Blog

  • Chanel’in süpermarketi…

    Chanel’in süpermarketi…

    Sonbahar/Kış 2014-2015 Chanel koleksiyonu defilesi süpermarket dekorunda gerçekleşti. ‘Her şey Pop Art ile ilişkili’ diyen Lagerfeld, sanatın bir ürüne dönüştüğünü savunuyor. Karl Lagerfeld farkı süpermarkette defile moda da yaratıcı bir yorum olmuş.

    Grand Palais’de hazırlanan muhteşem dekorda modeller süpermarketin müşterisi oldular.

    Rengarenk marketin içinde Lagerfeld tasarımları her şekilde dikkat çekiyor. Koleksiyonun renk paletinde parlak olanlarla beraber pastel tonlarda mevcut. Özellikle stiller yaratıcı kombinlerle şık ve rahatlık ön planda şeklinde tasarlanmış.

    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi
    Chanel’in süpermarketi

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (6)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (7)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (8)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (9)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (10)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (11)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (12)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (13)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (14)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (15)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (16)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (17)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (18)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (19)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (20)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (21)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (22)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (23)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (24)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (25)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (26)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (27)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (28)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (29)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (30)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (31)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (32)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (33)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (34)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (35)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (36)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (37)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (38)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (39)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (40)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (41)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (42)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (43)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (44)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (45)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (46)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (47)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (48)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (49)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (50)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (51)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (52)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (53)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (54)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (55)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (56)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (57)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (58)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (59)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (60)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (61)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (62)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (63)

    chanel_supermarket__giyim_moda_koleksiyonu (64)

  • Maya ile, güzelliğinize güzellik katmaya ne dersiniz?

    Maya ile, güzelliğinize güzellik katmaya ne dersiniz?

    Mayanın cilt; ve saçlar üzerindeki etkisinin yüzlerce yıldır bilindiği hakkında fikir sahibi değilseniz, çok geç kalmışsınız deriz… Bu yazımızda, maya ile, güzelliğinize güzellik katmanın yollarını öğrenmeye, şu andan itibaren başlıyorsunuz… Mayayı, Mısır’lı kadınlar, güzelleşmek için ciltlerine uygularken, bununla birlikte, mikrop öldürücü özelliğini de keşfetmiş, ve bizlere kadar ulaştırılan bir bilginin kaynağı niteliğini taşımışlar…

    Mayanın Faydaları Nelerdir?

    Mayanın içeriğinde bir takım mineral ve vitaminler yer alıyor. Mayanın içeriğinde yer alan bu mineral ve vitaminler, cildin gereksinim duyduğu vitamin; ve mineraller olarak bilinmeli. Aynı şekilde saç da, mayanın içeriğinde bulunan vitamin ve minerallere gereksinim duyuyor… Mayanın faydaları arasında, karaciğeri toksinlerden arındırmasından bahsetmek gerekirken, mayanın faydalarından bir diğeri de sivilce tedavisi; ve akne tedavisi. Mayanın faydaları arasında, cildi, gereksiz yağlarından arındırması da yer alıyor… Saç diplerine yaptığınız masaj ile, saç dökülmesinin tedavisini gerçekleştirebilirsiniz. Cildinizi nemlendirebilir; ve yine maya ile, çatlamış ellerinizin yumuşamasını sağlayabilirsiniz…

    Mayanın Cilde Faydası
    Maya, içeriğinde önemli miktarda protein bulunduruyor. Mayanın içeriğinde bulunan protein, cildin kendisini yeniden yapılandırmasına yardımcı oluyor; bu durum ise, cildin pürüzsüz; ve güzel görünmesine olanak tanıyor. Aynı zamanda, mayanın içeriğinde, önemli miktarda potasyum yer alıyor, Potasyum, dokularda bulunan zararlı toksinlerin dışarı atılmasına olanak tanıyor. Bu etki, cildin tamamen yenilenmesini sağlıyor; ve bunun da yanında, yağlarından arındırılan ciltte, akne ve sivilce oluşumu ya durduruluyor; ya da azaltılıyor…

    Maya Maskesi Nasıl yapılır?

