"Sevdiğim Laflar"

"Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan.Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör.Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl ; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret.Bırak dünyanın haritasını yapmayı!Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy.Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?"
 
KİBAR OLMA-GERÇEK OL

Bu kitap kendimizi yüzüstü bırakmaya başladığımızı fark ettiğimizi fark etmek ve yeniden hayata dönmek için pratik araçlar sunuyor.

Bir çiçek, açmasını sağlayan ısı ve ışık için güneşe nasıl teşekkür edebilir ki?

Uslu bir çocuk muydunuz? Eh, o zaman uslu çocuk olmanın getirdiği ödüllerin tadını çıkarmış olmalısınız. Bu ödüller arasında genellikle depresyon, zaman zaman taşkınlık, kariyer konusunda kafa karışıklığı veya işinde anlam bulamama hali, belli belirsiz anksiyete, kendi ihtiyaçlarına dair düşük farkındalık, tek düze ilişkiler, içten içe kendinden nefret etme ve çeşit çeşit psikosomatik hastalıklar oluyor.

İnsanları memnun etmenin köleleştiren cazibesine kapıldım.

Kibar insan, sırf onunla konuştuğunuz için bile sizi içerliyor olabilir çünkü o sırada tuvalete gitmesi gerekiyordur. Ama bunu söylemek yerine, bacaklarını sıkıp öylece durur ve sizi dinliyormuş gibi başını sallayıp gülümser.

Kibar insan genellikle öfkesini içinde tutar, ta ki güvenli bir yer bulup oraya boca edinceye kadar.

Öfkeyi bastırma konusunda başarılı olan kibar insan ise çoğu zaman arterit, ülser, sırt ağrıları ve kalp sorunları gibi psikosomatik hastalıklara yakalanır.

Başkalarının ihtiyaçlarına gerçek anlamda saygı, kabul ve empati gösteren biri ile, kendini değil de başkalarının ihtiyaçlarına saygı göstermek üzere yetiştirilmiş kibar biri arasında dağlar kadar fark var.

Ağır suç işleyenlerin neredeyse tamamının çocukken çok ceza aldıkları gösterilmiştir.

Korkunun olduğu yerde saygı olmaz.

Sevginin karşıtı nefret değil, korkudur.

Zır-kibar, kendisine zarar verecek kadar iyi olanlardır.

İyiliğin yüksek lisans derecesini yapmayın!

Kibar ölülere dönüşmeyin!

Kendini feda etmek için; başkalarını istediğinizden daha uzun süre dinleyin.

Bu kadar alçakgönüllü olma, o kadar da harika değilsin.

Kendini terk etmek de şiddettir.

Kibarlığımız, başkasının bize baskı yapmasına ve ihtiyaçlarımızı karşılamamızı engellemesine neden olduğunda ya kendimize ya karşımızdakine ya da her ikisine birden kızıyoruz.

İnsanlarla geçinememe korkusu, zır-kibar olmanın ardındaki en önemli itici güç.

Ben kendime kızgın olacağıma, siz bana kızgın olun daha iyi!

Bir topluluk içinde ihtiyaçlarımızı güçlü ama şiddetsiz bir şekilde ortaya koymanın ve müzakere etmenin yolları bize ala öğretilmediği için, çoğumuz ya kırgın, ya bastırılmış koyunlar ya da başkalarına karşı sorumsuzca davranan gözü dönmüş boğalar oluyoruz.

Toplulukları parçalayan dedikoduların kaynağı, genellikle anlaşmazlıklardan korkan kibar insanlardır.

Kültürümüzün bize, karşımızdaki kişi istediğimizi vermeyince onda sorun olduğunu düşünmeyi öğretmesi ne üzücü.

Hareketlerimizin sorumluluğu alıp onlardan ders çıkarmak yerine, başkasını suçlamayı hemen öğreniveriririz. Ve böylece korku ortamı kartopu gibi yuvarlanarak büyür.

Fünya olabilirim ama asla dinamit olama. Bir başkasının acısını tetikleyebilirim ama asıl neden onun karşılanmamış ihtiyaçlarıdır.

Önce kendi gözündeki tozu temizle, böylece aynısını yapmaları için başkalarına yardım ederken etrafı net görebilirsin.

KAB! (kişisel almayı bırakın)

Haklı olma çabanızın, aslında haksız olduğunuzu düşünüp utanç duymaktan kendinizi korumaya yönelik bir çaba olduğunu fark etmemeye özen gösterin.

