2010 Ekim Bebekleri Büyürken...

günaydın ekim anneleri...nerelerde herkes...

melcim merhaba..buralardayım ben...
canım sıkkın biraz,evimin yolunu unuttum,bi gün anne,bi gün kv. sıkılıyorum..Ata da şaştı iyice..akşam uyku sorunumuz başladı.
ne olacak bilmiyorum..bir sordun bin ah işittin :):)
sen napıyosun canım,evi toplayabildin mi? ne zaman yolculuk?
 
Selam kızlar,

Yoğunuz biraz fazla giremiyorum buralara. Umarım herkesin keyfi yerindedir.

Cerencim, sana da kolay gelsin canım, zor tabi düzenin bozulması umarım en kısa zamanda atlatırsınız. Ne oldu bakıcınız ameliyata girdi mi?
 

selam canım..zor tabi ya...alıştığın düzen bozuldu..sürekli koşturmaca..umarım kısa sürede bakıcın iyileşir ya da güvenceğin yeni birini bulabilirsin..
ben toparlandım sayılır..yarın arabamı satıyorum evde olmaktan da sıkıldım biraz..hava serin olunca doruk u da çıkartamıyorum çok fazla.oto koltuğuna alıştırabilseydim..



esincim selam..sen işe başladın ben işi bıraktım..senin için çok iyi oldu ama..maddi manevi kazanç

hepinizi öptüm kızlar..
 
Anne, ben okumayacağım (
Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu.

Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.

Sessizliği bozan ben oldum.

“Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”

Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye bağırıyordu.

Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim.

“Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.”

Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.

12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, “Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

“Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, “Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu.

Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim, aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.

Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.

“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı.

Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl?

Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

alııntıdır.
 
kübra ağlattın beni bu yazıyla..ilk defa okudum..çok ama çok etkilendim..çok teşekkürler paylaşımın için..
 
Selam kızlar. Dışarıda mis gibi kar yağıyor, her yer bembeyaz. Az önce aldım Ayşe'yi indim aşağı. Pek deneyimi yoktu o yüzden ilk başta kucağımdan inmek istemedi. Ayakkabım pis oldu deyip durdu =) Sonra kardan adam yaptık hoşuna gitti. Oynamaya başladı, nasıl sevindi görmeliydiniz. Kandıra kandıra çıkardım eve. Şimdi uyuyor. Heyecanla kardan adamı anlatıyor, akşam babası gelince yine inecekmiş aşağı. Uzun zamandır çıkmıyorduk dışarı, market pazar mecburi ihityaç dışında. Malum misafirim vardı. Bugün uçuşları iptal olmazsa gidiyorlar. Kızımla pek bi sevindik aşağıda oynayınca =)

Mel, Aslı, Kübra, Esin, Emel, Ceren, Meral sizler de yavrular da iyisinizdir inşallah. Öpüyoruz hepinizi...
 

ayy ne güzel kar..biz kar yağışına hasret olduğumuzdan doruk henüz tam tanışamadı karla..ne güzel vakit geçirmişsiniz..aman dikkat et de üşütmesin ama Ayşe..şimdiki çocuklar en ufak bir soğuktan grip oluyor..
 
kızlar pazartesi pazartesi kötü bir olay ama sizinle paylaşmak istedim..çok etkisinde kaldım..cuma günü eşimin öğle arasından sonra boşluğu vardı..doruk la beraber öğle yemeğine çıkarsın bizi diye sürpriz yapalım dedik..hastaneye acilden girdim daha kestirme oluyor diye.. bir baktım eşim telaşlı telaşlı koşturuyor..yanına yaklaşamadım tabi başı çok kalabalıktı..sonra asistanının yanına gittik..henüz 12 günlük bir bebek..beyin tramvası geçirmiş..annesi yanında karyolada yatırmış..çocukla beraber dalmış uykuya..sonra bebeği yataktan düşürmüş uykusunda..anne zaten perişan..bir de polis alıkoymuş aileyi.ifade falan..orada konuşulanlara göre aile birinci derece suçluymuş..yoğun bakıma götürülürken gördüm bebeği..minicik kollarında serumlar falan..mahvaoldum öyle görünce..hemen eve geri döndüm..akşam geç saatte eşim geldi..bizim orada olduğumuzu bile farketmemiş..eve geldi abartısız yarım saat ağladı sanırım..normalde işi gereği de çok soğukkanlıdır..içime çok attım bütün gün çok etkilendim bu çocuğun yerinde oğlum da olabilirdi dedi..bebek henüz hayattaymış ama beyninin yüzde altmışı zedelenmiş..neyse yaaa sizin de canınızı sıktım ama çok etkilendim..bir anlık dikkatsizlik nelere sebep olabiliyor...bir kez daha anladık anne baba olmak çok zor ve çok ciddi bir sorumluluk..Allah hepimizin evladını korusun..
 
özlem sakıncası yoksa istanbulun neresindesin..
bide sanırım aslı vardı istda yaşayan...
bende eve gidince çıkarıcam dışarı inş.

teyzeleri kızım size çiçek gönderiyor
mel çok üzüldüm.. annesi babası kim bilir ne haldedir..olacak ama tedbir alınmamış ki yazık bebeğe ya..allah ailesine bağışlasın

herkeze iyi haftalar olsun..
 