    Mayanın, cilt üzerindeki faydalarından yararlanmak için, bir tatlı kaşığı yoğurt; ya da aynı ölçüde süt; ve iki çorba kaşığı yaş mayaya ihtiyacınız var. Bir kaseye alınan mayanın içerisine az miktar ılık su eklenir; ve maya eritilir. Daha sonra ise, süt ya da yoğurt, maanın içerisine eklenir; ve bir krem kıvamını alarak karıştırılır. Elde edilen maya, göz çevresi ve dudak çevresi hariç, dairesel hareketlerle yüze uygulanır. Yüzünüzde on dakika kalması gereken mayayı, hafif bir şekilde ıslatılmış pamuk ile silin. Daha sonra da yüzünüzü, önce ılık su; sonra ise soğuk su ile yıkayın…

    Elleriniz İçin Maya Formülü

    Mayanın faydaları eller için de geçerli. Elleriniz soğuktan çatladı ise, maya ile uygulayacağınız bir kaç seansın sonrasında, ellerinizin çok yumuşak olduğunu görebileceksiniz… bir tatlı kaşığı yaş maya; ve bir kahve fincanı ılık su ile, ellerinizdeki çatlamaları önleyebilir, tedavi edebilirsiniz… Akşamları yatmadan önce gerçekleştirmeniz gereken bu uygulamada, sütün içerisine mayayı atıp, iyice erimesini sağlamalısınız. Sonrasında on dakika boyunca elinizde kalmasını sağladığınız bu mayalı kremi yıkamanız gerekmektedir.

    Mayanın Saça Faydaları

    Saçlar üzerinde de pek çok olumlu etkisi bulunan maya, strese bağlı saç dökülmelerini önleyerek, saçın uzamasına katkıda bulunuyor. Mayanın içeriğinde B5 vitamini bulunuyır, ve bu vitamin, saç sağlığı açısından çok önemli etkileri olan keratinin oluşumuna katkıda bulunuyor. Keratin de saçın dökülmesini önlerken, yine keratin, daha gür; ve sağlıklı saç görünümüne olanak tanıyor.

    Dört çorba kaşığı toz maya; ve bir su bardağı ılık suya gereksiniminiz var. Ilık suyun içerisinde eritilen mayanın saç diplerine friksiyon yöntemi ile yedirilmesi, ve bir kaç dakikalık bekletmeden sonra bol su ile yıkanması gerekiyor…

  • 2014 Yatak Odası Dekorasyonu

    2014 Yatak Odası Dekorasyonu

    Yeni bir 2014 yatak odası dekorasyonu mu hazırlamak istiyorsunuz? O halde sizler için seçtiğimiz örnek dekorasyonlara kesinlikle bir göz atmalısınız.

    2014 Yatak Odası Dekorasyonu

    2014 Yatak Odası Dekorasyonu
    2014 Yatak Odası Dekorasyonu
    2014 Yatak Odası Dekorasyonu
    2014 Yatak Odası Dekorasyonu
    2014 Yatak Odası Dekorasyonu
    2014 Yatak Odası Dekorasyonu

    2014_yatak_odasi_dekorasyonu (1) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (2) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (3) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (4) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (5) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (6) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (7) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (8) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (9) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (10) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (11) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (12) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (13) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (14) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (15) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (17) 2014_yatak_odasi_dekorasyonu (19)

  • Çalışırken şişmanlamayın

    Çalışırken şişmanlamayın

    İşte size hem sağlığınızı hem de ideal kilonuzu koruyacak birkaç öneri…

    Her sabah işyeri servisi, toplu taşıma araçlarıyla ya da kendi aracıyla işe gidenler plaza ya da ofislerde yaşamlarını sıkıştırır. Bu tekdüzelik ve spora vakit ayıramamak neticesinde de kilo almak kaçınılmaz olur. Hem kilo almanızı engellemek hem de sağlıklı yaşam için size faydalı tavsiyeler…

    – Asansör kullanıyorsanız, ofisinizin bulunduğu kattan birkaç kat önce inin ve merdivenleri kullanın.

    – Eğer işiniz masa başında ise her yarım saat bir kalkıp ofiste biraz yürüyün.

    -Öğün atlamamaya çalışın. İşyerinde nitelikli ve abartmadan yiyin. Aralarda acıkırsanız taze meyve gibi sağlıklı atıştırmalar yapın.