Suçlamak, beni kör ederek bütün duygusal sıkıntılarımın gerçek nedenlerini anlamama engelleyen bir tuzak.

Sıkıntımın gerçek nedeninin farkında olmamam beni aynı zamanda bu konuda bir şey yapma konusunda da güçsüz bırakır.

Suçlamanın böylesine yaygın olmasının nedeni işe yarıyor gibi görünmesi.

Karşımdaki kişinin, benim tepkimi belirleme gücüne sahip olduğunu düşünmeyi asla istemem. Bunu düşünüp, dolayısıyla buna izin vermediğim sürece böyle güçleri yoktur.

Biri bize kızdığında, neyi yanlış yaptığımızı düşünmek yerine, karşımızdakinin ihtiyaçlarının neler olabileceğine odaklanalım.

Sevgi, sevdiğiniz susuzken ona seni seviyorum demek değil, ona içecek bir şey vermektir.

Bahçede hiçbir zaman yabani otların filizlenmeyeceğine söz vermek imkansızdır ama bunlarla nasıl başa çıkacağımız konusuna odaklanabiliriz.

Yok sayma ve eleştilirme olarak yorumladığın davranışımı bana söylersen, ben de o sırada içimde neler olduğunu sana söyleyebilirim.

‘Neden’ soruları acı içindeki kişiyi, özellikle keşfetmeye ihtiyacı olandan farklı yola yönlendirdiğinde iyileşme sürecinden de saptırır.

‘Hak ediyorum’ diye düşünmek, öfkeyi tetikleyebilir. Neden? Çünkü bir şeyi hak ediyorsanız ona sahip olmalısınız, öyle değil mi? ‘Bunu hak etmiyorum’ inancı depresyona ve ‘zavallı ben’ çaresizliğine sürükler.

Hangisi daha önemlidir? Çocuğun bisiklet sürmeyi hemen öğrenmesi mi? Yoksa baba ile çocuğun zengin, sevgi dolu bir bağı koruyup geliştirmesi mi?

Kendimizi sefil etmek için en güçlü ve dahice tekniklerden biri olarak, kendimizi başkalarıyla kıyaslamayı öneriyor.

Düşünce hala kafamızın içindeyse, bir ‘Tanrı Kumbarası’ alalım. Aklımıza tekrar o düşünce geldiğinde ‘Olmaz, ben o düşünceyi Tanrı Kumbarası’na attım, bundan sonra Tanrı ilgilenecek onunla’ diyelim.

Her korkunç eylemin altında her zaman insani bir ihtiyaç vardır.

Bazen işlerin düzelmesi için, daha da kötüleşmesi gerekir. Bazen, insanların birbirlerine kötü davranmalarına neden olan öfkeyi ya da nefreti ortaya çıkarmak için anlaşmazlık yaratmak önemlidir.

Dinimde tek bir günah var: telaş etmek
 
Bir şeye hayır diyorsam, aslında başka bir ihtiyaca evet demiş oluyorum. Hayır'ı başkalarına hediye ettiğimde aslında karşılamak istediğim bir ihtiyacı da başkalarına hediye ediyorum.
 
"Kendinize dünyanın neye ihtiyacı olduğunu sormayın. Size yaşama sevinci veren şeyin ne olduğunu sorun. Sonra da gidin ve onu yapın. Çünkü dünyanın hayat dolu insanlara ihtiyacı var." Harold Whıtman
 
ÖFKE DANSI

Öfkemiz incindiğimizi, haklarımızın ihlal edildiğini, gereksinimlerimizin ya da isteklerimizin doğru şekilde karşılanmadığını ya da sadece, işlerin yolunda gitmediğini gösteren bir ileti olabilir.

Öfke haklı ya da haksız, anlamlı ya da yararsız değildir. Öfke sadece vardır. “Öfkemde haklı mıyım?” diye sormak, “Susamaya hakkım var mı ki? Ne de olsa daha beş dakika önce su içtim; demek ki susamaya hakkım yok. Zaten şu anda su içemeyeceksem, susamamın ne anlamı var?” demeye benzer.

Öfke duymak bir soruna işaret etse bile, öfkeyi açığa vurmak sorunu çözmeyecektir.

“İyi kız” kategorisinde ne pahasına olursa olsun öfkeden ve çatışmadan kaçınmaya çalışırız. “Şirret” kategorisindeyse kolayca öfkelenmekle birlikte, etkin olmayan ve yapıcı bir çözüme ulaştırılmayan kavga, yakınma ve suçlamalara girişiriz.

