ayşe hatun önal sendromu

Var var olmaz mı :)
Kesinlikle itiraf ediyorum. Özümde tembel değildim ama. Kimya okurken, sabah laboratuvar dersine hazırlanıyordum. Önceki gecede bir arkadaşsın doğum gününü kutlamıştık ama arkadaşımız bursadaydı. Onun adına pasta kesip yedik :) arkadaş dedi ki bu ne böyle hoparlörden doğum günü mü kutlanır. Kanlı canlı görebilseydim keşke sizi.
Laboratuvar dersi girişlerinde mini sınavlar oluyordu. O sınavı geçersen derse girme hakkı kazanıyorsun. Ona çalıştım tüm gece. Sabah oldu aldım önlüğümü yola çıktım. Ve daha önce planlamadığını ani bir şekilde fakülteye değil otogara giden minibüslere binip Samsun’dan Bursa’ya gittim. Arkadaşa sürpriz yapıp ertesi gün geri döndüm. Bunun başka başka versiyonları da var. Ben tembel değildim. Ama tembelleştim ve insanlara karşı mı değiştim. İnsan anlayışım değişti ve tembelleştim mi denklemi çözemiyorum.


Valla buna benzer ani çılgın aktivitelerle gecti üniversite hayatim. Aynı gün icinde ülke degistirdigim ve geri dondugum dahi oldu supriz yapmak için düşün:) şimdi yapar mısın deseler cooook zor. Artık o yıllardaki enerjimizden midir, sosyal olma ihtiyacimizdan mi, üşenmiyoruz hic boyle şeylere. Aksine keyif veriyor. Ama zaman icinde kendi kabuğuna cekilme olayı daha cazip geliyor. Bunda cok önemsenecek bir sey yok bence. Hayatin akışı diyelim
 
bütün konuyu hatta cevaplarinizi tam olarak ben yazmış gibiyim hatta yalnızlığı o kadar seviyorum ki çocuk yapamiyorum yıllarca yalnız kalamicak olmak birine bakma hizmet etme fikri korkunç geliyor. Bi de şu var sanırım sizde (kendinden biliyorum) fazla empati böyle bi hastalık var (beyhan budak psikolog bi videosunda anlatiyor bakın isterseniz) insanların tüm duygularını hislerini hatta bakışından düşüncelerini bile anlıyor olmak ruhsal yorgunluk bıkkınlık veriyor yani bi ömürde on kişilik ömür yaşıyor gibi oluyorsunuz fazla duygu yüklemesinden.
Ah evet benim sevenim bundan çoktu zamanında. Çünkü birşeyi iki parmağımla tutmadım hiç. Ya kavrayacağım ya bırakacağım. Hayatıma giren herkesin en mahrem sırlarını öğrendim. İnsanlar dinler sonra sonra eve gidip bir çay yapar kendine gelir. Ben gelemem. Normal ve soğukkanlı görünürüm ama içten içe çürürüm. Onun derdi dert benimmiş gibi yorar beni. Annemin bir komşusunun -adını bilmediğim yüzünü dahi görmediğim- kızının (10) yüzünde geçmeyen sivilceler çıkınca doktora götürmüşler. Biyopsiler kan tahlilleri vs dünya test yapılmış. Doktor cilt kanserinden şüpheleniyoruma getiren birşey söylemiş. Test sonuçları iki hafta sonra açıklanacaktı. O iki hafta anneme hergün (nerdeyse hergün konuşuruz annem beni tanıdığı için yormadan sever :) o krizi sordum. Sürekli aklımın bir kenarında küçücük kız, lütfen kanser olmasın korkusu vardı. İki hafta sonra sonuçlar temiz çıkınca beynimin bir kısmını kemiren kız da annesi de hayatımdan çıkmış oldu.
Olabilir, hiç düşünmemiştim ruhi yorgunluğun illallah ettirebileceği :KK200:
 
not: uzun bir iç döküş. durumu olmayanlar hiç başlamasın.
selamlar hanımlar,

dün haber sitelerinde gezinirken ayşe hatun önal'ın verdiği bir röportajda 'evime misafir davet etmiyorum' başlığı dikkatimi çekti. röportaj tam metni şu şekilde:
'Yalnız yaşadığım için artık eve pek misafir kabul etmiyorum. İnsanlara hizmet falan bunlar beni yoran şeyler, dışarıda görüşmeyi tercih ediyorum. Davetsiz misafirlere kapıyı açmıyorum zaten evde yok numarası yapıyorum.'

