Soru bir, ananlar nasıl bu kadar iyi ajsjsjsj. Benimkiler olsa o kadar uzun süre bakmazlar. Eşimin ailesi de bakmaz. Maksimum birkaç saat bırkamışımdır onda da bin tane trip.
Soru iki, nasıl ikna oldu bıdık? Benimki durmaz. Iyi sorun çıkarmadıysa valla.
Soru üç sen nasıl dayanacaksın gıdısını koklayıp uyutmadan?
Ben bu ara duygusalım sanırım deyip mevcut durumumu normalleştirebilirdim ama kabul, hep böyleyim asjsjs.
Kan işediğim, ardından acil taş ameliyatına girdiğim gün oğlanı bir günlüğüne bırakmıştım. Bir sürü söylenme duydum ki oğlan da kırk kere görüntülü aradı. Narkozdan uyanırken kurduğum ilk cümle "oğlan yemek yedi mi?" olmuş. Ailece normal değiliz.
O yüzden şöyan özendim sana :)
Sana "Biraz bırakıver" demem de ondan ya; ben akışa bıraktım, akışa direnmedikçe de rahatlık kendiliğinden gelir oldu, uyum geldi ilginçtir ki, benden belli bir yere kadar bir şeyler bekleniyor, her şey değil, çünkü her şeyi "görevim" haline getirmedim İdrağım. Bir sihirli değnek dokunmuş gibi geliyor böyle anlatınca ama, hayatının sihirli değneği sensin esasen, sen değiştirince kendini bir miktar, çevrene o etki yayılıyor. Kasmıyorum kuzum. "Ha öyle mi? Bak ama böyle böyle, e iyi sen bilirsin, ben de böyleyim" tamam bitti gitti.
Oğlumu çok severim her anne gibi; ama o çocuk ben yokken de kendini bilmeli, babası ile arası olmalı yönlendirdim yaptım; adam sürekli kudurtur çocuğu, sinirlendirerek sevmeyi seviyor; dedim "Saygısını kazanmıyorsun, yarın öbür gün ergenlikte orta parmağı göreceksin ve ben sana demiştim demekten başka hiçbir şey yapmayacağım" dedim. Çocuğa da açıkladım hep, "Baban bazen seni nasıl seveceğini bilmiyor ama babalar çocuklarını heep severler" filan böyle sohbetler ederek babasını tanıttım, sonrasında kendi oyunlarını keşfettiler. Uyku öncesi bir "Oss" oyunları var, "Osss" diyerek Japon selamı verip "Hayyayt" diyerek güreş tutuyorlar güya karate yapıyorlar, erkek tipi enerji atmaca, oynasınlar, sonra el sıkışıp "Güzel maçtı" diye tebrik edip bitiriyorlar.
Çocuk ağladı mı, ağlasın koşmuyorum, sızlandı mı, biraz sızlansın... Her zaman konuşmaya açığım ama ağlayınca sırtını hemen sıvazlamaya değil. Böyle böyle yoğuruyorum, biraz içgüdüsel gittiğim de doğrudur. Benim bunu anlatmama gerek yok gerçi sen çocuk gelişimcisin.
Ve elbette fıtrat da işin içinde, hakkını yiyemem laf anlıyor; benim, tıpatıp benim huyumda bir çocuğum olsaydı, çok daha zorlayacağından eminim. Düzene girecektir, annenin enerjisi = çocuğun enerjisi bu böyle hep. Ben relaks, çocuk relaks. Ben panik, çocuk panik, ben sinirli çocuk sinirli, ayna işte... Ondan sülalem raad takılıyorum. Bunun onun iyiliğine olduğunu düşünüyor ve kendimi tutuyorum mecburum. Teşbihte kusur olmaz, vaktinde bir köpeğim vardı; sevdim sarmaladım koynumdan indirmedim. Veteriner uyardı "Bak bu köpek fino değil, buna böyle davranamazsın, iyilik değil bu kötülük ediyorsun"... "Sevginin kötüsü mü olurmuş" dedim geçtim ve o köpeği bir-iki sene sonra zapt edemedim, koşar gelir üzerime atlardı düşerdim, komut almazdı sürekli oyun sürekli el ısırmaya çalışma hali sürekli fıldır fıldır, yanımda yürümez zincirinden sürükler, hayır bilmez... O köpeği mahvetim "Sevgimle"... Ağlayarak başkasına sahiplendirmek zorunda kaldım.
Sevgimi veririm sarılır öper koklar gıdıklar oynarım, ama ciddi yüzümü de bilir benimki. Hani şu varlığına inanılmayan "Bağırmayan anne" olayı var ya, onlardan biri oldum. 3 buçuk senede toplasan 2, bilemedin 3 kere bağırmışımdır ki onda da "Sinirli hissediyorum artık, bağırabilirim sana ve sonra ikimiz de üzülürüz" demişimdir.
İkna oldu çünkü açıkladık işte, uslu yani maşallah mı diyeyim, anlıyor, fıtratı, belki biraz benim duruşum.
Sıralaman "Yavrum, ben, ailem" olmuş senin biraz da ondan.
Bizde sıralama "Ben, yavrum, ailem" olarak gidiyor. Uçaklarda bile öyledir ya önce sen maskeyi takarsın, olay o. Sen nefessiz kalırsan zaten çocuğun da nefessizdir İdrağım. Böyle masal gibi anlattım ya, bildiğin şeyleri anlattım aslında.