Böylece, tıpkı “iyi kızlar”ın sessizlikleri gibi bizim kavgalarımız da, ilişkilerimizdeki eski bildik modelleri korumaktan başka işe yaramaz.

Bu kitap, kadınların uzun vadede kendileri için yararlı olmayan öfke yönetme şekillerinden uzaklaşmalarına yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu şekillerin arasında sessizce boyun eğme, etkisiz kavga ve suçlama ile duygusal mesafe koyma yer alıyor. 1. Öfkemizin Gerçek Kaynaklarına Kilitlenmeyi ve Nerede Durduğumuzu Açıklığa Kavuşturmayı Öğrenebiliriz. 2. İletişim Becerilerini Öğrenebiliriz. 3. Verimsiz Etkileşim Modellerini Gözleyip Bunlara Müdahale Etmeyi Öğrenebiliriz. 4. Karşı Adımları veya Diğerlerinin “Eskisi gibi ol!” Tepkilerini Beklemeyi ve Bunlarla Başa Çıkmayı Öğrenebiliriz

Eski bir dansta diğer insanın adımlarını değiştirmesini sağlayamayız; ama kendi adımlarımızı değiştirdiğimizde dans artık aynı, önceden tahmin edilebilir modelde devam edemeyecektir.

Endişelerimi Steve’e anlatmaktan vazgeçip iyi bir arkadaşımla dertleşebilirdim. Belki de Steve o zaman, kendi endişeleriyle yüzleşme fırsatını bulurdu. Ya da Steve’e, birbirimize yakın olduğumuz bir anda gidip bebeğimiz için çok endişelendiğimi ve bu durumla başa çıkmaya çalışırken onun yardım ve desteğine ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirdim.

Diğer kişiyi farklı hale getiremeyiz, ama biz kendimiz farklı bir şey yaptığımızda, eski dans artık alışılmış şekliyle devam edemeyecektir.

Pek çok evli çift gibi onlar da evlilik sorunlarının tamamen diğer kişiden kaynaklandığını düşünüyorlardı ve bunu söze dökmeseler bile, evlilik terapisinden ikisi de aynı şeyi bekliyordu: diğerinin “düzeltilmesi” ya da “kendine getirilmesi.”

Sandra Larry’yi, annesiyle babasına karşı duyduğu öfkeyi fark etmekten de korumaktaydı. Bunu, Larry adına onları eleştirip öfkelenerek yapıyordu. Tabii Larry’ye de işin, onları savunmak şeklindeki basit yanı kalıyordu.

Bu, her birinin davranışının, diğerinin aynı şeyi daha çok yapmasına neden olan bir diğer döngüsel danstı.

Ama biz bu etkileşimin aslında, eşlerden birinin davranışının, diğerinin davranışını koruyup kışkırttığı döngüsel bir dans olduğunu biliyoruz. Döngüsel dansın başı ya da sonu yoktur. Dansı kimin başlattığının önemi de yoktur. Burada asıl önemli soru şudur: “Bu danstan nasıl çıkarız?”

Döngüsel dansı kırmak için ilk adımı atan kişi neden Sandra’ydı? Sandra, Larry’ye göre daha büyük bir acı içindeydi ve ilişkideki duygusal takipçi rolü onu duygusal olarak daha kırılgan bir konuma sürüklüyordu

Sandra’nın eleştirileri karşısında öfkelenip savunuya geçiyor ve bu da onu, işi bitirmekte yaşadığı zorluk konusunda kaygı ya da suçluluk duymaktan koruyordu. Sandra’nın Larry’yi değiştirme çabaları, onun kendi sorunlarıyla yüzleşmesinden kaçınmasını kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Eski modelde Sandra tüm gücünü Larry’yi değiştirmeye yöneltmiş olduğu için, kendi başına hareket edip seçim yapma gücünü kullanamıyordu -ki bu da aslında, sahip olduğumuz tek güçtür.

Maggie sessiz kalmak ya da tartışıp kavga etmekten başka seçeneği yokmuş gibi davranıyordu; oysa deneyimleri ona, ikisinin de işe yaramadığını göstermişti.