31 yaşımdayım. iki üniversite okudum toplamda sekiz sene süren bir üniversite hayatım oldu. özellikle kimya fakültesinde okurken tanıştığım insan sayısı ve sosyal yoğunluk hala arkadaşlarım arasında konuşulur. kendi öğrenci evimiz vardı beş öğrenciydik ama o evde beş kişi uyuduğumuz çok nadirdi. gün geldi yirmi kişi kaldık. telefon listem ciddi kabarıktı. ve bu insanların çoğu birbirimize yüreğimizden dokunduğumuz, hayatımda hep olmalı, hep kalmalı türünden kişilerdi. yani bu sosyal hız benim başımı döndürmüyor, beni yormuyor aksine memnun ediyordu. çoğu kişinin hayallerinde olan kalabalık sofralar, kahkaha yükselen evler bizim evimizdi. her meslek grubundan arkadaşım vardı. ilk üniversite bitip ikinci üniversitem başladığında arkadaş grubunun yaş ortalaması düşük olduğu için pek iletişim kurma taraftarı olmadım ve bir nebze kendime döndüm. kimya yolculuğum sırasında beraber olduğumuz o kabarık listeyle de görüşmeye devam ettim. benimle birkaç saat geçirseydiniz telefonuma gelen bildirimlere bakarak tanınmış biri olduğumu düşünebilirdiniz.
-kendimi yeteri kadar övebildiysem sorunuma geçiyorum :KK48:-