    – Bol meyve ve sebze tüketin. Yanınızda salatalık getirin. Günde en az beş porsiyon tüketin. Bir porsiyon, iki-üç kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya iki-üç adet küçük boy meyve (örneğin erik), bir küçük kase meyve salatası veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Bunlar fazla kalori yükü yapmadan sizi tok tutar.

    – Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İşyerinde her gün farklı bir et cinsi seçin.

    – Ne kadar alkol tükettiğinize dikkat edin. İçki çok kalorilidir ve şişmanlatıcı yiyeceklere karşı iştahı artırır.

    – Bol bol su için. Günlük hedefiniz altı-sekiz bardak olsun. En fazla 12 bardak için. Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt ve az yağlı peynir gibi düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin. Bitkisel çay tüketiminde özellikle rezene ve zencefili seçin.

    – Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalye, konserve ton) tüketmeye özen gösterin.

  • Kakaolu tartolet tarifi

    Kakaolu tartolet tarifi

    Kakaolu tartolet nasıl yapılır? Kakaolu tartolet malzemeleri nelerdir? Kakaolu tartolet tarifi…

    Malzemeleri:
    1 paket margarine (yumuşatılmış)
    1 adet yumurta
    150 gr. pudra şekeri
    200 gr. mısır nişastası
    25 gr. kakao
    70 gr. bitter çikolata rendesi
    1 paket vanilya
    yarım paket kabartma tozu
    aldığı kadar un

    Yapılışı:
    Bütün malzeme yumuşak bir hamur elde edilinceye kadar yoğrulur.
    Unlu zeminde merdane yardımıyla 1 cm kalınlığında açılır ve tart kalıplarına uygun yuvarlak bir kase,orta boy enideali ile kesilir.
    Kesilen yuvarlak hamurlar yağlı kağıt serilmiş tart kalıplarına yerleştirilir.
    200 cc ısıtılmış fırında rengi koyulaşıncaya kadar pişirilir,
    tartların içi arzu edilen krema veya marmelat çeşidiyle süslenir..

    Kakaolu tartolet
    Kakaolu tartolet
  • Siyah çöl evi muhteşem manzara…

    Siyah çöl evi muhteşem manzara…

    siyah çöl evi
    siyah çöl evi
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara
    Siyah çöl evi muhteşem manzara

  • Ayrılmak istiyorum çünkü…

    Ayrılmak istiyorum çünkü…

    Teknolojik gelişmeler, değişen toplumsal ihtiyaçlar ve hayat tarzları evliliklerin kısa ömürlü olmasına neden oluyor. Yeni nesil evliliklerde çiftlerin neden 40 yıl bir yastıkta kocamak yerine hakim karşısına koştuklarının yanıtı bu yazıda…

    İstatistiki veriler son yıllarda boşanmaların evlenme oranlarını aştığını gösteriyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar, ‘iyi günde kötü günde’ diyerek başladıkları evliliklerini çok daha kolay bitirebiliyor. “Günümüz evlilikleri en çok hangi sebeple sona eriyor?” sorusunu yönelttiğimiz Nisan Danışma Merkezi’nden Psikolog Feyza Bayraktar, ilk sebebin eşler arasındaki iletişimsizlik olduğunu belirtiyor. Evlilikleri bitiren nedenlerle, evlilik öncesi ilişkileri bitiren nedenler arasında öncelik sıralaması açısından bir farklılık olsa da şu bir gerçek ki; iş hayatında eskisinden daha fazla sayıda ve daha etkin rol alan kadınlar, mutsuz oldukları evliliklerden ve ilişkilerden çok daha kolay uzaklaşıyor. Erkekler ise sevgililerinin ya da eşlerinin kariyer başarısından gurur duymakta her zaman başarılı olamıyor ve acısını kadından çıkarmayı tercih ediyor. Uzman Psikolog Feyza Bayraktar, günümüz evliliklerini bitiren öncelikli sebepleri ve çözüm yollarını anlattı.