Maggie, başka bir insanın duygu ya da düşüncelerini kontrol edemeyeceğini ya da değiştiremeyeceğini henüz öğrenememişti. Bu şekilde davranması, annesinde eleştirdiği katılığın daha da artmasına yol açıyordu

Hem kavga etmek hem de sessiz kalmak, Maggie’nin annesinden bağımsızlığını kazanamamasına yol açan yöntemlerdi.

Benim çocuğum için, benim doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapmaya önem veriyorum. Hatalarım olacağını biliyorum. Ama şu anda Amy’ye, kendi uygun gördüğüm şekilde bakmak istiyorum

Benim çocuğumla, benim doğru bulduğum şeyi yapmam benim için çok önemli.”

Önemli bir ilişkide vur-kaç tavrı uzun vadeli bir değişim doğurmaz. Maggie değişim konusunda gerçekten ciddiyse, kat etmesi gereken daha uzun bir yol var.

Sorun, Katy’nin. Babasıyla, kendini öfkeli hissetmemesi için uygun sınırları belirlemek ve açıklığa kavuşturmak için bir yol bulmalı. Çabalayan ve acı çeken, Katy. Bu onun sorunu. Ama Katy’nin sorunu olduğunu söylemek, onun suçlu ya da hatalı olduğunu ima etmek anlamına gelmiyor. “Sorun kimin?” sorusunun, suçlulukla ya da kusurlu olmakla hiçbir ilgisi yok. Sorunu olan kişi sadece, belli bir durum karşısında huzursuzluk ya da tatminsizlik duyan kişi anlamına geliyor.

“Ne demek istediğini anlıyorum, baba.” Katy bu yemi yutmayı reddetmişti ve kendi sorununu sakince ele almayı sürdürüyordu. “Annemin her ikisine de bakabilmesi beni hep etkilemiştir. O, öfkelenmeden verici olmak konusunda çok yetenekliydi. Ama ben annem değilim. Ondan farklıyım ve onun gibi davranabileceğimi hiç sanmıyorum. Sanırım ben annemden daha bencilim.” Aralarına çöken gerilimli sessizliği babası bozdu. “Pekâlâ, Katy, senin bu sorunun hakkında benim yapmam gereken bir şey var mı?” Sesinde alay ve incinme karışımı bir ifade vardı. O anda Katy’nin içinden, babasına eskisi gibi tavsiyede bulunup dışarı çıkarak insanlarla tanışmasını ve elindeki kaynakları kullanmasını söylemek geçti. Ama deneyimleri ona, bunun bir işe yaramadığını göstermişti. Bunun yerine, kendi sorununu tartışmayı sürdürdü

Katy ayrıca, babasını, yaşlı anne babasıyla kendi deneyimleri hakkında sorgulamaya başlıyor. Diğer aile üyelerinin sizinkine benzer sorunları kuşaklar boyunca nasıl hallettiklerini öğrenmek, tepkiselliği azaltıp bireyin kendisi hakkındaki açıklığını artırmasının en iyi yollarından biridir. Hatta Katy, babasıyla bu konuyu konuşmaya başlamadan önce, kendi ailesinde bu tür bakım işlerinin nasıl halledildiği hakkında daha çok şey öğrenmeliydi

“Uzun bir süre terapiye gitsem bile, babama hayır dediğimde yine de suçluluk duyuyorum. Ama evet demeyi sürdürürsem de öfkeleneceğim. Öyleyse, değişmek istiyorsam, bir süre suçluluk duygusuna katlanmayı öğrenmeliyim.”

Lisa ağzıyla şöyle diyordu: “Yorgunum, öfkeliyim ve bu konuda bir şey yapma ihtiyacı duyuyorum.” Ama davranışlarıyla statükoyu koruyordu. Kısacası, sorunu hakkında bir şey yapma sorumluluğunu üstlenmiyordu.

Lisa, kendi sorununu çözmek için bir şey yapmazsa, bunu onun yerine, kocası da dahil hiç kimse üstlenmeyecektir.

Lisa, zamanını ve enerjisini nelere harcamak istediğini ve nelere harcamayacağını belirlemişti. Lisa bu değişimi Rich’e karşı değil, kendisine karşı duyduğu sorumluluk nedeniyle gerçekleştirmişti. Eğer “grev” ilan etmiş ya da bütün bunları, Rich’ten intikam almak için yapmış olsaydı, aralarındaki sorunlar daha da derinleşirdi.
 
Yanında aptal bir kadın olan bir sürü zeki adam görürsünüz ama yanında aptal bir adam olan zeki kadın kolay kolay göremezsiniz."
 
X