sonra, zamanla fark ettiğim bir değişime girmeye başladım. telefon görüşmeleri 'bu sefer sen arayacaksın' larla bitmeye başladı. rehberin arayan kısmı doluyken aranan kısmı o günkü ev arkadaşlarıma açtığım ekmek lazım mı telefonlarıyla meşguldü.
bugün geldiğim noktada rehberimdeki elle tutulur dost denecek insan sayısı beş-altıya indi. tanımadığım numaralardan gelen vefafız nasılsın mesajları seyrekleşti. numarayı tanımadığımı söylemekten utandım ve her seferinde zaten devam ettirmek istemediğim konuşma kendiliğinden bitti.
son birkaç yıldır böyleyim. o beş altı kişiden başkasıyla görüşmek istemiyorum. o görüştüklerimde hadi şunu yapalım, alo cınım naber şeklindeden ziyade, birkaç ayda bir orda mısın hayatta mısın iyi misin merakını giderdikten sonra birkaç ay daha aramama halini aldı. oturduğum apartmanda kimseyle görüşmüyorum çünkü komşuculuk oynamak beni bayıyor. samimiyetsiz birkaç lakırdıyı kahve eşliğinde tüketmek. kahve sonrası ne benim cebimde ne onun cebinde dişe dokunur birşey kalmamış olması, çoğu kişiye minik ve ponçik bu kahve ziyaretini benim için zulme dönüştürüyor. ayşecim gibi :KK48: eşim haricinde kimseye kapıyı açmam. insanlar beni böyle kabullendiği için de pek gelmezler zaten.
böyle anlatınca yabani biri olduğum düşünülmesin. insanlara kendimi sevdirmeyi ve affettirmeyi çok iyi başarırım. tanıdığım ve pek iyi tanımadığım çok insanda büyük bir kredim vardır nedense.
bayramları hiç sevmem mesela. daha dün görüştüğün komşuna baklava, sarma gibi insanı zahmetten öldürecek şeyler yedirip havadan sudan konuşmanın neresi bu kadar çekici anlamıyorum. çok konuşan insanlara tahammülüm ciddi derecede azaldı. boş konuşan insanlara ise hiç tahammülüm kalmadı. eski günlerimi düşündüğümde yıldızı sönmüş bir star gibi hissediyorum kendimi :KK48: fakat o hayat şu an bana öyle uzak ve öyle yorucu geliyor ki.
var mı ben gibi insandan kaçan, insan sevmeyen. burada açılan arkadaş arıyorum konularının sahiplerinden özür diliyorum bunu şımarıkça bir off bırakın yakamı yhaa'dan ibaret sanmayın. çevrem öyle büyük doldu ve öyle büyük boşaldı ki olanları anlamdırmakta zorlanıyorum. kendi dünyamı kurdum ve içinde çok mutluyum. çalışıyorum, kimyagerim. müzik kursuna gidiyorum. dil eğitimi alıyorum. kaneviçe yapıyorum. üniversite sınavına hazırlanıyorum yeni bir bölüm için. ben bana yetiyorum ve çok mutluyum. ama neden toplumdan ve insanlardan bu kadar uzağım. yarın gece bir arkadaşın kınası var. ben de iki göbek atar keyfimizi buluruz tadında olabilsem. ama göbek atarak eğlenmek bir bana mı saçma ve sıkıcı geliyor.
:KK14:
Ne kadar da beni anlatmışsınız. Yıllardır aynı şeyleri hissediyorum. Artık arkadaş edinmek bile saçma geliyor çünkü herkes ama herkes samimiyetsiz geliyor. Ben öyle değilim mesela ama onları gördükçe kaçıyorum insanlardan. Samimiyetsizlikten, sahtelikten, çıkardan uzak dura dura çevremde kimsenin kalmadığını fark ettim. Sohbet ortamında benim arkadaşım yok dediğim zaman insanlar şaşırıyor. Sahte olacağına hiç olmasın diyorum. Evet üniversiteden mezun olduğumdan beri hayatımda kalan kimse yok. Nereye gittiysem hep geçici oldu arkadaşlıklarım çünkü o bulunduğumuz ortamdan ayrılınca ortak noktamız kalmamaya başladı. Ben de kendime yetiyorum. ve hiç arkadaşım yok diye de şikayet etmiyorum. Eşim yetiyor, ailem yetiyor çok şükür.
 
Ben yaşantımdan ve yalnızlığımdan keyif alıyorum. Değiştirmek için birkaç kişiden özür dileyip birkaç gün çaba harcamam yeterli. Buna mahkum olduğum için değil bunu tercih ettiğim için böyleyim.
İş hayatı dolayısıyla sürekli yeni insanlarla tanışıyoruz. Ve her yeni insanda birkaç görüşme sonrası, birkaç aykırı faaliyet sonrası herseyi başa sarıyoruz. En üşendiğim şey birine kendimi anlatmaya çalışmakken, az sonra çıkılacak öğle yemeğinde az önce yaşanan minik kavganın binbir açıdan kritiği yapılacakken yemeğe gidenlere eşlik etmemem ve bir sandviçle yemeği geçiştirmem her seferinde ‘yine mi gelmiyorsun :işsiz:‘ tadında karşılandığı için ismini tam olarak koyamasam da kendimi tercihlerim açısından öteki hissettiriyor. Fakat bir sonraki tercihte vereceğim kararı etkiliyor mu. Hayır. Fakat o his çok lanet.

Kına gecesi :olamaz: eğlenmem imkansız. Işıklar mı daha parlak highlighter'ı mı karar veremeyeceğim kadınlarla beraber kimsenin ritmi tuttturamadığı horonlar tepmek:cry:

Aşkolsun highlighter ulusal süslenme aracımız artık. Bir tür mesaj veriyor gençlerimiz. Geleceğimiz de yüzümüz kadar parlak demeye çalışıyorlar. Hep sosyal mesaj kaygısından bunlar.