    İLETİŞİMSİZLİK

    Yeni nesil evliliklerde kadın da erkek de çalıştığı için, iki taraf da akşam eve yorgun geliyor. Çiftler ayrı koltuklara uzanıp televizyon karşısında uyuyakalıyor ya da farklı odalarda farklı programlar izliyorlar. Sadece erkeğin çalışması halinde, günümüz koşullarında evin geçimini sağlayabilmek için çok yoğun çalışmak zorunda kalan erkek eve geldiğinde eşini dinlemek, eve ve çocuklara dair sorunları duymak istemiyor. Çalışma saatlerinin hafta sonuna sarkması tatil programları yapmaya da engel olabiliyor. Tüm bunların sonucu olarak eşler arasındaki paylaşım ve iletişim azalıyor, taraflar birbirlerinin iş ve sosyal hayatları hakkında hiçbir şey bilmez hale geliyor. Zaman içinde birbirlerinin sadece birer ev arkadaşı haline gelen eşler, hem yalnız hem stresli oluyor.

    Ne yapmalı?

    İletişimsizlik oluruna bırakıldığında iyice çözümsüz hale geliyor. Eşlerin ilişkilerindeki heyecanı ve iletişimlerini sürdürmek için çaba sarf etmeleri gerekiyor. Uzman Psikolog Feyza Bayraktar, iletişim eksikliği yaşayan eşlerin birbirlerine zaman ayırmak için özel programlar yapmalarını öneriyor ve “Haftada bir akşam beraber film izleyebilir, hafta sonları varsa çocuklarınızı ailenize emanet edip şehir dışına kısa seyahatler yapabilirsiniz. Ayrıca ev yaşantısında kendinize daha fazla özen göstererek bitmesini istemediğiniz heyecanınızın sürmesini sağlayabilirsiniz” diyor.

    ÇOCUK MERKEZLİ EŞLER

    Evliliklerde özellikle kadınların çok sık yaptığı hatalardan biri de kendilerini çocuklara adamak… Kadın, doğum yaptıktan sonra ilgi ve sevgi odağını değiştirip tamamen çocuğa yönelmeye başlayabiliyor. Çocuğunu uyuturken onun yanında yatıyor ya da çocuğu yataklarına alıyor. Bu durum eşlerin hem duygusal hem de cinsel paylaşımını azaltıyor. Erkek kendini itilmiş hissediyor. Daha az görülmekle birlikte bazı erkekler de aynı şekilde çocuklarına aşırı ilgi gösterip eşlerini ihmal edebiliyor.

    Ne yapmalı?

    Ailenin çocuk merkezli olmamasını sağlamak, ailede herkesin farklı bir rolü olduğunu fark etmek gerekiyor. Ayrıca çocuğun sadece anneye ya da babaya ait olmadığı, her ikisinin ortak çocuğu olduğunu unutmamak şart. Uzman Psikolog Feyza Bayraktar, bebeklerin mümkün olan en küçük yaşta ayrı odada uyumaya alıştırılmasını, kendi odasında yatmayı reddeden çocuklar için psikolojik destek alınmasını öneriyor.

    ANNE-BABADAN KOPAMAMAK

    Bazı kadınlar ve erkekler evlendikten sonra dahi kendilerini hala ailelerine ait hissediyorlar ve önceliği anne-babalarına veriyorlar. Kadınların çalışıyor olması erkeğin ya da kadının annesinin bazen de hem anne hem babasının aynı evde yaşamasını gerektiriyor. Evde büyüklerin de yaşıyor olması çiftlerin cinsel hayatlarını sadece yatak odası ile sınırlı hale getiriyor. Ses duyulacak, fark edilecek korkuları cinsel hayattaki heyecanları azaltıyor. Anne ya da kayınvalidenin bazen de babanın, eşler arasındaki sorunlara doğrudan müdahale etmesi de sorun yaratıyor. Tartışan çift akşam yatak odasında baş başa kaldığında barışsa bile olaya şahit olan büyükler konuyu tekrar tekrar hatırlatabiliyor. Anneleri tarafından yönetilen kadın veya erkek bu durumda etki altında kalabiliyor.

    Ne yapmalı?

    Evlenen kişilerin artık yeni bir ailelerinin olduğunu, anne-babalarının ikinci sırada kaldığını kabul etmeleri gerekiyor.

    CİNSEL SORUNLAR

    Çocukluktan itibaren cinsellik hakkında korkutularak yetiştirilen kız çocukları yetişkinlik döneminde çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyor. Cinsel ilişkiye girememe (vajinismus) ya da orgazm olamama gibi sorunlar kadınların cinselliğe bir zorunluluk gibi yaklaşmasına neden oluyor. Evliliğini sürdürebilmek için zorla cinsel ilişkiye giren kadınlar zamanla eşlerinden kaçmaya, uzaklaşmaya başlayabiliyor. Erkekler ise erken boşalma ya da ereksiyon olamama gibi sorunlar yaşayabiliyor ancak bunların tedavisinden çekiniyor, doktora gitmeyi reddedebiliyor. Cinsel paylaşımdaki sorunlar evliliklerin çatırdamasına neden oluyor.