Son düzenleme:
kızlar naptınız öyle,kübra da mel de ağlattınız valla..
melcim çok üzüldüm bebeğe,hepimiz geçtik o zamanlardan,yorgunluk uykusuzluk,insan kendinden geçiveriyor,yazık,umarım sağlıkla iyileşir.Allah anneye de sabır versin çok zor..Ata bebekken hiç uyumadık,devamlı emzir ,kucakta salla,perişandım..1 saat kesintisiz uyumazdı,ağlardı çok. gecenin köründe 1 sefer emzirdikten sonra ,kollarımda derman kalmayınca ayağımda salladım.uyuyakalmışım. eşim (nasıl olduysa hiç kalkmaz,uykusu da çok ağırdır) kalktı beni uyandırdı hemen,ayağından düşmesin Ata diye...nasıl olduysa içim geçmiş...o oldu,daha da gece ayağıma almadım,yatarak emzirmedim,uyuyabileceğim hiç bi şekle girmedim...çok üzüldüm bebeğe ,umarım normal bir yaşantıya dönebilir..yoksa ömür boyu aileye vicdan azabı...Allah tüm çocukları korusun..

benim bakıcı da inşallah yarın olacak ameliyat...
ben de en kısa zamanda eski düzenimize dönmek istiyorum..çok sıkılıyorum bu ara..neyse herkes kasvetli heralde bu hafta...

esincim,işlerin yoğun olmasına çok sevindim canım.:):)Allah daha da artırsın inşallah..

öpüyorum hepinizi....
 

Sıkma canını tatlım.. bunlarda geçecek inş.
önemli olan atanın saglıgı gerisini dert etme boşver...
 

yavrum yaaaaaa, çok üzüldüm, zaten engelli çocukların bir çoğu yenidoğan ve doğarken düşmelerin sonucu engelli oluyorlar, ben çok uyuya kaldım öyle hatta birinde tam kafası yere değecekken bacağından yakaladım, o kadar uykusuz bir bebektiki sürekli kucağımda uyuyordu, bir kaç kerede memedeyken uyuya kaldım çırpındı uyandım, yani uyku düşkünü değilim ama aylarca uykusuzluk çok kötü kapılardan geçemiyodum çarpıyodum, Allah sabır versin aman dikkat edin anneler..
 
Ayy kızlar şöyle bir selam verip çıkayım dedim ama içim ezildi okuduklarımdan.

Bebeğe çok üzüldüm, Allah acil şifalar versin ona ve ailesine, inşallah kalıcı hasar olmamıştır, inşallah hayatına sağlıklı devam eder. Allahım bebeklerimizi korusun. O dönemler gerçekten çok zor çoook. Gecede kaç kere kalkıyorsun, emzirmek için. Ben de uyuyakalmamak için resmen kendimle savaş verdiğimi gözlerim kapandıkça, tüm gücümle kıpır kıpır kıpırdanarak kendimi uyanık tuttuğumu hatırlıyorum. Hatta bazen her şeyi otomatik gibi yapıp gecenin bir vakti kabustan uyanır gibi Rüzgarı ne yaptım, diye yatağa sağıma soluma, yere bakıp dehşetle arandıktan sonra beşiğinde mışıl mışıl uyurken görünce rahat bir nefes alıp uykuya dönmelerimi hatırlıyorum. Allah o ailenin yardımcıları olsun, Allah kimseyi evlat acısıyla sınamasın.

Diğer yazı da çok duygulandırdı beni ben de ağladım. İnsan gerçekten kolay yetişmiyor ve annelik de çok çok başka bir şey.

Neyse kızlar kendinize ve bebişlere çok iyi bakın.
 

ay çok üzüldüm o yavruyaaa rabbim sağsalim sağlıkla bağışlasın ailesine
ben de bir kere uyuykaldım elim mert erenin üzerinde göğsünün üstünde emziriken annem uyandırdı
eşim de ayağında sallarken uyumuştu bir kere tlf çaldı irkildi sese mert eren ayağında hemen tuttu o günden sonra uyumadı
anne babalık hayatta en zor şey ıkızlar hepinizi öpüyoruz kuzumla
 
selam ekim anneleri..
kübra o ecrinin ben yerim ya..ne tatlı maşallah..doruk un boyu boyuna da uygun yani..bilmem anlatabildim mi
kızlar ben de heyecan tavan yaptı..10 günümüz kaldı resmen..
esincim aynı şehirde olduğumuz için sana özellikle sana tavsiye edeyim..sabah doruk la e-bebek mağazasına gittik..üst katında mini club var..kocaman bir alan..yerler çim halı..bir sürü oyuncak,kaydırak,oyun evleri var..oyun alanının hemen köşesine de 4-5 tane masa atmışlar..gazete,dergi,kitap,çay , kahve..ebeveynler için..doruk çıldırdı orayı görünce..çocuklarla hemen oyuna daldı..bende uzun zamandan sonra ilk kez kahvemi içerek gazetemi sonuna kadar okudum..yeni keşfettim ama umarım gittiğimiz yerde de bulabilirim böyle şeyler..
 
Mel cok uzuldum Rabbim saglik versin ailesine de sabir. Herkes ayni donemden gecmis sanirim. Gercekten de anne baba olmak cok zor.
Kubra ecrin nasil guzel masallah yerim onu. Ben avrupa yakasinda Basaksehirde oturuyorum. Sen nerdesin?
Quarta bakicin insallah biran once toparlanir da eski duzeninize donersiniz. Cabuk gecer bugunler uzulme.
 

Ay canım benim çok tatlısın...
heyecanını anlıyorum üzüntü sevinç korku hep bir arada
inş. istediğin gibi olur herşey...
 
Bu siteyi kullanmak için çerezler gereklidir. Siteyi kullanmaya devam etmek için onları kabul etmelisiniz. Daha Fazlasını Öğren.…