Ben sizden belki üstteki paragrafta bahsettiğiniz kısımda ayrışıyorum. Ben insanlardan uzak durmuyorum. Sadece istediğim ölçüde kendimi açıp, samimiyete karar veriyorum. Son çalıştığım üç kurumda da "dost" edinmedim. Kendimce sebeplerim vardı. Ancak çalışma hayatım devam ederken, davet edildiğim görüşmelere katıldım. İnsan izin verdiği ölçüde kişisel alanına dahil oluyor insanlar zaten.

Yirmili yaşların başında sizin gibiydim ben de. Çoğunlukla kaçardım ve ilgimi çekmeyen konularda ya sessiz kalır yahut ortama dahil olmazdım. Ancak şimdi durum biraz değişti. Hala eğlence ve sosyalleşme adı altında yapılan samimiyetten uzak, kendim olmayı başaramadığım ortamlardan kaçınıyorum ancak insan konusunda biraz daha farklı düşünüyorum. İnsanları incelemeyi sevdiğim ve her birinden mutlaka öğrenmem gereken bir şey olduğunu düşündüğüm için her ortama, her muhabbete fiziki olarak dahil olabilirim. Bir müddet sonra yarardan çok zarar göreceğimi anlarsam ilişiğimi keserim.

İşle alakalı kısımda haklı olabilirsiniz. İlk çalıştığım kurumda öğretmenler her okul çıkışı bir yerde kahve içerdi. Ya da okula bir şeyler sipariş edip otururlardı. Bu manasız eyleme anlam veremeyip bir an evvel evime gitmek isterdim. Zira konuşulan mevzular gün içinde yaşanan şeylerin kritiğiydi. Zaten yaşadınız o günü, bırakın bitsin gün bir de konuşarak sürdürmeyin derdim ama ne fayda.

Bunun dışında yaşınız kaç bilmiyorum. İnsan belli bir yaştan sonra sakinliği, az insanı tercih ediyor. Yine yaşla alakalı olarak olumsuz etki edecek her türlü ortam ve insandan kaçmak istiyor.
 
Ne kadar da beni anlatmışsınız. Yıllardır aynı şeyleri hissediyorum. Artık arkadaş edinmek bile saçma geliyor çünkü herkes ama herkes samimiyetsiz geliyor. Ben öyle değilim mesela ama onları gördükçe kaçıyorum insanlardan. Samimiyetsizlikten, sahtelikten, çıkardan uzak dura dura çevremde kimsenin kalmadığını fark ettim. Sohbet ortamında benim arkadaşım yok dediğim zaman insanlar şaşırıyor. Sahte olacağına hiç olmasın diyorum. Evet üniversiteden mezun olduğumdan beri hayatımda kalan kimse yok. Nereye gittiysem hep geçici oldu arkadaşlıklarım çünkü o bulunduğumuz ortamdan ayrılınca ortak noktamız kalmamaya başladı. Ben de kendime yetiyorum. ve hiç arkadaşım yok diye de şikayet etmiyorum. Eşim yetiyor, ailem yetiyor çok şükür.
Benim hayatımdan çıkan kimse samimiyetsiz veya iki yüzlü değildi. Hatta birşey diyeyim mi ben bu tabirleri başkaları için söylenirken duydum sadece. Neredeyse hayatıma böyle biri asla girmedi diyebilirim. Neredeyse değil bana kalsa derim de unuttuğum biri vardır belki diye açık kapı bırakıyorum :) samimiyetsizi kalitesizi bırakmak mesele değil zaten bırakmak şart bence. Peki samimi ve kaliteli insanları?
 
Aşkolsun highlighter ulusal süslenme aracımız artık. Bir tür mesaj veriyor gençlerimiz. Geleceğimiz de yüzümüz kadar parlak demeye çalışıyorlar. Hep sosyal mesaj kaygısından bunlar.