    Ne yapmalı?

    Cinsel sorunlar için bir uzmandan yardım alma fikri özellikle erkekler için zor olsa da böyle durumlarda çift terapisi ve cinsel terapi almak sorunların çözümünde büyük fayda sağlıyor.

    ALDATMA

    Aldatma her iki taraf için de kabul edilemez olarak nitelendirilse de Türk toplumunda kadınlar çoğunlukla eşlerini affetmeyi seçiyor. İlk başta öfkelenen, sert tepki veren kadınlar zaman içinde olayı sineye çekmeyi tercih ediyor. Ekonomik özgürlüğü olan ya da çocuğu olmayan kadınlar aldatıldığında ayrılma kararını daha kolay alabiliyor. Ancak aldatan taraf kadın olduğunda erkeklerin yüzde 90’ı hemen ayrılmak istiyor.

    Ne yapmalı?

    Bir eylemin aldatma olup olmadığı kişilerin bakış açısına göre değişiklik gösteriyor. Bir kadın eşinin internet üzerinden bir başka kadınla sohbet etmesini aldatma olarak kabul etmeyebiliyor ya da bir başkası eşinin kendisini aldatmasında haklı sebepler bulmaya çalışabiliyor. Bazıları içinse küçük bir davranış bile çok önemli olabiliyor. Bu yorumlamalar kişinin ve ilişkinin yapısına göre değişiyor. Aldatma ile ilgili sorunlarda öneride bulunmak da bu nedenle çok doğru bir yaklaşım olmuyor.

    KARİYER KISKANÇLIĞI

    Son yıllarda kadınların iş hayatında hızla yükselmeye başlaması, eşlerinden daha üst pozisyonlarda görev almaları sonucunu da doğuruyor. Bazı erkekler bu durumdan mutluluk duyabilirken bazıları ise bunu sorun haline getirebiliyor. Karısının iş hayatındaki ilerlemesini engellemek isteyen eş, olmadık konulardan sorun çıkarıyor, eşinin iş seyahatine gitmesini engelliyor, sonunda da eşini aldatarak bir anlamda intikam almaya çalışabiliyor.

    Ne yapmalı?

    Eşinin kariyerini kıskanan erkeğin bunun eşi ile değil, kendisi ile ilgili bir problem olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Kadının bu durumda yapacağı tek şey ise eşinin hassas olduğu konularda özellikle onun üzerine gitmemeye çalışmak, gerektiğinde onun gururunu okşayacak davranışlarda bulunmak oluyor.

    MADDİ SIKINTILAR

    Türk toplumunda kadının çalışıp çalışmaması halen büyük bir sorun olmazken erkeğin işsiz kalması, sürekli iş değiştirmesi, çalışmaması, iflas etmesi ya da işindeki sorunları eve yansıtması evliliklerde ayrılık nedeni olabiliyor. Evlilikler ‘iyi günde kötü günde’ sözü ile başlasa da kadınlar böyle durumlarda terk edici olabiliyor. Kadının ailesinin bu konuda destek verdiği durumda kadın daha kolay karar verebiliyor.

    Ne yapmalı?

    Uzman Psikolog Feyza Bayraktar, işsiz kalan ya da sık iş değiştiren kişiyi doğrudan yargılamak yerine herkesin kendine uygun bir işte çalışmıyor olabileceğini düşünmeyi öneriyor. Bu noktada kariyer danışmanlığının çok yardımcı olabileceğini belirten Bayraktar, “Danışmanlık almak için mutlaka üst düzey yönetici olmak gerekmiyor. Çalışan her insan kariyer danışmanlığı hizmetinden fayda görüyor. Sık iş değiştiren kişi, sosyal fobisi veya performans kaygısı olduğu için bunları yaşıyor olabilir. ‘Sen tembelsin’ deyip evliliği bitirmektense eşlerin birbirine destek olması çok daha yerinde olacaktır” diyor.

