meme kanserine yakalanma risklerinin nispeten daha düşük olması. Aynı zamanda emziren annelerde de meme kanserine yakalanma oranı daha düşük oluyor.

    Psikolojik destek sağlıyor

    Anne sütü her an hazırdır ve zaman kaybetmeden bebeğin ihtiyacı olduğunda sunulabiliyor. Böylelikle bebeğin gereksinimi olduğu anda hazır olduğu için bebek daha az ağlıyor. Anne sütü ayrıca anneyi daha çok yanında bulan bebek için psikolojik destek ve bağlanmada da önemli role sahip. Ayrıca annenin hem kendisine hem de bebeğine daha fazla zaman ayırmasını sağlıyor.

    Ağız temizliğinde etkili oluyor

    Bazı bebekler özel nedenlerle anne yanında olamayabiliyor. Bu durumlarda annenin sütü sağılarak bebeğe veriliyor. Özelikle yoğun bakım sürecinde olan prematüre bebek ağızdan beslenemese bile ağız temizliğinde anne sütünün kullanılmasının çok yararlı olduğu gözlemlenmiş.

    Hazımsızlığa bağlı sorunları engelliyor

    Bebeğin ihtiyacı olan protein, yağ, demir ve vitamin gibi her türlü besin öğelerinden zengin olan anne sütü vücutta  daha kolay hazmediliyor. Anne sütünün tamamına yakınının  sindirildiğini belirten Dr. Ülkü Tıraş, “Bu sayede anne sütü alan bebeklerde kabızlık, ishal ile kolik tarzında hazımsızlık nedeniyle oluşan karın ağrıları az görülüyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ayrıca diş eti hastalıkları, diyabet demir eksikliği anemisi, pişikle ilgili cilt hastalıkları çok daha az görülüyor. “ diyor.

    Süt gelmeyecek stresine girmeyin

    Doğumdan hemen sonraki dönemde anne sütü stresi, sütün gelmesini engelleyebiliyor. “Özellikle prematüre doğan bebeklerde anne sütü gecikebiliyor, bu beklenen bir durum.” diye konuşan Dr. Tıraş, “Bu durum sizde strese yol açmamalı. Bebek ne kadar küçük olursa olsun annesinin sütü geldiği zaman tolere edildiği gösterilmiş. Çünkü prematüre bebeği olan annenin sütü bebeğinin haftasına uygun olarak üretiliyor.” Şeklinde konuşuyor.

     

    kaynak: ntv.com.tr

  • Çocuğunda reflü olan annelere 10 öneri

    Çocuğunda reflü olan annelere 10 öneri

    Çocuklarda çok sık rastlanan mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi hali olan reflü, bebeklerde 1’inci aydan itibaren görülmeye başlıyor. Kusmaya neden olan sorun, hem çocuğun hem de anne-babanın yaşamını önemli ölçüde etkiliyor.

    Bebeklerde beslenme hataları nedeniyle reflü olabileceğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nermin Tansuğ, “Anneler özellikle bebeklerin beslenmesini desteklemek ve sabaha kadar uyumalarını sağlamak için yatmadan önce veya uykuda bebelerini beslerler. Ancak bu reflüyü artırır. Bu nedenle yapılmamalıdır. Özellikle reflüsü olan bebekler ve çocuklar son öğününden iki saat sonra yatırılmalıdır” diyor.

    Doç. Dr. Nermin Tansuğ reflüsü olan bebekler için annelere şu önerilerde bulunuyor:

    – Öncelikle beslenme şekli ve çevre koşulları düzeltilmelidir. Reflü tanısı alan çocukta yatak başı 30 derece kadar yükseltilmelidir. Özellikle sol yan pozisyonda yatırılmaları reflüyü azaltır.

    – Reflüsü olduğundan şüphe edilen bebeklerin beslenmesinde dikkat edilecek nokta, kusmalar nedeniyle bebeğin normal koşullarda beslenmesini sürdürememesidir. Bu nedenle bebek çok yakından takip edilmeli düzenli olarak kilo artışı izlenmelidir.

    – Az miktarda, sık sık beslenmelidir. Her beslenmeden sonra gazı çıkarılmalıdır.

    Bebeklerin yalancı emzik kullanmaları da reflü tedavisinde faydalı olabilir. Emzik bebekte tükürük salgısını ve bağırsak hareketlerini artırarak reflü olasılığını azaltır.

    – Anne sütü ile beslenen bebeklerde reflü belirtileri daha az görülür. Verilen besinlerin koyulaştırılması ya da keçi boynuzu tozu katılmış özel mamalar kullanılabilir.

    – İnek sütü alerjisi varsa diyetten inek sütü çıkartılmalıdır.

    – Pasif sigara içimi de reflüyü arttırır. Bu nedenle evde sigara içilmemelidir.

    – Büyük çocuklarda reflüyü arttıran çikolata, aşırı yağlı baharatlı, acılı, ekşili cips, ketçap, mayonez, hardal, soğan, sarımsak gibi gıdalar, asitli gazlı içecekler yasaklanmalıdır.