Ben sizden belki üstteki paragrafta bahsettiğiniz kısımda ayrışıyorum. Ben insanlardan uzak durmuyorum. Sadece istediğim ölçüde kendimi açıp, samimiyete karar veriyorum. Son çalıştığım üç kurumda da "dost" edinmedim. Kendimce sebeplerim vardı. Ancak çalışma hayatım devam ederken, davet edildiğim görüşmelere katıldım. İnsan izin verdiği ölçüde kişisel alanına dahil oluyor insanlar zaten.

Yirmili yaşların başında sizin gibiydim ben de. Çoğunlukla kaçardım ve ilgimi çekmeyen konularda ya sessiz kalır yahut ortama dahil olmazdım. Ancak şimdi durum biraz değişti. Hala eğlence ve sosyalleşme adı altında yapılan samimiyetten uzak, kendim olmayı başaramadığım ortamlardan kaçınıyorum ancak insan konusunda biraz daha farklı düşünüyorum. İnsanları incelemeyi sevdiğim ve her birinden mutlaka öğrenmem gereken bir şey olduğunu düşündüğüm için her ortama, her muhabbete fiziki olarak dahil olabilirim. Bir müddet sonra yarardan çok zarar göreceğimi anlarsam ilişiğimi keserim.

İşle alakalı kısımda haklı olabilirsiniz. İlk çalıştığım kurumda öğretmenler her okul çıkışı bir yerde kahve içerdi. Ya da okula bir şeyler sipariş edip otururlardı. Bu manasız eyleme anlam veremeyip bir an evvel evime gitmek isterdim. Zira konuşulan mevzular gün içinde yaşanan şeylerin kritiğiydi. Zaten yaşadınız o günü, bırakın bitsin gün bir de konuşarak sürdürmeyin derdim ama ne fayda.

Bunun dışında yaşınız kaç bilmiyorum. İnsan belli bir yaştan sonra sakinliği, az insanı tercih ediyor. Yine yaşla alakalı olarak olumsuz etki edecek her türlü ortam ve insandan kaçmak istiyor.
31 yaşımdayım. Tempoya 18 de başlayıp 26-27 gibi durulmaya başladım. 31 yaşımdayım. Deniz 18 de gümbür gümbür coşarken şu an sandalla ortasında durduğum denizde minik su şıkırtılarından başka ses duyulmuyor :) yine Samsun’da İstanbul’daki bir mitinge gitmiştik. Sıfır uyku gidiş, dinlenmeden slogan atmalar vs sıfır uyku dönüş :olamaz:

Siz benim daha sosyal versiyonumsunuz sanırım. Evrilmelerimiz ise farklı yönlere olmuş.
 
Benim hayatımdan çıkan kimse samimiyetsiz veya iki yüzlü değildi. Hatta birşey diyeyim mi ben bu tabirleri başkaları için söylenirken duydum sadece. Neredeyse hayatıma böyle biri asla girmedi diyebilirim. Neredeyse değil bana kalsa derim de unuttuğum biri vardır belki diye açık kapı bırakıyorum :) samimiyetsizi kalitesizi bırakmak mesele değil zaten bırakmak şart bence. Peki samimi ve kaliteli insanları?
Ya aslında bu bırakma işi tamamen karşılıklı. Şöyle düşünün o insanların sizin hayatınızdaki görevleri bitmiş. Üniversitede size çok şey katmışlar ve çok güzel bir üni ortamı yaşamanızı sağlamışlar. Fakat hiçbirimiz artık ünideki gibi değiliz. Hatta her gün bence farklılaşıyoruz. Bir gün beğendiğimizi ertesi gün beğenmiyoruz ( en azından ben öyleyim ) Artık çok başka insanlar belki de ( kalabalık olmak zorunda değiller 1-2 kişi ) sizin hayatınıza farklı görevlerle girecekler ve çıkacaklar.. Ben artık böyle bakıyorum. Hepimizin birilerinin hayatında bir görevimiz var o görev bitince otomatik ilişki de bitiyor aslında. Ama siz gerçekten değer verdiğiniz insanları istemezseniz hayatınızdan çıkarmazsınız zaten ( o kaliteli dedikleriniz ) bir de şöyle bir şey var o ortamdaki herkes birbiriyle görüşüyor da sadece sizle mi görüşmüyorlar ya da herkes eskisi kadar hala yakın mı ? sanmıyorum herkesin hayat yolu başka yerlere evriliyor işte o noktada görevleri bitmiş oluyor.
 