  • Ellery 2014 elbise modelleri

    Ellery 2014 elbise modelleri

    Ellery 2014 modelleri galerimzide sizlerle…

    Ellery 2014 modelleri

    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri
    Ellery 2014 modelleri

    ellery_2014_modelleri (12) ellery_2014_modelleri (13) ellery_2014_modelleri (14) ellery_2014_modelleri (15) ellery_2014_modelleri (16) ellery_2014_modelleri (17) ellery_2014_modelleri (18) ellery_2014_modelleri (19) ellery_2014_modelleri (20) ellery_2014_modelleri (21)

  • Akşam diyeti

    Akşam diyeti

    Akşam diyeti” yapabilirseniz, emin olun ertesi sabah daha genç ve dinç bir yüz, beden, cilt ve ruhla uyanacaksınız.

    Önce bir hatırlatma yapalım: Ne yediğiniz kadar, ne miktarda ve ne zaman yediğiniz de önemlidir. Sadece bunlara özen göstermeniz de yetmez. Yiyecekleri nasıl pişirdiğiniz, birlikte hangi yiyecekleri tükettiğiniz de önemlidir.
    Beslenmenizi “bedenimize uygun”, yani “genetik, biyolojik, metabolik yapılanmanıza paralel” sürdürüp sürdürmediğinizi belirleyen önemli bir faktör daha var. Günlük enerji kazanımınızı nasıl planlıyorsunuz? Kalorileri sabaha, öğlene, akşama nasıl dağıtıyorsunuz?

    Yaşa, boya, bedensel kurguya, sağlık durumuna, gün boyu gösterilen fiziksel çabanın miktarı ve yoğunluğuna göre değişse de yetişkin bir kadının günde ortalama 1700-1800, erkeğin ise 2000-2200 kalori civarında “enerji kazanımına” ihtiyacı var.
    Orta yaşlı biriyseniz eğer, hele bir de yaşlanma sürecine girdiyseniz bu bir günlük enerji kazanımınızı sabah, öğle, akşam yemeklerine nasıl dağıttığınız, nasıl taksim ettiğiniz de en az kalori miktarı kadar önemlidir.

    YANLIŞ NEREDE?

    Bugün uyguladığımız beslenme tarzı genetik yapımızla da, biyolojik mirasımız ve metabolik organizasyonumuzla da taban tabana zıt gibidir. Son 100 yıl, hele hele son 50 yıl dışında insanoğlu gıdayı hiç bu kadar bol ve hiç bu kadar kolay bulamamıştır.
    Dedeleriniz, onların dedeleri, hatta onların da büyük büyük dedeleri sürekli ve düzenli gıda bulmakta zorlanmışlar, sık sık uzun süreli açlıklara, hatta kıtlıklara maruz kalmışlar.
    Ancak son yüzyıl beslenme tarzımız ve netice olarak enerji/metabolizma ilişkimizde inanılmaz bir karmaşıklık oldu. Daha önceleri günlük kalori ihtiyacının ortalama üçte ikisini kahvaltıda, geriye kalan üçte birinin önemli bir kısmını öğle saatlerinde ve kalan küçücük bölümü de akşam erken saatlerde tüketen ve binlerce yıldır bu alışkanlığı devam ettiren “eski insan” gitmiş, yerine sabah birkaç lokma atıştırıp evinden çıkan, öğle aralığında yüksek kalorili ama besin değeri çok düşük fast food gıdalar tüketen ama akşam eve dönünce sofrasında ne varsa silip süpüren, çoğu zaman da adeta “yatağa girene kadar tıkınan yeni bir insan” gelmiştir. Netice mi?

    SONUÇ NE?

    Netice ortadadır. Bundan 100 yıl öncesine kadar “sabahları krallar gibi yiyen, öğlen bir işçi gibi beslenip akşam fakir sofrasıyla yetinen”, dolayısıyla “sağlıklı bir üçgen kurgusu” içinde beslenen atalarımız gidip de yerine tepetaklak olmuş bir beslenme modeli geliştiren yeni insan gelince, bedenlerimiz eskiye oranla daha kolay şişmanlamaya, daha sık kansere yakalanmaya, daha çok kalp damar hastası olmaya, daha güçsüz bir bağışıklık yapılanmasına ve daha kötü yaşlanmaya başlamıştır.
    Kısacası günümüzün beslenme tipi genetik mirasımıza da, biyolojik metabolik yapılanmamıza da yabancıdır. Yaşadığınız ve çözüm bulamadığınız ilaçlarla üstünü örtmeye çalıştığınız pek çok problemin temel nedeni biraz da bu yanlıştır. Peki çare ne?