    – Öğün miktarları küçük tutulmalı, ideal vücut ağırlığı korunmalı, akşam yemekleri yatmadan en az 2 saat önce yenmeli, yemeklerden sonra en az 1 saat yatar pozisyon alınmamalıdır.

    – Öğün miktarları küçük tutulmalı, ideal vücut ağırlığı korunmalı, akşam yemekleri yatmadan en az 2 saat önce yenmeli, yemeklerden sonra en az 1 saat yatar pozisyon alınmamalıdır.

    Reflü hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçların yemek borusu kapakçığının basıncını artırarak, mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını önlediğini belirten Dr. Tansuğ, “İlaçlar, mide boşalmasını kolaylaştırır, mide asidini nötralize eder veya azaltır. İlaçla tedaviye yanıt alınamadığı geçici solunum durması, ani bebek ölümü tehdidi gibi ciddi belirtiler varsa, darlık gelişmişse, doğuştan kalp hastalığı veya zeka özürlü çocuklarda ender olarak cerrahi tedavi uygulanabilir” şeklinde konuştu.

  • Hamileyken Yapılabilecek Sportif Aktiviteler

    Hamileyken Yapılabilecek Sportif Aktiviteler

    Kadınların hayatlarının en önemli ve değerli dönemlerinden biri olan hamilelik, çoğu zaman dinlenerek geçirilmesi gereken bir dönem gibi algılanıyor. Ancak uzmanlar hamilelikte hareketsizliği pek de önermiyor. Peki, hem bebeğin hem de annenin konforu için ne gibi sporlar yapılabilir ya da hamileliğin hangi dönemlerine kadar fiziksel aktivite önerilir? Her şeyden önce doktorunuza danışmanız koşulu ile sizin için birkaç tavsiyemiz var.

    1. Hamile Pilatesi

    Hamilelikte en büyük sıkıntılardan bazıları, omurganın güçsüz olmasından kaynaklanıyor. Pek çoğumuzun iş gereği duruş bozukluğu olduğunu düşünecek olursak hamileler için tasarlanmış pilates hareketleri, hem daha güçlü bir omurga sağlamak hem de duruş bozukluğunu önlemek için ideal. Kendinizi çok yormadan pilates yaparak hamilelikte sırt ve belde sıklıkla rastlanan ağrıları da en aza indirebilirsiniz.

    hamile_pilatesi

    2. Yüzme

    Hamileler için en sık önerilen sporlardan biri yüzmedir. Yorucu olmadığı gibi rahatlatıcı bir spor olarak da görülen yüzme, vücudunuzdaki tüm kas gruplarını çalıştırarak sizi dinç tutar.

    hamile_yogasi

    3. Hamile Yogası

    Son derece rahatlatıcı ve meditatif bir aktivite olan yoga, hamilelere özel olarak yapıldığında doğumu da kolaylaştıracak etkiye sahiptir. Kasların uzayıp esnemesini sağlayan yoga ile sırt ve bel ağrısı şikayetlerinden de kurtulabilirsiniz.

    4. Yürüyüş

    Genç, yaşlı, gebe fark etmeksizin hemen herkese önerilen aktivitelerden biri de yürüyüş. Önerimiz yürüyüşe uygun ayakkabı ve kıyafetler giyerek tempoyu biraz daha arttırmanız.

    5. Aerobik

    Hayli hareketli olan aerobik derslerinde önemli olan darbe almamak ve düşmemek. Onun haricinde ne kadar çok hareket ederseniz o kadar faydalı olacaktır. Eğlenceli bir cardio aktivitesi olan aerobik, mutlu ve sağlıklı bir hamilelik için önerilen egzersizler arasında.

    6. Koşu

    Fotoğraf: cdn.womensrunning.competitor.com

    “Nasıl yani?” diyor olabilirsiniz. Ancak eğer hamilelik öncesinde aktif olarak koşuyorsanız hamilelik döneminde de koşmaya devam edebilirsiniz. Sıfırdan başlamak, bilek burkulması ya da düşme gibi sıkıntılara sebep olabileceğinden pek önerilmese de hafif tempolu bir koşu, doktorunuza danışmayı ihmal etmemek kaydıyla denenebilir.

    *Bunlara Dikkat!

    Eğer hamilelik öncesinde uğraştığınız bir spor varsa işiniz biraz daha kolay. Dikkatli olmak koşuluyla devam edebilirsiniz. Ancak burada hangi sporu yaptığınız çok önemli. Kickbox, voleybol gibi darbe alma ya da düşme ihtimali barındıran sportif aktiviteler tabii ki hamilelikte önerilmiyor.

    Dikkat edilmesi gereken bir diğer ayrıntı ise spora ne zaman başlayacağınız. İlk 3 ayı atlattıktan sonrası spor için en uygun zaman. Ancak ne zaman, hangi sporu yapıyor olursanız olun, doktorunuzdan gerekli izni almadan devam etmemeniz gerekiyor!

    Kaynak: blog.gittigidiyor.com