Ya aslında bu bırakma işi tamamen karşılıklı. Şöyle düşünün o insanların sizin hayatınızdaki görevleri bitmiş. Üniversitede size çok şey katmışlar ve çok güzel bir üni ortamı yaşamanızı sağlamışlar. Fakat hiçbirimiz artık ünideki gibi değiliz. Hatta her gün bence farklılaşıyoruz. Bir gün beğendiğimizi ertesi gün beğenmiyoruz ( en azından ben öyleyim ) Artık çok başka insanlar belki de ( kalabalık olmak zorunda değiller 1-2 kişi ) sizin hayatınıza farklı görevlerle girecekler ve çıkacaklar.. Ben artık böyle bakıyorum. Hepimizin birilerinin hayatında bir görevimiz var o görev bitince otomatik ilişki de bitiyor aslında. Ama siz gerçekten değer verdiğiniz insanları istemezseniz hayatınızdan çıkarmazsınız zaten ( o kaliteli dedikleriniz ) bir de şöyle bir şey var o ortamdaki herkes birbiriyle görüşüyor da sadece sizle mi görüşmüyorlar ya da herkes eskisi kadar hala yakın mı ? sanmıyorum herkesin hayat yolu başka yerlere evriliyor işte o noktada görevleri bitmiş oluyor.
Haklısınız. Belki de o kalabalığa ve çevremin o denli dolu oluşuna olması gerekenden fazla anlam yüklemişimdir :KK200:
 
31 yaşımdayım. Tempoya 18 de başlayıp 26-27 gibi durulmaya başladım. 31 yaşımdayım. Deniz 18 de gümbür gümbür coşarken şu an sandalla ortasında durduğum denizde minik su şıkırtılarından başka ses duyulmuyor :) yine Samsun’da İstanbul’daki bir mitinge gitmiştik. Sıfır uyku gidiş, dinlenmeden slogan atmalar vs sıfır uyku dönüş :olamaz:

Siz benim daha sosyal versiyonumsunuz sanırım. Evrilmelerimiz ise farklı yönlere olmuş.

Sosyal sayılmam pek de ben de ilgimi çekmeyen konuya dahil olmadığım için eleştirilmekten ve kibirli olmakla suçlamaktan yıldım mesela.

Alışveriş mevzusuna hemcinslerimiz lüzumundan fazla mana yüklüyor. Benim için alışveriş, ihtiyacın olan bir nesneyi beğenip almaktan ibaret. Üzerinde konuşmaktan haz etmiyorum. Birileri ile beraberken mevcut zamanı ayıracağım ölçüde mühim değil. Ancak tanıdığım hemen hemen her kadın bunu saatlerce konuşabiliyor. Falanca mağaza indirime girmiş, ötekinde çok güzel bir palto görmüş ama pahalıymış, öte yandan tam olarak kırık beyaz istiyormuş ama sadece krem rengi kalmış. Aynısı değilmiş. İçim çekiliyor, ruhum daralıyor. İlgi alanı farklı demek ki bana ne deyip geçiyorum ama bir daha o ortama dahil olmuyorum.

Bende de yaş 32. Oğlum olduktan sonra huyum, 30u aştıktan sonra yaşantım değişti :)
 
Sosyal sayılmam pek de ben de ilgimi çekmeyen konuya dahil olmadığım için eleştirilmekten ve kibirli olmakla suçlamaktan yıldım mesela.