    ÇARESİ VAR MI?

    Çare yeni bir buluş veya araştırmanın sonuçlarını beklemekte değil, genetik mirasımızda yazılı olanı yeniden hayata geçirmektedir. Çare adına “akşam diyeti” de diyebileceğimiz eski adeti yeniden gündeme getirmektedir. Eğer bunu yaparken birazcık da toplam kalori tüketimimizi azaltabilir, yükte hafif pahada ağır şeyler yemeyi becerir, sadece doğal beslenmeye değil, bedenimizin doğal yapısına, genetik mirasına, biyolojik metabolik organizasyonuna uygun eski tip bir beslenme modeline yeniden dönmeyi de başarabilirsek işimiz emin olun kolaylaşacaktır.
    Bu tabiî ki kolay başarılabilecek bir iş değildir. Yeni hayat bize akşamları bir araya gelmeyi, ailemizle, akrabalarımızla, dostlarımızla akşam yemeklerinde veya gece saatlerinde birlikte olabilmeyi dayatmış gibidir. Çoğumuz sabahın köründe çıkıyor, akşama kadar canhıraş bir şekilde çalışıp yorgun argın evimize dönüyoruz.
    Eve döndüğümüzde de bazen “stresimizi yenmek” adına, bazen “yorgunluğumuzun ödülünü almak” aşkıyla, yani bir sebeple “homidi gırtlak” yiyeceklere abanıyoruz.

    DEĞİŞİM ŞART!

    Çözüm kolay değil, tabiî ki her akşamı birkaç lokmayla geçiştirip yatağa azıcık aç ve boş bir mideyle yatabilmek kolay başarılacak bir iş olmasa gerek. Ama bu değişimi de yavaş yavaş başlatabiliriz. Mesela hiç olmazsa haftada bir ya da iki akşam akşam yemeğinden vazgeçmeyi deneyebiliriz.
    İsterseniz gelin bu hafta bir akşamı erken saatlerde içeceğiniz bir sebze çorbası ve bir parça yoğurtla ya da peynirle geçiştirmeyi deneyin.
    Baktınız olmadı sadece bir parça bitter çikolata veya 3-5 fındık, badem ya da cevizle idare edin. Emin olun ki ertesi sabah daha genç ve dinç bir yüz, beden, cilt ve ruhla uyanacaksınız.

  • Multivitamin hapı kullanmak doğru mu?

    Multivitamin hapı kullanmak doğru mu?

    Vitamin , mineral ve besin takviyelerine ilişkin seçimlerimizi ve planlarımızı yaparken istisnai durumlar dışında standart multivitamin haplarından uzak durmakta fayda var. Tıpkı ilaçlar gibi besin takviyelerinin de kişiye göre değişiklik gösterebileceğini unutmamalısınız.

    İsterseniz sözü çok uzatmadan sorunun cevabını verelim: Doğru Değil Herkesin her sabah bir multivitamin hapı yutarak güne başlaması,işe,okula,bahçeye,tarlaya,fabrikaya giderken aynı takım elbiseyi giyerek evden çıkması gibidir.Oysa herkes farklı yaş ve cinsiyettedir. Sağlık sorunları farklıdır. Herkes için ortak bir metabolik yapılanma, ihtiyaçlar silsilesi ,genetik miras ,sağlık geçmişi ,beslenme alışkanlığıı söz konusu değildir.Herkes farklıdır. Farklılık herkesin her gün bir adet “vitamin mineral ya da besin desteği” yutmasının yanlışlığını teyit eder.

    İŞTE ÖRNEKLER

    Diyelim ki hamilesiniz ya da hamileliğe hazırlanıyorsunuz. Doğuracağınız çocuk ve kendiniz için sorun yaratabilecek bazı vitamin ve mineral eksiklikleri var ve bunların başında da bir omega-3 yağ asiti olan DHA, bir B vitamini olan folik asit, D vitamini, minerallerden de demir geliyor.