Alışveriş mevzusuna hemcinslerimiz lüzumundan fazla mana yüklüyor. Benim için alışveriş, ihtiyacın olan bir nesneyi beğenip almaktan ibaret. Üzerinde konuşmaktan haz etmiyorum. Birileri ile beraberken mevcut zamanı ayıracağım ölçüde mühim değil. Ancak tanıdığım hemen hemen her kadın bunu saatlerce konuşabiliyor. Falanca mağaza indirime girmiş, ötekinde çok güzel bir palto görmüş ama pahalıymış, öte yandan tam olarak kırık beyaz istiyormuş ama sadece krem rengi kalmış. Aynısı değilmiş. İçim çekiliyor, ruhum daralıyor. İlgi alanı farklı demek ki bana ne deyip geçiyorum ama bir daha o ortama dahil olmuyorum.

Bende de yaş 32. Oğlum olduktan sonra huyum, 30u aştıktan sonra yaşantım değişti :)
Kibirli olmakla suçlanmak. O benim göbek adım :KK3:

Evet biri beynimi çiğniyor gibi hissediyorum sohbet o döngüye girdiğinde.
 
Akşamları işten eve gideceğim saatleri iple çekiyorum, evde mutfakta olmak, bi sağa bi sola şipidik şipidik gidip gelmek, koltukta eşimin koynunda mayışıp kalmak bana da daha cazip geliyor.. Yeni yerleştiğim bu şehirde tek bir kahve içecek arkadaşım yok fakat ben bu durumdan şikayetçi değilim, aksine yalnızlığımdan keyif alıyorum, cumartesi sabahları sahilde yürüyüş yapıyorum, pazar günleri yine eşimle keyifle vakit geçiriyorum.. Sosyalleşmeye olan ihtiyacım o kadar azaldı ki bi ben miyim acaba böyle diye düşünüyorum ne zamandır, fakat eşimle de bunun muhabbetini yaptık geçen günlerde, o da diyor ki "arkadaşlık ilişkilerine emek vermek istemiyorum, önünde sonunda her şey menfaat ilişkisine dönüşüyor"..
 
Zeki insanlar hem tembel hem de insan sevmez tiplerdir sayfalar dolusu yazabilirler bir kac dil bir kac universite bitirebilirler her seye yetenekleri vardir ama tam bir iste basarili olamazlar arti insanlarla iletisim de kuramazlar . Bir tane de bizim evde var sizin gibi oglum ; insanlarin gozunden ne hissettigini anliyor hissettigi olumsuzluksa bir daha gorusmuyor insanlarin bos laflarina tahammulu yok aksama dek kitap okuyor iki universite bitirmis olacak insallah ayrica muhtesem karakalem resim yapiyor... Siz de oylesiniz sanirim bu yuzden insanlara olaylara tahammulunuz yok ....normal olan sizlersiniz aslinda 😆
 
Sizin kapıyı telefonu açmadığınız insanlar sevmedikleriniz. Ama benim şu hayatta sevmediğim bir tane insan bile yok. Bir çok önemsediklerim var bir de diğerleri. Ama o diğerlerini arkadaş olarak hayatımın hiçbir noktasında ağırlamak gelmiyor içimden.
Herkesi seven bir insanın insanlardan bu kadar kendini soyutlayacağına inanmıyorum :) Kendinize dürüst olmalısınız bence.
 
Zeki insanlar hem tembel hem de insan sevmez tiplerdir sayfalar dolusu yazabilirler bir kac dil bir kac universite bitirebilirler her seye yetenekleri vardir ama tam bir iste basarili olamazlar arti insanlarla iletisim de kuramazlar . Bir tane de bizim evde var sizin gibi oglum ; insanlarin gozunden ne hissettigini anliyor hissettigi olumsuzluksa bir daha gorusmuyor insanlarin bos laflarina tahammulu yok aksama dek kitap okuyor iki universite bitirmis olacak insallah ayrica muhtesem karakalem resim yapiyor... Siz de oylesiniz sanirim bu yuzden insanlara olaylara tahammulunuz yok ....normal olan sizlersiniz aslinda 😆
Çok isterdim zeki olmayı ama değilim :) sadece pratik zekaya sahibim kolay öğrenirim ama gerçek bir zekiyle yakın arkadaştım lisede. O yüzden parlak zeka ve zeki arasındaki farkın farkındayım. İlk kez gördüğümüz dersleri beraber dinlerdik ben :KK57: şu ifadeye sahipken o bir yandan anladığını ifade eden hmm mm hmm sesleri çıkarır bir yandan sorulacak soruları:sopa: şu özgüvenle beklerdi:KK48:
 
Herkesi seven bir insanın insanlardan bu kadar kendini soyutlayacağına inanmıyorum :) Kendinize dürüst olmalısınız bence.
Sevmediğim kimse yok'tan kastım, birini sevmemek aktiflik göstergesi benim için. Biri beni sevmiyorsa bana karşı bir duygu taşıyordur. Ya kıskanıyordur ya çok seviyordur kırılmıştır gibi. Sevmediğim kimse yok derken sevdiklerimin dışında kalan kişilerin ‘diğerleri’ kategorisinde kaldığını ve sevgi adına onlara ne nefret ne de bir aşk duymadığımı belirtmekti amacım.
 
Evet iyi bir komşuya denk geldim ama bu iyilik tek taraflı olmuyor karşılıklı oluyor.Bunu anlamak içinde önyargılardan sıyrılıp insanlara fırsat vermek gerekli.Bende baştan sizin gibi düşünseydim zaten birbirimizi tanıma şansımız olmazdı.Kapılarınızı tam olarak açmasanızda aralamayı deneyin.

Arkamdan konuştuklarını bile bile konuşmak ben almayım, alana da mani olmayım. İnsan kıtlığında kalmadım. Merhaba demem bile büyük bir şey benim için. Ön yargı ile alakası yok. Biliyorum eminim durumdan yani. ☺️
 
Arkamdan konuştuklarını bile bile konuşmak ben almayım, alana da mani olmayım. İnsan kıtlığında kalmadım. Merhaba demem bile büyük bir şey benim için. Ön yargı ile alakası yok. Biliyorum eminim durumdan yani. ☺

Arkanızdan konuştuklarına eminseniz diyecek birşey yok.Artık insan ilişkileri mahalle kültürü dışında sizin tarzınızda ilerliyor zaten.
 
Arkanızdan konuştuklarına eminseniz diyecek birşey yok.Artık insan ilişkileri mahalle kültürü dışında sizin tarzınızda ilerliyor zaten.

Bu bi tarz mı tartışılır. Yapmacık yalan samimiyetlerdense daha az daha içten daha gerçek dostluklara sarılmak farklıymışım gibi hissettirmiyor. Az ama Özden yanayım. Ama diğer türlüsü de var, üst komşum mesela. Hem sevmez diğer komşuları hem de der ki yalnız kalmaktan iyidir, gittim iki lak lak ettim rahatladım. Gülümsüyorum sadece bu samimiyetsizliğe:)
 
Zamanla öncelikleriniz,değerleriniz değişmiş olabilir.Ben de çok insan ve kalabalık sevmem.Değişen alışkanlıklar da buna neden oluyor ama boş insanlarla aptal muhabbetler yapmaktansa kitap okumayı,tefekkür etmeyi,faydalı bir şeyler yapmayı ben de daha çok seviyorum.Açıkçası akraba ve komşuluk ilişkilerini de inancım gereği yapmaya çalışıyorum :)

Düğünleri de hiç sevmem ve yakınlarımda dahil herhangi bir düğünde göbek attığımı falan tarihler yazmamıştır.Bir kere halay çekeyim zorla dedim.Kendimi aptal gibi hissettim.Düğünlerde dışarıdan bakıp herkese"bu insanlar ne yapıyor"derken buluyorum kendimi.Yabani miyim bilmem ama aklıma Mustafa Merter'in kitabındaki bir cümle geliyor: Dejenere olmuş bir topluma entegre olmak,hasta olmakla eş anlamlıdır.."
 
X