    Hamile anneyi de doğacak çocuğu da en çok tehdit edecek, eksiklikleri en çok sorun çıkaracak vitamin ve mineraller bunlar çünkü. İşte bu nedenle hamile bir anne için doğru olanı öncelikle folik asit, DHA, demir ve D vitamini ihtiyacını gözetmek olmalı ve seçimler buna göre yapılmalı.

    Menopoz dönemindeki bir kadınsanız durum daha da farklıdır. Onun kemiklerini korumak için günde en az 400 mg kalsiyuma, 400-800 ünite kadar D vitaminine ve eğer mümkünse biraz da çinko ve magnezyum desteğine ihtiyacı var.
    Vejetaryen birinde ise durum iyice karışır. Onun ihtiyaç önceliği B 12 vitamini merkez yapılarak kurgulanmalı, çünkü yeteri kadar hayvansal ürün kazanamadığından ilk karşılaşacağı sorun muhtemelen B 12 vitamini eksikliğine bağlı yorgunluk, unutkanlık, kansızlık olacaktır.

    Ayrıca aynı kişinin daha çok hayvansal gıdalarla kazanabileceği önemli bir minerale de fazlaca ihtiyacı olacaktır: Demir!

    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Sağlıkla ilgili her konuda olduğu gibi vitamin, mineral ve diğer bitkisel desteklerin düzenlenmesinde de “kişiye özel” programlar yapmamız lazım.

    DOKTORLAR NEREDE HATA YAPIYOR?

    Kimin ne zaman çinkoya, magnezyuma, kimin ne zaman alfa lipoik aside, CoQ10’a, kimin ne zaman ginsenge, omega-3 yağ asitlerine, kimin ne zaman D vitamini veya folik asit takviyesine ihtiyacı olduğu hiç belli olmaz!

    Sadece siz değil biz doktorlar da bazı hataları tekrarlamaya devam ediyoruz. Biraz da eğitimimizden kaynaklanan önemli bir “ORTAK HATAMIZ” şu: İnsana değil hastaya odaklıyız! Bu nedenle “iyileşmek için hasta olmanın tek şart olmadığını unutuyoruz”. Ayrıca “hastayı değil hastalığı tedavi etmeye yönlendirildik, bu şekilde eğitildik”.

    Bize çok sayıda insanı/hastayı aynı yöntemlerle ve aynı tarzda tedavi edecek şekilde düşünme eğitimi verildi. Zaten bunun için de üç aşağı beş yukarı aynı tansiyon haplarını, aynı kalp damar hastalığı ilaçlarını, hemen hemen aynı dozlarda ve aynı kombinasyonlarda kullanıyoruz.

    Bu sadece eğitimimizden kaynaklanan bir problem de değil. Bizi aynı tür tedavilere zorlayan, aynı şekilde düşünmeye yönelten nedenlerden biri de kurumsal olarak hazırlanmış ortak tedavi reçeteleri. Aynı yanlışı vitamin, mineral ve besin desteği takviyelerini kullanmayı düşündüğümüz zaman da yapıyoruz. Oysa “her insan farklıdır” ve “hastalık yok hasta vardır” kavramları her zaman geçerliydi, şimdi de geçerli.

    Ne yapmalı

    İşte bu nedenle vitamin, mineral ve besin takviyelerine ilişkin seçimlerimizi ve planlamalarımızı yaparken de istisnai durumlar dışında standart multivitamin haplarından uzak durmakta fayda var. Tıpkı ilaçlar gibi besin takviyelerinin de kişiye göre değişiklik gösterebileceğini siz de, biz de unutmamalıyız. Yirmi yaşındayken de, yetmiş yaşındayken de aynı multivitamin hapını yutarak gönlümüzü hoş tutma yanlışlığına düşmemeliyiz.
    Vitamin, mineral ve diğer besin desteklerine yönelik ihtiyaçların kişiden kişiye, hatta aynı kişide bile üç beş aylık periyotlar içinde değişiklik gösterebileceğini hatırlamalıyız. Bunlardan bazılarının dozlarının yaşa, cinse, beslenme alışkanlıklarına, egzersiz yapma yoğunluğuna, kullanılan reçeteli ilaçlara, hatta uyku ve stres durumlarına göre bile değişebileceğini ise aklımızdan asla çıkarmamalıyız.

    Hürriyet – Kelebek